04.04.1990 - Aşure Orucu, Takvim Çeşitleri ve Özellikleri, Peygamberlere İman, Hristiyan ve Yahudilere Muhalefet

04.04.1990 - Aşure Orucu, Takvim Çeşitleri ve Özellikleri, Peygamberlere İman, Hristiyan ve Yahudilere Muhalefet
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh, alâ külli hâlin ve fî külli hîn.
Ves-salevâtü ves-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmein ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'd din.
Emmâ ba'd:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Aşure günü oruç tutardı ve bunu kendisi tuttuğu gibi ümmetine emrederdi, 'Siz de tutun.' diye tavsiye ederdi."
Peygamber Efendimiz Aşure orucunu tutardı.
Aşure ne demek?
Âşûrâ diye her hecesi uzun. Âşûrâ', bir de sonunda hemzesi var. Muharrem'in onuncu gününe derler. On, Arapça aşere. Âşûrâ' da Muharrem'in onuncu günü özel, o günün ismi.
O gün eski peygamberlerin büyük iltifatlara, ikramlara mazhar olduğu, kurtulduğu, sevaplara erdiği, sıkıntılardan feraha çıktığı gün olarak peygamberlerin hepsinin hayatında mühim yeri olan bir gün, Muharrem ayının onuncu günü.
Bizim bir takvimimiz var, şu anda kullandığımız, "milâdî takvim" diyoruz. Büyüklerimizin kullandığı eski takvimden iki farkı var. Bir; bu kullandığımız takvim miladı başlangıç olarak ele alıyor, ecdadımızın kullandığı takvim Peygamber Efendimiz'in hicretini başlangıç alıyordu. İkisi arasında bir kere başlangıç farkı var. İki; bizim bugün kullandığımız takvim bir yıl olarak güneşin yörüngesine, bir noktaya gelişine kadarki zamanı, 365 küsur günü esas alıyor. Dedelerimizin kullandığı, Müslüman alimlerin kullandığı, ortaya koyduğu takvimde ay, kamer esas alınıyor, "kamerî" deniliyor. Bunda zaman birimi olarak ay esas alınmış. Dinimizin bütün emirleri; bayramlar, Ramazanlar, akşamlar, vakitler hep kamer takvimi esasına göredir. O bakımdan dinî takvimimiz olmuş oluyor. Her şeyimiz kamere göre hesaplamış oluyor.
Kamerî sistemde kamer, güneşin battığı yerde hilâl olarak ilk görüldüğü zaman o gün ayın biridir. Daha doğrusu ertesi gün artık ayın biri oluyor. Güneş batacak, akşam başlamış olacak. Akşamleyin gökyüzünde incecik hilâli gördün mü tamam, artık o akşam yeni ayın ilk gecesi olmuş oluyor, ertesi gün de ilk gündüzü olmuş oluyor. Böylece eski zamanda, şimdiki zaman göre bir fark daha oluyor. Eski zamanda yeni bir ay, yeni bir gün akşam namazında başlıyor.
Şimdi ne zaman başlar?
Gecenin yarısında; 24 olacak, 00:00'da başlayacak.
Gecenin yarısında niye başlatıyorlar?
Herkes tatilde olsun, uyumuş olsun, yani muamelât kolay olsun demişler, oraya atmışlar.
Ama eskiden güneş battı mı bir gün bitiyordu, yeni bir gün başlıyordu. Güneş battığı zaman da ufukta hilâl görülüyorsa yeni ay başladığı anlaşılıyordu. "Hilâl göründü, yeni ayın hilâli göründü." deniliyordu.
Onun için Ramazan'da ve bayramda, -tabii Şevval'in girmesini yine hilâlden anlayacağız- hilâli gözlemek Müslümanların bayağı mühim işlerinden biridir. Gidecekler, ufkun göründüğü bir yerde oturacaklar, akşam vakti güneşin battığı yeri dikkatli bir şekilde izleyecekler; "Tamam, hilâl göründü, yeni ay girdi!" diye birbirlerine müjdeleyecekler. Onun için her büyük şehirde, köyde, kasabada bir tepe, manzarası güzel, etrafa hâkim, güneşin battığı yeri çok iyi gören bir yer vardır, oraya "bakacak" derler.
İnsanlar bakacağa gidip de neye bakacak?
Gidecek hilâle bakacak. Yeni ay doğuyor mu, doğmuş mu doğmamış diye onu inceleme yeri olmuş oluyor.
Sistem tamamen farklı iki sistem.
Bizim dedelerimizin kullandığı dinî ibadetlerin bağlı olduğu sisteme "hicrî takvim" deniliyor; çünkü hicret başlangıç olduğundan o isim verilmiş. 622 milâdî yılında Peygamber Efendimiz Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Müneverre'ye hicret etti. İslâm'ın tarihinde önemli bir dönüm noktası diye oradan sıfır noktayı almışlar. "Hicretten şu kadar sene sonra, hicretten bu sene kadar önce" diye her şeyi ona kıyaslamışlar. Müslümanların takvimi böyle gelmiş. Ondan sonra herkesin isterse evinde Diyanet takvimi olsun isterse olmasın, ister dağ başında olsun, ister saati olsun ister olmasın, ister tahsili olsun ister olmasın, gözü olduktan sonra, ufka bakabildikten sonra, yeni hilâli gördü mü yeni ay başlamıştır. On iki ay tamam oldu mu da kamerî bir sene tamam olmuştur, diye eski sistem böyle kullanılmış, böyle geçmiş.
Eski sistemin özelliği; mevsimler döner. Ramazan ayı bazen yaza gelir, bazen bahara gelir, bazen kışa gelir, bazen sonbahara gelir. İnsan senenin her ayında ömrü varsa oruç tutmuş olur. Kamerîde sistem böyle.
Milâdî takvimde ise her şey sabittir. Kış ille Ocak ayında, yaz ille Haziran- Temmuz ayında, sonbahar şurada... Kazık gibi katı tutulmuş oluyor.
İşte insanların zamanları, tarif etmek için buldukları şeyler...
Muharrem ayı vardır. Muharrem ayı hicrî yılbaşı sayılmıştır. Hicretin yılbaşısı 1 Muharrem'de başlar.
"Muharrem ayının onuncu gününde Nuh aleyhisselam tufandan kurtuldu, Musa aleyhisselam Firavun'dan kurtuldu, şu peygamber şu feyze nâil oldu, şu peygamber bu lütfa erdi..." diye dinî bakımdan uğurlu, mübarek, hayırlı bir gün.
Oruç tutulmuş. Peygamber Efendimiz'in kendisi de Muharrem ayının 10'unda oruç tutardı, "Siz de tutun." diye ümmetine de tavsiye ederdi.
Yalnız biz Allah'ın hak yolunun yolcuları olduğumuzdan Allah'ın gönderdiği bütün peygamberleri tanıyoruz. Bizde ayrı gayri yok. Bizim dinimizin en büyük özelliği, en yüksek güzelliği orada; biz her peygamberi tanıyoruz. Âdem; başımızın tacı, safiyullah, atamız Âdem aleyhisselam, en büyük dedemiz. Nuh, peygamberimiz. İbrahim, peygamberimiz. Musa, peygamberimiz. Aleyhimüssalâtu vesselam. Hepsine salât u selâm olsun. Hepsi bizim saydığımız insanlar. Biz Allah'ın kullarıyız, Allah'ın gönderdiği her peygambere saygılıyız. Biz sağlam yoldayız.
Onun için ne mutlu ki Müslümanız! Elhamdülillah ki Müslümanız! Hiç kimseyle bir şeyimiz yok, kalbimizde bir şey yok. Her peygamber başımızın tacı, hepsine rahatlıkla aleyhissalatu vesselam diyoruz.
İslâm'ın ne kadar sağlam bir din, ne kadar güzel bir yol olduğunu gör.
Bizim büyüklerimiz nasıl eski peygamberlerin bayramını bayram etmişler, o günlerde feyz almışlar, o günlerde lütfa ermişler, o günlerde kurtulmuşlar diye nasıl o günde de sevinip oruç tutuyorlar, elhamdülillah!
İslâm dünyada Müslümanları birleştirecek yegâne sistemdir, başka şeyde birleşmez. Çünkü her peygamberi, her kitabı tanıyoruz, hepsine sevgimiz saygımız var.
Bir; Peygamber Efendimiz bütün insanlara peygamber gönderildi mi?
Gönderildi, âyetle sabit;
Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn. Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li'n-nâsi beşîran ve nezîrâ.
Ayetlerle sabit ki, sadece Türk'e değil, sadece Kürt'e değil, sadece Arap'a değil, sadece Acem'e değil, sadece Hint’e değil, sadece Çin'e değil; tüm insanlara! Tüm insanlara değil; cinlere de peygamber gönderilmiş! İnsanlara ve cinlere peygamber gönderilmiş.
Tamam mı?
Tamam efendim, ne diyeceksen devam et.
Devam ediyorum:
Madem bütün insanlara peygamber gönderilmiş, Allah bir kavme bir peygamber gönderir de onlar o peygambere uymazlarsa kâfir olurlar mı olmazlar mı?
Olurlar. Bu da Kur'ân-ı Kerîm'le sabit.
Keşke benim bağlandığım peygambere herkes bağlansa! Keşke benim okuduğum Kur'an'ı herkes okusa! Keşke benim ibadet ettiğim Rabbimin varlığını, birliğini, hikmetini, kudretini herkes anlasa da O'na herkes güzel kulluk etse! Keşke her taraf gül gülistan bahar olsa! Keşke her yerde iyilik olsa; düşmanlık olmasa, zulüm olmasa, gadir olmasa, sömürü olmasa...
Biz onu istiyoruz. Ama başkaları o seviyede değiller.
Elhamdülillah alâ ni'meti'l-İslâm!
Bizim vazifemiz insanlara bu gerçekleri anlatmak.
Ey yahudiler, ey hıristiyanlar! Siz sıradan insan değilsiniz; çünkü size Allah peygamber gönderdi. Peygamberlik nedir bilirsiniz. İbrahim aleyhisselam var, İshak aleyhisselam var, Yakup aleyhisselam var. Çocuklarınıza adlarını koyuyorsunuz; Jacob diyorsunuz, Samuel diyorsunuz, Salomon diyorsunuz; Süleyman demek işte o, Yakup demek... Adlarını koyduğunuz o peygamberler... Allah peygamber göndermiş, bir tane değil, bir tane daha, bir tane daha; her devirde peygamber göndermiş. İşte Hz. Muhammed-i Mustafâ da hâtemü'n-nebiyyîn, peygamberlerin sonuncusu; ona da uy, kurtul!
Allah gerçekleri ayan beyan görmeyi nasip etsin.
Peygamber Efendimiz, demek ki Aşure günü eski ümmetlerin, eski peygamberlerin mutlu günleri olduğundan, onlar o gün oruç tuttuğu gibi biz de tutuyoruz, bize de tavsiye etmiş, kendisi de tutmuş.
Yalnız bütün bunlara rağmen Peygamber Efendimiz'in bize öğrettiği bir şey var;
Hâlifu'l-yehûde ve'n-nasârâ diyor Peygamber Efendimiz. "Yahudilere, Hristiyanlara uymayın. Onlara muhalefet edin, onlardan farklı olun."
Onlar sadece Aşure günü mü, onuncu günü mü oruç tutuyorlar? Siz 9 ve 10 veya 10 ve 11 tutun, iki gün tutun, onlara benzemeyin. Evet o peygamber, bizim sevdiğimiz inandığımız peygamberlerdendir. Tamam, Aşure gününü kutlarız ama onlardan biraz farklı...
Efendimiz ibadette bile böyle bir farklılık düşünürken, birazcık farklı bir şekilde hareket etmeyi, "Tam onlara benzemeyin, siz Müslümansınız, sizin hâliniz daha başka..." diye tavsiye ederken, şimdi bu yirminci yüzyılda gidip de tamamen onların dümen suyuna girersek, kuyruklarına tutunursak, yapışırsak, onlar gibi hareket edersek; örfümüzü, âdetimizi, yaşamımızı, âilevî münasebetlerimizi, düğünlerimizi, bayramlarımızı, giyimlerimizi kuşamlarımızı onlara benzetirsek ne olur bizim hâlimiz?
Biz Müslümanız. İslâm özel, özge, yüksek bir hayat nizamıdır. Sen Müslümanca yaşayacaksın; giyiminden kuşamına, sözünden sohbetine, gecenden gündüzüne kadar her şeyin senin İslâmca, imanca olması lazım!
Neden?
Çünkü sen Müslümansın.
Sen hayatını nasıl tanzim edeceksin?
"Resûlullah nasıl hareket etmişse öyle hareket edeceğim. Kur'an nasıl buyurmuşsa öyle hareket edeceğim, ne demişse öyle yapacağım." demek zorundasın, Müslümansan... Kurtuluş yolu odur.
Peygamber Efendimiz ibadette bile benzemiyor. İbadette bile ortaya bir fark koyuyor, "Onlara muhalefet edin." diyor.
Allah bizi oruç ibadetinin feyzinden bereketinden de azamî istifa edenlerden eylesin.
09.05.1997 -
1 Muharrem, Hicri
02.07.1999 -
Peygambere İtaat, İslam
