01.09.1997 - Recep Ayı, Maddi-Manevi Kazanç Sağlayan 3 Şey, İmtihanlara Sabır

01.09.1997 - Recep Ayı, Maddi-Manevi Kazanç Sağlayan 3 Şey, İmtihanlara Sabır
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemin. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Muhterem kardeşlerim!
Allah-u Teâlâ hazretleri bize ve âlemlere rahmet olarak Muhammed-i Mustafâ Peygamberimiz, Ebu'l-Kâsım, Habîbullah Efendimiz'i gönderdi. O’na Kur'ân-ı Kerîm'i indirdi. Bize ona tâbi olmayı emretti.
Bizim Allah'ın rızasını kazanmamız, dünya imtihanını başarmamız, iyi kul olmamız için Resûlullah Efendimiz'e bağlanmamız, Kur'ân-ı Kerîm'i anlamamız, okumamız, dinlememiz, uygulamamız gerekiyor. Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel şekilde kendi hayatında Peygamber Efendimiz uygulamıştır ve nasıl uygulanacağı hakkındaki incelikleri de en güzel tarzda bize Peygamber Efendimiz anlatmıştır.
Onun için ben şahsen yanımda Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini gezdirmeyi tercih ediyorum. Genellikle Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden konuşuyoruz. Böylece daha bereketli, daha sıhhatli, daha kıymetli bir konuşma olmuş oluyor.
Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfleri onun mübarek sözleridir veyahut O’nun hakkındaki bazı bilgilerdir. "Şöyle hareket etti, böyle yaptı..." diye onu anlatan bazı haberlerdir.
Şimdi burada açılan sayfada gelen hadîs-i şerîfleri okuyacağım. Birinci hadîs-i şerîf:
Selâsün yüdrikü bihinne'l-abdu regâibe'd-dünyâ ve'l-âhireti.Es-sabru ale'l-belâi ve'r-rıdâ bi'l-kadâi ve'd-duâu fi'r-rıhâ'.
Sadaka Resûlullah.
Bu hadîs-i şerîfi Umran b. Husayn radıyallahu anh isimli bir sahabi rivayet etmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde bize bildiriyor ki;
"Üç şey; kul tarafından yapıldığı takdirde o kul dünyanın ve âhiretin her türlü mükâfatına nâil olur.Dünyada da âhirette de büyük mükâfatlara erer. Maddî manevî çok büyük kazançlar sağlar."
Bunlar nelerdir?
1. Es-sabru ale'l-belâi. "Belâya sabretmek."
2. Ve'r-rıdâ bi'l-kadâi. "Allah'ın mukadderâtı olarak alnına yazmış olduğu yazıya, başına gelen olaylara rıza göstermek, isyan etmemek, Allah'a karşı gelmemek, itiraz etmemek."
3. Ve'd-duâi fi'r-rıhâi. "İhtiyacı olmadığı, sıhhatli olduğu, keyfi yerinde olduğu genişlik zamanında da Allah'ı unutmayıp dua etmek."
Bu üç şeyle insan dünyanın ve âhiretin büyük mükâfatlarına erer.
"Büyük mükâfat" diye tercüme ettiğimiz kelime regâibdir. Receb'in ilk cuma gecesine de "Regâib Gecesi" deniliyor. Regâib gecesi denmesinin sebebi; o gecede Allah kullarına çok mükâfatlar vereceği için, kullar çok büyük lütuflara erdiği için. Receb'in o ilk cuma gecesi, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece... O geceye ismini melekler vermişler. "Bu gece Allah'ın çok mükâfat dağıttığı gecedir." diye, meleklerin özleyerek bekledikleri [gece...] Regâib, "büyük mükâfat, mânevî mükâfat" demek.
Bu hadîs-i şerîfle Peygamber Efendimiz'in bize bildirdiği önemli, güzel, mükâfat kazanmaya sebep olacak şeylerden birincisi; belâya sabretmek.
Belâ, Arapça'da özel, hakikî mânâsıyla, lügattaki mânasıyla "imtihan" demektir. İbtilâ da derler. O kelime de aynı kökten gelir. Bela da derler. Bela, bizim anladığımız mânada, "insanın başına gelip çatmış tatsız olay" demek değildir; "imtihan" demektir. Mesela rivayetlerde; belâen hasenâ "İyi bir imtihanla imtihan olmak" diye de geçiyor.
Hayatta başımıza gelen olayları aslında bize Allah nasip ediyor. Kaderde varmış, İngiltere'ye gelmişiz. Kaderde varmış, şu dükkânları açmışız. Kaderde varmış, meğerse diyâr-ı gurbette çalışacakmışız. Kaderde varmış da şu olacakmış, bu olacakmış... Bunlar alnımızın yazısı, oluyor. Bunlar hayatın birer cilvesi... Çeşitli olaylar; bazen üzücü olay, bazen başkalarının imrendiği, "ah benim de olsa!" diye özendiği olaylar... Mesela bazısı zengin oluyor, güzel arabası oluyor, evi oluyor da başkaları da imreniyor; "benim de şöyle arabam olsa, benim de bu kadar güzel evim olsa..." diyor. Bunlar da imtihan! Allah o zaman zenginlikle imtihan ediyor. "Ben buna güzel şeyler verdim, bakalım bu imtihanı başaracak mı? Bunun karşısında şımarmadan iyi bir kul olarak kulluğunu yapacak mı?" O da bir imtihan.
Bazen ihtiyaç ve fakirlik hâli olabiliyor, o da bir imtihan. Bazen hastalık oluyor, hastalık da bir imtihan. "Bakalım sabredecek mi, yoksa 'bana bu hastalığı niye verdin yâ Rabbi!' diye ağzını açıp, gözünü yumup ileri geri konuşacak mı?" Bu da bir imtihan...
Hayatta karşılaştığınız sevindirici veya üzücü olaylar sizin imtihanınız. Size öyle geliyor. Allah sizin o olayın karşısındaki davranışınızı değerlendirecek. Ya iyi karşılıkta bulunursanız sevap alacaksınız; ya da feverân ederseniz, isyan ederseniz, ağzınızı bozarsanız, kafanızı bozarsanız, davranışınızı bozarsanız, o zaman da günaha gireceksiniz.
Mesela İlâhiyat fakültesi mezunlarından kız taleberimden bir talebem vardı. Onun yıllarca çocuğu olmuyordu. Sonra Allah bir çocuk verdi. Ama dünya güzeli bir bebek; gerçekten gül gibi yanakları vardı, çok güzeldi. Bakmaya kıyılmayacak kadar güzel bir bebekti. Bir hafta kadar yaşadı. Zaten zor doğmuştu. Birkaç yıl beklediler, bebek olmadı... Ondan sonra maalesef bebek vefat etti, yaşamadı. Tabii o acı bir imtihan, zorlu bir imtihan, çok zor bir sorun. Böyle bir sorun karşısında insanın kendisini tutması bir hayli zor. Bizim bu kız talebemiz kendini tutamadı. İmanını bile zedeleyecek Allah'a karşı isyankâr sözler söyledi. Bebeğin acısına dayanamadı, üzüntüsünden çok kötü sözler söyledi, çok kötü duruma düştü. İmtihanı kaybetti.
Bazen de başka türlü olur. Allah bağ bahçe verir, üzüm verir. Adam yoldan geçen yolcuya bir salkım vermez... Ondan sonra ertesi gün bakar; bir kırağı gelmiş, bütün bağ gitmiş. Kur'ân-ı Kerîm'de böyle anlatılan olaylar var. "Aman aranıza bir fakir sokulmasın. Yarın üzümleri toplayacağız. Dikkat edin, meyveleri vermek yok!" diye akşamdan kararlaştırıyorlar. Gece bir felâket oluyor, bütün mahsul helâk oluyor. Sabaha gidiyorlar, bakıyorlar ki hepsi mahvolmuş, kırağı çalmış, bozulmuş... O da bir imtihan.
Binâenaleyh, biz mü'minler, -kadere, Allah'a, âhirete inanmış insanlar- dünyanın bir imtihan yeri olduğunu bilen, her hareketimizin bizim sorumluluğumuza ait olduğunu, omuzlarımızdaki meleklerin iyilikleri kötülükleri yazdığını bilen insanlar; nasıl davranmamız lazım?
Üzücü olayların karşısında da mâneviyâtımızı bozmadan sağlam durmamız lazım.
İnsanların başına çeşitli olaylar geliyor. Kraliçe Diana ile nişanlısı küt gittiler, bitti... Onların sayfası kapandı mesela. O adamın zengin babası oğlunu kaybetti; acı bir olay... Ne yapalım, kader, Allah'ın imtihanı, dünya hayatı böyle... Çeşitli şekillerde olabilir. Bazen ne o kadar aşırı acı olur, ne o kadar aşırı tatlı olur; orta olur, günlük olay olur. Ama günlük olayda da insan bazen kaybeder, bazen kazanır.
Benim bir yakınım var. Aksaray pazarına gitmiş. Ev için yiyecek içecek, taze taze meyve almış. Turfanda yeni çıkmış salatalıklar, çıtır çıtır; onlardan da çok büyük para vermiş, almış. Turfanda yeni olunca pahalı oluyor. Almış, getirmiş, arabasının bagajını açmış, arabasının arkasına bunları koyarken adamın birisi arkasına gelmiş. Kendisi anlatıyor: Baktım güçlü kuvvetli, iri yarı, dinç, sağlam bir insan, hırpânî kılıklı:
"Ağabey, şu salatalıklardan bir tane bana versene!" demiş.
O da demiş ki;
"Sen o salatalığın bir tanesinin kaç para olduğunu biliyor musun?"
Çok pahalı, turfanda... İmtihan ya, gelip de onu istiyor. Sonra eğilmiş, yine alıp verecek. Ama dayanamamış, bu lafı söylemiş, içine zor gelmiş. Bir kilo domates istese -fakire- verecek, üç tane ekmek istese verecek. Ama turfanda salatalık, zaten sayılı almış, bir tanesi şu kadar para, zor almış, "babam yesin, annem tatsın." diye almış. Dilenci gidiyor, onu istiyor:
"Şu salatalıktan ver bana!"
"Sen onun kaça olduğunu biliyor musun?" demiş.
"Eğildim, vermeye niyetim var. Salatalığı aldım, döndüm; adam yok! Halbuki alandayım." diyor.
Aksaray'a giderken, Vatan caddesinde Aksaray'a yakın yerinde sol taraftan oradaki barakaları, çarşıyı geçtikten sonraki meydanlık yer... Orada evliyâ kabri var, onun ötesi boş alan...
"O benden istedi; ben eğildim, vereceğim. Döndüm, baktım; adam yok!" diyor.
"Adam kayboldu! Şöyle baktım yok, böyle baktım yok, arkama baktım yok! Adam yok oldu!" diyor.
İmtihan, gitti, imtihan bitti... O çok para verdiği için zorlandı.
Cömert bir insan, milyarlarla hayır yapan bir insan. Ben şahidim, biliyorum.
Ama demiş ki;
"Sen onun kaça alındığını biliyor musun?"
Yine de vermeye niyetlenmiş, belki de imtihanı kaybetmedi... O sözü söylemeseydi daha iyi olacaktı. Orada imtihan oluyor. Dönmüş bakmış, yok.
Kendisi anlatırken; "Hızır aleyhisselâm'dı muhakkak!" diyor. "Çünkü bir yere gitmesi mümkün değil, etraf tenha.... Baktım, yok oldu, kayboldu!" diyor.
Böyle de olur. Bu düz bir imtihan, yani çok aşırı bir imtihan değil. Bazen çok aşırı olur. Mesela insanın en çok sevdiği yavrusunun ölümü çok acı bir şey...
Hâsılı, biz Allah'a inanmış insanlar, dünyada imtihan edildiğimizi biliyoruz. Hayat bir imtihandır. Karşılaştığımız her olay bir imtihandır. Biz bu imtihanda eğer hoşumuza gitmeyen şeylerle karşılaşmışsak Allah'la aramızı bozmamalıyız.
Ben bazen bindiğim minibüsten inmek istiyorum. Çünkü adam sonuna kadar açıyor. Ondan sonra güya orada şarkı var, musikî parçası var; Allah'a çatıyor:
"Benim başıma bu belayı niye verdin Allah’ım!.."
"Ya şimdi başımıza taş yağacak. Durdur şu minibüsü, ben ineyim aşağı... Ya bunu kapat, ya ineyim!" diyorum.
İmtihan... Allah insanları imtihan ediyor. Kaybeden insandır. Sabrederse sabrın mükâfatı olur. Şükrederse şükrün mükâfatı olur. Şükretmezse şükürsüzlüğün cezası olur. Sabretmezse sabırsızlığın cezası olur. Kesin! Peygamberlerin dahi -hayatlarından biliyoruz- başlarına zorlu imtihanlar gelmiştir. Peygamber Efendimiz'in hayatının hiç de comfortable bir hayat olmadığını biliyoruz. Ne kadar sıkıntılı bir hayat olduğunu hepimiz biliyoruz. Nuh aleyhisselâm'ın sıkıntılarını biliyoruz. Musa aleyhisselâm'ın Firavun'dan ve kavminden çektiklerini biliyoruz. İbrahim aleyhisselâm'ın Nemrut'tan ve kavminden neler çektiğini biliyoruz. Her peygamberi biliyoruz.
Peygamber Efendimiz'in birinci nasihati -kitaptan çıkan havaya, mânâya- göre:
"Sabırlı olun. Başınıza bir hal gelirse ciyak ciyak bağırmayın, viyak viyak feryad etmeyin. Metin olun. Adı Metin olanlardan gayrisi de metin olsun. Sağlam durun. Bilin ki Allah sizi imtihan ediyor. 'Bu da geçer, bu da bir imtihan; sabredeyim.' deyin!"
İnsan böyle sabredilecek bir olayla karşılaştığı zaman;
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. "Biz Allah'ın kullarıyız, Allah'ın huzuruna döneceğiz. Allah'tandır." diyecek, sabredecek.
İnna'llâhe mea's-sâbirîn. "Hiç şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir."
Yani "Sevdiği için yanındadır, onların cephesindedir, onların yanındadır, onları tutar." demek.
İnnemâ yüveffe's-sâbirûne ecrehüm bi-ğayri hisâb. “Herkese mükâfatları sayıyla ölçüyle verilirken, sabredenlere mükâfatları ölçüye sığmayacak, tarif edilmeyecek kadar çok verilir.”
İslâm'da bir müslümanın çok sevap kazanması yollarının, geniş imkânlarının bir tanesi sabırdır. Sabır tarafında insanın sevap haznesine güldür güldür billur gibi sevap gelir. Sabredecek. Çünkü hayat karmaşık, karışık bir olaydır. Bu karışık olayların bazısı tatlıdır, bazısı tatsızdır. Ne yapalım... Tatlılarını ayırıp da tatsızlarını itemeyiz. Hepsi beraber gelir. Allah bize tatlı şeyler verirken O'nunla dost olup da acı şeylerle karşılaştırdığı zaman O'na isyan etmek kulluğa yakışmaz. Onun için sabırlı olacak.
Bilmiyorum, içinizde sabretme durumunda olan insanlar var galiba, böyle bir nasihat geldi.
Sabredin, sabrederseniz mükâfat alırsınız. Allah sabredenlerle beraberdir. Sabredenlere sevaplar çok gelir. Sabredin!
Bi hürmeti esrâri’s-sûreti’l Fatiha.
01.11.1996 -
Miraçtan Bir Gün
01.03.1985 -
Nafile Namazlar, Recep
