İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

03.01.1997 - Şabanın Son Cuması, Ramazan Ayı Orucu, Farz ve Nafile Oruçlar

03.01.1997 - Şabanın Son Cuması, Ramazan Ayı Orucu, Farz ve Nafile Oruçlar
Günün Sohbeti

03.01.1997 - Şabanın Son Cuması, Ramazan Ayı Orucu, Farz ve Nafile Oruçlar

13.02.2026
16 dk 46 sn

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;

Allah Cumanızı mübarek eylesin. İki cihanda aziz eylesin. Önce âyet-i kerîme okuyayım.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yâ eyyühe'llezîne âmenû kütibe aleykümü's-sıyâmu kemâ kütibe ale'llezîne min kabliküm le-alleküm tettekûn.

Sadakallâhu'l-azîm.

Bu âyet-i kerîme bize Ramazan ayında oruç tutmanın, orucun farz olduğunu bildiriyor. Oruç, kitapların yazdığına göre -önümde Abdülkâdir-İ GeylÂnî kaddessallâhu sırrahu'l-azîz pîrimizin, efendimizin Gunyetü't-tâlibîn denilen kitabı var. Pîrimiz çok güzel bilgiler toplamış- Bedir harbinden bir ay önce Allah-u Teâlâ hazretleri müslümanlara Ramazan orucunu farz kılmış. Bu âyet-i kerîme o zaman inmiş. Ramazan orucunun farz kılınması Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Münevvere'ye geldikleri zamanda, ilk yıllarda olmuş oluyor.

Daha önce, Medine-i Münevvere'ye geldikleri zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Aşure orucu tutardı ve her aydan üç gün oruç tutardı.

Allah-u Teâlâ hazretleri yapılmış iyiliklerin mükâfatını kat kat fazla veriyor. Üç gün oruç da, bir iyiliğin mükâfatı en aşağı on kat fazla olduğundan, Allah'ın lütfu keremi ile mükâfatı çok olduğundan, üç gün otuz güne denk oluyor. Her ay üç gün oruç tutan bir insan bütün sene oruç tutmuş gibi oluyor. Medine-i Münevvere'ye geldikleri zaman Efendimiz hazretleri ve ashâb-ı kirâmı rıdvânullâhi aleyhim ecmaîn böyle tutarlardı. Sonra Bedir harbinden bir ay kadar önce bu âyet-i kerîme inmiş.

Mealini açıklayayım:

Yâ eyyühe'llezîne âmenû. "Ey iman eden kullar!"

Allah-u Teâlâ hazretleri Mü'minlere hitap ediyor. Hasan-ı BasrÎ hazretleri buyurmuş ki; "Eğer bir âyet-i kerîmenin başında yâ eyyühellezîne âmenû varsa, 'Ey iman edenler!' diye başlıyorsa orada Allah'ın bir emri vardır, bir yasağı vardır, ona dikkat edin! Pür dikkat emri bekler vaziyette, hazır, el pençe divan vaziyette âyeti dinleyin." diyor. Hasan-ı Basrî; tâbiînin büyüklerinden, efendilerimizden, mübarek büyüklerimizden, rahmetullahi aleyh hazretleri.

"Ey iman edenler!"

Kulun imanına hitap edilen bir başlangıçla başlanıyor. "Siz mü'minsiniz, Allah'a iman getirmişsiniz, Allah yoluna girmişsiniz; bu imanınıza göre, imanınızın gereği olan bir şey size emir olunacak, dikkat edin!" gibi bir uyarı ile başlıyor.

Yâ eyyühe'llezîne âmenû. "Ey iman edenler!"

Bizler ve bizden önceki selef-i sâlihînimiz, müslümanlar, Peygamber Efendimiz, Peygamber Efendimiz'in mübarek ashabı, muhatapları müslümanlar...

Kütibe aleykümü's-sıyâmu. "Sizin üzerinize sıyâm yazıldı." Kemâ kütibe ale'llezîne min kabliküm. "Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sıyâm sizin üzerinize yazıldı. " Le-alleküm tettekûn. "Ta ki sakınasınız diye."

Sıyâm ve savm, ikisi eş anlamlı iki kelime. Böyle eş anlamlı, mânası aynı olan kelimelere "müradif-müteradif" diyorduk eski devirlerde.

"Oruç" kelimesi -oruç kelimesini de biraz açıklayayım hazır yeri gelmişken, biraz edebiyatçılık yapalım- Türkçe'ye Farsça'dan geliyor. Ama biraz değişmiş. Ruz, "gün" demek Farsça'da, bir günlük aç durmaya rûze deniliyor. "Oruç" kelimesi rûze kelimesinden gelmiş. Kesin tabii bu! "Gelmiş" deyince zayıf bir rivayet diye anlaşılmasın. Türkçe'de 'r' ile kelime başlamaz. 'R' ile başlayan kelime olursa Türk dili onun önüne harf ekliyor. Mesela; köyde "Recep" demezler, "İrecep" derler, "Iramazan" derler; Türk hançeresi önüne bir harf ekleyerek 'r'yi telaffuz ediyor. Rûze kelimesi de urûze diye başına 'u' ekleyerek kullanılmış. Ondan sonra urûz, 'z' harfi 'c'ye dönmüş, 'ç'ye dönmüş "oruç" olmuş. Yani bir günlük aç durma ibadeti. Oruç kelimesi, Farsça'dan gelme bir kelime. Arapçası savm veya sıyâm, ikisi de eş anlamlı.

Peki Arapça’da eskiden bu kelime ne demekmiş. Yani oruç isim olmadan önce bu kelime ne mânaya geliyormuş? "Tutmak", "duraklamak" mânasına geliyormuş. Mesela "at durakladı" mânasına bu kelimeyi kullanırlarmış. Rüzgâr kesildiği zaman, "rüzgâr durakladı" mânasına kullanırlarmış. İnsan da yemek yerken, günlük yaşantısını sürdürürken bunlardan duraklıyor, bunları bırakıyor, kendisini tutuyor; yemek yemiyor. İşte onun için bu kelime oruca isim olmuş Arapça'da, diye alimler anlatıyorlar. Ben de böyle şeyleri seviyorum. Kelimenin nereden çıktığını araştırınca insan konuyu daha iyi kavrıyor diye arada anlatıyorum.

Kütibe aleykümü's-sıyâm. "Sizin üzerinize oruç yazıldı.” “Bizim üzerimize yazıldı" ne demek? "Bizim boynumuza borç oldu." demek. "Farz oldu, farz kılındı." demek. "İlâhî takdir kalemi ile sizin böyle bir güzel ibadeti yapmanız size dininizin bir gereği olarak farz kılındı." denilmiş oluyor.

"Ey iman edenler! Size şimdi artık bu âyet indikten sonra oruç tutmak farz kılındı."

Kemâ kütibe ale'llezîne min kabliküm. "Sizden öncekilerin üzerine farz kılındığı, yazıldığı gibi, onlara da bir borç kılındığı gibi..."

Buradan anlıyoruz ki bizden önceki insanlar da bu çeşit ibadeti yapıyorlarmış. Demek ki biraz kendilerini yemekten içmekten, yeme içme imkânı varken, önünde yiyecek içecek varken, zenginken, parası pulu varken bile yemiyor, içmiyor; -birtakım arzularını tutma çalışması, frenleme, kendisini durdurma çalışması- kendisine hâkim olmasını sağlıyor. Çok güzel bir idman bu. Çok güzel bir şey. Demek ki daha önceki ümmetlere de, bizden önceki insanlara da -Ümmet-i Muhammed'den önceki, Peygamber Efendimiz aleyhisselam peygamber olmadan önceki devrelerde yaşayan milletlere de- bu ibadet farz kılınmış. Bu önemli.

Kitaplar diyorlar ki;

"Acaba ilk defa hangi ümmete böyle bir oruç ibadeti farz kılındı?" Önümdeki kitapta Hz. Ali Efendimiz'den bir rivayet var. Belki bunu duymamışsınızdır, hoşlanacaksınız. Hz. Ali radıyallahu anh'ın rivayet ettiğine göre, Âdem aleyhisselam dünyaya cennetten indirildiği zaman güneş onu yakmış, kapkara etmiş.

Lemmâ ahbata'llâhu teâlâ Âdeme aleyhisselamu mine'l-cenneti. "Allah-u Teâlâ Âdem aleyhisselam'ı cennetten..." İle'l-'ardı. "Yeryüzüne indirdiği zaman." Ahrakathu'ş-şems. "Güneş onun vücudunu yaktı." Yazın herkes güneşten kararıyor, onun gibi demek ki Âdem aleyhisselam karardı.

Fe'svedde cesedühû. "Vücudu esmerleşti, karardı."

Fe-etâhu Cibrîlu aleyhisselâm fe-kâle. "Cebrail aleyhisselam Âdem aleyhisselam'ın yanına geldi dedi ki:" E tuhibbu en yebyedda cesedüke? "'İster misin bu vücudun, yüzün, cesedin yine böyle ak pak olsun, beyaz olsun?'" Kâle: Neam. "'İsterim' dedi." Kâle lehû: Fe-sum mine'ş-şehri sâlise aşer ve erbeate aşer ve hamsete aşer. "'Her ayın 13'ünde, 14'ünde, 15'inde oruç tut ya Âdem.' diye Cebrail aleyhisselam böyle bir çareyi vücudu beyaz olsun diye O’na bildirdi."

Fe-sâme Âdemu aleyhisselâmu evvele yevmin fe'byedda sülüse cesedihî. "Âdem aleyhisselam da bir gün oruç tuttu, vücudunun üçte bir kısmı ak pak oldu. " Sümme sâme el-yevme's-sâni. "İkinci günü tuttu." Ayın 14'ünü... Bu aylar kamerî aylar, hilâlin geceleyin mehtap olduğu aylar. Hilâlle ilgili aylar; şemsî aylar değil. İkinci günü ayın 14'ünde tuttu.

Fe'byedda sülüsâ cesedihî. "Vücudun üçte ikisi beyazlaştı." Beyazlaşmayan az bir kısmı kaldı.

Sümme sâme el-yevme's-sâlisi. "Üçüncü günü de tuttu." Kamerî ayın 13, 14, 15'inde tuttu.

Fe'byedda cesedühû küllühû. "Bütün vücudu ak pak oldu." Fe-sümmiyet eyyâmu'l-bîyz. "Onun için bu Âdem aleyhisselam'ın oruç tuttuğu günlere eyyâmu'l-bîyz, -beyazlaşma-aklaşma günleri' denildi."

Eyyâmu bîyz, Arabî-kamerî ayların 13'ü, 14'ü, 15'idir. 13'ü, 14'ü, 15'inin gecelerinde mehtap vardır. 14'ünde mehtap yuvarlaktır. 13'ünde bir tarafı biraz eksikçedir, 15'inde biraz öbür tarafı eksikçetir ama hassas, tecrübeli bir göz fark edebilir. Herkes fark edemez.

Üç gün oruç tutmayı Âdem aleyhisselam başlatmış. Demek ki bu rivayete göre, kema kütibe ale'llezîne min kabliküm, "Sizden önceki ümmetlere oruç farz kılındığı gibi..." meselesi ta Âdem atamız aleyhisselam'a kadar gidiyor olabilir. Daha önceki insanlar da oruç tutuyorlardı demek ki...

Bu arada hemen küçük bir hadîs-i şerîfi nakledeyim:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuşlardı ki;

"Her ibadetin bir girişi, başlangıcı vardır, her şeyin bir kapısı vardır; ibadetin de kapısı oruçtur."

İnsan ibadet yapmak isterse; bu işin ilk giriş noktası, ibadeti güzel yapmanın çaresi için de temel yapılacak iş, oruç tutmak.

Oruç tuttu mu ne oluyor insan?

Aç kalıyor. Aç kalınca nefsi kuvvetten düşüyor, azgınlaşamıyor. İnsan nefs-i emmâresi kabardığı zaman onu tutmaz, kötü şeyler yapar. Oruç tuttuğu zaman nefsi zayıfladığı, ruhu kuvvetlendiği, kalbi nurlandığı için günah yapmıyor. Ondan sonra zihni berrak oluyor. Her şeyi güzel duymaya, hissetmeye başlıyor. Kalbî duyguları gelişiyor. İbadetin böylece kapısı oluyor. Böyle olduğu için her Allah'ın kuluna da ibadet gerektiğinden, eskiden beri, Âdem atamız zamanından beri bu orucun olması o zaman anlaşılıyor. Bunları düşündüğümüz zaman bu işin böyle olduğu, olmasının uygun olduğu, elbette böyle olacaktı diye insan anlıyor.

Alimlerden bazıları da;

"Kemâ kütibe ale'llezîne min kabliküm, 'Sizden öncekilere farz olduğu gibi size de oruç tutmak farz kılındı.' sözüyle burada kastedilen hıristiyanlardır." demişler.

Hristiyanlara Nasârâ, Nasrânî deniliyordu. Bu "hristiyan" sözcüğü Batı'dan gelme; onlar Hz. İsa'ya "Christ" diyorlar. Christian, yani "hıristiyan" oradan gelmiş. Bizim dinî tabirlerimiz olarak "Yahûd" ve "Nasârâ"; "Yahudiler" ve "Nasrânîler" denilir. Nasârâ kelimesi de, Hz. İsa Nâsıra kasabasında dünyaya gelmiş olduğundan diye söyleniyor. Biz "Nasrânî" diyelim. Nasrânîlere de oruç farz kılınmış.

Rivayete göre Ramazan ayında bizim kadar, yani zaman ve miktar bakımından bizim kadar oruç, onlara da -Hz. İsa zamanında- farz kılınmış. Kitaplarımız böyle yazıyor. Ama bunlar Ramazan orucu bazen kışa gelip seyahatlerde zorlandıkları için, bazen de yaza gelip sıcaklardan zorlandıkları için toplanmışlar, demişler ki;

"Bunu bir uygun mevsime nakledelim."

"Ne yapalım?"

"Yaz da olmasın, kış da olmasın...", ilkbahara nakletmişler.

"Ama" demişler, "bir değişiklik yapıyoruz, Allah'ın emrini değiştiriyoruz, ne yapalım?"

"On gün ekleyelim." Kırka çıkarmışlar. Ondan sonra oruç tutmak da zor gelmiş. Daha başka perhiz haline döndürmüşler; elliye çıkartmışlar.

Tabii bu bizim için bir ibrettir. Allah'ın emrini kul değiştirmez, din o zaman bozulur. Allah'ın emri neyse onu tutmak lazım. Demek ki bu ay mübarek ay olduğundan Ramazan orucu otuz gün olarak onlara da emredilmiş. Ama onlar değiştirmişler, elli günlük perhize döndürmüşler. Hamur yememek, hamursuz vs. Paskalya...Yumurtayı kırmızıya boyamak gibi şeyler görüyoruz. Ben de onların teferruatlı olarak bu işi nasıl yaptıklarını bilmiyorum ama bizimkiler gibi tam oruç tutmuyorlar.

Eski ümmetlere farz kılındığı gibi bize de kılınmış. Eski ümmetler bozmuşsa bunu biz bozmayalım, güzelce tutalım diye hemen insan mütenebbih oluyor, kendi kendine bir karar veriyor.

"Ramazan" kelimesi hakkında da çeşitli rivayetler var. Bu "Ramazan" kelimesi nereden çıktı? Ramazan'da çok sıcak olduğu zaman taşlar, kumlar ısınmış. Onun için "Ramazan" denilmiş. Onun gibi insanın da günahları Ramazan ayında böyle ısınacak, yok olacak, silinecek diye... Bazıları da demişler ki; ramad, matar "yağmur" demektir, "sonbaharda gelen yağmur" demektir, bu aya da "Ramazan" denmesi o köktendir. Yağmur yağıp her tarafı ihyâ ettiği, temizlediği, pırıl pırıl yaptığı gibi Ramazan gelince her taraf Allah'ın rahmetiyle tertemiz oluyor mânasına gelir, diye söylemişler. Sıcak mânasından geliyor; Ramazan'da günahlar yanıp mahvolduğu için buna "Ramazan" denilmiş. Veyahut "yağmur" mânasına geliyor; yağmur her tarafı tertemiz ettiği gibi Ramazan da günahları temizlediğinden bu aya "Ramazan" adı verildi, diye alimler izahlar yapmışlar.

Tabii bunlar işin izahât tarafı. Bu konudaki bilgimizi genişletmek bâbında, ilmimiz, irfanımız genişlesin diye söylenmiş sözler.

Şimdiden, aziz ve sevgili dinleyiciler, Ramazanınızı tebrik ediyorum. Ramazanınız mübarek olsun. Bu güzel ayı güzel geçirmeyi Allah nasip etsin. İyi hazırlanmayı, iyi ibadet yapmayı, ibadetleri güzel bir şekilde yapmayı Allah cümlenize nasip eylesin. Ailece, dostlarınızla, sevdiklerinizle mutlu günler dilerim, mutlu Ramazanlar dilerim, bayramlar dilerim. Allah Ramazan bayramına da mağfiret olunmuş, Allah'ın rahmetini kazanmış kullar olarak ermeyi cümlenize, cümlemize nasip eylesin. Tabii bu dünya hayatı bir gün gelip bitecek, hepimiz âhirete geçeceğiz. Âhirette de Allah'ın lütfuna erip cennetiyle, cemâliyle müşerref olmayı Cenâb-ı Mevlâ'dan dilerim, hepimiz için, şahsım için...Bizi duadan unutmamanızı diliyorum.

Hepinizden Allah razı olsun.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA