29.05.1987 - Ramazan Sonrası, Ramazan Bayram Sohbeti, Allahın Kuluna Olan Yakınlığı ve Takva

29.05.1987 - Ramazan Sonrası, Ramazan Bayram Sohbeti, Allahın Kuluna Olan Yakınlığı ve Takva
Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hàlin ve fî külli hîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh, alâ külli hàlin ve fî külli hîn. Hamden kemâ yenbagî licelâli vechihî ve liazîmi sultànih. Hamden lâ âhire li-kâilihî illâ rıdâ.
Ves-Salâtu ve's-selâmu alâ seyyidina Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve mentebiahû bi-ihsânin ila yevmiddin.
Emma ba’d
Tirmizî'nin "hasen" hadîs-i şerîfi. Hadis alimleri incelemişler; "Bu hadîs-i şerîf sağlamdır." demişler. Başka hadîs-i şerîfler de var.
"Kim sabah namazından sonra oturur da Allahu Teâlâ hazretlerinin zikriyle, fikriyle meşgul olursa…"
Neden?
Vaktinin bir kısmını Rabbine tahsis etmeyi öğreniyor, Rabbiyle tanışmayı öğreniyor. Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruyor ki;
Ve nahnü akrabu ileyhi min habli'l-verîd. "Biz kullarımıza onların şah damarından bile daha yakınız."
İnsan bunun mânasını doğru düzgün düşündüğü zaman divane olur, ayağa dolaşır, ne yapacağını şaşırır!
Ve hüve meaküm eyne mâ küntüm.
"Ey kullar! Nerede olursanız olun, Allah sizin yanınızda!"
Nerede olursanız olun; sahilde, dağda, plajda, denizde, ovada, çarşıda, pazarda, dükkânda, insanların gördüğü yerde, görmediği yerde, her yerde… Allahu Teâlâ hazretleri hazır ve nâzır, görüyor.
Fe in lem tekün terâhü fe innehû yerâke. "Sen onu görmüyorsun o seni görüyor!"
Allahu Teâlâ hazretleri bize bu kadar yakın, sübhanallah! Biz de O'ndan fersah fersah uzak!
Ne bilmecedir ki ne acayip iştir ki Rabbimiz bize şah damarımızdan daha yakın, biz de ona Kaf dağından daha uzağız! Akıl almaz bir bilmece! O bize yakın, biz ondan uzağız.
Neden?
Tanımıyoruz ki! Tanışmıyoruz, düşünmüyoruz, bakmıyoruz ki!.. Dünya bizi aldatmış, tutturmuşuz bir yol, binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete! Hepimizin işi bu! Sabah bir telaş.
Nereye, ne tarafa, hayrola?
"Memuriyete gidiyorum, mesai var, imza var. Geç kaldım mı maaş gider. Hocam, biz senin gibi aylak adam değiliz, maaş gider…"
"Peki, hadi bakalım. Sen nereye gidiyorsun?"
"Benim dükkânım var."
"Biraz ibadet etsen…"
"Hocam, bütün dükkâncılar açıyorlar. Ben geç açarsam müşterilerin hepsini onlar kaparlar, çoluk çocuk var evde para kazanacağız…"
O oraya gidiyor, herkes bir tarafa gidiyor.
Bir insanı, bir camiye biraz kapatsan baş başa yapayalnız kaldı mı ne yapacağını şaşırıyor! Sohbete alışmamış ki! Konuşmasını bilmiyor ki! Yabani!
Senin ülfetten, sohbetten hiç nasibin yok mu, hiç ülfet, muhabbet bilmez misin, sohbet bilmez misin, muarefe bilmez misin?..
İşte insan onu öğrenmeli. Çünkü O bize yakın. Çünkü biz çalışırsak O'na yaklaşırız.
"Bir insan sabah namazından sonra oturursa Allah'ı zikrederse…"
Zikretmek ne demek?
Zikrin derece derece,1 kademe kademe mertebeleri vardır. Kelime mânası "anmak, hatırlamak" demektir.
Rabbini zikrederse ne demek?
"Rabbini anarsa, yâdında tutarsa, hatırlarsa" demek.
Rabbini anmak, Rabbi hatırında olmak, Rabbinin kendisini gördüğünün idrakinde olmak, Rabbinin kendisine şah damarından daha yakın olduğunu bilmek, Rabbinin söylediği sözü duyduğunu, yaptığı işin hesabını ona vereceğini bilmek, bir gün kendisinin onun huzurunda bu dünyada işlediği her şeyden sorgu ve suale çekileceğini düşünmek… Mahkeme-i kübrâda; "Ey kulum! Sen bunu niye böyle yaptın, ey kulum niye böyle yaptın…" diye her şeyden sorgu açılacağını ve hepsine terleye terleye alnından boncuk boncuk terler şakaklarından aşağı döküle döküle çare bulmak cevap vermek zorunda olduğunu düşünmek!..
Allahu Teâlâ hazretleri o şuurda olmamızı istiyor. Müslümanların o şuurda olması lazım, alışmamışlar. O da olmayınca, o iman insanın içinde iyice yerleşmiş olmayınca o insan iyi insan olmuyor, iyi müslüman olmuyor. Onun için düşündüm taşındım:
Müslümanların toplu hâlde bulundukları yerlerde hallerine bakıyorum. Sübhanallah Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi sellem'in muvacehe-i saadetinde, şebeke-i saadetinin, türbesinin parmaklarının önünde kavga ediyor!
Kendine gel, kimin huzurundasın!
Adam farkında değil ki! Resûlullah Efendimiz'in karşısında kavga ediyor. Bari incirin çekirdeğini doldursa kavga ettiği şey!.. Beytullah'da kavga ediyor. Tavafta kavga ediyor. Tavaf namaz, namazdan daha kıymetli! Tavafta kavga ediyor.
Şuur yok! Anladım ki şuur olması lazım.
Şuur nasıl gelir?
Muhterem kardeşlerim!
Şuur insana ilm-i tasavvuf ile gelir.
Kimler? Müslümanlar. Kimler? Arapça okumuşlar. Kimler? Mektep, medrese görmüşler. Kimler? Arap diyarına gitmişler, gelmişler. Kimler? Kur'an'ı Kerim'in biraz ayetlerinden, ibaresinden anlayanlar. Nasıl kaçıyorlar, kucak kucak. Olmaz! Bu kalbin ahvalini ıslah etmeden olmaz.
Hz. Âdem aleyhisselam'ın iki tane oğlu Allahu Teâlâ hazretlerine kurban takdim ettiler:
Fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel mine'l-âhar.
Allah birisinden kurbanını kabul etti, ötekisininki kabul olmadı.
Neden?
İkisi de kurban takdim etti.
İnnemâ yetekabbelullâhu mine'l-müttekîn.
"Allah celle celâlüh amelleri ancak müttakî kullardan kabul eder, başkasından kabul etmez."
Boşuna uğraşma.
"Boşuna uğraşma, diyorsun hocam. Ben ibadetten mi kesileyim?.."
O da olmaz. Nereye kaçarsan kaç, nereye def olursan ol; Allah'tan nereye kaçacaksın?
Fe firrû ilallâhi. "Allah'tan Allah'a kaçacaksın!"
Eûzü bi-afvike min sehatike eûzü minke ileyke.
"Yâ Rabbi! Senden sana sığınırım. Senin azabından, ikâbından senin rahmetine sığınırım."
Allah'tan yine Allah'a sığınacağız.
"Yâ Rabbi! Bilirim ki okumuşum ki kahrın, gazabın, celalin var. Kahredersin, kavimleri kahretmişsin, helâk etmişsin. Dilersen beni de helâk edersin. Senin rahmetine sığınırım yâ Rabbi!"
Başka bir çare yoktur, kaçmakta bir fayda yoktur.
Nereye kaçacaksın?
Eyne'l-meferr. "Firar ne tarafa, ne tarafa kaçacaksın?"
Mülk, her taraf Allah'ın mülkü, nereye kaçacaksın? Cahil, nereye kaçıyorsun, Allah'tan ne diye kaçıyorsun?..
Utanmıyor musun; Allah'ın nimetlerini yiyorsun, yine ondan kaçıyorsun! Nimetini yeme, mülkünden çık!
"Mümkün değil!"
O zaman kul ol. Terbiyeni, edebini takın, o zaman verdiği nimetlere şükret!
Senin varlığın senden mi?
"Ne bileyim hocam, ben küçücük bir bebekken hiçbir şeyden haberim yokken nasıl dünyaya geldiysem gelmişim. Sonra kendimi bu hâlde buldum…"
Varlık senden değil.
Nimet?
Nimetler de senden değil. Verirse sevine sevine alıyorsun, vermediği zaman kıvrım kıvrım kıvranıyorsun; çare yok! Kimisi nimetleri bulmuyor da de ölüyor. Sana da vermese sen de ölürsün.
Nimet de senden değil varlık da senden değil!
Akıl?
Akıl da senden değil ve pamuk ipliğiyle bağlı! Rabbimiz birazcık rahmetini, tecellisini kısıverse aklın birazcık bir gitse o koca vücudun dağ gibi vücudun, pazıların, adalelerin, kilon, gücün kuvvetin beş para etmez! Seni seven yakınların, akraban, anan baban, kardeşlerin, evlatların seni gözyaşları içinde dört taraftan sararlar, ellerinden ayaklarından tutarlar, zincirlere vururlar.
Neden?
Aklı gitti. Ne yapacağı belli olmaz.
"Aman hocam, bu akıl sağlam dursun, kafanın etrafına sımsıkı bağlayalım…"
Etrafına sarık sarmakla akıl orada durmaz. Allah'ın bir lütfu, bir tecellisi; bir anda gitti mi vücut varlık, bilgi…
"Hocam, üç tane fakülte bitirmişti, ne alim adamdı ama eskidendi. Allah bir cünun verdi, mecnun olarak dolaşıyor…"
Bir işe yaramaz!
Akıl senin değil, nimet senin değil, varlık senin değil, istikbal senin değil!
"Yarın ne yapacaksın?"
Ne bileyim, yarının sahibi Allah! Yarının sahibi de Allah bugünün sahibi de Allah, dünün sahibi de Allah! Lafı ne geveleyip duruyorsun:
Her şeyin sahibi Allah! Sen Allah'ın âciz naçiz bir kulusun. Karınca gibisin. Karıncadan biraz büyüksün ama dünyaya nispet edildiğin zaman yine küçüksün. Mikroptan biraz büyüksün ama arada bir fark yok. Sen de Allah'ın bir yaratığısın o da Allah'ın bir yaratığı. Bazen sivrisinek karşısında âciz kalıyorsun. Bazen bir küçücük mikrop karşısında âciz kalıyorsun.
Vücuda mikrop girmiş.
Nereden girdi kim bilir; ağızdan mı, burnundan mı… Koca dağ gibi adam devriliyor.
Mademki senin değil, o hâlde mülkün sahibine teslim ol! Edebi takın, edepsizliği bırak. Allahu Teâlâ hazretlerine kulluk etmeyi Ramazan'da öğrenmedin mi? Hiç kimse kimseye bakmıyor, görmedin mi? Camiler de kalabalık görmedin mi, nasıl namaz kılınıyor, görmedin mi nasıl Allah'a ibadet ediliyor, bazı şuurlu kullar Kur'an okurken nasıl ağlıyorlar, gözyaşı döküyorlar; görmedin mi? Nasıl yana yakıla Allah'a has halis ibadet eden insanlar var?..
İşte onu devam ettireceksin. Alıştığını bırakma, tuttuğunu kaçırma.
Çekmişsin, karşına bir balık gelmiş. Oltayı tam kaldırırken aman ne kadar güzel balık filan derken tekrar elinden kaçtı.
Olmaz.
Mademki Allahu Teâlâ hazretleri takvâ ehlinden kabul ediyormuş, o hâlde hepimizin takvâyı öğrenmemiz lazım mı?
Lazım. Çünkü takvâ ehlinden kabul ediyor, şartı o!
Üniversiteye girişin şartı nedir?
Lise diploması almış olmak.
Kıldığımız namazların, tuttuğumuz oruçların, verdiğimiz sadakaların, yaptığımız hayırların kabul olma şartı neymiş?
Takvâ, şartı takvâymış!
"Kabul edeceğim ama takvân var mı göster. Şahadetnameni çıkar, vesikanı ibraz et, takvân varsa şu namazını kabul edeceğim, şu orucunu kabul edeceğim, şu ibadetini kabul edeceğim. Seni lütfuma, ihsanıma erdireceğim."
Bismillâhirrahmânirrahîm
Yâ eyyühellezîne âmenû kütibe aleykümü's-sıyâmu kemâ kütibe alellezîne min kabliküm. "Ey iman edenler, ey Allah'a inancı olanlar,ey böyle bocalamayıp da Allah'ın varlığını anlayıp da ona bağlanmış olan insanlar! Sizin üzerinize oruç farz kılındı, yazıldı. Vazife olarak, şerefli, şahane, nefis bir ibadet olarak sizin üstünüze boynunuza oruç yazıldı." Lealleküm tettekûn. "Ola ki oruç tutarsınız da [takvâyı öğrenirsiniz].
Bu bir ay içinde; bir değil, iki değil, üç, dört, beş değil; otuz gün çalışa çalışa mümarese yapa yapa ola ki takvâyı öğrenirsiniz.
Ey cemaat-i müslimîn!
Geçtiğimiz bir aylık Ramazan içinde takvâyı öğrendiniz mi?
İnnemâ yetekabbelüllâhu mine'l-müttekîn. "Allah sadece takvâ ehlinden kabul eder."
Takvâ ne demek?
Takvâ; "bir insanın sakınması, çekinmesi, titizlenmesi" demek.
Allah yaptığı işi düşüne taşına, sakına çekine yapan Allah'ın kahrından, azabından, mekrinden korkan [kulların ibadetini kabul eder].
Ve mekerû ve mekerallah.
Allah kulların münafıklığını, edepsizliğini, fâsıklığını ne yapar?
Bilir, görür. Onun edepsizliğinin durumuna göre ona muamele yapar. Zengin ve cebbar bir zalim o ceberutluğunu ve zalimliğini yaparken ilk başta ona sopanın ucunu göstermez. İlk başta sopa küt başına inse yola gelecek:
"Aman yâ Rabbi! Ben acizim, her şey senden!.."
Salıverir salıverir salıverir… O da sanır ki;
"Ben yeryüzünde her şeye kâdirim, her şeyi yaparım. Asarım, keserim…"
Sonra kafasına Allahu Teâlâ hazretlerinin hışmı bir iner, tuzla buz olur. Mühlet verir, fırsat verir, sonra müdafaaya mecal bırakmaz:
"Ben sana o kadar fırsat verdim!"
İnsanların hesabı görüldüğü, sıkıntılara düştüğü, mahşer halkının diz çöküp korku ve titreştiği zamanda bizi korktuklarımızdan emin eyleyip Arş-ı Âlâ'nın gölgesinde gölgelenenlerden eylesin. Bi-gayri hisâb ve itâb ve ikâb cennetine duhul-u evvelîn ile dâhil olmayı nasip eylesin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Havz-ı Kevser'i başında da bizi haşr u cem eylesin.
Bazı kullar günahlarından dolayı Havz-ı Kevser'e doğru gelip dururken melekler tarafından yoldan çevrilecekler, Rabbimiz bizi onlardan eylemesin. Efendimiz'in sevgisine, teveccühüne, iltifatına nail eylesin. Sünnet-i seniyyesine ittiba eyleyip Ümmet-i Muhammed'e hizmet eyleyip şehit sevapları kazanmayı nasip eylesin. Allahu Teâlâ hazretlerinin cemâlini müşahede eden has, halis, bahtiyar kulların arasına Rabbimiz bizi de ıslah eyleyip lütfuyla keremiyle dâhil eylesin.
Bi-hürmeti esmâihi'l-hüsnâ ve bi-hürmeti habîbihi'l-müctebâ Muhammedini'l-Mustafâ ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.
29.06.1985 -
Ramazan Ayında Bağışlanma,
29.05.1987 -
Ramazan Bayram Sohbeti,
