18.04.1997 - Kurban Bayramı, Salavat Getirmek, Kabir Ziyaretleri, Hayır Yapmak

18.04.1997 - Kurban Bayramı, Salavat Getirmek, Kabir Ziyaretleri, Hayır Yapmak
Bayramınız mübarek olsun aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Allah'a hamd ü senâlar olsun ki bugün Kurban Bayramındayız.
Zeyyinû mecâliseküm bi's-salâti aleyye fe inne salâteküm aleyye nûrun leküm yevme'l-kıyâmeti.
buyurmuş Peygamber Efendimiz, Ebû Umâme radıyallahu anh'ın rivayet ettiğine göre. Ebû Nuaym ve Deylemî'de var Abdullah b. Ömer'den rivayet edilmiş. Efendimiz buyuruyor ki; "Meclislerinizi bana salât ü selâm getirmekle ziynetlendirin." Zeyyinû mecâliseküm. "Toplantılarınızı, topluluklarınızı, meclislerinizi, sohbetlerinizi bana salât ü selâm getirerek ziynetlendirin. Çünkü sizin bana salât ü selâm getirmeniz yarın kıyamet gününde sizin için nur olacak."
Bir insan Resûlullah Efendimiz'e salât ü selâm getirince, çok çok sevaplara, dünyevî ve uhrevî faydalara nâil olur, hem dünyada hem âhirette nice nice lütuflara erer. Onun için Resûllullah sallallahu aleyhi ve selleme de salât ü selâmı çokça eyleyiniz. Her cuma çokça eyleyiniz, her gün vazifeniz olsun, 100 defa salâvat-ı şerîfe getirmek vasiyetim olsun. Benden size yâdigâr ve hediye olsun. Salât ü selâmı da unutmayın.
Cuma günü de mümkünse 1000 defa salât ü selâm getirin. Çünkü cuma gününde salât ü selâmı artırmayı Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor. Bayram gününde de salât ü selâmı çokça eyleyiniz aziz ve sevgili kardeşlerim.
Bir başka hadis-i şerife geçmek istiyorum.
Biliyorsunuz Müslümanlar bayramda birbirlerini ziyaret edecek, büyüklere hürmet arz olunacak, küçüklere sevgi arz olunacak, hediyeler verilecek, şekerler, tatlılar, ikramlar olacak.
Ziyaretlerin acaba mükâfatı ne?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Ziyâretü'l-ganiyyi ke's-sâimi'l-kâimi ve ziyâretü'l-fakîri ke'l-cihâdi fî sebîlillâh ve ta'dilü hutâhu fî sebîlillâhi azze ve celle.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten bu, ziyaretin umumî olarak sevabını anlatan bir hadîs-i şerîftir. Bayramda çok ziyaret olduğu için ben size bu hadîs-i şerîfi okuyorum. Ama her zaman ziyaret sevap. Önce mânasını söyleyeyim sonra bayramdaki ziyaretlere geçelim:
Ziyâretü'l-ganiyyi. "Zengini ziyaret etmek" yani bir insan zengin bir kimseyi ziyaret etti.
Bu nedir, ziyaret eden kimse ne durumdadır?
Ke's-sâimi'l-kâimi. "Zengini ziyaret etmişse sanki gündüz oruç tutmuş, gece namaza kalkmış, gece ibadetini yapmış, teheccüd namazları kılmış böylece çok sevaplar kazanmış insan gibidir."
Ve ziyâretü'l-fakîri. "Yoksul, fakir bir kimseyi ziyaret etmişse…" Ke'l-cihâdi fî sebîlillâh. "Fakiri ziyaret etmesi Allah yolunda cihat etmiş gibidir." Ve ta'dilü hutâhu. "Adımları sayılır." Fî sebîlillâhi azze ve celle. "Azîz ve Celîl olan Allah yolunda cihat etmek gibi sayılır." diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor.
Demek ki her zaman -sadece bayramlara mahsus değil- birbirimizi seveceğiz, birbirimizi ziyaret edeceğiz, büyüklerimizi ziyaret edeceğiz, küçüklerimizi ziyaret edeceğiz, zengin tanıdıklarımızı ziyaret edebiliriz. Onun da sevabı var, fakirleri ziyarete de daha çok rağbet edeceğiz. Çünkü zengine herkes vazifesini düşünür yapar. "Bu zengindir, buna karşı görevim ne?" der, "bu beni sorar, sitem eder" der, "aman" der, filan. Herkes zengine karşı sevgisinde, saygısında, içtimaî vazifelerini yapmakta uyanık, dikkatli bulunur, gayret eder. Ama fakiri kimse hatırlamaz. Yunus merhum ne diyor:
Bir garip öldü diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin.
Bu dörtlükler okuduğum zaman beni mahzunlaştırır. Bir garip ölmüş derler, vefatını da hemen anlamazlar, üç gün sonra duyarlar, suyunu da ısıtmazlar, soğuk suyla yıkayıp gömüverirler. İtibarı az oluyor garibanların, yoksulların, kimsesizlerin. Halbuki onların sahibi Allah.
İşte insan onları ziyaret ettiği zaman Allah yolunda cihat etmiş gibi oluyor, attığı adımlar Allah yoluna atılmış adımlar gibi muazzam sevaplarla karşılanıyor. Bu ziyaretlerin bayramda ayrı bir önemi vardır. Büyüklerimizi ziyaret edeceğiz, dostlarımızı, komşularımızı ziyaret edeceğiz, dargınlar barışacak. Üç günden fazla dargın durmak haram…
Ayrıca vefat etmiş kimseleri kabirlerinde ziyaret edeceğiz. Babalarımızı, annelerimizi, akrabamızı, dedelerimizi, kabirleri ziyaret edip 11 İhlâs okumak en kısa ziyaret âdâbı veya baş ucunda Yâsîn, Tebâreke okumak usûlden. Böyle ziyaretler edeceğiz. Böyle kabir ziyaretinden kabirdeki zât çok memnun olur, sevinir, istifade eder ve onu ziyaret eden kimsenin yaptığı onun hakkındaki duaları Allah kabul eder. Onun için kabirde yatan mevtanızı, geçmişlerinizi, âhirete göçmüşleri ziyareti ihmal etmeyeceksiniz. Hatta onlar için hayır hasenât yapıvermek de iyidir. Mesela hacca gelenler için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
"Ne olurdu bir kimse babası için, annesi için, vefat etmiş, âhirete göçmüş bir yakını için hac yapıverse… Hem sevabı o kimin niyetine yapıverdiyse ona gider hem kendisine yine bir nafile hac sevabı alır." diye teşvik de ediyor bu gibi şeyleri Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Bunun mevtaya faydası da vardır. Çünkü Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki;
"Nice insan vardır ki kabire hatalı, kusurlu, günahlı olarak girer ama kabirden kıyamet koptuğunda kalktığı zaman, ve'l-ba'sü ba'de'l-mevt hakkun; öldükten sonra dirilmeye kalktığı zaman mahşerde toplanacak insanlar, o zaman günahsız kalkar.''
Ne oldu? Günahları vardı gömüldüğü zaman, kalktığı zaman hiçbir şey kalmamış.
Arkasındakiler dua ede ede, günahları gide gide tertemiz olabiliyor demek ki. Onun için kabir ziyaretini de unutmayın.
Bu güzel günlerde sadakayı çok vermeniz gerektiğini söylemiştim. Yoksulları arayın, bulun, ziyaret edin. Akrabanın yoksulları önce gelir. Onların da gönlünü almaya, duasını almaya çalışın sevgili kardeşlerim. Hayatınız, sağlığınız, afiyetiniz devam ederken, aklınız başındayken, kendi imkânınızla, âhirette sizin işinize yarayacak sevapları, işleri çok yapın.
Bayramla ilgili bir hadîs-i şerîf daha…
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Men şehide îyden min a'yâdi'l-müslimîne fi sağrin min suğûri'l-müslimîne kâne lehû mine'l-hasenâti adede rîşi külli tayrin fi harîmi'l-İslâm.
Müslümanların bayramlarından bir bayramı, Müslümanların sınırlarından bir sınırda idrak eden bir kimse…
Niçin o sınırda duruyor?
Nöbetçi olduğu, düşman gelmesin diye beklediği için, düşmana karşı ahalisini, ülkesini, yurdunu, diyarını korumak istediği için orada bulunuyor. Hudut kalelerinden, girintilerinden, tepelerinden, siperlerinden bir siperde bayram oldu… Aklıma geliverdi muhterem kardeşlerim, hani bazen askerler bayram izni alır ama bazıları da alamazlar bazen olağanüstü durumlar olur, bazen şartlar müsait olmaz, bayram izni alamaz, nöbet tutacak belki karşısında düşman var, tehlike, can tehlikesi var. İşte böyle bir insan için bir müjde bu hadîs-i şerîf.
Müslümanların bayramlarından bir bayramı, Müslümanların hudutlarından bir hudutta idrak eden bir kimse yani anasının, babasının, eşinin, dostunun yanına gelememiş siperde, bayram ama ne yapsın, o orada nöbet tutuyor.
Kâne lehû mine'l-hasenâti adede rîşi külli tayrin fi harîmi'l-İslâm. "İslâm diyarının içindeki her kuşun her tüyü adedince ona hasenât yazılır."
Bu da Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in çokluğu güzel anlatmak için bir ifadesi olmuş oluyor, bir anlatım şekli oluyor.
İçeride birçok kuş var, kaç tane?
Sayısı sayılamaz koca ülke, ülkenin içinde bir sürü kuş var, bir kuşun üzerinde kaç tane tüy var?
O da sayılamaz, içerdeki kuşların tüylerinin sayısınca bu nöbet tutan kimseye sevap verilir.
Aziz ve muhterem kardeşlerim, her zaman yeri geldikçe, fırsat oldukça söylüyoruz; düşman şimdi huduttan gelmiyor. Huduttan da gelebilir, tanklarıyla saldırabilir, uçaklarıyla hücuma geçebilir, önce bombardıman eder ondan sonra piyadesini gönderir, işte bildiğimiz bir bombalı düşman saldırısı, onun karşısında da bizimkiler kahramanca savunurlar, düşmanı sokmazlar. Belki mağlup ederler belki daha ileriye doğru giderler. Böyle tarihî bir mânada, herkesin bildiği hemen herkesin hatırına ilk gelen savaş şekli var.
Bir de bu devirde durum değişti, o kadar değişti ki ahkâmı da bu değişen şartlara göre yeniden düşünmek lazım. Kalkıyoruz, gidiyoruz Almanya'ya, Amerika'ya, İngiltere'ye gayrimüslimlerin diyarı diyoruz; orada iş tutuyor kardeşlerimiz, oturuyorlar, yerleşiyorlar, yaşıyorlar.
Her şehirde, kaç tane cami kurmuşlar, büyük büyük binaları almışlar, güzel güzel yerler edinmişler. İslâm'ı yaşıyorlar, baskısız, tazyiksiz, tarizsiz yaşıyorlar.
İslâmî yaşantılarını çok güzel devam ettiriyorlar. Hatta bazı kereler kendi ülkemizdekinden daha rahat bir şekilde İslâmî yaşantılarını sürdürüyorlar. Orada Müslümanca yaşayabiliyor. Bizim onların diyarına gidebildiğimiz gibi bu sefer karşı hareket olarak da uluslararası ilişkiler geliştiği için onların da misyonerleri, birtakım kötü niyetli adamları bizim ülkemize geliyor "ticaret yapacağım" diye, başka sebeplerle ziyaret, seyahat diye geliyorlar. Onlar da kendi amaçlarını tahakkuk ettirmeye çalışıyorlar. Tarihî eserlerimizi çalıp götürüyorlar bazen, bazen Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar.
Bir gazetede okudum: "Bu devirde, bu çağda böyle kafa, bir bakan, bir yerde bir köyün kurulmasına izin vermemiş" diye gazete tarizde bulunuyor. Allah Allah "Doğru, gazete doğru söylüyor." dedim. Bakan niye böyle kurulacak çocuk köyüne izin vermiyor diye sonradan bir başka gazetede okudum, kurulacak köy misyoner köyü, bu işi ayarlayanlar da gayrimüslim teşkilatlar. O zaman bakanımız gayet haklı hareket ediyor ki kendi ülkemizdeki, kendi evlatlarımız başka kültüre kaymasınlar. Dinleri, âhiretleri mahvolmasın, cehenneme düşmesinler, Allah'ın kahrına, gazabına, uğramasınlar diye…
Bu da güzel bir şey.
Biz yabancı ülkelere gidebiliyoruz, onlar da bizim ülkemize gelebiliyorlar. Bazen İslâm'ı savunmak hudutta nöbet tutmakla olmuyor. Belki bir radyonun yönetilmesi İslâm'ı savunma oluyor. Belki bir derginin çıkartılması İslâm'ın savunması oluyor. Belki bir televizyon şirketinin çalışması İslâm'ın savunulması oluyor. İslâm'ın kalelerinden bir kale oluyor, insanları hak yola çağıran veya yanlış yola sapmasını engelleyen veya ülkemizi, kültürümüzü, tarihimizi, imanımızı koruyan Allah'ın rızasını sağlamaya çalışan en hayırlı müessesler oluyor. Onlar da çok önemli!
Ben şahsen bu, radyolarımızdan çok memnunum. Dünyanın neresine gitsem telefonla bağlantı kuruyoruz da hadîs-i şerîfleri, âyet-i kerîmeleri kardeşlerimize anlatıyoruz, yüz binlerce kardeşimiz dinliyor, banda alıyorlar, konuşuyorlar, böylece İslâm öğrenilmiş oluyor. Bir camiye sığmayacak, on camiye sığmayacak, yüz camiye sığmayacak insan… Belki kadın çoluk çocuğunu bırakıp camiye gelemeyecek ama mutfakta bu konuşmayı dinliyor, belki şoför kardeşimiz camiye gelip vaazı dinleyemeyecek ama arabasını sürerken müşteri indirip bindirirken radyodan konuşmaları dinliyor, dinini öğreniyor, tenevvür ediyor, aydınlanıyor, iyi insan oluyor. Onun için hudutlarda bekleyen kardeşlerimiz büyük sevap kazanıyorlar. Allah razı olsun!
Ama İslâm'ı savunan kardeşlerimiz daha büyük sevap kazanıyorlar, Allah onlardan daha çok razı olsun! Bu gibi çalışmaların önemi kat kat daha fazladır. Böylece cümle cihan fetholur, keşke bizim ecdadımız Devlet-i Aliyye zamanında, kıtalara hükmettikleri zamanda, tahsilâtlarının büyük kısmını İslâm'ın öğretilmesine, tanıtılmasına ve anlatılmasına harcasalardı. Viyana'ya kadar dayanmışken, Yugoslavya, Romanya, Kırım, Beyaz Rusya'ya, Kazan'a, Moskova'ya kadar diyarlar elimizde iken bir gayret sarf etselerdi, çok çalışsalardı, İslâm'ı anlatsalardı da cümle cihan halkı gerçek dine, imana Allah'ın razı olduğu İslâm'a aşina olsalardı. Dünyada zulüm kalmasaydı, herkes iyi insan olsaydı…
Allahu Teâlâ hazretleri bize dîn-i mübîn-i İslâm için güzel çalışmalar yapmayı nasip eylesin, her türlü şerlinin şerrinden, her türlü zararlının muzırlığından bizi korusun, yolunda daim eylesin. İbadetine müdavim eylesin. Nice nice bayramlara sıhhat, afiyet, huzur ve saadetle erişmemizi nasip eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi dünyada ve âhirette aziz ve bahtiyar eylesin. Hele âhirette huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varıp, cenneti ile cemâli ile müşerref olmayı cümlenize, cümlemize sevdiklerimizle beraber nasip eylesin.
Aziz ve sevgili Akra dinleyiciler,
Kucaklar dolusu, gönüller dolusu sevgiler, saygılar, dualar, tebrikler…
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh.
19.03.1999 -
Amellerin En Faziletlisi,
18.04.1997 -
Kurban Bayramı, Bayram
