İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

07.02.1997 - Niyetin Önemi

07.02.1997 - Niyetin Önemi
Günün Sohbeti

07.02.1997 - Niyetin Önemi

20.03.2025
14 dk 3 sn

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;

Allah ibadetlerinizi kabul eylesin. Size birkaç hususu hatırlatmak istiyorum. Çok önemli bir ay geldi, geçti. Ramazan ayı safa ayıydı, vefa ayıydı. Safa; sâfîleşmek için, insanın içindeki bulanıklıkları süzmek için ve kulların Mevlâsına vefasını göstermesi bakımından önemli bir aydı. Zâkirlerin, zikredicilerin ayıydı. Sabredicilerin ayıydı. Sâdıkların, âşıkların ayıydı.

İnsan her işin sonunda nasıl muhasebe yapıyor? Dükkân sahipleri "bakalım ben bu sene sermayemi artırmış mıyım, kâr etmiş miyim?" diye bir sayım yapıyor, mallarını sayıyor, hesaplarını kontrol ediyor. Böylece kârı-zararı ortaya çıkıyor. Her işin önünde de müslümanın ne yaptığını, niçin yaptığını, hangi niyetle yaptığını kontrol etmesi lazım. Besmeleyi çekip başlaması lazım, sonunda da neler yaptığını, bunun sonucunda eline ne geçtiğini düşünmesi, muhasebesini yapması, bir yekûn çıkarması lazım, sonuç ne oluyor diye bakması lazım.

Eğer bu muhteşem, bu güzel ay insana tesir edememiş ise -bazı insanlara tesir edememiş olabilir- kalbi ıslah olmamışsa, günahlardan kendisini sıyıramamışsa, koparıp ayıramamışsa, kötü arkadaşlardan, şekâvet ve delâlet erbabından, suçlulardan, günahkârlardan uzaklaşamamışsa, artık bu güzel fırsat, muazzam ilâhî devre geçtikten sonra onun kalbine ne tesir edecek? Artık ondan ne zaman ıslah olması beklenebilir?

Öyle muazzam bir fırsattı ki ancak on bir ay sonra -bir daha ele geldiği zaman gelebilecek ama- bir daha ki sene Ramazan'a acaba insanlar yetişebilecek mi, yetişemeyecek mi? Onu da bilemiyoruz tabii...

Teberrüken burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bir hadîs-i şerîfini okuyalım. Efendimiz buyuruyor ki;

Rubbe sâimin leyse lehû min siyâmihî ille'l-cû'u ve'l-ataşu ve rubbe kâimin leyse lehû min kıyâmihî ille's-seherü. "Nice oruç tutan insan var ki oruçları kabul olmuyor da eline geçen sadece boşu boşuna aç kalmak, susuz durmaktan ibaret."

Yani ziyanda, sevap yok...

"Nice kıyâm-ı leyle yani gece ibadetine, teravihlere, teheccüdlere vesaireye kalkışan ama bundan eline bir fayda geçmeyip de sadece uykusuz kalmış olması elinde kalan insanlar var."

Bu hadîs-i şerîf böyle bildiriyor. Nice oruçlu insan var ki eline kâr geçmiyor; sadece açlık ve susuzluk çekmiş oluyor. Nice gece kalkıp güya ibadet eden insanlar var ki sadece uykusuz kalmış oluyor. Yani sevap yok.

Biz onun için her şeyden önce, amellerin kabul olmasının hangi şartlar altında mümkün olduğunu öğrenmeliydik. Bunu çocuklarımıza öğretmeliyiz.

"Evladım aman, bak sen artık büyüdün, ağabey oldun, abla oldun. Bundan sonra artık senin kendi başına namazlarını kılman, ibadetlerini yapman lazım. Ama bu ibadetleri böyle iterek, zorlayarak yaparsan olmaz. Namazların, ibadetlerin kabul olması için ana, temel bazı şeyler var, onlara çok dikkat et."

İnsanın niyeti ihlâslı olacak. Ondan sonra, o ibadetin kabulü için gerekli şartlara sahip olacak. Haramlardan uzak olacak, haramlara bulaşmamış olacak, haram işlememiş olacak diye, ibadetin kabul olma sebeplerini tabii biz bunları kitaplarımızda, konuşmalarımızda, toplantılarımızda izah etmiştik. Bunları çocuklara küçükten öğretmek lazımdı. Tabii çocuklar kadar büyüklere de öğretmek lazım.

Bizim halkımız gerçekten candan müslümandır. Kur'an'ı sever, Ramazan'ı sever, ibadetleri sever, dindarları sever, evliyâullahı sever, hatta vefat etmiş bile olsa kabirlerini ziyaret eder. İşte bunların hepsi güzel ama ihmalkârlık da var. Hem namaz kılmaz hem "müslümanım" der. Müslümanlığın icabı namaz kılmak iken kılmaz. Hem oruç tutar hem oruçlu iken oruçluya yasak olan şeyleri yapar. O zaman tabii bu gibi durumlarda bilgi noksanlığından veyahut gayret noksanlığından, sabır noksanlığından veyahut aşk noksanlığından diyeyim ben buna. İbadet aşkı içinde teşekkül edememiş veya Allah-u Teâlâ hazretlerine sevgi ve saygısı, Resûlullah Efendimiz'e bağlılığı kemâle ermemiş. Kemâle erse, tutsan, bağlasan durmaz, o ibadeti mutlaka yapar. Nerede olursa olsun; denizde, havada, karada vakti geldi mi namazı kılanlar var. Seccadesini yayıyorlar, tren istasyonunda namaz kılıyor, uçağın içinde namaz kılıyor; her yerde... İşte onu kazanamamış olunca, o bilgileri sağlayamamış olunca, bir de bu ibadetlerin inceliklerine nüfuz edemeyince, onları uygulamayınca tabii ibadetleri kabul olmuyor; namazı, orucu kabul olmuyor.

Mesela orucun kabul olmamasının sebepleri neydi?

Orucun kabul olmama sebeplerinden birisi; bir insan yalanı, yalan yere şahitliği, gıybeti, dedikoduyu terk etmezse Allah onun aç kalmasına muhtaç değildir. O orucundan bir sevap yoktur, diye hadîs-i şerîf var.

Buradan anlaşılan nedir?

Demek ki oruçlu sadece aç ve susuz kalmakla yetinmeyecekti, dilini de tutacaktı mübarek... Diliyle de gıybet, dedikodu, yalan, dolan, iftira, bühtan yapmayacaktı. Onu bilemediği için orucun sevabı kaçtı.

Namaz [hakkında] da Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfleri var. Mesela bir insan namaza durduğu zaman yönünü kıbleye, Kâbe-i Müşerrefe'ye, Mekke-i Mükerreme'ye dönüyor. Seccadeyi yayıyor, orada kıbleye doğru dönüyor.

Peki gönlü, kalbi, aklı ne tarafta?

Aklı bakkalda, aklı kasapta, aklı dünyanın başka işlerinde, aklı namazın dışındaki başka meselelerle meşgul... Hem Allah'ın divanında hem de gönlü başka şeylerle meşgul. O zaman tabii namazı kabul olmuyor. Allahu Ekber dediği zaman, Allah-u Teâlâ hazretleri kulunun karşısındadır. İnsan secde ettiği zaman Allah'ın önünde secde etmiş oluyor.

Sübhâneke Allahümme ve bi-hamdik. "Seni noksanlıktan tenzih ederim yâ Rabbi!" diye Allah'a hitap ile namaza başlıyor. Fâtiha'yı okurken;

İyyâke na'budu ve iyyâke nesta'în diyor. "Ancak sana ibadet ederiz, başka kimseye eder miyiz, etmeyiz. Ancak senden yardım dileriz!" diyor.

Muhatabı Allah'ın huzurunda olduğunu bildiği, huzurunda olduğu için muhatabına sesleniyor. Diliyle böyle söylüyor; aklı bağda, bahçede, çarşıda, pazarda, dünyada, başka şeylerde... O zaman Allah-u Teâlâ hazretleri gözü ve aklı başka yerlere kayanlara, huzuruna girdiği halde başka yerlerle meşgul olanlara sevap vermiyor. "Ey kulum, ne tarafa teveccüh ediyorsun? Ben teveccüh edilenlerin en kıymetlisiyim. Bana teveccühü, bana yönelmeyi bırakıp da nerelere dönüyorsun ey kulum sen?" diye o zaman namazını kabul etmiyor. Tabii namazın kabul olmamasının başka sebepleri de olabilir.

Demek ki çoluk çocuğumuza ve kendimize asıl neleri öğretmeliyiz?

"Bir namaz kılınıyor, boşuna yorgunluk olmasın. Şu şu tehlikeleri vardır, onları yapmayalım da kabul olsun. Bunlar namazın âfetleridir. Namaz kılındığı halde kabul olunmaz, aman şunlardan kaçınalım." demek lazım. Orucun da kabulünü engelleyen âfetleri vardır. Zekâtın da âfetleri vardır. Zekât verir ama yine kabul olmaz. İşte onları öğretmemiz lazımdı.

Ramazan geçiyor, sonuna geldik. Şöyle bir arkamıza dönüp bakmamız lazım. Yirmi küsür gün yaşadığımız bu Ramazan'da acaba bizim halimiz ne oldu?

Gözyaşları içinde geçen vakte ağlamamız lazım. Bir de kalbimiz yanık, el açıp Allah-u Teâlâ hazretlerine dememiz lazım ki;

Allahümmec'alnâ min men kabile's-siyâmu ve salâtühû. "Yâ Rabbi, namazı, teravihi, orucu kabul olanlardan eyle beni." Ve buddilet seyyiâtühû bi-hasenâtihî. "Seyyiâtı silinip, günahları defterden temizlenip yerine sevaplar yazılan kimselerden eyle yâ Rabbi bizi." Ve edhaltehû bi-rahmetike fî cinânike. "Rahmetinle cennetine soktuğun kimselerden eyle." Ve refa'te derecâtihî yâ Erhame'r-râhimîn! "Derecesini yükselttiğin kimselerden eyle yâ Rabbi!" dememiz lazım!

Bir de hesap yaptı ki bir insan; "Eyvah! Ben bu Ramazan'ı bu hocanın söylediği gibi bir düşündüm geriye doğru, çok boş geçirmişim. Kaç tane teravihe gidemedim. Kaç namazın vaktini kaçırdım. Sabahları evde uyumuş kalmışım. Oruçta inceliklere, orucun kabulüne sebep olacak şeylere riayet etmemişim."

Bunu anladığı zaman ne yapması gerekiyor?

Zararın neresinden dönülse kârdır. Allah-u Teâlâ hazretleri tevbekâr kullarını sever. Hiç olmazsa şu son günlerde biraz kendisini toparlasın.

İnne'l-umûra “işler” bi-avâkibihî “sonuçları itibariyle önemlidir” Okullarda yılın sonundaki karne önemli olduğu gibi, her işin de sonu önemlidir. Başında hatalı işler yaptıysa bile, artık hiç olmazsa son günlerde müslüman kardeşlerimiz aklını başına devşirmeli, "Ramazan kaçıyor, fırsat gidiyor, bir daha ya kavuşurum ya kavuşamam..." diye gözyaşları içinde boşa geçirdiği zamanlara ağlamalı, Allah-u Teâlâ hazretlerine yalvarmalı ve affını, mağfiretini istemeli. "Yâ Rabbi, bu Ramazan geçiyor, gidiyor; ben bu Ramazan'da affolanlardan olmazsam yazık olur bana!" diye kendisinin Allah'ın affettiği kimselerden olmasını dilemesi lazım. Bunu dualarımızda gözyaşları içinde sık sık söyleyelim aziz ve sevgili kardeşlerim.

Ramazan ayı, içinizde Allah aşkı, Allah için ibadet etmek, yalnız kaldığı zaman O'nu tesbih eylemek, O'na hamd etmek, O'na şükretmek, O'nu zikretmek alışkanlığına getirmiş oluyor. İşte o tanışıklığa göre, bundan sonra artık ârif kullar olarak, âşık-ı sâdık kullar olarak yaşamanızı Allah-u Teâlâ hazretleri cümlenize nasip eylesin. Oruçlarınız, ibadetleriniz, hayırlarınız, sadakalarınız, zekâtlarınız makbul olsun. Dualarınız müstecâb olsun.

Orucun maddî faydaları da var, sıhhî faydaları da var. "Oruç tutun ki sıhhat bulasınız." diye buyuruluyor.

Allah vücutlarınıza sıhhat afiyet versin, dinçlik versin, neşat versin, bir şevk ve zindelik ihsan eylesin. Sevdiklerinizle, çoluk çocuğunuzla, büyüklerinizle, dostlarınızla nice nice Ramazanlara, Kadir gecelerine ermeyi nasip eylesin, nice nice bayramlara kavuştursun. Tabii bayramların en kıymetlisi, bayramların en önemlisi de âhiretteki bayramdır. Bir insanın Allah-u Teâlâ hazretlerinin affettiği kullardan olduğu anlaşıldı mı, mahkeme-i kübrâdan sonra cehennemden âzat olduğu, cennetlik olduğu anlaşıldı mı, asıl bayram odur. O en büyük bayrama da Allah-u Teâlâ hazretleri sevdiği kul olarak ulaşmayı, o bayramı da görmeyi, Allah-u Teâlâ hazretlerinin ikramlarına ermeyi, cennetiyle, cemâliyle müşerref olmayı Allah cümlenize nasip eylesin.

Bayramınız mübarek olsun. Her şey gönlünüzün dileğince olsun. Allah dileklerinizi, muratlarınızı kabul eylesin aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA