03.07.1988 - Oruçluyken Haramlardanda Kaçınmak, Nafile Oruçlar

03.07.1988 - Oruçluyken Haramlardanda Kaçınmak, Nafile Oruçlar
Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîne seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l Mustafa. Ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Fa'lemu eyyühe'l-ihvân fe inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem
İnsanın içinde nefs denilen bir varlık var, bu varlığın ıslah edilmesi için İslâm, senede bir ay bir irade eğitim kampı kurmuş. Bir ay yıllık izin değil, bir ay yıllık eğitim, ne kadar güzel. Ne kadar güzel bir din! Bir ay kendini iradenle kontrol edeceksin. Yemek karşında ama yemeyeceksin; buzlu bardak karşında, güneş tepende ama suyu içmeyeceksin, bekleyeceksin. Birisi kavga etmeye gelse; ''Ben oruçluyum, sana uymam.'' diyeceksin; diline sahip olacaksın, mâlayâni söylemeyeceksin; gıybet, dedikodu etmeyeceksin. Miden haram lokma görmemiş olacak. Elin harama uzanmayacak, gözün harama bakmayacak. Oruçta her âzânın günahtan kesilmesi gerekiyor. Oruç o demek.
Oruçlu iken Allah'ın sana helal kılmış olduğu su ve ekmeği bile yemiyorken, sair zamanlarda da haram kıldığı kötü şeyleri yapmak caiz mi? Hiç akla mantığa sığıyor mu? İnsan derhal içinden bir kocaman haykırış bekliyor. ''Hayır, olur mu öyle şey! Allah'ın helallerini nefsim ezilsin diye, iradem kuvvetlensin diye yemezken-içmezken ‘bir deneyeyim olsun' diye harama bulaşır mıyım? Hayır, asla bulaşmam. Elbette onları hiç yapmam.''
Birçok insan orucun bu halini bilmiyor. Orucun böyle bir ibadet olduğunun şuurunda değil. Sanıyor ki oruç sahura kalkmaktır, güzel yemekler yemektir, ondan sonra oruç tutmaktır. Akşamüstü kandillerin yanmasıdır, ondan sonra iftar sofrasında yüklen yüklenebildiğin kadar. Gündüz iki öğün atlattın ya, sabah kahvaltısı ile öğle yemeği yemedin ya. ''Akşam bunları telafi etmek gerekiyor.'' diye iki buçuk misli mideyi yüklemek. Millet böyle sanıyor. Halbuki böyle değil. Avrupalının birisi bizim bir iftarda bulunmuş. Milletin yemeğe, suya nasıl saldırdığını görmüş. Demiş ki: ''Bunların hepsi ölecek ama dur bakayım nasıl ölecekler.'' Kenardan seyrediyor. Milet asker bavulu gibi midesini dolduruyor. ''Onu da koyayım, bunu da koyayım.'' derken midenin nefes alacak hali kalmıyor, gözler baygınlaşıyor. Ondan sonra gelsin çaylar, gitsin kahveler.
Avrupalı demiş ki bunlar ölecekler ama nasıl ölecekler? Bu kadar yemek yiyince insan nasıl hazmeder? Tıkanır, kalbi durur, bir. Avrupalı böyle gözetlemeye devam ederken yatsı ezanı okunmuş. Bizim cemaat kalkmış önce on rekat yatsı namazı kılmışlar, arkasından yirmi rekat teravih kılmışlar, vitir vacibi de kıldıktan sonra otuz üç rekatı tamamlamışlar. Tabii eğile kalka o midedeki şeyler hep hazmediliyor. ''Tamam.'' demiş, ''Öleceklerdi ama bundan sonra ölmezler, artık hazmettiler.''
Neden sair zamankinden fazla bir ibadet?
O da Allah'ın bir hikmeti. Allah, kullarının sabredemeyeceğini biliyor. Onun için Ramazan'da başka aylarda olmayan teravih namazı var; yirmi rekat. Niye çok? Sen yemeği çok yemeseydin, belki o da az olurdu. Yemeğe böyle yükleneceğini bildiğinden senin sıhhatin için Allah, onu öyle çok yapmış. Ancak öyle eriyebiliyor.
Orucun öyle olmadığını insan hadîs-i şerîfleri okursa anlar. Oruç daha asil bir ibadettir, insanın irade terbiyesidir. Oruç insanın nefsinin terbiyesi; haramlardan kesilmeyi, harama karşı direnmeyi öğrenmesi ibadeti, bir askerî talimdir. Oruç bir kamp çalışması; kampta komandoları eğitiyorlar. Millet bunu bilmez. ''Yemek yemiyor, su içmiyor.'' Bunu bilir ama gözü haramda, kulağı haramda, dili haramda, eli haramda, ayağı haramda olursa…
Âzâ ve cevârih ne demek?
İnsanın uzuvları ve organları demek. Ellerimiz ayaklarımız gibi vücudumuzun parçaları demek. Allah; ''Öteki âzâları oruç tutmazsa benim onun yemeyi ve içmeyi bırakmasına ihtiyacım yok.'' diyor. Ötekiler de oruç tutacak. Ne yapacak? Gözü harama bakmayacak, kulağı haramı dinlemeyecek, dili haramı söylemeyecek, eli harama uzanmayacak, ayağı haram yere yürüyüp varmayacak. Her şeyi haramdan kesilecek; her âzâsı günahtan perhiz yapacak, günaha sırt dönecek, günaha reaksiyon gösterecek ki orucu oruç olsun, Allah ona sevap versin. Allahu Teâlâ hazretleri; ''O zaman oruç benimdir, onun sevabını ben vereceğim.'' buyuruyor. Böyle oruç tutarsa o zaman insan çok sevaba erer.
''Hocam, inşaallah bunu bir deftere yazarım unutmam. Önümüzdeki Ramazan'da böyle oruç tutarım.'' Bu da doğru değil! Ramazan'da oruç tutmak farz. Sıhhatine sahip olan, şartları yerinde olan herkes oruç tutacak ama Ramazan'ın dışında da oruçlar var. Onlara sünnet oruçlar, nafile oruçlar diyoruz. İnsan Ramazan'ın dışında da bu egzersizi devam ettirmeli. Mesela sünnet olan Pazartesi-Perşembe oruçları var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; ''Kulların yapmış oldukları fiiller, işler, eylemler, ameller Pazartesi ve Perşembe günleri dergâh-ı izzete sunulur, arz olunur.''
Allah her yerde hâzır ve nâzırdır. Kulların her yaptığını biliyor ama resmî işleme sunulması o zaman oluyor; Pazartesi, Perşembe. Peygamber Efendimiz; ''Onun için ben de amellerimin Rabbime arz olunduğu zamanda oruçlu olmayı severim.'' buyuruyor. Efendimiz; Pazartesi, Perşembe günleri oruç tutardı. Hele Receb ayı, Şaban ayı geldiği zaman fevkalâde çok oruç tutardı. Hele hele kamerî ayların 13, 14 ve 15. günleri, mehtaplı gecelerin gündüzlerinde orucu hiç bırakmamış. Kim bilir o gecelerde nasıl bir nurâniyet, gündüzlerinde nasıl bir bereket var. O kendisine mâlum olduğu için o günlerde orucu hiç bırakmamış. Demek ki bizler de zaman zaman bu sünnet oruçlarının zamanı geldikçe o oruçları tutmalıyız. Ama orucu Allah'ın istediği gibi tutmalıyız. Mesela gözümüze de oruç tutturmalıyız.
''Gözüm kayıverdi hocam, ne yapayım, dayanamadım, gitti.''
Olmaz!
''Dilimi tutamadım hocam, hay kopasıca, her zaman böyle yapıyor.''
Olmaz!
Peygamber Efendimiz; yalan sözün, yalan şahitliğin orucu bozduğunu söylüyor. Mânevî bakımdan bozuyor, sevabı kalmıyor. Yalan söz söylediği zaman, yalancı şahitlik yaptığı zaman orucu gidiyor. O bakımdan oruç tutalım. Orucun bir irade eğitimi olduğunu bilelim. Orucun bütün vücudun her âzâsına, her organına tutturulması gerektiğini bilelim. Her organı, her günahtan alıkoyalım.
Kalbin orucu nedir?
Kalbin orucu da günah şeyleri düşünmemek, günah şeylere meyletmemek, günahı istememek; iyi şeyler istemektir, Allahu âlem. İnsanın kalbine bile oruç tutturması gerekiyor, kötü şeylerden kesilmesi gerekiyor.
Allah cümlemize kendisinin razı olduğu amelleri işlemeyi nasip eylesin.
Bir takım şeyler yapıyoruz ama Allah indinde kabul olacak şekilde mi yaptık, yoksa hiçbir işe yaramaz şekilde mi yaptık, bilmiyoruz. Adam akşam; ''Bugün oruç tuttum.'' diye sevinecek, keyiflenecek, halbuki Allah kabul etmiyor, ''istemiyorum'' diyor. ''Akşama kadar aç ve susuz kalmaktan gayrı bir kârı yok.'' diyor.
Namaz kılıyoruz, acaba namazın da böyle sırları var mı?
Elbette var. Namazın da böyle riayetleri, böyle incelikleri var. Sen namaz kıldım mı sanıyorsun? Vah vah! Onlara dikkat etmediğin zaman bu namazın sevabını hiç alamazsın. “Hocam, biraz kendi kendinden laf katıp da aşırı söylemek sakın” derseniz, ben de zaten söylememeye dikkat ediyorum. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş: ''Nice namaz kılan insan vardır ki namazı onu Allah'a yaklaştırmaz, ancak uzaklaştırmaya yarar.'' Namaz kılıyor Allah'tan uzaklaşıyor! Demek ki güzel kılınmayan bir namaz, kötü bir kalple kılınan namaz, sahibinin duygusuzca, izansızca, akılsızca, mantıksızca yapmış olduğu; şekilden ibaret olan bir namaz, ruhsuz bir namaz belki insanı Allah'tan uzaklaştırıyor. Belki adam namazı kılıyor; ''Ben bundan bir fayda görmedim, bir daha kılmayayım.'' diyor; namazı orucu bırakıyor. Zaten güzel kılmadın ki! Onun için Allah seni cezalandırdı. İbadetten kesilmek, Allah'ın sana cezası. Allah seni huzuruna almıyor. Bundan büyük ceza mı olur? Huzuruna kabul edilmiyorsun. ''Ben üç gündür namaz kılmıyorum.'' Demek ki üç gündür Allah seni huzuruna kabul etmiyor. Herkes günde beş defa huzuruna girerken, sen üç gündür huzuruna kabul olunmamışsın. Ağla! ''Benim kabahatim nedir?'' diye düşün, onu bulmaya çalış. Akşam gıybet mi ettin, sabah haram mı yedin? Ne yaptıysan sebebini bul ve tedaviye geç.
Medine-i Münevvere'de anlatırlar; bu işi oraya yerleşen insanlar bilir, mücavir dediğimiz kimseler bilir, nice incelikleri var. Peygamber Efendimiz'in Ravza-ı Mübâreke'sine geldiği zaman es-salâtü ve's-selâmü aleyke yâ Resûlallah diye selam veren kişi ve aleyküm selam diye cevabını işitirmiş. Öyle mübarek insanlar oluyor Yani selam verdiği zaman Resûlullah'ın kendisinin selamını aldığını kulaklarıyla duyuyor. Öyle insanlar var.
Birisi bir gün gelmiş, yine saygıyla sevgiyle; es-salâtü ve's-selâmü aleyke yâ Resûlallah demiş ama karşılık yok, bir şey duymuyor. ''Acaba ne kabahatim oldu ki? Resûlullah selamıma cevap vermedi.'' Ya Resûlullah darıldı, cevap vermiyor, ya benim kulaklarıma bir arıza geldi, ben duyamaz oldum. Bir kabahat var. Düşünmüş, aramış sonunda anlamış, meğer biraz Medine'nin aleyhinde konuşmuş; havasını, suyunu, gıdalarını şikâyet etmiş. Hemen kesilir! Çünkü insanın dinde tarikatte, tasavvufta, mâneviyatta ilerlemesi edepledir. Edepten mahrum oldu mu yukarıdan aşağıya tepe taklak düşüverir. O bakımdan Allah hepimize edebe riayet etmeyi nasip eylesin!
''Aziz ve Celil olan Allah buyurur ki; âzâları, organları benim haram kıldığım şeylerden kesilmeyen, oruç haline geçmeyen, oruç tutmayan kimsenin, benim için yemesini içmesini terk etmesine ihtiyacım yok.'' Tutmasın böyle berbat orucu demiş gibi oluyor. O bakımdan oruçlarımıza dikkat edelim. Ramazan gelmeden başka sevaplı oruçları da tutmaya kendimizi alıştıralım. Pazartesi, Perşembe oruçları var. Bu oruçları tutabilirsiniz.
Hac hangi ayda oluyor? Zilhicce ayında oluyor. Zilhicce 12.sidir. Hacdan sonra dönüldü mü, o ay bitti mi Muharrem geliyor. Yani yeni yılbaşı, yeni kameri yıl başlıyor.
Zilhicce'nin ilk on günü oruç tutmak çok sevap. Hacıların hacca gittiği, oralarda ibadetler ettiği, Arefe günü Arafat'a çıktığı o günlerde oruç fevkalâde sevap. Hele Arefe günü fevkalâde sevap. Hacılar için değil. Hacılar orada güneşin altında ibadette olacaklarından; Mina'dan Arafat'a yürümüş olduklarından, Arafat'tan Müzdelife'ye dönecek olduklarından onlara mekruh. Dinimiz ne kadar hikmetli, hacı olmayanlar burada oruç tutarlarsa onlara sevap. Arefe günü orucu çok sevap. Zilhicce'nin başından itibaren bayrama kadar olan günlerde on gün oruç tutmak çok sevap; hatırınızda olsun.
Ondan sonra Muharrem'in 9, 10, 11'inde oruçlar var.
Sonra eyyam-ı bîz oruçları var. Kamerî ayların 13, 14, 15'i.
Kendinizi bunlara alıştırın; oruç tutmaya alıştırın, kendinize hâkim olmaya alıştırın.
''Kendimi tutamadım.'' diyor. İşte o kendini tutamadığın, kendimizi tutamadığımız yanlış. Kendimizi tutabilmeliyiz. Dayanamadım, sinirlendim, bağırdım, tutamadım. Zaten herkes suçu bundan işliyor. Tutmayı öğreneceksin; İslâm bu, oruç bu. Kendimizi kontrol etmeyi, kendimize hâkim olmayı öğrenelim inşaallah. Ramazan'a gelinceye kadar bu nafile oruçlarla tatbikatı yapalım da, Ramazan'da kaliteli oruç tutmayı öğrenmiş olalım. Yoksa Ramazan'da başlarsak orucumuz yine delik deşik olur, yine güve yeniği gibi olur. Şimdiden başlayalım da Ramazan ayına kadar ancak alışırız, ancak öğrenebiliriz.
Dileriz ki Rabbimiz bizi, Arş-ı âlâ'nın gölgesinde gölgelendirdiği bahtiyarların arasına katsın, onlardan eylesin.
Allah şuur versin.
Fatiha-ı şerife meal besmele.
05.12.2000 -
Ramazan Ayı, Şehitler,
03.07.1988 -
Orucun Asıl Maksadı,
