İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

24.01.1997 - Ramazan Zekatı, Allahın Bildirmesi

24.01.1997 - Ramazan Zekatı, Allahın Bildirmesi
Günün Sohbeti

24.01.1997 - Ramazan Zekatı, Allahın Bildirmesi

06.04.2025
16 dk 47 sn

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,

Vekkelenî Resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem bi-hıfzı zekâti Ramadâne "Ramazan zekâtının, mallarının korunmasına Resûlullah beni görevlendirdi, bekçi tayin etti." diyor Ebû Hureyre radıyallahu anh.

Demek ki Ramazan'da zekât toplanmış.

Ramazan'da yapılan hayırlar öbür aylarda yapılanlar gibi değil, kat kat fazla mükâfatlandırılır. Onun için hesabı iyi olan, sevabı çok kazanmak isteyen müslümanlar umumiyetle Ramazan'da zekâtını verirler. Siz de inşaallah Ramazan'da zekatlar vermişsinizdir, sadaka-i fıtr vermişsinizdir. Ayrıca sadakalar; fakirlere, yoksullara, dullara, yetimlere mali yardımlar yapmışsınızdır. Allah kabul eylesin. Tekrarını nasip eylesin. Büyük mükafatlar, sevaplar kazanmış olmanızı diliyorum.

Ramazan'da toplanmış mallar, tahmin ediyorum ki hurma gibi şeyler. Peygamber Efendimiz Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ı vazifelendirmiş, "Sen bunları bekle bakalım." diye, gece gündüz bekleyecek. Ortada yığılı bir sürü hurma mesela...

Fe-etânî âtin fe-ceale yahsû mine't-taâmi. "Ben bekçilik yaparken birisi geldi, başladı yiyeceklerden avuçlamaya..."

İşte buradan hurma filan olduğunu anlıyoruz. Yani toplanan zekâtların hurma olduğu anlaşılıyor. Yenilecek bir şey, çünkü taam diyor. Hasâ-yahsû "avuçlamak" demek. Birisi gelmiş, herhalde torba gibi bir şeye doldurmak üzere avuçlamaya başlamış.

Fe-ehaztühû. "Ben de onu yakaladım." diyor.

Vay, hırsız, zekât mallarını avuç avuç avuçluyor, torbaya doldurup kaçıracak, hırsızlık yapacak...

Ebû Hüreyre radıyallahu anh onu yakalamış.

Fe-kultü le-erfeanneke ilâ Resûlillâhi sallallahu aleyhi ve sellem. "'Seni Resûlullah'ın huzuruna sürükleyip götüreceğim!' dedim ona."

Hırsızı yakaladı, onu Resûlullah'a götürecek, "Bu hırsızlık yaparken benim tarafımdan yakalandı yâ Resûlallah!" diyecek.

Kâle. Adam demiş ki: İnnî muhtâcun ve aleyye iyâlün ve lî hâcetün şedîdetün.

Adam mazeret beyan etmiş.

İnnî muhtâcun. "Muhtaç bir insanım." Ve aleyye iyâlün. "Çoluk çocuğum kalabalık, çok insanlar var. " Ve lî hâcetün şedîdetün. "Şiddetli bir fakr u zaruret içindeyim, onun için yaptım bunu." demiş, kendisini acındırmış. Fe-halleytu anhü. "Ben de serbest bıraktım." diyor.

Bir şey aldırtmadan elindekini bıraktırıp hırsızı salıvermiş Ebû Hüreyre radıyallahu anh.

Fe-asbahtu. "Sabaha ulaştım." Fe-kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.

Burası önemli, dikkatinizi çekiyorum, siz de kulak kabartın. Peygamber Efendimiz Ebû Hüreyre'ye demiş ki;

Yâ Ebâ Hüreyre, mâ feale esîrüke'l-bârihate?

el-Bâriha, "dün gece" demek. "Dün gece senin yakaladığın esirin ne yaptı ya Ebû Hüreyre?" diye sormuş. Daha Ebû Hüreyre bir şey demedi. Peygamber Efendimiz sabahleyin Ebû Hüreyre ile karşılaşınca diyor ki;

"Ey Ebû Hüreyre, senin dün gece yakaladığın esirin ne yaptı?"

Bu neyi gösteriyor?

Allah'ın bildirmesiyle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Ebû Hüreyre'nin o gece başından geçen mâcerâyı bildiğini gösteriyor. İşte bu önemli bir nokta, bunu herkes bilsin. Sonra ben asıl sonuçta da bir şeyler söyleyeceğim. Bu Buhârî'nin hadîs-i şerîfini onun için okuyorum.

Fe-kultü.

Ebû Hüreyre Peygamber Efendimiz'e diyor ki;

Yâ Resûlallah, şekâ hâceten ve iyâlen fe-rahimtuhû fe-halleytü sebîlehû. "Yâ Resûlallah, çok ihtiyacı olduğundan şikayetlendi, çoluk çocuğunun kalabalık olduğunu söyledi. Ben de ona acıdım, serbest bıraktım."

Fe-kâle emâ innehû kad kezebeke ve se-yeûdu.

Burada da tekrar bu cümlenin altını çizmek istiyorum.

Peygamber Efendimiz dedi ki;

Emâ innehû kad kezebeke. "Sana yalan söyledi o herif."

Bu bir, yani sözünün doğru olmadığını Efendimiz biliyor.

Nereden biliyor?

Allah'ın bildirmesi ile biliyor. Yoksa o adamın hakikaten çoluğu çocuğu çok mu, hakikaten muhtaç mı, değil mi? Normal şartlarda, tabiî şartlarda bir başkası bilemez bunu ama Resûlullah diyor ki; "Yalan söyledi." Yani söylediklerinin doğru olmadığını biliyor.

Nereden biliyor?

Allah bildirince bilir.

Bunu niçin söylüyorum?

Bir de diyor ki;

Ve se-yeûdu. "Bak, yine gelecek." diyor.

Bu da ileriye dönük bir olay. Dün geceki olayda yalan söylediğini söylüyor, "yine gelecek" diyor. Yani "Bu akşam da gelecek." diyor.

Bu neyi gösteriyor?

İleride olacak şeyi de bildiğini gösteriyor.

Bu nedir?

İşte bu gaybla ilgili bir bilgiyi bilmektir.

Peki, gaybı Allah'tan başkası bilir mi?

Bilir. Allah'ın bildirdiği, gaybdan bazı bilgileri verdiği kimseler bilir.

İllâ menir'tedâ min resûlin. "Peygamberlerden istediği kimselere bazı bilgileri bildirir."

Fe-araftu ennehû se-yeûdu li-kavli Resûlillah sallallahu aleyhi ve sellem fe-rasadtuhû.

Ebû Hüreyre diyor ki;

"Resûlullah'ın 'yetmedi, dönecek' demesinden o adamın yine geleceğini anladım ve gözlemeye başladım."

Bakın sahabe-i kirâm, "Bu yarım bilgili, yarım alim." gibi düşünmüyor. Resûlullah bir şey söyledi mi, onun gerçek olacağını biliyor ve bekliyor. Tekrar tarassut etmeye, gözlemeye başlamış.

Fe-câe yahsû mine't-taâmi. "Yine hurmaları, yiyecekleri -belki hurma da vardır, buğday da vardır, arpa da vardır- yemekleri, yenilecek malzemeleri avuçlamaya başladı."

Herhalde torbasına, kucağına doldurup kaçıracaktı. Yine yakalamış Ebû Hüreyre;

Fe-kultü le-erfeanneke ilâ Resûlillâhi sallallahu aleyhi ve sellem. "Seni Resûlullah'ın huzuruna yaka paça götüreceğim!" demiş.

Kâle: Da'nî fe-innî muhtâcun ve aleyye iyâlün lâ eûdu. "Beni bu sefer de bırak, ben çok muhtacım ve çoluk çocuğum çok var. İşte ondan yine dayanamadım, geldim hırsızlık yapmaya kalkıştım, gelmeyeceğim bir daha." demiş.

Fe-rahimtuhû ve halleytü sebîlehû. "Adama yine acıdım" diyor Ebû Hüreyre "ve yolunu yine serbest bıraktım, açıverdim, gitmesine müsaade ettim."

Fe-asbahtu kâle lî Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. "Sabahleyin Resûlullah'ın huzuruna varınca -hani namazda buluşuyorlar ya- Peygamber Efendimiz yine buyurmuş ki o bir şey demeden:" Yâ Ebâ Hüreyre, mâ feale esîruke el-bârihate? "Dün gece senin yakaladığın esir yine ne yaptı bu sefer?"

Yine geldiğini biliyor.

Fe-kultü: Yâ Resûlallah, şekâ hâceten ve iyâlen fe-rahimtuhû ve halleytü sebîlehû. "Yâ Resûlallah, yine ihtiyacının çok olduğunu söyledi, çoluk çocuğunun, ailesinin kalabalık olduğunu söyledi, ben de acıdım, yolunu yine serbest bıraktım. Yani yakasını bıraktım, yine gitti."

Fe-kâle: İnnehû kad kezebeke ve se-yeûdu.

Peygamber Efendimiz tekrar buyurdu ki;

"O yine sana yalan söyledi, yine gelecek."

Bak, bir daha geleceğini biliyor. Halbuki adam ne demişti Ebû Hüreyre'den kurtulmak için?

Lâ eûdu. "Bir daha gelmeyeceğim."' demişti. Peygamber Efendimiz diyor ki; "Yine gelecek."

Fe-rasadtuhû sâlisete. "Üçüncü defa saklandım, yine onu gözetledim. " Fe-câe yahsû mine't-taâmi. "Yine geldi, hırsızlık yapmak için yiyecek malzemeyi avuçlamaya kalkıştı. " Fe-ehaztuhû. "Yine bu sefer yakaladım. " Fe-kultü: Le-erfeanneke ilâ Resûlillâhi sallallahu aleyhi ve sellem ve hâzâ âhiru selâsi merrâtin enneke tez'umu lâ teûdu sümme teûdu. "Bak, bu üçüncü defa oldu, seni Resûlullah'ın huzuruna mutlaka götüreceğim! Sen 'dönmeyeceğim' diyorsun, 'dönmeyeceğim' sanıyorsun, ondan sonra da dönüyorsun, yine yine yapıyorsun, tekrar tekrar yapıyorsun. Bu sefer götüreceğim!" dedi.

Fe-kâle: Da'nî e allimke kelimâtin yenfauke'llâhu bihâ. "Beni bırakırsan sana Allah'ın fayda sağlatacağı bazı güzel dualar öğreteceğim." dedi.

Kultü: Mâ hünne? "'Nedir bu güzel dualar?' diye ben sordum." diyor Ebû Hüreyre.

Kâle: O herif, yani hırsızlık yapan varlık: İzâ eveyte ilâ firâşike fa'kra' âyete'l-kürsiyyi fe-inneke len yezâle aleyke mine'llâhi hâfizun. "Yatağına yatmaya gittiğin zaman Âyete'l-kürsî'yi oku. Çünkü o, senin üzerinde Allah'tan bir muhafız olur."

"Allah'ın nasip ettiği, takdir eylediği, tayin ettiği bir muhafız olur, seni korur."

Ve lâ yakrabeke şeytânun. "Şeytan sana o Âyete'l-kürsî'yi okuduğun gece yaklaşamaz. " Hattâ tusbiha. "Sabaha çıkıncaya kadar, sabah oluncaya kadar şeytan yanına sokulamaz." dedi.

Burada hemen hatırımızda tutalım, alalım, defterimize not edelim:

"Bundan sonra ben de yatağa yattığım zaman inşaallah Âyete'l-kürsî'yi okuyayım." diyeceksiniz değil mi? Madem sahih hadistir, duydunuz. Şeytan yaklaşmasın benim yanıma diye gece yatarken ne okuyacağız?

Bu günden itibaren artık her akşam Âyete'l-kürsî'yi okuyacağız.

Neden?

Çünkü Âyete'l-kürsî başında bekçi olarak duracak, Allah'tan seni koruyucu bir melek vazifeli gibi olacak belki, bekçi olacak ve şeytan yaklaşamayacak.

Fe-halleytü sebîlehû.

Böyle dedi diye yine hırsızı salıverdi Ebû Hüreyre. Yani öğrettiği için bir şey almadan salıverdi.

Fe-asbahtu fe-kâle lî Resûlullah. "Sabahleyin Resûlullah'ın yanına varınca Resûlullah bana dedi ki: " Mâ feale esîruke'l-bârihate? "Dün gece senin yakaladığın esirin ne yaptı ey Ebû Hüreyre?" diye tekrar sordu.

Fe-kultü: Yâ Resûlallah zeame ennehû yuallimunî kelimâtin yenfeuni'llâhu bihâ fe-halleytü sebîlehû. "O herif sandı ki, o bana bazı kelimler, dualar öğretecek ve o dualardan Allah beni istifade ettirecek diye böyle bir şey söyledi. Ben de onun için o duayı öğrendim, onu salıverdim."

Fe-kâle: Mâ hiye? "Ne öğretti?"

Yani "öğrettiği dua nedir?" diye soruyor. Biliyor ama soruyor.

Nereden biliyor?

Allah'ın bildirmesinden biliyor.

Kultü: Kâle lî. "Ben Resûlullah'a anlatmak için dedim ki, 'O bana dedi ki:' " İzâ eveyte ilâ firâşike fa'kra' âyete'l-kürsiyyi. "'Yatağına yatmaya gittiğin zaman Âyete'l-kürsî'yi oku.'" Min evvelihâ hattâ tahtime'l-âyete. "'Başından ta âyetin sonunu bitirinceye kadar.'" "'Allahu lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyu'l-kayyûm'dan, ve hüve'l-aliyyu'l-azîm'e kadar oku.' dedi bana. " Ve kâle lî lâ yezâlü aleyke mine'llâhi hâfizun. "'Böyle okursan Allah'tan senin üzerinde bir muhafız olur. - Âyete'l-kürsî mi korur, bir melek mi vazifelenir, o mu korur.- Yani korunma altına alınırsın.'" Ve lâ yakrabeke şeytânun hattâ tusbiha. "'Sabah oluncaya kadar şeytan yanına sokulamaz.' dedi, yâ Resûlallah, böyle anlattı o hırsız." diye söylüyor.

Fe-kâle'n-nebiyyu sallallahu aleyhi ve sellem: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Emâ innehû kad sadakake. "Evet, bu sözleri doğru, sana doğru söylemiş." Ve hüve kezûbun. "Çok yalancı bir varlık olduğu halde bu sözleri doğru, bu sözleri sana doğru olarak söylemiş, Ebû Hüreyre." dedi.

Ta'lemu men tuhâtibu münzü selâsi leyâlin yâ Ebâ Hüreyre? "Ey Ebû Hüreyre, sen üç gecedir kime muhatap olduğunu, kiminle konuştuğunu biliyor musun?"

Kultü: Lâ. "Hayır bilmiyorum." dedim Resûlallah'a.

Kâle: Zâke şeytânun. "O şeytan idi." buyurdu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

Görüyorsunuz, sahih, Buhârî'den bir hadîs-i şerîf ile karşılaşmış olduk. Peygamber Efendimiz'in zamanında Ebû Hüreyre'nin bekçi için başında durduğu zekât yiyeceklerini beklerken başına gelen bir olayı duymuş olduk.

Burada bir şeyi öğrenmiş oluyoruz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Ebû Hüreyre'nin başından geçenleri onun yanında olmadığı halde biliyor ve ona söylüyor; konuştuğu varlığın kim olduğunu biliyor, tekrar geleceğini biliyor, söylediği sözlerin, yani en son öğrettiği duaların doğru olduğunu söylüyor.

Biz de bundan sonra gece yatarken o duayı Âyete'l-kürsî'yi okuruz.

Buradan şu çıkıyor ki; Allah bildirince başka insanların bilmediği bazı şeyleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de bilir, Allah'ın sevgili, mübarek evliyâ kulları da bilir.

Bunun böyle olduğunu bilmeyenler bu hadîs-i şerîfi okuduktan sonra akıllarını başlarına alsınlar.

Tabii şimdi birisi diyebilir ki;

"O peygamberdi. Peygambere Allah bildirmiş olabilir."

Allah'ın gayba ait, başkalarının bilmediği bazı şeyleri peygambere bildirmiş olduğu bu hadîs-i şerîfle ispatlanıyor. O yarım bilginin, yarım şahsın "Peygamber de bilmezdi." sözünün yalan olduğu anlaşılıyor. Bu önemli.

Gelelim;

"Peygamber bilir ama başka insanlar bilir mi, bilmez mi?"

Başka insanlar da bilir, Allah bildirdiği zaman. Nasıl Peygamberimiz'e Allah bildirdiği zaman yanında olmadığı kişilerin başından geçen olayları görüyor, biliyorsa Peygamber Efendimiz, Allah'ın evliyâsı da Allah bildirince bilir. Buna din alimlerimiz karar vermişler. Yani o yarım şahıs bunu inkâr etse de din alimlerimiz karar vermişler;

Kerâmâtü'l-evliyâi hakkun. "Evliyâullahın kerametleri, olağanüstü halleri, bilmeleri vesairesi haktır, gerçektir, vâkidir diye." Bildirmişler.

Hz. Ömer Efendimiz'in ta İran'daki komutanına Medine'de minberinde hutbe okurken birden "Yâ Sâriye el-cebel!" demesi bir olay olarak kulağınıza gelmiştir. Daha başka binbir tane olay vardır. Ama bu hususta âyetler ve hadisler vardır ki peygamberlerden ayrı evliyâullahın, mübarek kimselerin böyle olağanüstü kerametler gösterebileceği, kerametlere mazhar olacağı hadîs-i şerîflerle bildiriyor.

En sahih, en meşhur hadislerden birisi nedir?

Peygamber Efendimiz bir keresinde buyurdu ki;

"Kul, Allahu Teâlâ hazretlerine farz ibadetleri yaparak O'nun sevgisini kazanır. Nafile ibadetler yaparak yakınlaşmaya devam eder, devam eder, Allah'ın yakın kulu olur. Allah'a yakın kul olur, erenlerden olur, Allah'ın sevgili kullarından olur. Allah onu sevdi mi, artık onun gören gözü, söyleyen dili, işiten kulağı, yürüyen ayağı olur. Allah'la görür, yani başka insanların görmediği şeyleri Allah ona gösterir. Allah'la duyar, yani başka insanların duymadığı şeyleri Allah tarafından bildirildiği için duyar. Allah'la tutar, yani Allah nasip eder, onun elinin uzanamayacağı çok uzak mesafedelerde bazı şeyleri yapmasını sağlar. Allah'la varır, yürür. Yani başka insanların aylarca, yıllarca seyahat edip varacağı yerlere bir göz yumup açıncaya kadar tayyi mekân suretiyle varabilir. Bu hadîs-i şerîf bunu bildiriyor.

İnsanlar eğri otursalar bile doğru konuşsunlar, dinde aslı olan şeyleri inkâr etmesinler veyahut kendilerine mahsus çok özel münkirlikleri varsa onları kendilerine saklasınlar da başkalarını da böyle âyetlere, hadislere aykırı durumlara sevk edip de onların da imanlarıyla oynamasınlar.

Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA