20.06.1982 - Miraç Hadisesi, Allahın Tevfiki

20.06.1982 - Miraç Hadisesi, Allahın Tevfiki
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh, alâ külli hàlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidina Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'du.
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân. Fe-inne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve selem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün. Ve külle bid'atin dalâletün. Ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Kultü yâ Cibrîlü hel terâ rabbeke kâle: İnne beynî ve beynehû seb'îne elfi hicâbin min nûrin ev nârin ve lev raeytü ednâhâ le-ahtaraktü.
Sadaka Resûlullah.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile Cebrail aleyhisselam arasındaki bir konuşma naklediliyor. Bu konuşmanın mevzuu da Allahu Teâlâ hazretlerinin görünmesi meselesi.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Kultü yâ Cibrîlü hel terâ rabbeke. "Ben dedim ki; Ey Cebrail, sen Rabbini görüyor musun, görmekte misin?"
İrte'ade irti'âden min azameti zâlike's-suâl.
Azametli bir sual. Cebrail aleyhisselam bu sualin azametinden bir titreyişle titremiş. Sonra da şöyle cevap vermiş:
Kâle: İnne beynî ve beynehû seb'îne elfi hicâbin min nûrin ev nârin. "Allahu Teâlâ hazretleriyle benim aramda nurdan ve ateşten yetmiş bin perde var." Ve lev reaytü ednâhâ le-ahtaraktü. "Eğer en aşağıdakini geçecek olsaydım, oraya bakacak olsaydım; yanar kül olurdum!"
Bu hadîs-i şerîften ne hatıra geliyor, hadîs-i şerîf bizde ne duygu uyandırıyor?
Bir kere Allahu Teâlâ hazretlerinin azameti, celali anlaşılıyor. Sonra, meleklerin en şereflisi Cebrail aleyhisselam, mertebesi en yüksek olanı Allahu Teâlâ hazretlerinin huzurunda nasıl? O'nun nasıl görünmesi hakkında soru sorulduğunda bile nasıl oluyor da görünüyor? Orada hatıra bazı sorular geliyor.
Perdeler var, bu perdeler kime göre?
Cebrail aleyhisselam'a göre! Yoksa Allahu Teâlâ hazretleri için hiçbir şeyin perdesi bahis konusu değil. Cebrail aleyhisselam'ın hilkati, tabiati dolayısıyla bu perdeler...
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz miraç eyledi ve;
Âşikâre gördü Rabbü'l-izzeti.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bütün bu perdeleri geçti, izzet ve celal sahibi Allahu Teâlâ hazretlerini âşikâre gördü.
Müjdeler olsun ki;
Âhirette öyle görür ümmeti.
Âhirette de ümmeti görecek inşaallah. Sordular:
"Nasıl görecek?"
Dedi ki;
"Mehtaplı bir gecede insanlar dolunayı dünyadan nasıl görüyorlar. Hiç şek şüphe tereddüt vs. olmadan; öyle görecek.
Allah cümlemizi cemâl-i bâ-kemâlini müşahede şerefiyle şerefyâb eylesin.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e sidretü'l-müntehâya kadar refakat etti. Miraçta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in maiyetinde, yanında bulundu da Cebrail aleyhisselam sidretü'l-müntehâda durdu. Dedi ki;
"Buradan bir adım daha atarsam yanarım. Daha öteye geçmeye benim takatim yok!
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem o mertebeleri de uçtu, geçti ve hiç perdesiz Allahu Teâlâ hazretlerinin huzûr-ı âlîsine, o şerefe nâil oldu ki kimseye nâil olmamış.
İrmedi evvel gelen bu devlete.
Daha evvel gelmiş kimselerin hiçbirisi bu saadete, mutluluğa erişmiş değil. Demek ki insan Allah'a mûti olunca melekleri de geçiyor. Zaten hadîs-i şerîfte de bu vardır. İnsanoğlu Allahu Teâlâ hazretlerinin yolunda yürüdü mü o zaman meleklerden üstün olur, âlâ-yı illiyyîne çıkar. Ama bu kabiliyet varken kullukta kusur ederse esfel-i sâfilîne düşer, aşağıların aşağısına iner.
Bilhassa gençler hakkında bir hadîs-i şerîf hatırıma geldi:
Allahu Teâlâ hazretleri kendisine ibadet ve taatte yetişen, devam eden bir gence dermiş ki;
"Sen benim nazarımda bazı meleklerim gibisin ey genç müslüman kulum!"
Neden gence iltifat fazla oluyor?
Genç, büyüklerimiz "delikanlı" demiş. Kanı kaynıyor, yerinde durmaz. "Dur." desen duramaz. Sonra tabiatinin icabı olarak da eğlenmek ister, zevk, safa ister. Nefis daha kuvvetlidir. Yaşlı insana "Kalk, yürü…" desen yürüyecek hâli yoktur, "Otur." desen oturacak hâli yoktur.
İbadetlerin sevabının çok olanı zahmeti çok olanıdır. İnsan ibadetlerde ne kadar çok ter döküyorsa ecir o kadar çok oluyor.
Ne kadar büyük bir gayret sarf ettin?
Gayrete göre ecir veriliyor. Genç de hak yola girmek için daha çok gayret sarf ediyor. İhtiyarın nefsi zaten sakinleşmiş, durmuş ama gencin nefsi kavî, onu çekip ille eğlencelere, zevklere, sefalara götürmek ister. Onu yendiği zaman daha büyük bir gayret, daha büyük bir zafer kazanmış olduğundan derecesi yüksek oluyor.
Kalîlü't-tevfîki hayrun min kesîri'l-akli ve'l-aklu fî emri'd-dünyâ madarratün ve'l-akli fî emri'd-dîni meserretün.
Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ten;
Bu hadîs-i şerîf Allah'ın tevfîki mevzuunda.
Tevfîk ne demek?
Allah'ın bir kula lütfedip de doğru yolda yürüme imkânı vermesidir. Lütfetmiş, onu hayır işlemeye muvaffak etmiş.
"Ben her şeyi yapmaya muvaffak değil miyim?"
Değilsin tabi! Allahu Teâlâ hazretleri dilemese sen gözünü kıpırdatamazsın, parmağını oynatamazsın. Allahu Teâlâ hazretleri sana o gücü kudreti veriyor. Onun için Allahu Teâlâ hazretleri cümlemize tevfîkini refîk eylesin, rızasına uygun yollarda muvaffakiyetle yürümeyi nasip eylesin.
Bu neden olur? Allah neden bazı kuluna tevfîki refîk eder de bazısına etmez?
Hep Allahu Teâlâ hazretlerinin lütfu ile olduk, yaşıyoruz ve ilerde de hep lütfundan ne elde edeceksek edeceğiz. Allahu Teâlâ hazretleri tevfîkini de kulun edebine göre veriyor.
"Kul terbiyeli mi, edepli mi, mütevazı mı, haddini biliyor mu?.."
Niyetine, ihlâsına, edebine göre veriyor. Eğer kul edepli bir kulsa Allahu Teâlâ hazretlerine karşı terbiyesi, zerafeti, nezaketi ile kulluk etmeye gayretli ise o zaman ona lütfediyor. Edepsiz ise, terbiyesi kıt ise kesiliyor. Terbiyesize Allah lütfetmiyor.
Bî-edeb mahrûm geşt ez lütf-i Râb.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin bir beytinin mısrası.
"Edepsiz Allah'ın lütfundan mahrum olur."
Allah, edepsizlere lütfunu kesiyor. Lütuf kesildi mi bir şey yapamaz.
Lambaları düşünün: Lambalar bir şebekeye bağlı. Şebeke de bir elektrik güç merkezine bağlı, yanıyor. Ama hatta bir yerde bir kesilme oldu mu lamba durduğu halde yanmıyor. Çünkü kesildi. Tevfîk de böyle; her şey var, kesinti oldu mu, Allah kesiverdi mi yanmaz.
Birisi edeb.
Birisi edebin içinde güzel huylarla ilgili bazı vasıflar var. Onlar insanı tevfîk-i ilâhîye mahzar ediyor veya tevfîk-i ilâhîden mahrum ediyor.
el-Ucbu hicâbü't-tevfîk.
Ne demek? İnsan ucub sahibi, kendisini beğenmiş, kendisine hayran, kendisini iyi, doğru yolda sanıyor ve başkalarını hor hakir görüp onlara tepeden bakıyor.
el-Ucbu hicâbü't-tevfîk. "Ucub tevfîkin perdesidir."
Tevfîk-i ilâhîye mazhar olamaz. Önüne bir perde çekilir. Demek ki kötü huy tevfîk-i ilâhîyi men ediyor. Netice itibariyle iyiliği yapmak imkânı kula Allah'tan veriliyor ama bu imkânın verilmesi veya verilmemesi kuldaki birtakım vasıflardan dolayı oluyor. Âyet-i kerîmede buyuruluyor:
Vallâhu lâ yehdi'l-kavme'l-fâsikîn. "Allah fasıklara hidayet etmez."
Demek ki hidayet ve dalalet Allah'tan, bu âyet-i kerîmeden onu anlıyoruz.
İkinci bir şey anlıyoruz: Adam fâsık oldu mu Allah hidayetini nasip etmiyor. Fâsıklıktan kurtulacak, kendisinin üzerinden o fâsıklık vasfını atacak; atarsa Allah veriyor da o varken vermiyor.
Vallâhu lâ yehdi'l-kavme'z-zâlimîn. "Allah zalimlere tevfîkini refîk etmez."
Demek ki insan zulüm halinde oldu mu olmaz. Bütün bu izahatı şu sebepten yapıyorum ki bir şahsın hatırına geliverir:
"Allah ona tevfîkini veriyor bana vermiyor, o zaman benim işim ne? Bunda benim suçum ne?"
Senin suçun edeplilik-edepsizlik, terbiyelilik-terbiyesizlik, ahlâklılık-ahlâksızlık, iyi niyetlilik-kötü niyetlilik, fesat kalplilik-iyi kalplilik… Allah senin kalbinin durumuna göre veriyor ve sen de iyilikleri yapıyorsun! Kötü davrandın mı vermiyor ve yapamıyorsun!
Şurası hiç şüphe kabul etmez bir gerçek ki bütün güç ve kuvvet Allahu Teâlâ hazretlerinin elinde, bizde bir şey yok! Ancak bizde bir edeb ve bir niyet hâli var. Oradan kazanırsak kazanıyoruz. Allah o zaman veriyor, lütfediyor; öteki türlü kesiyor. Onun için Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi tevfîkine refîk olmamız için terbiyeli kul eylesin. Edepli, zarif, ârif, düşünceli, hassas, attığı adımı düşüne taşına atan edepli kullar eylesin. Ucub gibi kendini beğenmişlik, kibir, zulüm, fısk u fücur gibi kötü huylardan uzak eylesin. Onlar oldu mu insan mahrum kalıyor.
Kalîlü't-tevfîki hayrun min kesîri'l-akli. "Azıcık bir tevfîk-i ilâhî, insanın çok akıllı olmasından daha hayırlıdır."
Neden? Akıl kendi başına doğrudan doğruya insana yarayan bir alet değildir. Allah tevfîkini refîk ederse, tevfîki istikametinde çalışırsa faydalı olur. Yoksa insanın aklı var; cin gibi, gözleri fıldır fıldır dönüyor, leb demeden leblebiyi anlıyor, her türlü kabiliyeti yerinde, zekâsı süper… ama şerre kullanır. Seni allem eder kallem eder dolandırır. O zekâyla cebinden paranı alır, hileli mal satar, banka soyar. Akıl doğrudan doğruya bir alet; nasıl kullanırsan öyle, iyi kullanırsan iyi, kötü kullanırsan kötü! Onun için Allah'ın tevfîki, insanın kendi aklı başına güvenip bir yol tutturup gitmesinden daha hayırlıdır.
Allah'ın azıcık bir tevfîki çok akıldan hayırlıdır.
Ve'l-aklu fî emri'd-dünyâ madarratün. "Dünya işinde insanın aklının çok olması mazarrattır." Ve'l-aklu fî emri'd-dîni meserretün. "Dinî hususlarda insanın aklı sevinç vesilesidir. İnsanın aklını dinî hususlarda, o sahada kullanması sevinçtir, neşedir, mutluluktur."
Dünya işlerinde kullanılması insana mazarrattır.
Neden? Burada dünya dediğimiz şey nedir? Dünya, insanı Allah'tan alıkoyan şeylerdir! Dünya; dünya kıtalar, üzerinde okyanuslar bulunan, ekvatoru, kutupları olan küredir, mânasından değil. Hadîs-i şerîflerde dünya geçti mi, maksat dünyalık demek.
İnsanın dünyalığı nedir? Paradır, mevkidir, makamdır, rütbedir, başkanlıktır... Bunlar insanın kalbini Allah'tan alıkoyar. Mesela para; ticaret, namaz kılmaktan alıkoyarsa dünyalık, senin âhiretine engel teşkil ediyor. Mevki, makam insanın ucba düşmesine, başkalarına zulmetmesine sebep olursa bu bir zarar.
Küllü mâ elhâke an zikrî mevlâke fe-hüye dünyâke. "Seni Allahu Teâlâ hazretleri ne has, halis kulluk etmekten alıkoyan her şey dünyalıktır."
Sen niye namaz kılamadın, niye oruç tutamıyorsun, niye şimdiye kadar hacca gidemedin, Allah yolunda yürüyemedin, ailenin hâli böyle, niye çoluk çocuğun müslüman yetişmemiş, niye sen bir şey öğrenmemişsin, Kur'an okumaktan haberin yok!
"Hocam, sorma; tahsil vardı, sonra da ticaret var, sonra şöyle ettik böyle ettik..."
Onların hepsi sana hayırları engellemiş, işte onlar dünya! Hak yoldan seni alıkoyan her şey dünyadır. Böyle yollarda aklı kullanmak, bu mazarrattır. İnsana fayda getirmez zarar getirir, çünkü vebalini arttırıyor. İnsan aklını; dinini güzel yapmakta, iyi bir müslüman olmakta, Allah'ın rızasını kazanmakta kullanırsa o zaman bu sevinç vesilesidir, mutluluk vesilesidir.
O halde biz aklımızı Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasına vâsıl olmak için yolları keşfetmekte kullanacağız, işleri yapmakta kullanacağız. Karşımıza gelen çatallarda yol kavşaklarında hangi yolun Allah rızasına uygun olduğunu tespitte kullanacağız. O zaman kâr ederiz. Yoksa aklı; dünyaya dalıp da bizi Allah'tan alıkoyacak şeylerin içinde kullanırsak o artık mazarrat olur. Dolandırıcıların, hırsızların, zalimlerin şâhı olur...
Allahu Teâlâ hazretleri bize tevfîkini refîk etsin, aklımızı başımızda eylesin ve bunu hayırlarda kullanmayı nasip eylesin.
23.01.1988 -
Duanın Kabul Olunduğu
15.11.1996 -
Recep Ayının Faziletleri,
