29.05.1987 - Ramazan Bayram Sohbeti, Bayram ve Bağış

29.05.1987 - Ramazan Bayram Sohbeti, Bayram ve Bağış
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı, in'amı cümlenizin üzerine olsun.
Ramazan ayının arkasından mübarek Fıtır bayramına bizi sıhhat, âfiyetle ibadet ve taati yolunda gücü yettiğince çalışarak eriştiren, ibadethanesinde toplayan Allahu Teâlâ hazretlerine hamd ü senâlar olsun. Eğer bize hidayet etmeseydi biz buraya gelemezdik, ibadetine muvaffak olamazdık, yolunda sebat gösteremezdik, hayırlı işler yapamazdık. Bize bahşettiği sonsuz nimetlerin en önde geleni şüphesiz ki yolunda hidayet üzere olmamızdır.
Bir bayramdır; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri methetmiştir, Allahu Teâlâ hazretlerinin ikramının, ihsanının cûşa geldiği mübarek bir gündür. Şu günde kendisinin ikramına, ihsanına, rahmetine erenlerden eylesin. Biz boynumuzu bükeriz, tevbe ve istiğfar ederiz, Rabbimiz'den rahmetini dileriz ama bizim kendi yapacağımız bir şey var:
Mademki bağış ve hediye günüymüş. Biz de o zaman çevremize gücümüzün yettiğince bağışımızı, ihsanımızı saçalım. Çoluğumuza çocuğumuza, akrabamıza yakınlarımıza komşularımıza elimizin yettiğine, gücümüzün yettiğine onu sevindirmek için neler yapmak gerekiyorsa onları yapmaya gayret edelim. Kesemizin ağzını açalım ki Allahu Teâlâ hazretleri;
Len tenâlü'l-birre hattâ tünfikû mimmâ tuhibbûn. "Canınız gibi sevdiğiniz, bağlandığınız, gönlünüzü çekmiş, aklınızı çelmiş olan, peşinden koşup durmuş olduğunuz çeşit çeşit maddî zenginlikler imkânlar… İşte onlardan vazgeçemedikçe onları hak yolda veremedikçe Allah için elinizden çıkartmayı göze alamadıkça birr ü takvâya nail olamazsınız."
İnsanın Müslümanlığının haslığı Allah yolunda yaptığı fedakârlığa bağlıdır ve ibret gözü ile dinimiz incelenirse Allahu Teâlâ hazretleri her şeye kâdir!
Velev şâe rabbüke le âmene men fi'l-ardı küllühüm cemiâ.
"Eğer Allahu Teâlâ hazretleri dileseydi yeryüzündeki insanların hepsi toptan eksiksiz iman ederdi!"
Kâfirin küfür içinde kalması mümkün mü?!..
Kâfirin küfrü kendisindendir.
Allahu Teâlâ hazretleri eğer isteseydi onun küfre mecali mi olurdu, inkâra mecali mi olurdu?..
Mümkün değil, o bile mümkün değil, hiçbir şey mümkün değil. Allahu Teâlâ hazretleri imtihan dünyası olarak serbest bırakmış, meşakkatleri müslümanların başına yağdırmış ki imandaki ihlâsı, salâbeti belli olsun.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e bir zât geldi, dedi ki;
"Yâ Resûlallah! Sana şunu ifade etmek isterim ki seni seviyorum. Seni gördüğüm zaman yüreğim dayanamıyor, seviyorum. Ne diyeyim, çok seviyorum." Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;
"Hakikaten seviyor musun?" dedi.
"Seviyorum, hakikaten seviyorum."
"O hâlde imtihanlara, sıkıntılara, meşakkatlere hazırlıklı ol." dedi.
Neden?
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; "Çünkü beni seven kula imtihanlar, bir azgın yağmur yağdığı zaman dağdan aşağıya inen paldır küldür kayaları sürükleyerek inen selden daha süratli gelir!" dedi.
Biz Allah'ın âciz kullarıyız, bizim büyük imtihanlara tahammülümüz yok. Biz o kadar aciziz ki pamuk ipliğiyle bağlıyız. Biz öyle büyük imtihanlara gelemeyiz, ama dinin ruhu içinde imtihan vardır, İslâm'ın mânasının mayasının içinde imtihan vardır. Fedakârlığı nispetinde insanın Müslümanlığı anlaşılacak, derecesi yükselecek, sevabı artacak.
"Hadi, namaza kalk bakalım…"
Talebeler bilirler.Talebe, arkadaşlarını yurtlarda uykuyu seven bir insanı sabah namazına kaldıracak: Dürtersin dürtersin uyanmaz. Başına gidersin gidersin uyanmaz… Uykuyu seviyor. Delikanlı, çocuk geç yatmış, uykusunu alamamış filan ama neticede uykuyu seviyor. Hadi kaldır bakalım. Üç defa beş defa gidersin, bir o tarafa döner bir o tarafa döner. Eğer karşısındakini biraz zayıf görürse bağırır:
"Çekil başımdan!"
Neden?
Uykudan vazgeçemiyor. Ama Allahu Teâlâ hazretleri uykuyu terk etmemizi emrediyor, uyku zamanında uykuyu terk etmemizi emrediyor. Rahat zamanında rahatı terk etmemizi emrediyor, bolluk zamanında yemememizi içmememizi emretti de yemedik içmedik. Sıcak da olsa soğuk da olsa ihtiyacımız da olsa hâlsizde düşsek gözümüz de kararsa Rabbimiz; "Yeme!" dedi.
"Başında çeşit çeşit yemekler var yesene…"
Yiyemez. Allah'tan korkan insan yiyemez çünkü Rabbimiz "Yeme!" dediği zaman yenmez.
"Hadi bakalım, cihat edin!" dediği zaman ortada ne mal kalıyor ne can kalıyor. O zaman da gitmemek olmaz.
el-Firâru yevme'z-zahfi.
Savaştan kaçmak, savaş esnasında düşmandan kaçmak veyahut cihada çağırıldığı zaman cihattan i'raz etmek, yüz döndürmek, geri kalmak da en büyük günahlardan biridir.
"Yâ Rabbi! Tam evimi yaptırmıştım, işimi yoluna koymuştum, maddî durumum da düzelmişti, keyfim de yerine gelmişti. Tam şu dünyadan kâm alacak bir durumdaydım. Sen cihadı emrettin, karşıma düşman çıktı…"
Gideceksin!
Can sevmek ile müyesser olmaz cânân
Ya bundan ümît ya tamaından kes
"Canı sevmekle sevilene ulaşılmaz, sevilenin rızasına ermek için ya candan geçeceksin ya da sevilenin rızasına ulaşmaktan ümidini kes!"
Olmaz, tembellikle, yatmakla olmaz. Para ister, fedakârlık ister; onu yapacaksın. Can ister, canı vereceksin. Çünkü can da senin değil ki! Sen canın emanetçisisin, canın emanetçisi olduğun için onu korumakla vazifelisin. Kendi kendine onu tahrip ettiğin zaman -Allah korusun- en büyük günaha girip cehenneme gidersin!
İntihar eden cehenneme gider.
Neden?
Allah'ın verdiği can emanetine hıyanet ettin, canını korumadın. Can senin değil!
Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil
Allah, sahibi, emanetin sahibi; "Ver bakalım." dediği zaman vermemek olur mu?
O zaman verecek, imtihandır.
Bizden büyükler, dedelerimiz, ecdadımız, büyüklerimiz, selef-i sâlihînimiz çok kuvvetli insanlardı. O mübareklerden bir tanesi rahle üzerinde sabırdan bahis açmış, vaaz ediyormuş da gelmiş ayağını akrep sokmuş. Sabırdan konuşurken ayağını gelmiş akrep sokmuş, gık dememiş. Dişini sıkmış, gözünden yaş damlamış ama gık dememiş.
"Aman, ayağınızı akrep soktu! Ses çıkartmadınız…" diyorlar. Diyor ki;
"Sabırdan bahsederken akrepten şikâyet etmekten Allah'tan utandım!" diyor. Onlar öyle insanlar.
Biz?!..
Biz onların arkasından gelmiş böyle insanlarız. Allahu Teâlâ hazretleri bizi onlara hayru'l-halef eylesin, o selef-i sâlihîne halef-i sâlih eylesin.
O hâlde biz de Allah celle celâlühü ve amme nevâlühû ve lâ ilâhe gayruhû hazretlerinin yolunda fedakârlık yapmayı öğreneceğiz.
"Vallahi, billahi ve tallahi vermekten mal azalmaz, vallahi azalmaz!"
Hem eski kitaplarda okunmuş, biliniyor, görülüyor, yazılmış, kaidedir mâlum bir şeydir ki Allahu Teâlâ hazretleri;
Allahümme a'tı münfiken halefen ve a'tı mümsiken telefen. "Münfik olana, infak edene verdiğinin fazlasını verir."
Çimenleri biçtiğin zaman ne oluyor?
Çimenler daha gür çıkıyor.
Biçmediğin zaman ne oluyor?
Çimenler yozlaşıyor.
Ağacı budadığın zaman ne oluyor?
Meyve daha boy geliyor.
Budamadığın zaman ne oluyor?
Ağaç kuruyor, bozuluyor.
"Vallahi sadaka ile hayır ile mal azalmaz!"
Allahu Teâlâ hazretleri sana senin verdiğinden senin şuuruna göre daha fazlasını verir, daha üstününü, daha güzelini verir.
"Hocam, acaba âhirette mi verir?"
Hem dünyada verir hem âhirette verir. Âhirette verse yeter de bize Kur'ân-ı Kerîm'de kendisi öğretmiş ki;
Rabbenâ âtinâ fi'd-dünyâ haseneten ve fi'l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nâr.
"Yâ Rabbi! Biz zayıf kullarız; dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver."
Madem öyle istememizi istiyor: Yâ Rabbi! Sen bize dünyada da ver âhirette de ver. Dünyada da hiç kimsenin önünde hor zelil etme. Kimsenin karşısında boyun büktürme, el pençe divan durdurma, kimseye el açtırma, kimseye yüzsuyu döktürme. Alnının akıyla, yüzünün beyazlığıyla, şerefiyle, haysiyetiyle has halis müslüman olarak yaşamayı nasip eyle.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Havz-ı Kevser'i başında da bizi haşr u cem eylesin.
Bazı kullar günahlarından dolayı Havz-ı Kevser'e doğru gelip dururken melekler tarafından yoldan çevrilecekler, Rabbimiz bizi onlardan eylemesin. Efendimiz'in sevgisine, teveccühüne, iltifatına nail eylesin. Sünnet-i seniyyesine ittiba eyleyip Ümmet-i Muhammed'e hizmet eyleyip şehit sevapları kazanmayı nasip eylesin. Allahu Teâlâ hazretlerinin cemâlini müşahede eden has, halis, bahtiyar kulların arasına Rabbimiz bizi de ıslah eyleyip lütfuyla keremiyle dâhil eylesin.
Bi-hürmeti esmâihi'l-hüsnâ ve bi-hürmeti habîbihi'l-müctebâ Muhammedini'l-Mustafâ ve bi-hürmeti iydi'l-fıtr ve bi-hürmeti yevmi'l-cumua ve bi-hürmeti sâatilletî tüstecâbu fî hedaavâtü fî yevmi'l-cumua ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.
29.05.1987 -
Ramazan Sonrası, Ramazan
29.05.1987 -
Ramazan Bayram Sohbeti
