31.01.2001 - Münafıklık, Kıyamet Alametleri

31.01.2001 - Münafıklık, Kıyamet Alametleri
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberâken fîhi. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Hamden dâimen lâmiyen lâ yenkati’u evvelühû ve lâ yefnâ âhiruh. Hamden kemâ hüve ehlüh. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ve men-tebi‘ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn ecma‘îne’t-tayyibîne’t-tâhirîn.
Muharrem birinci aydır, muharrem ayı mübarek bir aydır, bugün biri bitti yarın ikisi oluyor. Muharrem ayı ile beraber yeni yıl başı bugün. Yeni yılda başladık.
Hayırlı mübarek olsun. İnşallah Müslümanların yüzü güler. Allah yüzlerini güldürsün, işlerini rast getirsin.
Onun birkaç hadis-î şerîf okuyalım. Açtığımız sayfadan okuyoruz ki;
Abdullah b. Büreyde babasından rivayet etmiş ki, bu da Neseî’de, Ebû Davud’da, Ahmed b. Hanbel’de olan bir hadîs-i şerîf.
Lâ tekûlû li’l-münâfıkı seyyidinâ fe-in yekün seyyidüküm fe-kad eshattüm rabbeküm.
Münafık bir kimseye efendim demeyin, efendimiz demeyin. Seyyid, efendi demek Arapça’da. Seyyidenâ, ey efendimiz demek. Münafıksa kişi yani içi başka, dışı başka ise, dışardan müslüman gibi görünüyorda içi bozuksa, imanı eksikse, size karşı başka türlü davranıyorsa, siz yokken başka türlü davranıyorsa, cılksa, halis muhlis müslüman değilse, hakiki mü’min değilse böyle bir münafık kimseye parası da olsa mevkii makamı da olsa; efendim demeyin, efendimiz demeyin.
Çünkü, fe-in yekün seyyideküm. Eğer o sizin efendiniz ise, hakikaten efendimiz diyorsunuz, o zaman, fe-kad eshattüm rabbeküm. Rabbınızı fena halde kızdırmış olursunuz.
Rabbınızın gazabına uğrarsınız. Öyle münafığı efendi seçmişseniz kendinize, efendim deyip duruyorsunuz ona. O zaman Rabbınızın gazabına uğrarsınız. Binâenaleyh, İslam’da sevgi ve saygı mü’min kimseyedir; imanından dolayıdır, ihlasından dolayıdır. İmanı, ihlası varsa severiz. Fukaracık da olsa, kırk yamalı abası da olsa, köylü dayı da olsa mübarek deriz, aksakallı deriz, nur yüzlü deriz, hiç namazını bırakmamış bu mübarek deriz, hiç haram yememiş deriz severiz. Amma kıravatlı da olsa, sinek kaydı traşlı da olsa, rugan papuçlu da olsa, redingotlu fraklı da olsa kuyruklu kanatlı,papyon kıravatlı da olsa,paraları tırlarla taşınacak kadar da çok olsa, mevki makam sahibi de olsa münafıksa ;efendim demek yok, yüz vermek yok. Yüz verdin mi Cenâb-ı Hâk kızar. Cenâb-ı Hâkk’ın gazabına uğrarsın.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi böyle er kişi, babayiğit bir kişi eylesin. Kimseden yılmayan, korkmayan, iyi insanı seven, kötü insana da seni Allah için sevmiyorum var mı bir diyeceğin diyebilen, kimsenin önünde öyle iki kat eğilmeyen, başı dik, işi doğru, sözü doğru özü doğru, iyi niyetli temiz, Müslümanlar olmayı Allah nasip etsin.
Münafıklara pirim vermeyelim, destek vermeyelim, münafığa alkış tutmayalım, münafığa güleç yüz göstermeyelim, münafığı desteklemeyelim. Çünkü münafığa gülmek bile, ona bir pirim vermektir, bir kuvvet vermektir, ben senin yaptığını beğeniyorum demektir, yapmamak lazım. Alkışlamamak lazım. İtibar etmemek lazım ki, Allah için kendisine kızıldığını anlasın, Allah’ın yoluna gelsin, iyi insan olsun. İyi insan olmayacaksa bu toplumda kıymetinin itibarının olmayacağını da bilsin.
Diğer hadîs-i şerîf;
Lâ tekûmü’s-sâ’atü hattâ lâ yükâlü fi’l-ardı Allah Allah.
Ahmed b. Hanbel, Müslim, Tirmizî, İbn Abdilberr, İbn Hibban, Hâkim, Abd b. Humeyd, Enes radıyallahu anh’ten ve Hâkim İbn Mesud radıyallahu anh’ten rivayet etmiş ki;
Lâ tekûmü’s-sâ’atü. Kıyamet kopmayacak. hattâ lâ yükâlü fi’l-ardı Allah Allah. Yeryüzünde Allah Allah denmedikçe, denilmez duruma gelinmedikçe kıyamet kopmayacak.
Yani Allah Allah diyen, Allah’ı zikreden, Allah’a inanıp Allah’a ibadet eden insan varsa, kıyamet kopmayacak. Allah Allah denmeyecek bir zaman gelecek, Allah’ı unutacaklar, zikretmeyecekler, o zalimlerin, gafillerin başına patlayacak kıyamet.
O halde Allah Allah sözünü dilimizden, gönlümüzden eksik etmeyelim. Cenâb-ı Hakk’ı çok zikredelim. Çünkü münafık Cenâb-ı Hakk’ı zikretmeyi sevmez, mü’min sever. Mü’min Cenâb-ı Hakk’ı çok zikreder, her zikrettiğinde de çok sevap alır. Onun için yürürken, otururken, yatarken, çalışırken, gezerken, bakınırken her zaman Allah Allah sözünü çok söyleyelim.
Demek ki dervişler, dünyanın direği oluyor. Derviş kalmadığı zaman, Allah diyen kalmadığı zaman; dünyanın direği kırılacak, dünya içindeki Allah Allah demeyen, zikirsiz şükürsüz heriflerin tepesine yıkılacak, kıyamet kopacak o zaman. Onun için Allah Allah demeyi aşk ile şevk ile çok çok yapmayı daima şiâr edinelim. Cebimizde eğlencemiz olarak tesbihimiz olsun. Şıkır şıkır, şıkır şıkır her zaman [tesbihimizi çekelim].
Bir tesbih gördüm, gül yaprağını sıkmış, gül kokuyor, yani sıkıştırma yapıştırma. Öyle tesbihler görmüşsünüzdür. Gül yaprağından, Yasemin yaprağından, çiçeğinden, gül yaprağından, çiçeğinden sıkma tane yapıyorlar. Böyle bakıyorsun bunun renginde, bundan biraz daha açık vişne çürüğü gibi, gülden yapılmış, yaseminden yapılmış. Kokluyorsun yasemin kokuyor, kokluyorsun gül kokuyor tesbih. Bir de bu sefer gördüğüm, bu taneler tabi yaprak olduğu için böyle çekildikçe, teri aldıkça kabarıyormuş gül yaprağı. Bunun iki tarafına gümüşten işlemeli kafacıklar geçirmiş tanenin, iki tarafı gümüşlü birşeyler olmuş. Kolleksiyonlarda mutlaka olması lazım böyle tesbihlerin.
Lâ tekûmü’s-sâ’atü hattâ yukbedu’l-ilmü ve teksürü’z-zelâzilü ve yetekârabü’z-zemânü ve tazharu’l-fitenü ve yeksürü’l-hercü ve hüve’l-katlü hattâ yeksüre fî-kümü’l-mâlü fe-yefîdu.
Buhârî, Müslim, İbn Mâce, Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten rivayet etmişler üçüncü ve sonuncu hadîs-i şerîf.
Kıyamet kopmaz kopmayacak, hattâ yukbeda’l-ilmü. İlim, insanların arasından alınmadıkça. İlim, insanların arasında kalmayacak.
İlim nasıl alınır insanların arasından?
Başka hadis-î şerîflerden biliyoruz, Cenâb-ı Hâk alimleri alır, geriye dini bilmeyen cahiller kalır.
Âhir zamana yakın 30’a yakın deccal çıkacakmış, hepsi kendisini Resûlullah sanacakmış. Alçaklara bak! Hem deccal, hem de Resûlullah sanıyor kendisini. Millet de cahil olduklarından, böylelerine etrafına toplanıyorlar. Çok böyle bilgisi, ilmi, takvâsı, dinden imandan, Kur’an’dan nasibi olmayan insanların etrafında toplanıyorlar.
Allah böyle şaşırtmasın, sapıkların da peşine düşürtmesin kimseyi.
Hem dünyası mahvoluyor, hem âhireti mahvoluyor. Hem hayatı gidiyor, hem âhireti gidiyor. İşte bak ilim kalkmadıkça, kıyamet kopmaz.
İlim alınacak, nasıl alınacak?
Alimler alınacak, cahil kalacak öyle olacak. Ulemâ gidecek, geriye İslâm’ı bilmeyen herifler kalacak.
Başka?
Ve teksürü’z-zelâzilü. Zelzeleler çoğalmadıkça, kıyamet kopmayacak. Yeryüzü ordan ordan sallum sullum sallanacak boyuna. Çoğalacak zelzeleler.
Ve yetekârabü’z-zemânü. Zaman yakınlaşacak.
Zamanın yakınlaşması, ya bereketsizleşmesi manasına yani bir sene ama nasıl geçtiğini anlayamıyor. Birgün ama hop bakıyor akşam oluvermiş, bereketsiz, zamanın yakınlaşması bu olabilir.
Bir de zaman dediğimiz şey nerden oluyor?
Dünya kendi etrafında 24 saatte dönüyor, bir gün oluyor.
Daha hızlı dönerse?
O zaman, zaman kısalmış olacak. Gün hızına göre 18, 16 saat, 12 saat hızlandığı zamanda işler bozulur, bütün dengeler bozulur. Çünkü bunun böyle 24 saatte dönmesi başka, daha hızlı döndüğü zaman merkezkaç kuvvetinden maddeler, dağlar belki denizlerin altında kalır yani. Denizler daha çok böyle dışarıya gider, her tarafı sular istila eder belki. Neler olur, Allah bilir.
Yani o dünyanın hızlı dönmesi neden olur?
Manyetik tesir olur, başka gök cisimlerinin tesiri. Bir yıldız yanından geçer fıızz, onu döndürtür falan. Nasıl olacaksa.
Bir de zaman, dünya güneşin etrafında 365 günde dönüyor ondan oluyor. Bu dönüş de hızlanırsa o zaman mevsimler de değiştiği zaman öyle de olabilir. Yani hakiki olarak da kısaltılmış olabilir zaman, manevî bakımdan bereketsizleştiği için de kısalmış olabilir. Allah bilir ama her ikisi de olabilir.
Ve tazharu’l-fitenü. Fitneler çoğalacak. Fitneler, fesatlar, karışık işler, imtihanlar çoğalacak. Ve yeksürü’l-hercü. Ve ölüm, çok olacak. Öldürme, adam öldürme işi, herc ü merc etmek insanları. Bu çok olacak. Ve hüve’l-katlü. Yani bu öldürme demek. Hattâ yeksüre fî-kümü’l-mâlü. Ve mal çoğalacak. Fe-yefîdu. Ve taşacak.
Yani nereye koyacağını ne yapacağını bilemeyecekler. Mahsül çok bol. Mesela bizde şimdi mahsüller çürüyor. Gittiğimiz zaman birçok şeyler atılıyor yiyecekler, şeyler. Hem manavların kenarlarına atılıyor, hem tarlalarda atılıyor hem denizlere dökülüyor Türkiyed’e falan. Ağacından toplanmıyor; kurtarmıyor falan diye, nakliyesine değmiyor falan diye.
Mal çoğalacak ama eskiden böyle değildi. Eskiden üretim azdı, üretim araçları az olduğundan, insanlar çok sıkıntılar çekiyorlardı. Eski kitaplardan okuduğumuz, anladığımız kadarıyla şu bizim bolluğun %1’i yoktu. Yiyecek yoktu, giyecek yoktu, kumaş yoktu, buğday yoktu, meyve yoktu. Dünyanın bazı yerleri hâlâ öyle.
Tabi malın azlığı bir imtihan, çokluğu da bir başka imtihan.
Allahu Teâlâ hazretleri, her türlü imtihandan başarı ile geçmeyi nasip eylesin.
Mal o kadar çoğalacak ki, sadaka verilecek insan bulamayacaklar, mal sahipleri zekât verecek insan bulamayacaklar. Değişecek dünyanın durumu. Hakikaten de değişiyor. Şimdi yiyecek içecek bazı yerlerde çok bol.
Allahu Teâlâ hazretleri, bizi huzurlu bir ömürle yaşamaya muvaffak etsin. Âhir zamanın fitnelerine bulaştırmasın, başımıza belaları sarmasın. Bizi fitnelerin içine atmasın, böyle öldürmek, öldürülmek, can emniyetinin olmaması durumlarına düşürmesin. Ve Allah, verdiği malın kadrini kıymetini bilip, şükretmeyi nasip etsin. Paramızla, zenginliğimizle de hayır hasenat yapıp, rızasını kazanmayı cümlemize nasip etsin.
el-Fâtiha.
20.02.1998 -
Ramazandan Sonra Dikkat
30.05.1995 -
Muharrem Ayı, Peygamberimizin
