15.11.1996 - Recep Ayının Faziletleri, Medine ve Haccın Meşakkatinin Sevabı

15.11.1996 - Recep Ayının Faziletleri, Medine ve Haccın Meşakkatinin Sevabı
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Receb ayı bütün sevgili dinleyicilerimize, mümin kardeşlerime için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
Recebü şehrün azîmun yudâ'ufu fîhi'l-hasenât. "Receb çok önemli, büyük, ulu bir aydır."
Arap ayları içinde önemli bir aydır, haram aylardandır. Çok muhterem olan ve Arapların tir tir titreyip ihtiram ettikleri o ayda hatadan, kusurdan sakındıkları dört mübarek haram aylardan birisidir Biliyorlar, tecrübeyle hayatlarında sabit. Herhalde ihtimamları, korkuları ondan olmalı.
Bu üç ayların birincisidir. Receb Allah'ın, Şaban Peygamber Efendimiz'in, Ramazan, Ümmet-i Muhammed'in ayıdır.
Receb ayında Allahu Teâlâ hazretleri kullarından ne istiyor? Bizlerden emri, isteği nedir?
Varlığını, birliğini idrak etmemiz. Lâ ilâhe illallah dememiz.
İnsanların Allah'tan gayrı varlıklara yönelmemesi lazım. Allah'ın varlığını, birliğini bulması, bilmesi, inanması, tasdik etmesi lazım. Allahu Teâlâ hazretleri kullarının kendisine yönelmesini ister. Kendisine emirlerini tutup itaat etmesini, ibadet etmesini ister.
Receb şehrullah demek. Mü'min kullar, madem Allah'ın ayıdır, Allah'ın ayında Allah'ın kullarından istediği hususlara dikkat etsinler. Tevhidlerine, inançlarına, Allah'a bağlılıklarına yeni bir neşe, şevk, aşk ile taptaze sarılsınlar, girişsinler. Lâ ilâhe illallah'ın zevkini, şevkini, tadını, lezzetini daha iyi yaşasınlar.
Peygamber Efendimiz; "İmanınızı lâ ilâhe illallah sözünü tekrar tekrar söyleyerek zaman zaman yenileyin, tazeleyin." buruyor.
Demek ki Receb ayında ilk yapacağımız şey, Cenâb-ı Mevlâ'ya daha bir aşk ile şevk ile yeniden yönelmek, ibadete, taate yönelmek, bu bir.
Yanlış yollarımız, alışkanlıklarımız, âdetlerimiz, işlerimiz varsa; insanoğlu biraz bırakıverdin mi kendi kedisini salıverdi mi gevşiyor, dağılıyor, bozuluyor. Her şey öyle… Bir eve bakmazsan harap oluyor, bir tarlaya bakmazsan dikenli, taşlı orman oluyor, işe yaramaz hâle geliyor. Devamlı bakım istiyor her şey.
İnsanoğlunun da kendisine bakması, şekil vermesi lazım, bu Receb ayı bir fırsattır.
Receb ayı âdetâ tarlanın sürülüp ekilmesi ayı gibidir. Şaban ayı tarlaya ekilmiş olan o mahsulün bakıp büyütülmesi, tımar edilmesi, budanması, ayıklanması ayıdır. Dikenlerinin ayıklanması ayıdır. Ramazan ayı da mahsulü iyi ce olgunlaştıktan sonra toplayıp hasat etme ayıdır. Onun için Receb ayında ibadetlere sarılalım, tevbelerimizi yenileyelim, imanımızı kuvvetlendirelim, ibadetlere yeni bir aşk ile şevk ile sarılalım.
Çünkü üç aylar girdi.
Şaban ayında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünnet-i seniyyesini düşünelim. Resûllullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in âdeti neydi, nasıl yapardı, bize tavsiyeleri neydi diye öğrenelim. Efendimiz'in yolunda yürüyelim.
Ramazan ayına da girince artık, on bir ayın sultanı olan Ramazan geldiği zaman iyice iş kıvamını bulmuş olur, hazır olmuş oluruz. Tertemiz olmuş oluruz, Ramazanı o zaman çok hayırlı, güzel bir şekilde geçirmek mümkün olmuş olur diye düşünüyorum.
Allahu Teâlâ hazretleri imanımızı kuvvetli eylesin. Tevbemizi, Cenâb-ı Mevlâ'nın yoluna dönüşümüzü tevbe-yi nasûh eylesin. Hakikî bir dönüşle Rabbimiz'in yoluna dönmeyi nasip eylesin. zhariyet.
Allah cümle kardeşlerime bu güzel aydaki feyizlerden, nimetlerden, rahmetlerden, bereketlerden, dağıtılan sevaplardan faydalanmayı, hissesine almayı nasip eylesin.
Bu ayın sonunda bir de Receb ayının 27'si var. Regaip kandili geçti. Allah nice nice kandillere eriştirsin. Receb'in 27'sinde de Miraç kandili var. Ona da hazırlanmalı… Ondan sonra Şaban'ın 14'ünde, 14'ünü 15'ine bağlayan yarısı gecesi olan Berat gecesi var. Çok mühim bir gece, çok güzel hazırlanmak lazım.
Açtığım sayfada, hadis kitabında Medine ile ilgili bir [hadis], Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Hadîs-i şerîfi size nakletmek istiyorum.
Lâ yasbiru alâ le'vâi'l-medineti ahadun min ümmetî illâ küntü lehû şefî'an ev şehîden yevme'l-kıyâmeti.
Müslim, Tirmizî ve diğer kaynaklarda var. Üç kişiden sekiz kişi rivayet etmiş. Semâniye an selâse diye hadis alimi hadîs-i şerîfin arkasına kayıt düşmüş.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; le'vâ. "Yaşamdaki güçlükler, sıkıntılar" demek. Kim Medine'deki yaşamdaki sıkıntılara, darlıklara, meşakkatlere sabreder, Medine'de oturmaya devam ederse benim ümmetimden, fedakâr bir müslüman... Evet, su yok, sıcak fazla, şu, bu meşakkatleri var ama burası Peygamber Efendimiz'in şehri diye oranın sıkıntılarına sabrederse; illâ küntü lehû şefî'an. "Ben onun şefaatçisi olurum." Ev şehîden. "Yahut ona şahit olurum." Yevme'l-kıyameti. "Kıyamet gününde." diye Peygamber Efendimiz'in bir vaadi ve müjdesi var.
Medîne-i Münevvere'ye gelen kimselere oranın sıkıntılarına göğüs gerip âşıkâne, sâdıkâne mücavir olup Peygamber Efendimiz'e, Medine'de kalan kimseler için Peygamber Efendimiz'in şefaati var ve kıyamet gününde şahit olacak. "Meşakkat çekti, ibadete sabretti, benim mescidimi ziyaret etti yâ Rabbi!" diye onun hakkında şahitlik yapacak. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in şahitliğine ermek ne kadar güzel bir mazhariyet.
Ben bu hadîs-i şerîfi okurken bir tarihi düşündüm. Eski zamanları düşündüm. Eskiden Medîne-i Münevvere'nin etrafında surlar varmış. Surların burçları, giriş kapıları varmış. Şam kapısı ve sair kapısı diye kapıların isimleri hâlâ semt ismi olarak hatıralarda ama ortada ne kapı, ne sur, ne tarihî bina, ne kale kalmış. Eskiden çok meşakkatli seyahatlerle buralara gelinebiliyordu. Yaya geliniyordu. En güzel imkâna sahip insanlar, binekli olanlar, ya devenin üstünde binip gelecek ya atın üstünde binip gelecekti. O çöllerin, sıcakların, güneşin altında kumlara bata çıka buralara gelişin ne kadar zor olduğunu, aylarca sürdüğünü düşünün.
Hac yollarında meşale-yi kervan gibi
Erbâb-ı aşk içinde nümâyansın ey gönül.
Dediği gibi Osmanlı şairinin. Oradan anlıyoruz ki meşaleler yanarak çöllerde gündüz sıcak olduğundan, geceleyin kervanın seyahat ettiğini, sallana sallana, sarsıla sarsıla atın veya devenin üstünde buralara ne kadar zor gelindiğini, yollarda su, yiyecek bulmanın ne kadar zor olduğunu, yürüyenlerin ne kadar sıkıntı çektiğini düşünün. Bir de bu zor hayat şartlarına dayanamayıp yollarda hayatını kaybedenler oluyordu. Daha başka sıkıntılar olabiliyordu. Atı ve devesi varsa onların ot ve su bulması için yine çırpınmak gerekiyordu. Hâsılı hac geniş bir meşakkatli iş idi. Umreye, Peygamber Efendimiz'i ziyarete gelmek zor idi. Kalış da ondan daha zordu.
Medine'de eskiden yaşayan bir büyük zâttan duydum.
"Biz" dedi "daha yakın zamana kadar", sağ yani o şahıs, "Medine'de geceleri sıcaktan uyuyamazdık. Gece kalkardık, yatağın içine bir kova su dökerdik, bir kova başımızdan aşağı elbiselerimize, pijamalarımızın, geceliklerimizin üstüne dökerdik. O ıslaklıkla uzanıp yatardık, yarım saat kuruyuncaya kadar uyurduk ondan sonra sıcak bastırınca kafesin içinde kuşlar gibi çırpınırdık." diye anlatıyor. Bundan 40-50 sene öncesinin Medine'sinde bu soğutma cihazları, buzdolapları yokken bu kadar imkânlar, rahatlıklar yokken neler çektiklerini, ekmeklerin, unların sıcaktan nasıl bozulduğunu, kurtlandığını, takır takır kuruduğunu, zorluklar olduğunu anlatıyor.
50 yıl öncesi yine insanların birçok şeye, rahatlığa sahip olduğu bir devre. Bir de Peygamber Efendimiz'in zamanına doğru tarihin içindeki eski devirleri düşünürsek o zamanlarda Medine'de yaşamanın daha da nasıl olduğu anlaşılacak. Ama Medine mübarek bir yer.
Peygamber Efendimiz; "Dünya üzerinde üç tane mübarek yer var." diyor. Üç mescide ziyaret edilebilir, başkasına ziyaret için sefere çıkmağa lüzum yoktur.
Lâ tuşeddu'r-rihâlu illâ ilâ selâseti mesâcid el-Mescidü'l-harâm ve'l-Mescidü'l-aksâ, ve mescidî hâzâ.
Birisi Mekke-i Mükerreme'de, Beytullahi'l-Mescidi'l-harâm, Beytullâh'ın, Kâbe'nin olduğu. Birisi Medine'deki Peygamber Efendimiz'in Mescid-i Nebevîsi, birisi Kudüs'teki Mescid-i Aksâ...
Çok mühim, sevaplı yer. Haremi, harem mıntıkası var. Çevresinde bir geniş, mukaddes arazi, oraya gayrimüslim giremez. Meleklerin, sevapların deryasının çalkandığı güzel bir yer. Ama burada kalmak zor, mahrumiyetli olduğundan, ona sabreden âşık-ı sâdıkların nasıl mükâfata ereceğini Peygamber Efendimiz bildiriyor.
Biz Allah'ın bu devirde büyük lütuflarına mazhar kullarıyız. Allahu Teâlâ hazretleri bizi eski zamandaki keramet sahibi evliyâullahı gibi havalarda uçuruyor. Bu mübarek diyarlara iki üç saatte uçakla geliyoruz. Soğutma cihazları, asansörleri olan on katlı, on beş katlı binalara… Yedinci, onunca katına düğmeye bastığımız zaman süratle çıkıyoruz. Odalarımızın içinde akar, sıcak, soğuk su, mutfak, buzdolabı, çarşıda pazarda dünyanın her yanından gelme muzlar, meyveler, Türkiye'de olan olmayan çeşitler, sebzeler…
Elhamdülillah bolluk ve bereket her şey var, Cenâb-ı Mevlâ'ya hamd ü senâlar olsun. Allahu Teâlâ hazretlerinin üzerimizdeki lütufları, nimetleri çok fazla. Yine de ziyaretin çok büyük sevabı var.
Peygamber Efendimiz'in mescidinde namaz kılmak başka mescitlerde namaz kılmaya göre bin misli daha sevaplı. Mekke'deki yüz bin misli sevaplı. Buralara gelmenin çok büyük sevapları var.
Allahu Teâlâ hazretleri zenginlik, sıhhat, afiyet versin. Hac, umre, ziyaret yapmayanlara buraları ziyaret etmek nasip eylesin.
Cumanız, üç aylarınız mübarek olsun. Allah nice mübarek günlere, aylara, yıllara ibadetlere sizleri sıhhat, afiyetle sevdiklerinizle, çoluk çocuğunuzla eriştirsin. Cennetiyle Cemâli'yle müşerref eylesin. Hem bu dünyada hem âhirette aziz ve bahtiyar olun.
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
20.06.1982 -
Miraç Hadisesi, Allahın
15.05.1981- Miraç,
Müslümanın Miracı Namazdır
