00.00.0000 - Berat Kandili Yaklaşıyor, Kandil Günleri, Şirk, Beyazıd-i Bistami

00.00.0000 - Berat Kandili Yaklaşıyor, Kandil Günleri, Şirk, Beyazıd-i Bistami
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Alâ neamihi'z-zahireti' ve batineh. Ve's-salâtu ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin zevi’s-sıdkı ve’l-vefâ.
Emmâ ba'd:
إِنَّ اللهَ لَيَطَّلِعُ فِي لَيْلَةِ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ، فَيَغْفِرُ لِجَمِيعِ خَلْقِهِ، إِلَّا لِـمُشْرِكٍ أَوْ مُشَاحِنٍ. هـ عَنْ أَبِي مُوسَى.
İnnellâhe le-yettali’u fî leyleti’n-nısfi min şa’bâne fe-yağfiru li-cemî’i halkıhî illâ li-müşrikin ev müşâhinin.
Ebû Musa radıyallahu anh’den. Şaban ayıyla ilgili muhterem kardeşlerim;
Şaban ayı hangi aydır? Şu içinde bulunduğumuz aydır. Recep bitti. Miraç gecesi, Receb’in yirmi yedinci gecesiydi. Miraç geçti ondan sonra Şaban ayı girdi. Şimdi Şaban ayının içinde bulunuyoruz. İşte bir iki hafta içinde, Şaban’ın yarısı olacak. Berat gecesi gelecek. Bu Berat gecesi; mü’minlerin affı mağfiret olduğu, çok hayırların, bereketlerin cereyan ettiği, Allahu Teâlâ Hazretlerinin lütfunun, kereminin, ihsanının, rahmetinin cûşa geldiği bir gecedir ki, bu geceyle ilgili hadîs-i şerîf sizin kura ile karşınıza şimdiden çıktı.
Bu geceye hazırlık olsun diye, dikkatiniz şimdiden çekilsin diye böyle şey yapıldı.
Bir kardeşimizle konuştuk muhterem Müslümanlar.
Diyor ki; "Benim bulunduğum fabrikada -kendisi salahiyetli bir kimse- bir toplantı yaptılar, beni de çağırdılar, ben de gitmek zorundaydım." diyor. Kandil gecesine denk getirmişler. Masonlar toplantı yapmışlar, kandil gecesinde. "Cuma günü oldu mu beni yemeğe çağıyorlar." diyor. "Yok ben Cuma’ya gideceğim diyorum." diyor. Yani Cuma’dan sonra yedir yemeğini, cumadan evvel yedir. Maksat, Cuma’ya göndermemek. Maksat, kandil gecesinin feyzinden istifade ettirmemek. Bu hayırlı, mübarek zamanları biliyorlar da onların karşısına alternatif koyuyorlar.
Şu içinde yaşadığınız cemiyette, weinnachten tatilinde; bu adamların nasıl hediye peşine düştüğünü, nasıl görüyorsunuz?
Nasıl herkes birbirine hediye alıyor?
Nasıl uzun tatiller? Nasıl bayramlar? Nasıl fişekler? Nasıl şamata? Nsıl eğlence?
Neden?
Bu mübarek günün şuuru, kutsal günün şuuru genç nesillere bulaşsın diye yapıyorlar bunu.
Siz kendi çocuğunuza kandili bildirmezsiniz, kendi ailenize kandili bildirmezseniz, cumayı bildirmezseniz, bileceği tedbiri almazsanız, çocuğunuza hediyeyi almazsanız "kandil gecesi, ne zaman? Babam, o zaman bana külliyetli para verecek" diye kandil gecesini, önceden hesaplayacağı şeyi almazsanız bu çocuklar çok şeyleri bilir de İslam’ı bilmez, kandili bilmez, mübarek şeyi bilmez.
O bakımdan çocuklarınıza hediye verecekseniz cumayı vesile edinin, kandili vesile edin, bayramı vesile edinin. O zaman verin ki, bilsin. O günlerde evinizde müstesna şenlik olsun, bir bolluk olsun. "Allah Allah masa niye böyle donanmış, bu evin içi niye böyle güzel."
Ankara da bizim komşumuz, kardeşimiz vardı. Bayrakla süslerdi evi, kandilde. İçini, dışını, konfetilerle, o zincirlerle, güzel süslü şeylerle, fenerlerle... Duvarlara asardı, camlara asardı, evin dışına asardı, içine asardı. Cümle cihan halkı bu eve ne oluyor, diye bakacak. Ha kandil diyecek.
Biz, kandili simide çıkmasa, kandilin ne zaman olduğunu millet bilmiyor. İyi ki kandil simidini koymuş dedelerimiz. İyi ki fırınlar, kandil günlerinde simit çıkartıyorlar; oradan biliyor millet. Onun için, dininize bağlı olun. Dininizin mübarek günlerini bilin. O günler için önceden hazırlık yapın.
Şimdi işte size Allah, nasip etti daha Şaban’ın yarısı, Berat gecesi gelmeden, ikaz karşınıza çıktı. Bu Berat gecesine, bir güzel hazırlanın ki cümle alem şaşırsın. Bizim Berat gecemiz bu. Mübarek kandil gecemiz.
Bak ne diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
"Şaban’ın yarısı gecesi olduğu zaman Allahu Teâlâ Hazretleri kullarına teveccüh eder, nazar eder, bakar, hepsine şöyle bakar.
Fe-yağfiru li-cemî’i halkıhî. "Bütün müslüman halkını affeder, mağfiret eder." Bu gece Allah’ın kullarını affı mağfiret ettiği gecedir. Ama;
İllâ li-müşrikin ev müşâhinin. "Ancak müşriki ve müşâhinini affetmez."
Müşrik ne demek?
Allah’a şirk koşan demek.
Allah, müşriki affetmez. Kâfiri affetmez. “Ama onun da bir dini var, her din muhterem." Her din muhterem değildir. Her din muhterem olsaydı İbrahim aleyhisselam, içinde yaşadığı cemiyetin putlarını kırmazdı, onların karşısına çıkmazdı.
Mısırlılar öküz tapıyolardı, muhterem mi?
Hintliler şimdi öküze tapıyorlar, muhterem din mi?
“Herkes inancında serbest olmalı”.
Herkes inancında serbest olmamalı. Hak yol serbest olmalı, batıllar bitmeli.
Öyle şey olur mu.
Ne alâ kurnazlık.
لَكُمْ د۪ينُكُمْ وَلِيَ د۪ينِ
Le-küm dînüküm ve liye dîni. [1]
Usulü gibi. Demişler ki;
"Ya Muhammed, gel pazarlık yapalım. Gel bir pazarlık yapalım. Biz de kendi dinimizde serbest olalım, sen de serbest ol. Hatta bir gün senin Rabbına ibadet edelim. Bir gün de sen gel, bizim putlarımıza ibadet et."
Öyle şey olur mu?
Müslüman batıl bir yola, yanlış yola, şeytan yoluna, imansızlık yoluna, şirk yoluna, küfür yoluna prim verir mi? Müsamaha eder mi? Zaten İslâm’ın manası o.
Peygamber Efendimiz niye geldi?
“Bir elime ayı verseniz,bir elime güneşi verseniz, bu davadan vazgeçmem” dedi.
“Sana para verelim, mevki verelim, melik yapalım, hükümdar yapalım, kızlarımızı sana nikahlayalım. Ne istersen yapalım. Sen bize dokunma. Bırak şu bizim düzenimiz devam etsin.”
“Bir elime ay tutuşturulsa, bir elime güneş tutuşturulsa, siz onu veremezsiniz ya." Gökten ayı indirip Rasûlullah'ın eline vermek mümkün mü... Veremezler de...
Peygamber Efendimiz “Ne yapsanız, bu davadan vazgeçmem” dedi. Geçemez de. Çünkü, Allahu Teala hazretleri, O'nu "geçme" diye gönderdi. "Bunları söyle" diye gönderdi. "Bu insanları yanlış yoldan döndür." diye gönderdi. "Bunların yanlış itikadlarını söyle." diye gönderdi. "Bunların batıl inançlarını onlara bildir de düzeltsinler." diye gönderdi.
O bakımdan muhterem kardeşlerim; Dikkat edin! Sakın ha pazarlığa girmeyin!
“Sen bizimkine hürmet et, biz de seninkine hürmet edelim.
”Senin dinin, hürmete şayan değil. Senin dinin yanlış."
Yanlışa prim verilmez. Yanlış cezalandırılır. İşte trafik kaidesi, işte ceza kanunu, işte daha başka kanunlar... Yanlışa müsamaha olur mu?
Bilim dışı, akıl dışı, mantık dışı, İslâm dışı şeye müsamaha olmaz.
Yol, bir tanedir. Tek yol. Tek yol İslâm'dır. Başka yol yok. Başka yola gidersen, kendin kaybedersin. Pazarlığa oturursan tamamını kaybedersin. Onun için hak yolu bilin, hak yolu desteklemek için çalışın.
Allah, müşrike hiç birşey vermiyor. Müşrik bir şey kazanamayacak. Allah müşriği affetmeyecek. Şaban’ın onbeşi gelecek de, herkes istifade edemeyecek. Müşrik kazanamayacak, müşrik istifade edemeyecek.
Elhamdülillah biz şirkten beriyiz, şirkten uzağız. Allah’ın varlığını kabul etmiş insanlarız, mü’minleriz, Müslümanlarız. Biz de şirk yok. Doğrudur doğru.
Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü. "Biz şehadet ediyoruz ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yalnız o vardır gayrisi yoktur."
İki tane?
Hayır.
Üç tane?
Hayır.
لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ
Lev kâne fî-himâ âlihetün illallâhü le-fesedetâ. [2]
"Birkaç tane tanrı olsaydı, birbirleriyle savaşırlardı; kainatın düzeni alt üst olurdu."
Öyle şey olur mu?
Bir tane.
هُوَ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Hüvallâhü’l-vâhidü’l-kahhâru. [3]
Tektir, ehâddir, ferdir, sameddir, bir tane. Allah’ın varlığını kabul ediyoruz.
Fakat bir de şirk-i hafî vardır, muhterem kardeşlerim;
Şirk-i hafî; gizli şirk, saklı şirk. Kimsenin bilmediği, kolay anlaşılmayan şirk vardır.
O nedir?
O da riya, riyakârlıktır. Ahiret amelini, ibadeti, taati, Müslümanlığı, dünya menfaati için yapmaktır, gösteriş için yapmaktır. Namazı, orucu, hayrı, sadakayı verirken gösteriş için vermektir. Hatta cihadı bile, bir insan gösteriş için yapsa kıymeti yoktur.
Bir insan çıksa, “Ya benim gibi bir kahraman, tanınmış insan, şampiyon, bir babayiğit, bir süvari, çok güzel kılıç kullanan bir kimse. Şimdi ben, bu kavmimin yaptığı savaşa gitmesem beni ayıplarlar, savaştan korkuyorum sanırlar. Onun için ben savaşa gideyim” dese, Allah kabul etmez. Allah rızası için çarpışanı kabul eder. “Ganimet kazanayım, şu kavmi yeneyim de paralarını yağmalayayım da zengin olayım” diye savaşsa, Allah kabul etmez. Çünkü, o da bir çeşit şirktir.
Gayesinin içine başka gaye kattı. Niyetini bozdu, Allah rızası için çalışmadı, riyakârlık etti, şöhret için yaptı, dünya menfaati için yaptı. Allah, onu da kabul etmez.
İnsan Allah’tan gayriden korkarsa, ibadeti başkasına yaranmak için yaparsa, başkasından menfaat sağlamak için yaparsa, o da bir çeşit şirk oluyor.
O senin rabbin mi ki, ondan korkuyorsun?
O mabut mu ki, ona itibar ediyorsun?
Ancak Allah’tan korkarız.
"Ancak Allah’a ibadet ederiz. Ancak Allah’tan yardım isteriz." diyorsun, ondan sonra da başka hesaplar yapıyorsun. İşte buna "şirk-i hafi" diyorlar. Riyakarlığa, gösterişe, ahiret amelini dünya mefeati sağlamak için yapmaya, Allah bunu kabul etmiyor. Bu da bir çeşit şirktir. Bu gizlidir.
Adı Ahmed, Mehmed, Ali, Veli müslüman olan kimseler de böyle yanlış zihniyetler, yanlış niyetler besleyerek, böyle hatalı durumlara düşebilirler Allah saklasın.
Biz bir ibadeti neden yaparız?
Allah rızası için yaparız.
Hayrı, sadakayı niçin veririz?
Firmamızın reklamı olsun diye vermeyiz. Allah, emretti diye veririz.
Namazı niçin kılarız?
Kılmazsam ayıplarlar diye kılmayız. Allah emretti diye kılarız.
Bâyezîd-i Bistâmî’nin hayatını okuyum dedim, arkadaşımızın evinde kitabı var, açtım. Bâyezîd-i Bistâmî her gün bir hatim indirirmiş muhterem kardeşlerim. Her gün bir hatim indirirmiş. Her gün Kur’an’ı bir defa hatmedermiş. Nice nice nice nice hatimleri var. Kırkbeş defa da hacca gitmiş. Kırkbeş defa da hacca gitmiş. Arafat’ta dururken, Arafat’ta ibadet ederken -vakfe oluyor ya, arefe günü, Arafat’ta- öyle ibadet ederken içine bir ses, bir duygu gelmiş ki, diyor ki;
"Ya Bâyezîd sen ne adamsın be! Sen ne adamsın her gün bir hatim indirdin. Kırk beş defa hac ettin. Bir haccın ne kadar sevabı var, kırk beş defa hac ettin. Her gün de hatim indirdin. Senin sevabına kim ulaşabilir?"
Bakmış ki Allah Allah. İbadetine güvenmeyi telkin eden bir ses, bir duygu, bir düşünce... Allah ibadetleri kabul ederse eder. Etmezse hiç kıymeti yoktur, sıfırdır. Ondan sonra bakmış ki, içinde ibadetine mağrur olma duygusu var, ibadetine güvenme duygusu var.
Demiş ki; “Ey Müslümanlar! Kırk beş defa hac ettim. Bunların sevabını satmak istiyorum. Kim alır?" demiş.
Birisi çıkmış, "Ben alırım." demiş. Para vermişte ekmek mi almış, yoksa şu ekmek mukabilinde satarım demiş de eline çörek ekmek mi geçmiş. O çöreği almış. Kırk beş haccın sevabı bitti. Ondan sonra da o çöreği de orada bir köpeğin önüne atmış.
“Hadi bakalım şimdi Allah’ın lütfundan başka ne dayanağın kaldı Bâyezîd? Söyle bakalım. Kırk beş haccı sattın elinde hiçbir şey kalmadı. O kadar hatmin sevabını sattın hiçbir şeyin kalmadı. Hadi bakalım şimdi dayanağın ne kaldı?”
Allah’ın lütfundan başka dayanağımız mı var?
Allah’tan başka bizi mükâfatlandıracak bir şey varlık mı var? Başka merci mi var?
"Ancak ona ibadet ederiz. Ancak O'ndan yardım isteriz. Ancak O'nun için ibadet ederiz. Ancak O'ndan korkarız. Yaparsak O'nun için yaparız. Yapmazsak O'nun için yapmayız." dememiz lazım. İnsan öyle demediği zaman bir çeşit şirk oluyor. Başkasını hesaba kattığı zaman, genel müdürü hesaba kattığı zaman, komutanı hesaba kattığı zaman, bilmem falanca zengini hesaba kattığı zaman...
Bir insan; bir zengine, zenginliğinden dolayı, bir müslüman zenginliğinden dolayı izzet ve itibar ederse, önünde el pençe divan durur, iki kat eğilirse; Zehebe sülüsâ dînihi. "Dininin üçte ikisi uçar gider." Sen ona mü’min diye hürmet edeceksin, kalbinde iman var diye hürmet edeceksin. Paranın pulun ne kıymeti var?
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
İslam’ın böyle ince tarafları vardır. Onun için Allah, bizi gizli şirkten de korusun. Ancak Allah’a ibadet edeceğiz. Ancak Allah’tan mükâfat bekleyeceğiz. Müslüman, ahiret amelini, dünya menfaati sağlamak için yapmayacak. Sırf Allah rızası için yapacak.
Allahu Teâlâ Hazretleri cümlemizi has, hakiki müslüman olmaya muvaffak eylesin. İslam’ın özünü duya duya, tadını hissede hissede yaşamayı cümlemize nasip eylesin. Sevdiği, salîh amelleri işlemeyi nasip eylesin. Böylece sevdiği kul olmayı nasip eylesin. İman-ı kâmil ile yaşayıp, salîh amelleri işleyip, ömrümüz sona erdiği, vademiz yettiği zaman sevdiği bir ameli işlerken, sevdiği bir yolda yürürken, sevdiği bir kul halindeyken, günah üzerinde değilken, ibadet ve taatteyken ve gözümüzde cennet bahçeleri, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin cemali ve dilimizde zikrullah ve ol kelime-i tayyibe-i müncieyi mübareke-i buyurun;
'Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü' diye diye iman-ı kâmil ile göçmeyi, Allahu Teâlâ Hazretleri cümlemize nasip eylesin. Bizi burada, ibadethanelerinden bir ibadethanede, şu mübarek yerde topladığı gibi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in havz-ı kevseri başında da eksiksiz, böylece toplasın. Resûlullah Efendimiz'in şefaatine erdirsin. Havz-ı kevserinden doya doya içmeyi nasip eylesin. Cehenneme düşmeden, azaba uğramadan, hesaba çekilmeden, duhûlu evvelin ile Firdevs-i âlaya girmeyi, cümlemize nasip eylesin. Peygamber Efendimize komşu eylesin. Cemalini görmekle şerefyâb eylesin.
Bi hürmeti esrâr-ı sûreti’l-Fâtiha.
[1] (109/Kâfirûn 6.)
[2] (21/Enbiyâ 22.)
[3] (39/Zümer 4.)
00.00.0000 -
Gizli Şirk, Berat
