30.05.1995 - Muharrem Ayı, Peygamberimizin Hicreti

30.05.1995 - Muharrem Ayı, Peygamberimizin Hicreti
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm.Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdü lillâhi hakka hamdihî hamden kesîren tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ hayrı halkıhî seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî v emen tebiahû bi-ihsânin ecmaîn.
Emma ba’d.
Aziz, sevgili ve muhterem kardeşlerim!
Şu anda İslâmî takvim hesaplamalarına, takvim âdetine, geleneğine göre,yeni bir yılın içine girdik.
Allah bu yeni yılımızı hayırlı, mübarek eylesin. Kazançlı eylesin, sevaplı, ecirli eylesin.Önümüze taptaze, yeni bir sayfa açıldı.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz,Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret etmiş.Doğduğu yer Mekke.
Nerede doğdu?
Mekke-i Mükerreme’de doğdu.
Kabri nerede?
Medine-i Münevvere’de.
Mekke-i Mükerreme’de doğmuş.Mekke-i Mükerreme çok mübarek bir mahal. Yeryüzünde ilk mâbedin yapıldığı yer.
Bismillâhirrahmânirrahîm
اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ ﴿96﴾ ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ
İnne evvele beytin vudıali’n-nâsi le’llezî bi-bekkete mübâreken vehüden li’l-âlemîn. Fîhi âyâtün beyyinâtin makâmü İbrâhîm vemen dehalehûkâne âmina. Veli’llâhi ale’n-nâsi hıccü’l-beyti meni’stetâa ileyhi sebîlâ. Vemen kefere fe-inna’llâhe ğaniyyün ani’l-âlemîn.
İnne evvele beytin. [1]“İlk mabet, ibadethane
”Vudıali’n-nâsi. “İnsanoğlu ibadet etsin.” diye yapılmış olan ilk mabet.
Le’llezî bi-bekkete.“O Mekke’nin yerinde olan, o eski kadim, yeryüzünün en eski mahalli, oradaki yapılmış olan, mübarek yapıdır.”
Kâbe’dir. Kâbe’nin olduğu yerdeki yapıdır. Çok mübarek yer.
İbrahim aleyhisselam; o mabedin temelleri üzerinde, kendisi inşaatı tamamlamış.Zaten orada bir yer var, mübarek bir yer. “Çoluk çocuğunu götür, oraya yerleştir.” diye,Allahu Teâlâ hazretleri emrettiği zaman o mübarek yerin, mabedin olduğu yere çoluk çocuğunu iskân ettiğini biliyor. Çoluk çocuğunun oraya yerleşeceğini biliyor. Dua etmiş.
Eskentü minzürriyyetî vâdin ğayri zî zer’ın ınde beytike’l-muharrem.
“Senin o muhterem evinin yanına çoluk çocuğumu yerleştirdim.” diyor.
O anda ev filan görünmüyor.
Gayri zî zer’ın, “Ekin bitmeyen bir vadiye, taşların arasına çoluk çocuğumu iskan ettim, yerleştirdim.” diyor.
“Senin evinin, mukaddes mabedinin yanı” diyor.
Mukaddes yer; temelleri görünmese bile, o anda boş gibi olsa bile, mukaddes bir yer. Allah öyle mukaddes eylemiş ve Peygamber-i Zîşânımız Mekke-i Mükerreme’ye âşık,Mekke’yi çok seviyor. Çünkü mübarek yer. Çünkü kendisi mübarek insan; Allah’ın mübarek kıldığı yeri seviyor ama Allahu Teâlâ hazretleri,o Muhammedüni’l-Emîn’e emreylemiş.
Muhammedüni’l-Emîn;o emîn, o tatlı huylu, güzel huylu, güzel yüzlü, adı güzel kendi güzel Muhammed-i Mustafa’ya emretmiş:
“Ben, seni peygamber seçtim, âlemlere rahmetimden dolayı acıdığımdan dolayı seni vazifeli gönderdim.”
يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ
يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ
Yâ eyyühe’l-müzzemmil. [2] Yâeyyühe’l-müddessir. [3] “Ey böyle elbisesine bürünüp de titreyip duran peygamberim! Ne o? ‘Vahiy geldi.’ diye ne titreyip duruyorsun?”
Kum fe-enzir.“Kalk, Rabbinin emrini insanlara bildir; ikaz et, ihtar et, uyar, uyandır, onları.”
Cehaletten, küfürden, şirkten kurtulmaları için söze başla, Allah’ın davetine başla, kalk.
Çünkü;Cebrail aleyhisselam’ı ilk gördüğü zaman, titremeye başladı, çok heyecanlandı.
Eve geldi;“Benim üstümü örtün.”dedi.Hz.Hatice validemiz de örttü. Vahiy tekrar geliyor,bırakmıyor peşini.
Yâ eyyühe’l-müddessir. “Ey elbisesine sarınıp bürünen peygamberim!”
Kum fe-enzir. “Kalk ayağa, yatma, titreme, gevşeme!Kalk! Rabbinin emrini, insanlara tebliğ et,onları korkut.”
“‘Bak böyle küfürde devam ederseniz, böyle müşriklikte devam ederseniz, cehennemde cayır cayır yanarsınız!’diye korkut,Allah’ın azabını haber ver, ihtar et, ihbar eyle, bildir.” diye emir gelince ne yapsın?
Mübarek insan, kimseyi üzmek istemeyen insan, tatlı dilli insan, güleç yüzlü insan, herkesle iyi geçinen insan, herkesin sevdiği saydığı insan.
Ve enzir aşîreteke akrabîn. “En yakın aşiretlerini,sana yakın kavim kabileni çağır.” dediği zaman,Safâ tepesine çıktı, kendi kavmini isim isim çağırdı:
“Ey filanca oğulları, ey falanca oğulları!
Hepsi gittiler; çünkü itimatlı bir insan, boşuna konuşacak bir insan değil. Ciddi insan, gayri ciddi bir insan değil. “Allah Allah, bu sesleniyor.” diye gittiler.
Hepsi toplandılar; o da Safâ tepesinde, kayalıklarda... Zaten doğduğu ev, mahallesi yakın, Benî Haşim yurdu. Kâbe-i Müşerrefe de yakın. İnsanlar orada toplanınca dedi ki;
“Ey kavmim! Beni tanıyor musunuz?”
Tanıyoruz.
“Nasıl bilirsiniz?”
“Çok iyisin, çok dürüstsün, çok güvenilen bir insansın; paramızı, mücevheratımızı,her şeyimizi sana emanet bırakıyoruz, güvenilen insansın.”
“‘Tepeden gördüm; şu dağın arkasında düşman ordusu toplanmış,bu tarafa doğru geliyorlar, silahlılar, sizi asıp kesecekler, tedbir alın!’ desem,bana inanır mısınız?”
“İnanırız.” dediler. “Sen Muhammedü’l-Emîn’sin. Güvenilen Muhammed’sin. Sana inanırız.”
Dedi ki;
“Bakın, evet, şu dağın arkasından düşman gelmiyor ama böyle yaşarsanız; âhirette cehenneme gidersiniz, cehennem tehlikesi var. Sizin bu yaşamınızdan daha sonraki âhiret hayatında; Allah’ın iyi kullarına cennet var.
Allah’ın kahrının tecelli ettiği, Allah düşmanlarının cezalandırdığı yer var,cehennem var. Allah şirki sevmiyor; şirki bırakın! Küfrü sevmiyor; küfrü bırakın! İmana gelin,müslüman olun, Allah’ın varlığını birliğini anlayın, aklınızı kullanın, Allah’a güzel kulluk edin!” diye ikaz etmeye başladı.
Güzel, çok güzel bir şey!Ustalar şu taşları böyle yontmuş, böyle yerleştirmişler. Yukarısını da nakışlı yapmışlar. Akıl almaz güzel desenler; burası güzel, burası güzel.
Tamam işte, kim yapmış?
Taşı, ustalar yapmış. Bak, izleri var. Taş taraklarının izleri var, bunu böyle tak tak, tak tak vurdular, bunları yaptılar.
Bu önce neydi?
Ocaktan çıkmış taştı. Mihrabımızın kenarı oldu, üstü oldu, süsü oldu, ziyneti oldu. Şimdi o taşı buraya mihrap yapmışlar, eve ocak yapmışlar, beri tarafa eşik yapmışlar, şu tarafa kemer yapmışlar, bu tarafta da put yapmışlar; geçiyorlar karşısına, tapınıyorlar.
“Niye böyle elinizle yaptığınız konuşamayan, hareket edemeyen; aklı, idraki,hareketi, kabiliyeti olmayan taşa, ağaca, puta niye tapıyorsunuz? Tapmayın bunlara!”
Doğru değil mi bu?
Çok doğru.
Doğru ama, muhterem kardeşlerim,her inancın temsilcilerinin, etrafında böyle bir zümre meydana geliyor, takım meydana geliyor; o işi teşvik ediyorlar. Firavun’un öyle avanesi var,Nemrut’un öyle avanesi var, herkesin etrafında böyle çevresi var;tabi Kureyş’in de...
O mübarek Kâbe’nin hürmetine; “Orada hizmet olsun.” diye hizmet gören insanlar var. Ondan sonra da kendi akıllarından putlar icat etmişler, lât demişler uzzâ demişler menât demişler. Arapların bir sürü putu var; her kabilenin başka bir putu var. Hatta bazen putları, hamurdan kendileri yaparlarmış.
Hz.Ömer gülerek anlatıyor:
“Hamurdan yapardık, pişirirdik, sonra da yerdik.” diyor.
Bir düzen, bir kadro meydana gelmiş. Onlar, o düzeni bozmak istemeyen insanlar oluyor. Araplar muhtelif yerlerden kalkıp, Kâbe’yi ziyaret etmeye geliyorlar.
Kâbe: Hz.İbahim aleyhisselam zamanından beri insanların kıymetini bildiği bir yer. Ondan önce de eski zamanlarda insanlar gelmişler ama sonra İbrahim aleyhisselam yeniden inşa etmiş.Şimdi onlar, bu işe razı olmadılar. Makul söylüyor, doğru söylüyor,iyi söylüyor ama çeşitli sebepler oldu. Hak sözü kabul etmemek için çeşitli bahaneler...
Çeşitli şahsî bahaneler, ailevî bahaneler, menfaat bahaneleri... Bu işten hoşnut olmayan insanlar oldu. Alay edenler oldu, hakaret edenler oldu, itiraz edenler oldu.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in getirdiği inanca, güya kendi akıllarından itiraz edenler oldu. Peygamber Efendimiz’e; “bu şair galiba” dediler,“kâhin galiba” dediler “sihirbaz galiba” dediler.
Mucizesini görünce “sihirbaz” dediler, istikbalden haber verince “kâhin” dediler. Güzel konuşunca,Kur’ân-ı Kerîm okuyunca “şair” dediler, bir şeyler yakıştırmaya çalıştılar.
Olayı bir ciddi incelemek lazım.Tabi ciddi inceleyip de kabul edenler de vardı: Hz.Hatice validemiz gibi, Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz gibi.Bildiğiniz gibi,Mekke’nin aklı başında insanlarından kabul edenler de vardı.
Ama öyle alay etmekle, sataşmakla, omuz vurmakla olmuyor;
“Şu Ebü’l-Kâsım Muhammedü’l-Emîn’i öldürelim, bu iş bitsin. İşi kökünden halletmiş olalım.” dediler.
Bir taraftan da tabii diyorlar ki;
“Tek kişi öldürürse kan davası olur. Ne yapalım?”
“Her kabileden bir tane insan seçelim, hep birden hücum edelim. Hepsi birden vursun, kim vurduya gitsin.Benî Haşim,bütün kabilelerle baş edemez. Ne yapalım, diyet veririz.” diye düşündüler.
Neticede, öldürmek kastına kadar vardılar. Müslümanların işkencesi de bitti de artık yaşama durumu kalmadı. O zaman Allahu Teâlâ hazretleri, hicreti emretti.
Hicret ne demek?
Hecere yehcürü hecren ve hicreten ve hicrânen.
Hicret “ayrılmak” demek.
Nerden ayrıldı Peygamber Efendimiz?
Ana baba yurdundan, doğduğu vatan-ı aslîsinden, sevdiği Mekke-i Mükerreme’sinden, âşıkı olduğu Kâbe-i Müşerrefe’sinden ayrı düştü,ayrıldı. Allah’ın emriyle,ayrılmak zorunda kaldı.
Nihayet,Medine-i Münevvere’den gelmiş olan insanlara,Peygamber Efendimiz Akabe’de,-hani büyük şeytanın taşlandığı yer var ya “Akabe” diyoruz, “cemretü’l akabe” de durumu anlattı.
Onlar da dediler ki;
“Haklısın kabul.”
“Beni destekleyin.”
“Destekleriz, tamam, buyur, bizim şehrimize gidelim. Madem Mekkeliler seni kabul etmiyor, buyur bizim şehrimize gel. Biz, kendi canımızı koruduğumuz gibi seni koruruz,başımızın tâcı ederiz,yâ Ebe’l Kâsım Muhammed!” dediler.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’i Medine-i Münevvere’ye davet ettiler ve böylece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize, Medine-i Münevvere; hicret edilecek yer olarak, belirmiş oldu. Oraya gitmeye karar verdi,
Bu işler nasıl oluyor?
Dikkat edilirse, Allah her şeyi planladığı için, evvelini, âhirini, her şeyi bildiği için; “Kulum, öyle yap, böyle yap.” diye önceden ayarlıyor.
Bu yeni sene için, ne yapacağımızı düşünmek, planlamak, azmimizi gayretimizi kuvvetlendirmek.Geçen sene yaptığımız tecrübelere dayanarak, yaptığımız hataları yapmayıp, yapmak istediğimiz ve yapamadığımız o iyilikleri yapmak için; geçen seneki hayatımızın tecrübelerinden istifade ederek, bu senemizi Allah’ın rızasına uygun geçirmeye çalışmak.
Bu senemizin ve bundan sonraki ömrümüzün, hayırlı olmasını Allahu Teâlâ hazretlerinden dilemek.
Allah hepinizden razı olsun.
Esselamü aleyküm ve rahmetullah.
31.01.2001 -
Münafıklık, Kıyamet Alametleri
30.05.1995 -
1 Muharrem, Hicri
