İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

03.07.1988 - Orucun Asıl Maksadı, Nefs, İslamın Güzelliği, Müslümanların Kusuru

03.07.1988 - Orucun Asıl Maksadı, Nefs, İslamın Güzelliği, Müslümanların Kusuru
Günün Sohbeti

03.07.1988 - Orucun Asıl Maksadı, Nefs, İslamın Güzelliği, Müslümanların Kusuru

03.12.2019
16 dk 3 sn

Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîne seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l Mustafa. Ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemu eyyühe'l-ihvân fe inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr ve bi's-senedili muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Yekûlü'l-lâhu azze ve celle: Men lem yesum cevârihuhû an mehârimî fe-lâ hâcete lî fî en yede'a ta'âmehû ve şerâbehû min eclî.

Çok aziz ve çok muhterem kardeşlerim!

Allah hepinizden razı olsun. Allahu Teâlâ hazretleri dünyanın ve âhiretin saadet ve selametine sizleri ve bizleri nail eylesin.

Metnini okumuş olduğumuz, İbn Mes'ud radıyallahu anh'ın râvîsi bulunduğu hadîs-i şerîfinde Peygamber Efendimiz, Allahu Teâlâ hazretlerinin şöyle buyurduğunu bize naklediyor:

Yekûlü'l-lâhu azze ve celle. ''Aziz ve Celil olan Allahu Teâlâ hazretleri buyurur ki; benim haram kılmış olduğum şeylerden sakınmayan; âzâları ve cevârihleri oruç tutmayan bir kimsenin, benim için yemesini ve içmesini terk etmesine hiç ihtiyacım yok.''

Yemiyor, içmiyor ama diğer âzâları ile günahları işleyip duruyor. Öbür âzâları da günahlardan kesilecekti. Kesilmediğine göre boş yere yemesini, içmesini terk ediyor. Benim onun yemesini içmesini terk etmesine ihtiyacım yok. Nasıl olsa maksat hâsıl olmadı, işler çiğnendi gitti.

Muhterem kardeşlerim!

Oruç çok güzel bir ibadettir.

Bilim adamları da, akıllı mantıklı her insan da bu ibadete hayran kalır. Bir müddet bir şey yemiyorsunuz. İki öğün atlatıyorsunuz, üç öğün atlatıyorsunuz, bir şey yemiyorsunuz. ''Önümde yiyecek var, param var, niye yemiyorum? İşte bu akıl ve mantık işi. Nefis bir şey yemeyi istiyor ama yemiyorsunuz. Ne kadar güzel! Buradaki asıl maksat, insanın nefsini yenmeyi öğrenmesi.

''Oruçtan asıl maksat perhiz mi?''

''Değil.''

O zaman Peygamber Efendimiz bir diyet listesi çıkarırdı; ''Şunları şunları yiyeceksiniz, bunları yemeyeceksiniz; şunlardan bunlardan perhiz yapacaksınız, şunlardan bunlardan şu kadar gram yiyeceksiniz; tamam.''

Maksat sadece perhiz değil. Maksat insanın iradesinin kuvvetli olması, nefsini yenmesi, Allah'ın istediği noktada durması, Allah'ın çizmiş olduğu haram sınırını tecavüz etmemesi, öbür tarafa aşmaması, geçmemesi, Allah'ın istediği bir kul olarak yaşaması, Allah'ın istediği işleri yapması, haram kıldığı işleri yapmamasıdır. Maksat bu!

Biliyorsunuz insanın içinde bir nefis var. Nefs! Nun-fe-se harfleri. Fe harfi cezimli ama söylemek, ''nefs'' demek zor olduğundan ''nefis'' diyoruz. Bu sefer de ''nefis'' kelimesi var.

Bu tatlı nasıl olmuş?

Nefis olmuş. Orada y var, o başka. ''Nefse çok tatlı gelecek, çok güzel bir tarzda.''

Bu manzara nasıl?

Nefis. ''Nefsin çok beğendiği, hazzettiği bir manzara.'' demek; o ayrı.

Nefs insanın kendi içindeki maddî benliği. Bu maddî benliği, varlığı Allah bize vermiş, herkeste bir nefis var.

Niye vermiş?

Hepsi hikmetli. Bu nefis yemek ister, içmek ister; o da güzel, istemesi de güzel. Hiç istemesi olmasa, insan ne zaman acıktığını bilmese, yemeği atlatır atlatır, farkına varmaz, yemez, ondan sonra vücut çöker, gümbür gümbür gider, insan yaşayamaz. Allahu Teâlâ hazretleri bu yaşamanın devam etmesini istediğinden vücudun içine nefis diye bir varlık yerleştirmiş ki sen bu vücudun maddî ihtiyaçlarını gözet. ''Sen idare müdürüsün. Şu vücut binasının idarî işlerine bak. Buraya su gerekiyor, suyu sağla. Su kesilirse bul. Gıda gerekiyorsa gıdayı sağla. Gıda kesilirse bul. Bu işleri kolla, gözet.'' diye Allah bize bir nefis vazifelendirmiş, içimize vermiş.

Bu nefis terbiye edilmediği zaman her şeyi istiyor. Yaramaz bir çocuk gibi. Annesi ile çarşıya çıkıyor, macun görüyor; ''Anne bana macun alsana.'' ''Peki.'' Bir adım daha gidiyor; ''Anne bana keten helva alsana.'' ''Peki.'' Biraz daha geçiyor; ''Anne bana balon alsana.'' ''Peki.'' Biraz daha geçiyor; ''Anne bana papuç alsana.'' ''Peki.'' ''Anne bana şundan alsana.'' ''Peki.'' Oyuncakçı dükkânının önünde annesini tutuyor, yürütmesi mümkün değil. ''Gitme.'' ''Ne olacak?'' ''Bunlara bakacağız.'' ''Evladım, para kalmadı.'' Başlıyor tepinmeye-ağlamaya. Yani her şeyi istiyor. ''Aman illallah! Bu çocukla çarşıya çıkılmaz.'' Her dükkânın önünde bir mücadele, bir kavga, bir gürültü. Simitçiden simit ister, şekerciden şeker ister, leblebiciden leblebi ister, üzümcüden üzüm ister. Her tablaya elini uzatır. Parayı vermesen üzülürsün, versen illallah dersin.

Nefis de bunun gibi terbiye edilmediği zaman her şeyi istiyor; ''İsterim de isterim!'' Sonu gelmiyor, bitmez tükenmez arzular kaynıyor. Denizin dalgaları nasıl bitmiyor, peş peşe sahile atılıp duruyor. İnsanın nefsinin arzuları da bitmek bilmiyor. Ne olacak o zaman? Her şeye tamam dersen bozukluk olur, buna bir yerde ''dur'' demek gerekiyor ve bunun bir ölçüsünü koymak gerekiyor. Bunun ölçüsü şeriat tarafından konulmuş. Bizim dinimiz hayata hürmet ediyor, hayatı korumayı amaçlıyor. Dinin ana hedeflerinden birisi de hayatı korumaktır. İslâm dininin emirleri incelenirse, niye bu emir verilmiş, niye bu yasak konulmuş, hayatı koruma esasına çok dikkat ettiği görülür. Mesela bir insanın kendisini öldürmeye bile hakkı yoktur.

''Can benim, sana ne? İstersem kayalardan aşağıya atlarım, istersem arabanın altına atlarım, istersem köprüden atlarım.''

''Atamazsın.'' diyor. İslâm bu hayatı koruyor, küçükten beri koruyor. Hatta anne rahminden beri koruyor. Sonuna kadar koruyor. Hayata kastetmeyi en büyük günah saymış. İnsanın kendi hayatına kastetmesi de, başkasının hayatına kastetmesi de en büyük günahlardan. Bu ana prensibin ışığı altında; her şeyi güzel, her hükmü hoş olan İslâm'ın bir takım yasakları oluyor.

''Şunu yapma, bunu yapma!''

''Eee böyle yasaklı bir şey olur mu?''

Yasaksız yer var mı, yasaksız iş yürür mü? Hadi bakalım, şu İstanbul'da bütün yasakları kaldır. Hırsızlar kepenkleri açsın, dükkânları yağmalasın. Yasak yok ya, herkes önüne gelen eve dalsın, girsin çıksın, istediğini alsın; herkes istediğini yapsın.

''Olur mu hocam?'' ''Olmaz.''

Tamam. Yasaksız yer olmaz. Yasaksız nizam olmaz. Nizam demek; ''Şunu yapma, şunu yap.'' demektir, yasak demektir. İslâm da nizam demektir; düzen, intizam demektir. Elbet yasakları olacak. İslâm bu yasakları koyuyor, yumuşak yumuşak söylüyor: ''Gıdayı ölçüyle al, belli zamanlarda al, vücudunu tamamen gıda ile doldurma, midenin bir kısmını boş bırak.'' diyor.

Peygamber Efendimiz'in vücudun korunması, sıhhatin korunması ile ilgili nice nice güzel tavsiyeleri var. Oruç diye bir ibadet konulmuş. On iki tane ay var. On iki ayın bir ayında, senede bir ayda, Ramazan ayında oruç tutuluyor. Bakın dünya ehli nelere çalışıyor? Dünya ehli senede bir ay tatil yapıyor. ''On bir ay çalıştı mı, senede bir ay yıllık izin yapacağım.'' diyor. Yallah plajlara, denizlere, gezmelere gidiyor. İslâm'da senede bir ay irade eğitimi olarak oruç var. Ne kadar güzel! Nasıl insanın varlığını koruyor, aklı koruyor, insanın haysiyetini koruyor... Dinin gerçeklerini insanlar arasında yürütmek için, ayakta tutmak için ne güzel prensipler koymuş.

El-Hamdü li'l-lâhi alâ ni'meti'l-İslâm.

Ne güzel din! Ne güzel yasak! Kul inna'l-lâhe lâ ye'müru bi'l-fahşâ. ''Allah kötü şey emretmez.'' Kanun bu. Allahu Teâlâ hazretleri; Ve mâ ene bi-zallâmin li'l-abîd. ''Ben kullarıma zulmedici değilim.'' ''Zulmetsem kimse benden hesap soramaz ama ben kullarıma zulmetmem.'' diyor.

Zulmetse hesap soran bulunur mu?

Lâ yüs'elü ammâ yef'alü ve hüm yüs'elûn. ''Herkes sorgu suale tabi olabilir ama kâdir-i mutlak olan Allahu Teâlâ hazretlerine kim iradesinin dışında bir şey yaptırabilir?''

Olmaz! Allah; kötü şeyi emretmediğini, daima iyi, faydalı şeyleri emrettiğini bize bildirmiş. Demek ki her emrettiğinde her yasakladığında insanlık için bir fayda var. Bunu biliyoruz ve bunu incelediğimiz zaman İslâm'a hayranlıkla bağlılığımız katmerleniyor, kat kat kuvvetleniyor. ''Ne güzel nizammış. Ben bu dini anamdan babamdan öğrendim ama ne güzel bir dinmiş!'' diyoruz. Bizim böyle dememizle kalmıyor; anası babası Hristiyan, putperest, Budist olan insanlar da Müslüman oluyor. İnceleyince güzelliği karşısında hayran kalıyor, Müslüman oluyor. Budizm'i, Hıristiyanlığı, Yahudiliği incelemiş. Bakıyor en güzeli İslâm, hak yol İslâm; İslâm'a geliyor. Bu Hindistan'da da, Avusturalya'da da, Pakistan'da da, Amerika'da da böyle.

Peki, neden bütün dünya insanları güüür diye Müslüman olmuyorlar?

Senin ve benim gayretsizliğimizden, çok çalışmadığımızdan, gayret göstermediğimizden, İslâm'ın güzelliğini iyi temsil edemediğimizden.

İslâm'ın yaşanması kalmamış, azalmış, Müslümanlar bozulmuş ve Müslümanların İslâm'ı başkalarına anlatmak için gayret, azalmış.

Herkes dünya gailesine, geçim derdine düşmüş; bu dinin hizmetlisi nerede? Nerede o âşık-ı sâdık nerede? ''Ne iş yaparsın?'' ''Nalburum.'' ''Sen ne iş yaparsın'' “Doktor” ''Mühendisim.'' ''Aman hocam, çok lafa tutma. İnşaat şantiyemde işçiler bekliyor, hadi Allah'a ısmarladık.'' ''Biraz dur konuşalım.'' ''Aman hocam daireye imzaya zor yetişeceğim.'' Bakıyorsun ortada kimse kalmıyor. Dine hizmet bahis konusu olduğu zaman herkes bağlanmış. Abdest alırken boynumuzu da mesh ediyoruz, diyoruz ki; ''Yâ Rabbi! Benim boynumu her çeşit esaret bağından kurtar, bağımlı olmayayım. Sana kul olayım, senden gayri bir şeye bağımlı olmayayım. Şu benim boynumu cehennemden âzat et. Şeytana kulluktan âzat et, nefse kul olmaktan âzat et. Her şeyden kurtar, hür olayım.''

Hürriyet nedir?

Hürriyet; atlar, kuşlar, kelebekler, koyunlar, balıklar, inekler gibi giyinmeden, çırılçıplak, gönlünce istediğin şeyi yapmaktır, çalışmamaktır, yan gelip yatmaktır, güneşlenmektir, bronzlaşmaktır.

Böyle hürriyet olur mu?

Buna anarşi, idaresizlik derler. Anarşi bu! Hürriyet, insanı bağlayan duygulardan kurtulmaktır. Kendisini faziletli insan olmaya engel olan her çeşit bağlantıdan ve takıntıdan kurtarıp yükselmektir. Yüksel bakalım yükselebildiğin kadar, yüksel çünkü yerin bu değildir. Dünyaya gelmek hüner değildir. Yükseleceksin, yükseleceksin, insan-ı kâmil olacaksın, faziletli olacaksın. Hayatın bir gayesi var; en yüksek insan olmak. En yüksek insan olmaya hiç çalışmamış, İslâm'a hiç gayret göstermemiş; sokaklar, caddeler, şehirler perişan; belediyecilik yok, temizlik yok, intizam yok; sevgi yok, saygı yok.

Ne olacak?

Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede.

Nerde kaldı gayriye himmet ede.

Biz kendimiz nasihate muhtaç, İslâm'a muhtaç hale gelmişiz. Gayrimüslim bize bakıp da Müslüman olur mu? Olmaz, olmuyor. İptidâî görüyor, olmuyor. Çünkü kusurluyuz. Gerçek Müslüman böyle değil. Gerçek Müslüman tuttuğunu koparıyor. Yanına gelen insanı kendisine hayran bırakıyor ve Müslüman olmasına vesile oluyor. Gerçek Müslümanın şânı bu. Görüyoruz, duyuyoruz. Muhalif insan gide gele, gide gele İslâm'ı sevmiş.

Bizim bir doktor, profesör arkadaşımız vardı, Amerika'da tahsil görmüş. ''Ben orada ihtisasımı yaparken, onun yanında talebesi iken Amerikalı profesörüm; benim ahlâkımdan dolayı, bana hayranlığından dolayı nerdeyse Müslüman olacaktı.'' dedi. Çalışırsak, güzel Müslüman olursak cümle cihan halkı Müslüman olur. Çalışmazsak bile bize baktıkları zaman Müslüman olurlar. Bu insanların içinde din duygusu var, doğruyu arıyorlar ama sen güzel numune değilsin, ben güzel numune değilim. Sen ve ben güzel numune olsak zaten geliyor, kıyıdan kenardan yanaşıyor, bakıyor beğeniyor, Müslüman oluyor. Hiçbir şey söylemeden de olabiliyor.

Muhterem kardeşlerim, insanın içinde nefs denilen bir varlık var, bu varlığın ıslah edilmesi için İslâm, senede bir ay bir irade eğitim kampı kurmuş. Bir ay yıllık izin değil, bir ay yıllık eğitim, ne kadar güzel. Ne kadar güzel bir din! Bir ay kendini iradenle kontrol edeceksin. Yemek karşında ama yemeyeceksin; buzlu bardak karşında, güneş tepende ama suyu içmeyeceksin, bekleyeceksin. Birisi kavga etmeye gelse; ''Ben oruçluyum, sana uymam.'' diyeceksin; diline sahip olacaksın, mâlayâni söylemeyeceksin; gıybet, dedikodu etmeyeceksin. Miden haram lokma görmemiş olacak. Elin harama uzanmayacak, gözün harama bakmayacak. Oruçta her âzânın günahtan kesilmesi gerekiyor. Oruç o demek.

Dileriz ki Rabbimiz bizi, Arş-ı âlâ'nın gölgesinde gölgelendirdiği bahtiyarların arasına katsın, onlardan eylesin.

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA