24.01.1997 - İnsanların En Hayırlısı ve En Kötüsü

24.01.1997 - İnsanların En Hayırlısı ve En Kötüsü
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ebû Bekre radıyallahu anh'ın -Ebû Bekir değil- rivayet ettiğine göre, kendisine sorulmuş:
Eyyü'n-nâsi hayrun? "İnsanların hangisi en hayırlıdır veyahut daha hayırlıdır?" diye sorulduğu zaman buyurmuş ki;
Men tâle umruhû ve hasüne amelühû.
Kîle fe-eyyü'n-nâsi şerrun?
Yine sorulmuş;
"İnsanların en kötüsü kim, pekâlâ?"
Kâle: Men tâle umruhû ve sâe amelühû buyurmuş.
Ne sormuş oluyorlar Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e?
Eyyü'n-nâsi hayrun? "İnsanların hangisi daha hayırlıdır?"
Hayır kelimesi Arapça'da "daha hayırlı" mânasına da gelebilir, "en hayırlı" mânasına da gelebilir. "İnsanların en hayırlısı hangisidir veyahut ötekilerle mukayese edildiği zaman insanların daha hayırlısı kimdir?" diye sorulduğu zaman Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuşlar ki;
Men tâle umruhû ve hasüne amelühû. "Ömrü uzun olan ve icraati, işleri, amelleri güzel olan."
"Uzun yaşlı, çok yaşayan ve bu yaşamı içinde yaptığı işler güzel, sevaplı, faydalı olan kimseler en hayırlı insanlardır." buyurmuş oluyor.
Aksini sormuşlar;
Fe-eyyü'n-nâsi şerrun? "İnsanların en kötüleri o halde kimlerdir? Madem hayırlısı bunlar, en kötüleri hangileridir?" Men tâle umruhû. "Ömrü uzun olan. " Ve sâe amelühû. "İcraatı, fiilleri, amelleri kötü olan." buyurmuş.
Demek ki mü'min kimse için ömrünün uzun olması iyidir. Çünkü çok yaşadıkça çok sevaplı işler yapar ve sevabı artar. O zaman insanların da en hayırlısı olur.
Bir halk sözü var:
"Ulemânın kocası, kocadıkça koç olur; cühelânın kocası, kocadıkça hiç olur." diye, hoşuma gider bu söz. Halk arasında böyle bir söz nakledilir.
"Alim, bilgin olan, İslâm'ı tanıyan, yaşayan ârif bir kimse kocadıkça tatlılaşır, bilgeleşir, hakîmleşir, daha güzel duyguları daha güzel ifade eden, daha güzel işleri yapan bir insan haline gelir. Cahil de ihtiyarladıkça artık kontrolünü de, kendi kendisini çekip çevirmesini de kaybettiği için gittikçe hiç olur, bunar, ihtiyarlar, yok olur gider." diye bir söz var, onu da hatırlatmış oldu bu hadîs-i şerîf.
Demek ki esas itibariyle uzun ömürlü olup da icraati, bu ömrü içinde yaptığı işleri, yaşantısı, faaliyetleri iyi olan insan en hayırlı insan oluyor. Ama ömrü uzun olup da icraati, işleri kötü olan insan da en kötü insan oluyor. Çünkü ömrü boyunca herkese zararı dokunacak, şerri büyük mikyasla, büyük miktarda olacak.
Buradan ders olarak neler çıkartabiliriz?
Demek ki insanların en hayırlısı olmak için ömrün uzun olması gerektiğine göre, ömrümüzün uzun olması için üzerimize düşen tedbirleri almalıyız. Sıhhatimizi korumalıyız, sağlığımıza dikkat etmeliyiz, vücudumuzu yıpratmamalıyız. Bunu her zaman söylüyorum. Elhamdülillah bizim camiamızın, kardeşlerimizin, kardeş grubumuzun, ihvânımızın içinde doktorlarımız var. Bizim kurduğumuz şifahâneler, hastaneler, muayeneler var. Tıbbî hizmeti daha iyi yapabiliriz.
Ben kardeşlerime hasta olmadan önce sağlıklarını korumasını tavsiye ederim. Hasta olduğu zaman doktora gitmek değil de, sağlıklı iken doktora gidip "Benim durumum iyi mi? İyi devam ediyor mu? Yoksa bir yerde ufak tefek bozukluk başlamış mı? Önceden, kısadan, kolayken tamir edeyim." diye sağlığını korumaya, yani hıfsı's-sıhhaya, koruyucu hekimliğe dikkat etmesini tavsiye ediyorum.
Doktor kardeşlerime de tavsiye ediyorum. Hatta doktor kardeşlerim inşaallah bir zaman sonra neşredecekler. Yiyeceğinize, yaşantınıza dikkat edeceksiniz, böylece sağlığınız korunmuş olacak; dinç kalacaksınız, uzun ömürlü yaşayacaksınız. Bu, amaçlardan bir tanesi. Çünkü İslâm'a göre insanın kendi vücuduna, bedenine karşı da sorumlulukları var. Beden Allah'ın emanetidir, onu koruması lazım, yıpratmaya hakkı yok. O halde sigara içip ciğerlerini kurumla, zifirle dolduramaz. O halde içki içip karaciğerini, midesini, aklını, dimağını mahvedemez. O halde kendisini yıpratacak işlerde vücudunu hor kullanamaz, sorumlu olur. Sağlığını koruması lazım.
Tabii sağlıklı, afiyetli bir yaşamın boş geçmemesi, havâi geçmemesi gerekir; faydalı geçmesi gerekir. İnsanın çalışması, hayırlı işler üretmesi lazım. Vatanına, milletine, ümmetine, çevresine faydalı olması lazım. Uyumlu olması lazım. Güzel işler yapması lazım. Arkasından hayırla anılmasına sebep olacak güzel eserler bırakmalı.
Güzel şeyler nelerdir?
Güzel şeyler Allah'ın sevdiği, şeriatin, aklın, fikrin uygun gördüğü şeylerdir.
İnsan iyi, dindar olduğu zaman hayatını, icraatini güzelleştirmiş olacak, her şeyi dinin emirlerine göre ayarlayacak, tanzim edecek ve kötülüklerden kendisini sıyıracak. Ahlâkı, zihni, kalbi, niyeti, icraati güzel olacak. Böyle bir insan en hayırlı insan olur.
Aksi takdirde, yani icraati kötüyse bu ömrü boyunca, yaşadıkça kötülükleri artacak, âhiretteki sorumlulukları, cezası artacak. Mü'min olsa bile bir insan cehenneme düşebiliyor. Kötü icraatinden, amellerinden, günahlarından dolayı cehennemde çok yanacak, Allah korusun, Allah etmesin. Onun için sağlığımızı koruyarak, yaptığımız icraatin Allah'ın rızasına uygun olmasına dikkat ederek yaşamalıyız.
Ente maksûdî ve ve rıdâke matlûbî.
"Yâ Rabbi, benim amacım, hedefim, maksudum sensin; ben senin rızanı kazanmaya çalışıyorum." mânasına gelen bir sözdür bu; bizim amacımızdır, gayemizdir, ana fikrimizdir. Yani bütün hareketlerimizde bizi o harekete sevk eden ana sebep budur:
Biz Allah'ın rızasını kazanmak istiyoruz.
İşte böyle çalışırsak, böyle yaşarsak insanların en hayırlısı oluruz. İnsanların en hayırlısı olmaya da gayret etmemiz lazım. Hayırsız bir insan olmamalıyız. Hani İstanbul'un Boğaz'dan Marmara'ya doğru geçtiğiniz zaman bazı adaları var, deniliyor ki;
"İstanbul'un boynuna bir gerdanlık gibi takılmış güzel kara parçaları bunlar."
Heybeli, Kınalı, Büyükada, Burgaz adası gibi güzel adalar var. Bunların arasında bir de Hayırsız ada var. Ot bitmiyor, kayalık, herhangi bir işe yaramıyor, su yok, ağaç yok. Ona "hayırsız" demişler. Öteki adalar ne kadar güzelse o da o kadar çıplak; sadece martılar konuyor, martı yumurtaları var, belki gübreleri var; hayırsız ada... Yani adanın bile hayırlısı, hayırsızı oluyor.
İnsanın hayırsız bir ömür sürmemesi lazım; bu, ana amaçlarımızdan birisi. Biz buraya, bu dünyaya imtihan için geldiğimize göre, bu yaşam bir imtihan olduğuna göre sevap kazanmaya çalışmalıyız, Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmalıyız. Ve harıl harıl çalışmalıyız. Hayırlı işlerde koşmalıyız, öncü olmalıyız, önder olmalıyız, server olmalıyız, örnek olmalıyız. Müslümanların, herkesin parmakla gösterdiği, "Biz de böyle yapalım!" diye imrendiği işler yapması lazım. Övünmek için değil, Allah rızasını kazanmak için. Hatta saklayabilir...
Bir kardeşimiz Antalya’da aile eğitim çalışmasında bir kağıt gönderdi. Ben dedi şu kadar milyar yardım etmek istiyorum ama şu ayda yapacağım bu yardımımı. Lütfen ismimi de açıklamayın diye ilave etmiş. Yani ismini açıklatmak istemiyor. Neden? Gösteriş, riya olmasın; alkış toplama, reklam vesilesi olmasın. Ben bunu Allah rızası için yapıyorum diye onu söylemiş oluyor.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...
24.01.1997 -
Ramazan Zekatı, Allahın
22.12.2000 -
Kadir Gecesi Temennileri
