07.01.2000 - Ramazanın Son Günü, Ramazana Veda, Alimlerin Önemi

07.01.2000 - Ramazanın Son Günü, Ramazana Veda, Alimlerin Önemi
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Değerli AK radyo dinleyicileri,
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.
Allah bu Ramazan'da bizleri de kazançları çok olanlar arasında ve kazananlardan eylesin. Âciz, nâçiz, eksikli, kusurlu, hatalı ibadetlerimizin hatasına, kusuruna, eksiğine nazar buyurmayıp tam, hatta ethem, en tam şekilde kabul eylesin. Bizi nice nice mübarek günlere, Ramazanlara sağlıkla, afiyetle eriştirsin. Rahmetine mazhar eylesin. Dünyada âhirette sizleri, bizleri bahtiyar eylesin.
İtikâfa giren kardeşlerimizin de o güzel ibadetlerini kabul eylesin. Kalplerini pür-nûr eylesin, feyizlerini çok eylesin... Bayrama maddeten ve mânen kârlı, sevaplı, ecirli, tertemiz çıkmayı nasip eylesin. Her iki yönden de tam mânasıyla bayram nasip eylesin...
Dünyanın üzerindeki mağdur, mazlum, mahzun müslüman kardeşlerimizi de kederlerden, üzüntülerden, dertlerden kurtarsın... Hastalarımıza şifa, dertlilerimize devalar ihsân eylesin... Geçmişlerimize rahmeylesin, kabirlerini pür-nûr eylesin...
Bu ibadetleri, güzel yapabilmek çok zor. Hatta "Cenâb-ı Hakk'ın dergâhına layık ibadeti yapmaya, hiç kimsenin gücü yetmez." diyebiliriz. Şeyh Sa'dî Gülistan'ın başında güzel ifadeleriyle beyan ediyor:
Ver ne sezâvâr hudâvendiest
Kes ne tevâned ki be-cây âvered
"Yoksa Cenâb-ı Hakk'ın dergâhına layık ameli kimse yapamaz." diyor. "Eksiğimizle, kusurumuzla, hatalı şey yaptığımızı itiraf ederek, tevazu takınmamız lazım geldiğini" hatırlatıyor.
Doğru bir düşüncedir. Eksiğimiz, kusurumuz çoktur. Allahu Teâlâ hazretleri eksiğimize, kusurumuza nazar eylemesin. Namazlarımıza, teravihlerimize, oruçlarımıza, Kur'an kıraatlerimize, zikirlerimize fazl u keremiyle çok büyük sevaplar ihsân eylesin.
Bir geceye bir ömür bereketi verdiği gibi, ihlâs ile bir lâ ilâhe illallah diyeni cennetine sokacağını vaad ettiği gibi, bizim de bu az ibadetlerimizi, onun çok rahmetine, engin rahmetine ermeye vesile eylesin.
Ebü'l-Yüsr hazretlerinden; Hanbelî mezhebinin müçtehidi, büyük alim, aynı zamanda büyük hadis bilgini Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyh kitabına almış ki Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyuruyorlar:
Minküm men yusalli's-salâte kâmileten. Ve minküm men yusalli'n-nısf. Ves sulus Ver-rubu' Hattâ belağa'l-uşr.
Minküm men yusalli's-salâte kâmileten. "Sizden öyleleri vardır ki namazı kâmil olarak, tamı tamına, dört dörtlük kılar."
Beşerin aczi, tâkatinin sınırlılığı belli; içinizden bazıları namazı Cenâb-ı Hakk'ın razı olduğu şekilde tam kılar. Ama herkes böyle tam kılamaz.
Ve minküm men yusalli'n-nısf. "Sizden bazıları vardır, yarım kılar."
Tam değil, yarısı zayi olur.
Ver-rubu'. "Kimisi dörtte bir kılar."
Dörtte bir, yüzde yirmi beş demek.
Hattâ belağa'l-uşr. "Kimisi yüzde on kılar."
Yüz yapılacak şeyin, yüz yerine on yapıyor. Tam not yüz ama on alıyor. Çok az bir şey!
Namaz böyle olduğu gibi oruç da böyledir, diğer ibadetler de böyledir.
İnsanların ibadetlerinin kabulünün böyle farklı olması, ibadeti îfâsının tam, yarım veya çok zayıf olması nedendir?
İrfanlarındandır yani âriflik derecelerinin az veya çok olmasıyla alakalı bir şeydir. Şuuru tam ise, kalbi sâfi ise, ihlâsı bütün ise kendini ibadete tam veriyorsa gönlünü dağıtmıyorsa, aklını başka yerlere kaydırmıyorsa, huşû ile kılıyorsa takvâlı ise o zaman tam alır.
Ama namazda aklına başka şeyler getirirse, aklını başka şeylerle meşgul ederse, çevresine bakarsa o zaman az olur. Veyahut namazı takvâ ile kılmazsa huşû ile kılmazsa, daha da azalır.
Hatta başka hadîs-i şerîflerden biliyoruz ki, namaz insanı Allah'a yaklaştırır ama bazı namaz vardır ki Allah'a yaklaştırmaz; kılış tarzının kötü olması ve kötü maksatla kılınması gibi durumlardan dolayı Allah'tan uzaklaştırır. Adam namaz kılar, Allah'tan uzaklaşır. Çünkü riya ile kılıyor, çünkü gösteriş için kılıyor, çünkü menfaat için kılıyor, çünkü çok kötü birtakım fikirler ve duygular taşıyor. Onun üzerine Allah'tan uzaklaştırır.
Nice oruç tutan insan vardır, akşama kadar aç ve susuz durmuştur; başka bir kâr, sevap, ecir eline geçmez. Nice geceleyin kalkıp namaz kılan vardır; kalktı, abdest aldı, namaz kıldı ama uykusuz kalmaktan başka eline bir şey geçmedi. Namazı kabul olunmuyor.
Onun için muhterem kardeşlerim!
İyi müslümanın, şuurlu müslümanın, dikkatli müslümanın ne yapması lazım?
"Yaptığım ibadetlerin makbul düşmesi için Cenâb-ı Hakk'ın indinde kabule mazhar olması için nelere dikkat etmem lazım?" diye bunu araştırması, soruşturması, mutlaka öğrenmesi lazım. Çünkü akıntıya kürek çekmek olmasın, boşuna gayret olmasın, yerinde saymak olmasın, zayiat olmasın, kuma su dökmek gibi olmasın.
"Ben namaz kılıyorum, şu namazın makbul olması için neler lazım? Oruç tutuyorum, orucun makbul olması için neler lazım? Ramazan'a giriyoruz, çıkıyoruz neler lazım?"
Bunları sormak lazım.
Bunları; bir ibadetin makbul olması için neler gerektiğini, ben kitaplarımızda bahis konusu ettim. Eğer evinizde İhyâu Ulûm varsa, oradaki İbadetlerin Âfetleri "İbadetlerin kabul olmamasının sebepleri nelerdir?" diye anlatan bölümlere bakarsanız, oradan da öğrenebilirsiniz. Etrafınızdaki ârif, bilgin zâtlardan sorup onlardan da öğrenebilirsiniz.
Aman boşuna zayiat olmasın, yazık olmasın, bir çuval incir berbat olmasın! Emekler heder olmasın, gayretler boşa gitmesin. Onun için çok dikkatli olmanızı dilerim. Bir de "İnşaallah Cenâb-ı Hak gayretlerimizi boşa çıkarmamıştır." diye, Cenâb-ı Mevlâ'dan kusurlarımıza rağmen, ibadetlerimizi kabul etmesini dilerim.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Ahmed b. Hanbel'in -yine Hanbelî mezhebinin kurucusu mübarek zât, rahmetullâhi aleyh- Abdullah b. Amr ibnü'l-Âs radıyallahu anhümâ'dan rivayet ettiği bir hadîs-i şerîf bu:
Mehlen yâ kavm, bi-hâzâ heleket el-ümemü min kabliküm bi-ihtilâfihim alâ enbiyâihim ve darbihimi'l- kütübe ba'dühâ bi-ba'din. İnne'l-Kur'âne lem yenzil yükezzibü ba'duhü bi-ba'dan bel yusaddıku ba'duhû ba'dan femâ araftüm minhü fa'melû bihî ve mâ cehiltüm minhü fe-ruddûhû ilâ âlimih.
Bu hadîs-i şerîfin meali şöyle:
Mehlen yâ kavm. "Ey ahali! Durun bakalım, ağır olun, kendinize bir sahip olun!"
Mehlen; Arapça'da bir şey yapan insana; "Dur bakalım, acele etme!" mânasına kullanılan bir kelimedir.
Bi-hâzâ heleket el-ümemü min kabliküm. "Bu sizin yaptığınız şu işten dolayı, sizden önceki ümmetler helâk oldular. Durun bakalım, ne oluyorsunuz, yapmayın böyle!"
Helâk oldukları şey ne?
Bi-ihtilâfihim alâ enbiyâihim. "Kendilerine gönderilmiş olan peygamberlerle ihtilafa düşmelerinden, onların sözünü dinlemeyip aykırı hareket etmelerinden helâk oldular."
Peygamberlerin harfiyen emrini tutmuyorlar; ya teville ya canları istemediği için yapmıyorlar ya da aksini yapıyorlar. Mesela Musa aleyhisselam; "Haydi bakalım! Şunlarla savaşalım." dedi. Onlar savaşa gitmediler. Dediler ki;
Fe'zheb ente ve rabbüke fekâtilâ, innâ hâhünâ kâidûn. "Sen Rabbinle git, o düşmanlarla çarpış; biz burada bekliyoruz." dediler. Peygamber davet ediyor; "Gelin, şu düşmanla mücadele edelim." diye. Onlar diyorlar ki; "Sen git, biz gitmiyoruz!"
Peygamberlerine muhalefet, ya da söylediği söze karşı çıkmak, ya da aykırı davranmak. Bu sebepten helâk oldular. Milletler böyle helâk olur. Daha öncekiler bundan helâk oldular.
Ve darbihimi'l-kütübe ba'duhâ bi-ba'din. "Bir de kitaplarındaki ahkâm-ı ilâhiyyenin birisini ötekisinin karşısına çıkarıp, onu diğerinin karşısındaymış gibi gösterip onu reddetmekte ötekisini kullanmaktan helâk oldular."
Kitaplarındaki hükümleri, keyfî yorumlarla kullanmak istediklerinden helâk oldular.
İnne'l-Kur'âne lem yenzil yükezzibü ba'duhû ba'dan. "Kur'ân-ı Kerîm; bazı âyetleri, öteki âyetlerini yalanlasın diye inmedi ki, birisini alıp ötekisine karşı 'Allah bu âyette şöyle buyuruyor.' diye karşı delil olarak göstermeye kalkıyorsunuz. "
Bel yusaddiku ba'duhû ba'dâ. "Aksine, bir âyet öteki âyeti takviye eder, destekler. Aynı kitabın içinde birbiriyle ihtilâflı âyet olur mu?"
Fe-mâ araftüm minhü fa'melû bihî. "Eğer doğru düzgün biliyorsanız Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmına güzelce uyun!"
Ve mâ cehiltüm minhü. "Bilmediğiniz şeye de burnunuzu sokmayın, karışmayın, o konuda konuşmayın."
Fe-ruddûhü ilâ âlimih. "Bilene bırakın, bilene havale edin, bilene gidin, sorun!"
Muhterem kardeşlerim!
Sıradan bir konuda münakaşa çıkar da, bir insan böyle söyler, ötekisi şöyle söylerse yanılan yanılmış olur , çok büyük bir zarara uğramaz. Ama Allah'ın kitabını münakaşa mevzuu yaparlar da birisi öyle söyler ötekisi böyle söylerse yanılan çok fena duruma düşer ve âhireti mahvolur. Allah'ın kitabındaki yanılgı, Peygambere itaatteki, yahut şeriatin ahkamındaki . bir yanılgı insanı, çok kötü bir duruma götürür.
Onun için; bir kere cahiller bu işi bıraksın, bilmeyenler bu işlere burunlarını sokmasın, ortalığı karıştırmasın. İyi bilen alimlere sorsunlar.
Mü'minler aldanmazlar. İyi mü'min olmaya gayret edelim.
Bu Ramazan ayı, iyi mü'min olmanın talim edildiği "talimgâh talim ayı" idi, eğitim ayı idi. İnşaallah hayırlı geçmiştir, güzel şeyler öğrenmişizdir, kazanmışızdır; Ramazan'dan sonra da devam ettiririz.
Allah, hepinize iyilikler ihsân eylesin. Gönül gözünüzü açsın, her şeyi bütün gerçek veçhesiyle tam görmenizi, tehlikelerden korunmanızı, hayırları kazanmanızı nasip eylesin. Hem dünyada hem âhirette aziz ve bahtiyar olun,sevgili dinleyiciler!
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
07.02.1997 -
4 Amel Vardır
07.01.2000 -
Ramazanın Son Günleri,
