09.01.1998 - Ramazan Gufran Ayıdır

09.01.1998 - Ramazan Gufran Ayıdır
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Ramazanınız mübarek olsun, Allah oruçlarınızı kabul eylesin, teravihlerinizi-gece namazlarınızı, hayrınızı-hasenâtınızı makbul eylesin. Dualarınız müstecâb olsun, her şey gönlünüzce olsun. Gönlünüz nur dolsun. Allahu Teâlâ hazretleri'nin rızasına uygun ömür sürmeyi, güzel işler yapmayı Allah, hepinize nasip etsin.
Ramazan'ın pek çok güzelliği ve özelliği var. Ve hatta bence pek çok isimle isimlendirilebilir. Ben bu isimlendirmeler arasında üç şey söyleyeceğim ve arkadan da onların açıklamasını yapacağım.
Bir; Ramazan ğufran ayıdır. Mâh-ı ğufrân, şehr-i ğufrân, ğufran ayı… Mâh Farsça'da ay demek, şehr Arapça'da ay demek. Mâh-ı ğufrân, ğufrân ayı; şehr-i ğufrân, o da ğufran ayı, bağışlama ayı demek; ama o Arapça. Ramazan; mâh-ı ğufrândır, bir.
İkinci bir bakışla, Ramazan mâh-ı Kur'ân'dır, şehr-i Kur'ân'dır, Kur'ân-ı Kerîm ayıdır.
Üçüncü bir sıfatla nitelendirmemiz gerekirse Ramazan mâh-ı irfândır, şehr-i irfândır, irfan ayıdır.
Şimdi bunları açıklayayım.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Biliyoruz ki Allahu Teâlâ hazretleri Ramazan ayında kullarını aff u mağfiret ediyor. ''Ramazan'ın evveli rahmet; ortası mağfiret yani ğufran; sonu da cehennemden âzat olmaktır. diye hadîs-i şerîf var. Ve daha başka hadîs-i şerîfler de var.
Ğufran ve mağfiret. İkisi de ğafara kökünden mastarlardır. Birisi fu'lân vezninde mastardır, birisi de mastar-ı mîmî derler. İkisi de aynı mânaya; Allahu Teâlâ hazretleri'nin günahları örtmesi, silmesi, bağışlaması, affetmesi manasına geliyor.
Ramazan'da Allahu Teâlâ hazretleri kulları affediyor. Bu husustaki bir hadîs-i şerîfi okuyalım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den rivayet olunmuş ki, rivayet eden Ebû Said el- Hudrî radıyallahu anh;
Bu mübarek râvî buyurdu ki;
Kâle Resûlullah aleyhi ve sellem, kendisine salât u selâm olsun, Efendimiz Muhammed-i Mustafâ hazretleri buyurdular ki:''
İnne lillâhi tebârake ve teâlâ utekâu fî külli yevmin ve leyletin fî Ramazân. Ve inne li-külli müslimin fî külli yevmin ve leyletin da'vetün müstecâbetün.
Bu hadîs-i şerîfte iki müjde var. Mânasını söylediğimiz zaman siz de anlayacaksınız.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
İnne lillâhi tebârake ve teâlâ utekâu fî külli yevmin ve leyletin. ''Her gün ve gecede Allahu Teâlâ hazretlerinin âzat ettiği insanlar vardır.'' Allahu Tebârake ve Teâlâ hazretlerinin, yüce ve ulu Rabbimiz'in her gün ve gece âzat ettiği kullar vardır.
Peygamber Efendimiz bu sözlerinde hangi zamanı kastetmiş?
Fî Ramazân, Ramazan'da. Ramazan'ın her gündüzünde, her gecesinde Allah'ın âzatlıları vardır.
Azatlı ne demek?
Esir demek, bir yere bağımlı, bir yere kayıtlı demek. O kayıtlar, bağlar çözülünce âzat oluyor.
Nereye bağımlı?
Cehennemlik olmuş, cehenneme müstahak olmuş, cehenneme girecek duruma düşmüş, cehenneme bağımlı hale gelmiş, cehennemin esiri olmuş; eli-kolu, ayağı zincirlere bağlanmış, esir gibi cehenneme atılacak duruma düşmüş. Allahu Teâlâ hazretleri günahkâr bir kulu, bağlarından çözüp âzat edecek.
Allahu Teâlâ hazretleri günahkâr bir kulu bağlarından çözüp âzat edecek.
Allahu Teâlâ hazretleri her gece ve her gündüz bu durumda olan bazı kimseleri aff u mağfiret edecek demek. Mağfiret, ğufran. Demek ki Ramazan ğufran ayıymış, kulların mağfiret olunması, günahlarının bağışlanması, silinmesi, affedilmesi, kulun cehennemden âzat olması ayıymış.
Sonra, ikinci müjde nedir? Hadîs-i şerîf bazen birkaç konuyu birden içine alıyor. Onun için bir şeyi söylerken okuduğumuz hadîs-i şerîfin içinden bir başka mücevher, bir başka müjde daha çıkıyor.
Ve inne li-külli müslimin fî külli yevmin ve leyletin da'vetün müstecâbetün. ''Her gün ve gecede Ramazan'da, her müslüman için müstecâb dua vardır.''
Müstecâb ne demek?
Makbul, kabul olmuş, kabul olunacak dua vardır. Demek ki her müslüman kulun, Ramazan'da, gecede ve gündüzde kabul olunan duaları vardır. Dua ederken, duaları kabul edilecek.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Demek ki Ramazan mâh-ı ğufrânmış, kulların bağışlanması ayı imiş.
Peki, Allah hangi kulları affeder? Allah'ın mağfiretine ermek için kulun, ne gibi şeyler yapması lazım? Nasıl aff u mağfiret olunur?
Ramazan'da herkesin dinimize karşı bağlılığı, ilgisi artıyor. Dinî konuşmaları dinleyenler çoğalıyor. Dinî bilgisi az olanlar, bu konudaki gerçekleri daha az duymuş kimseler de, Allah razı olsun, vaazlara geliyorlar, dinliyorlar. Böylece onlar da öğrenmiş oluyorlar.
Bir kulun affolunmasının şartı nedir? Allah bir kulu affedecek ama kimi affeder, neler yaparsa affeder?
Bir; kulun önce tevbe etmesi, günahından dönmesi lazım. Tevbe, dönüş demektir; dönecek.
Kul günahta ısrar ederken, günahı yapmayı sürdürürken Allah affeder mi?
Hayır affetmez. Suç devam ederken yapıyor ve yapacak. Bugün de yapıyor dün de yapmıştı, bugün de yapıyor yarın da yapacak, devam ediyor; böyle kimse mağfiret olunmaz.
Suçtan bir pişmanlık, nedamet hâsıl olacak; ''Ah, ben bu suçu niye işledim, tevbe yâ Rabbi, dönüyorum, vazgeçtim. Bu yanlış, yolumun yanlışlığını anladım, pişman oldum, dönüyorum yâ Rabbi.'' diyecek. Pişman olacak, ciğerini pişmanlık duygusu yakacak; ciğeri yanacak, içi yanacak. ''Ben bu kusuru niye işledim!..'' diye pişman olacak. Günahı durduracak, kesecek, dönecek bir de; ''Döndüm yâ Rabbi.'' diyecek, dönmeye kesin niyet edecek, sonra Allah'tan aff u mağfiret isteyecek.
Ama istemek olmadan da Allah aff u mağfiret ediyor. Başka hadîs-i şerîflerde geçiyor, biliyoruz; Allahu Teâlâ hazretleri kulun kalbine pişmanlık düştüğünü gördü mü, ''Bak bu kulum üzüldü, yaptığı günaha pişman oldu, hatasını anladı...'' O içindeki ateş, o pişmanlık ateşi, içini yakmaya başladığı zaman telaffuz etmese, ''Affet beni Allah'ım'' demese bile Allah afv u mağfiret ediyor.
Söz çok önemli değil; içinin duygusu önemli. Zaten Allahu Teâlâ hazretleri insanların dış şekline, formaliteye, dış görünüşe bakmıyor. Vücutlarının, bedenlerinin, yüzlerinin, giyimlerinin, dış görünüşlerinin güzelliği önemli değil. Gönül güzelliği, kalp güzelliği, iç temizliği önemli. Allahu Teâlâ hazretleri insanın kalbine, niyetlerine, düşüncelerine, duygularına bakıyor.
Demek k;i günahtan pişmanlık duyup da işlememeye içinde bir arzu olunca, afv u mağfiret eder. Onun için bir, istemeden de -tabi istemek de daha iyi olur- o acıyı duydu deyince, duyduğunu görünce, Allah affediyor. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Ramazan'la ilgili tavsiyelerinde buyuruyor ki; bu Ramazan ayı içinde, insan bazı sözleri söylemeyi çok yapacak.
Neleri çok yapacak?
Bir; Eşhedu en lâ ilâhe illallah diyecek, bu sözü çok söyleyecek. Veyahut eşhedusunu söylemese de sadece lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah… diyecek.
İki; estağfirullah'ı çok söyleyecek, ''Yâ Rabbi! Beni afv u mağfiret eyle, yâ Rabbi beni bağışla.'' diyecek. Dendiği zaman tesirinin çok olacağını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in tavsiyesinden biliyoruz.
Onun için pişman olacak, bir daha işlememeye azmedecek, kastedecek, kuvvetli bir şekilde niyet edecek ve ''Affet beni Allah'ım.'' diyecek. Tabi günahların bir kısmı kullarla ilgiliyse, bazı kulların haklarına bağımlı ise; kul haklarını ödemeden günah affolunmaz. Kul haklarını ödeyecek, o da şart.
Aziz ve muhterem kardeşlerim.
Ramazan afv u mağfiret ayı, ğufrân ayı, mâh-ı ğufrân, şehr-i ğufrân olduğu için çok tevbe ve istiğfar edip, Allah'tan af dileyip, günahlara pişmanlık duyup, bir daha işlememeye azm ü cezm ü kast eyleyip, mâh-ı ğufrânın-mağfiret ayının bu güzel yönünden istifade edip, afv u mağfiret olunmaya çalışmalıyız; bu bir.
Bu hususta beni çok korkutan bir husus var, söylenmesi gereken bir nokta var.
Ramazan geçtiği halde, afv u mağfiret olunmayacak insanlar var. Ramazan geçecek, Ramazan yaşanacak, bu güzel aylar, bu oruçlar, bu ibadetler, bu teravihler, bu mübarek-mukaddes zaman geçecek, bir kişi afv u mağfiret olunmayacak… Bu çok kötü bir şey.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet edilmiş ki;
Peygamber Efendimiz bir keresinde minbere çıktı, her basamaktan yukarı çıkarken âmin dedi ve ikinci defa bir basamaktan daha çıktı, yine âmin dedi; üçüncü bir basamaktan daha çıktı, yine âmin dedi.
Minberden aşağı indiği zaman dediler ki:
Yâ Resûlallah lekad semi'nâ minke'l-yevme şey'en mâ künnâ nesme'uhû. ''Ya Resûlallah! Bu sefer senden daha önce duymadığımız bir şey duyduk.'' Eskiden böyle yapmıyordun, şimdi minbere çıkarken üç defa, her basamakta âmin, âmin, âmin dedin. ''Niye dedin?'' diye sordular.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Kâle inne Cibrîle arada lî. ''Cebrail aleyhisselam bana göründü, karşıma geldi.'' Fe kâle bu'den li-men edrake Ramazâne ve lem yuğfer lehû. ''‘Ramazan'a yetişmiş, Ramazan'ı idrak etmiş olduğu halde Allah'ın mağfiretini kazanamamış, afv u mağfiret olunamamış kimseye yazıklar olsun, rahmetten uzak oldu, dedi; ben de âmin dedim.''
Demek ki, Ramazan'a girdiği halde affolunmayacak insanlar olabiliyor, bu da çok fena bir durum. Cebrail bedduayı söyleyince Peygamber Efendimiz de âmin demiş, ''Öyle olsun.''demiş.
Belki ikincisini merak edersiniz.
Peygamber Efendimiz'in adı, müslümanların yanında anıldığı zaman ne demesi lazım?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ve sellim demesi, salât u selâm getirmesi lazım.
''Cebrail aleyhisselam; ‘Yâ Resûlallah! Adın anıldığı halde bir yerde, birisi sana salât u selâm getirmezse, getirmemişse o da rahmetten uzak olsun, burnu yerde sürtsün.' dedi, ben de âmin dedim.''
Demek ki, biz Efendimiz anıldı mı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e sevgimizin, bağlılığımızın gereği olarak ne yapacağız?
es-Salâtu ve's-selâmu aleyke yâ Resûlallah veya Muhammed aleyhi's-salâtu ve's-selâm diyeceğiz. Veyahut Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim diyeceğiz.
Bir çeşit salât u selâm ile salât u selâm getireceğiz. ''Bir müslüman salât u selâm getirmediği takdirde, Allah'ın rahmetinden uzak olsun.'' diye Cebrail beddua ediyor, Peygamber Efendimiz de âmin diyor. Bu, ikinci âmin'in sebebi.
Üçüncüsü de nedir?
Ana babasının hayatında, yanında olmuş; yani bazı insanlar öksüz kalıyor, ana babasını göremiyor, onlarla beraber yaşayamıyor; annesi babası ile beraber yaşamış, annesi babası onun yanında veya bir tanesi, ikisi birden bazen olmayabilir; bir tanesi yanında olmuş, beraber yaşamış, sonra vadesi yetince âhirete göçmüş ama o adam cenneti kazanamamış.
''Annesi babası dua etmiş olsa, ‘Yâ Rabbi, ben bu evladımı seviyorum, bunu afv u mağfiret eyle.' dese Allah, annenin babanın bu duasını kabul edecek; ama demek ki, annesinin babasının duasını alamamış ve cenneti kazanamamış; ona yazıklar olsun, burnu yerde sürtsün, onun.
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Allahu Teâlâ hazretleri, her şeyin çok çok tatlı bir şekilde cereyan ettiği bu güzel ayda, bu mâh-ı ğufrânda, mağfiret olunmayı nasip etsin.
Bu mâh-ı Kur'ân'da Kur'ân-ı Kerîm'in şefaatini kazanmayı nasip etsin. Kur'ân-ı Kerîm'le güzel güzel meşgul olmayı, teravihlerde, mukabelelerde Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemeyi nasip etsin.
Ve bu mâh-ı irfânda, irfana ermeyi, mârifetullaha ermeyi, Allah'ın sevgili kulu olmayı, dostları arasına katılmayı nasip eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri dualarla, zikirlerle, Kur'an'la vakit geçirip, bu ayı güzel değerlendirip, rahmete nail olup, bu aydan kârlı çıkmayı cümlemize nasip eylesin.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtuhû.
09.01.1998 -
Ramazan Kuran ve
08.12.2000 -
Ramazan, Oruçlu Ölmek,
