İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

24.01.1993 - Hacda Şeytan Taşlama ve Avlanmanın Şartları

24.01.1993 - Hacda Şeytan Taşlama ve Avlanmanın Şartları
Günün Sohbeti

24.01.1993 - Hacda Şeytan Taşlama ve Avlanmanın Şartları

05.06.2022
15 dk 20 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesiren tayyiben mübâreken fîhi. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sehbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İzâ reme'r-raculü cemrete'l-akabeti ve halaka re'sehû fekad halle lehû küllü şey'in ille'n-nisâ'.

Hz. Âişe anamız, mü'minlerin annesi, başımızın tâcı, Peygamber Efendimiz'in mübarek zevcesi, alim, fakih, zâhid Âişe validemiz rivayet etmiş ki, Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:

"Hac yapan kişi Akabe cemresini attı mı..."

Şeytan taşlama, [bayramın] birinci günü büyük şeytan taşlamaya "Akabe cemresi" derler. Çünkü yerin adı Akabe'dir.

"Büyük şeytanı taşladı mı, sonra saçını da tıraş etti mi her şey helal olur."

Hacı olduğu için, ihrama girmiş olduğu için yapmaması gereken koku sürünmek vs. vs. gibi yasaklar meşrulaşır, hepsi serbest hâle gelir. Sadece hanımının helal olması olmaz. Hanımın[ın] serbest olması farz tavafı yaptıktan sonradır. Ondan başka her şey serbest olur ve ihramını çıkartabilir. Normal elbiseleri giyebilir. Çünkü dikişli elbise giymesinde mahzur kalmaz. Ancak farz tavafı yaptıktan sonra hanımı kendisine serbest olur. Onun için buna "birinci tahallul" derler; helal olmaya ilk adım, ilk helal olma. İkinci asıl helal olma farz tavafını yaptıktan sonradır.

Hacda biliyorsunuz haccın farzlarından birisi ihramdır, birisi vakfedir. Arafat'ta bulunacak. Arafat'ta bulunamazsa hacı olamaz. İhram yapamazsa hacı olamaz. Bunlar [haccın] farzları...En önemli hususları.

Mikat mahalline girmeden evvel hacı ihrama girecek, ihramlanacak, ihram hâline yani olağanüstü hâle girecek. Olağanüstü hâlin çeşitli şartları var; koku sürünmeyecek, hanımına yanaşmayacak, dikişli elbise giymeyecek vs. vs. Onlardan bir şartı da dikişli elbise giymemek olduğundan [altına] bir peştemal, üstüne bir [örtü]; iki parça örtü ile örtünecek. Dikişli elbise yok.

Neden?

Orası böbürlenme, fiyaka satma yeri değil. Orada Allah'ın huzurunda ibadet edeceksin. Boynun bükük, fukarâ kıyafeti ile yürü bakalım... Kefen gibi beyazlara sarınmış çık bakalım Allah'ın huzuruna, mahşer gününü bir hatırla bakalım... Boynunu bir bük; saçın başın dağınık, üstün başın tozlu topraklı; "işte kapına geldim yâ Rabbi! Ben ettim, sen etme. Ben günah işledim, isyan eyledim; sen ihsan eyle, affet yâ Rabbi!" diye yalvaracak, kendisini acındıracak. "Orası süslenme yeri değildir; tevazu ve mahviyet yeridir." demişler. Onun için dikişli ayakkabı giyemez, üstü kapalı, topuklu, çizmeli mesh vesaire giyemez. Terlik giyecek. Ayağının üstü açık olacak. Dikişli elbise giyemez; bir peştemal, bir üstlük giyecek.

Bu hal mikat hududuna girmeden evvel başlayacak, bu işler bitinceye kadar devam edecek, günlerce o halde duracak.

İşte o hâlin bitmesi... Hacı Arafat'a gitti. Arafat'ta akşama kadar vakfeyi yaptılar. Yola çıktılar, Müzdelife'ye geldiler. Müzdelife'de sabah namazına kadar beklediler. Sabah namazını kıldılar. Orada da dualar ettiler, Müzdelife vakfesini yaptılar. Kurban kesme yeri, mahalli olan Mina'ya geldiler. Mina'da ilk gün en büyük şeytana yedi taş atılacak.

Şehre yakın taraftaki [yere] "büyük şeytan" diyoruz; yani "büyük şeytanın olduğu yer" demek istiyoruz. Araplar oraya cemretü'l-akabe derler. Mevkinin adı Akabe mevkiidir. Akabe, "eşik" demek. Yani "iki dağın arasında bel" demek, "eşik, geçit yeri" demek. Mina vadisi orada bitiyor. Orada biraz yükselirmiş, dağ geçirilirmiş, öbür tarafa öyle gelinirmiş. Araplar şimdi dağ falan tanımamışlar, sokmuşlar büyük iş makinelerini, dağları kaşar peyniri gibi sıra sıra kesmişler. Ondan sonra ne Akabesi kalmış, ne eşiği kalmış, ne gediği kalmış; dümdüz öbür tarafa doğru düzlemişler. Ama yeri Akabe.

İlk gün gelecek, orada Akabe'de en büyük şeytanı taşlayacak. Sembolik bir hareket; nice hikmetler var... Orada yedi taş atacak. Bismillâhi Allahu ekber rağmen li'ş-şeytân ve hizbihî rıden li'r-Rahmân, taşlamasını yapacak, tamam. Gitti orada tıraş da oldu, tamam. Eğer kıran haccı ve temettü haccı yapmışsa gidecek kurbanını kesecek, ondan sonra tıraş olacak.

"Saç, baş, tıraş" diyorlar; sıralama böyle. Önce taş atacak, sonra kurban kesecek, sonra tıraş olacak. Sırası da bize göre vâcib. Sırasına uymazsa o zaman cezalı duruma düşer. Bu sıraya dikkat edecek. Taşı atacak, gidecek kurbanı kesecek, tıraş olacak, ihramdan çıkacak. İhramın birinci kısmı, devresi tamam olmuştur.

Eğer sadece hac yapmışsa, ifrad haccı yapmışsa, o zaman şeytanı taşladıktan sonra tıraş olur, -zaten onun için kurban meselesi yok- ondan sonra dikişli elbise giyebilir, koku sürünebilir, taranabilir, donanabilir. Hepsi tamam! Yalnız farz tavafını yapıncaya kadar hanımı helal olmaz. Asıl helal olma durumu farz tavaftan sonra. Efendimiz burada onu anlatıyor.

Bu izahattan sonra bir daha okuyalım:

İzâ reme'r-raculü cemrete'l-akabeti. "Kişi Akabe'de cemresini attı mı..." Cemre, "taş" demek. "Büyük şeytanı taşlamasını yaptı mı..."

Ve halaka re'sehû. "Saçını da tıraşladı mı..." Halle lehû küllü şey'in. "Her şey ona helal olur." Yasak olan, hac dolayısıyla yapmaması gereken, memnû olan her şey onun için serbestleşir.

İlle'n-nisâ'. "Kadınlar hariç. O hariç hepsi helal olur." diyor.

Bilinsin diye... Hac yapanlar bunları bilemezlerse cezalı duruma düşerler, kurban kesmeleri gerekir. Cezanın büyüklüğüne göre çeşitli cezalar vardır. Bunları güzelce öğrenmek lazım.

Halaka demek, "tıraş etmek" demek.

Arapça'da ha harfi üç tanedir. Ha vardır, halaka'daki gibi, noktasız ha. Noktasız ama göbekli, küplü; aşağısı "küplü" derler. Küp gibi göbeği var. Bir de khı vardır. Ondan sonra iki gözlü he vardır. Heleke dersen, "mahvoldu, helâk oldu" demek. Halaka dersen, "saçını tıraş etti" demek. Khalaka dersen, khı ile hırıltılı söylersen "yarattı" demek.

İnsan bu harfler arasındaki farkı bilmezse bir kelimeyi okuduğu zaman çok yanlışlıklar çıkabilir. Dikkat etmek lazım. Onun için Kur'an öğrenecek insanın da harflerin ne cins olduğunu, ne mânaya geldiğini bilmesi gerekiyor.

Halaka, "tıraş etmek" demek. Hallâk, "berber" demek; mesleği, çok tıraş ettiğinden hallâk derler. Khallâk olursa, khı ile olursa, o da "yaratan" demek. Allah-u Teâlâ hazretleri her şeyi yaratıyor. Bunlara dikkat etmek lazım.

Kul eûzü bi-rabbi'l-felak min şerri mâ khalak.

Khalak, khı ile mesela...

İzâ remeyte bi'l-mi'râdi's-sayde fe-haraka fe-külhü ve in esâbehû bi-ardıhî fe-lâ te'külhü fe-innehû vakîzun.

Bu avlanmakla ilgili bir hadîs-i şerîf. Zamanımızda önemi, şartları değişti. Çünkü şimdi ok kullanılmıyor.

Burada Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Ava ok attığın zaman avı parçalarsa, hayvanın bir yerini yırtarsa, kanarsa, saplanırsa..."

Fe-külhü. "O zaman ye."

Yatırıp da koyun gibi kesemedi hayvanı ama o av oku ile vurmak ve yarasından kanın akması, kesmesi, onu parçalaması, o kurban yerine geçer. Rabbü'l-âlemin avcılığın İslâm'da hükmünü böyle vermiş, böyle bir duruma müsaade etmiş. Ok isabet edip derisini parçalar kan akarsa av yenilebilir.

Ama ok döndü, 'tak' diye çarptı, hayvan 'küt' diye düştü; hiçbir yerinde bir şey yok. Öldü ama bu yenmez. Öldü ama bir yerinden kanı akmadı. Bu mevkûzedir. Vakîz, "mevkûze" demek. Darbe ile ölmüş leş gibi sayılır, o yenilmez. Murdar olmuş oluyor. Kesilerek olmadığı için "murdar" diyelim, o durumda oluyor.

Mesela seyahat acenteleri biletlerinde, ikram ettikleri yemekler [için] yazıyorlar;

"Bu -içindeki et- domuz eti değildir."

Yetmez ki... Kâfi değil. Müslüman domuz eti yemez, doğru. İçindeki şeyin domuz eti olmaması lazım. Ama sığır eti, koyun eti bile olsa hayvanın kesilmesi lazım, etin öyle olması lazım.

Kesilmeden hayvanın kafasına bir tokmak vurdular, sersemledi, 'küt' gitti, soydular etini yemek pişirdiler.

Yenir mi?

Yenmez, murdar olur.

Yenmesi için kanın akması lazım. Dinimizin hükmü böyle.

Bizim arkadaşlardan birisi Amerika'ya gittiği zaman ikram etmişler, bu izahatı verince adamların gözleri açılmış;

"Yahu hakikaten böyle mi?"

"Evet, böyle; İslâm'ın hükmü bu."

"Allah Allah..." şaşırmışlar. Demişler ki;

"Yahu biz şimdi bilimsel araştırmalarda yeni anladık, hayvanın kesilmeyip kanı içinde kaldı mı kan bozuluyor, et murdarlaşıyor, pis oluyor. Bilimsel bakımdan biz bunu düşünmeye başladık. Hayvana bir tokmak vuruyoruz, ondan sonra kesiyoruz, kasapta satıyoruz ama murdar oluyor." diye şimdi şimdi, yeni yeni ilmî araştırmalarla ayıkmaya başlamışlar.

1400 yıl önceden dinimiz "kesilecek"diyor. Kesilmeden öldü mü aynı hayvan; ok saplanır kanı akarsa helal, ok ters dönüp 'küt' vurup da öldürürse haram. Allah'ın hükmü. Allah'ın hükmüne [uyacağız]. Ama;

İnna'llâhe lâ ye'muru bi'l-fahşâ'. "Allah kötü şeyi emretmez."

Emrettiği her şeyde bir güzellik vardır. Yasakladığı her şeyde de incelenirse bir çirkinlik vardır.

Domuz etinde çeşitli hastalıklar var. Bizim dinimiz yasaklamış. Hiç mikroskopluk araştırmalar vesaire yokken "yasak" demiş, "Hayvan kesilip de kanı akıtılmazsa olmaz." demiş, işi bitirmiş.

Emrinde hikmet var, yasaklamasında hikmet var.

İçkiyi yasaklamış; şimdi trafik polisi de yasaklıyor. "Sakın ha! Araba kullanırken içmeyin!" diyor.

Adam içiyor. Polis görmez diye içiyor.

Ne oluyor?

Boğaz köprüsünden aşağı uçuyor, ne olacak. Ya da direğe çarpıyor ya da arabası parça parça oluyor, karısı ile çoluk çocuğu ile hadi bakalım...

Allah bir şeyi yasaklamışsa güzeldir, sebebi vardır. Bir şeyi emretmişse faydası vardır. Bunu böyle bileceğiz.

"Allah bir şeyi emretmiş ama dur ben inceleyeyim, mantığıma uyarsa kabul ederim, uymazsa kabul etmem."

Böyle şeyi de Allah sevmez.

Müslüman olmak ne demek?

"Allah'a teslim olmak" demek. Ben sana teslim oldum yâ Rabbi! Ne dersen baş üstüne yâ Rabbi! Emrin fermanın başım gözüm üstüne yâ Rabbi!" demek.

Esleme ne demek?

Esleme fiili, "insanın kendisini Allah'a teslim etmesi" demek.

Eslemtü. "Ben İslâm oldum." ne demek?

"Ben sana kendimi teslim ettim yâ Rabbi! Sana teslim oldum. Ne buyurursan tamam, bekliyorum, ne dersen öyle yapacağım. İster kes, ister as, ister sat, ister tut, ister sev, ne yaparsan yap..."

"Tabii sevmeni istiyoruz yâ Rabbi!" deriz de...

Teslim olmak... Biz Allah'ın emrine teslim olmuşuz, buyruğu başımızın tâcıdır, yasaklarından kaçınırız. Helallerini yaparız, haramlarını yapmayız.

Peki niye Allah bazı şeyleri haram etmiş?

Ve harrame aleykümü'l-habâis “Allah habis şeyleri yasaklamıştır.” İçkiyi yasaklamıştır; çünkü içki içti mi adam mayhoşlaşıyor. Direğe sarılıyor, duvarla konuşuyor, yalpalıyor, otomobilin altına gidiyor, midesi bulanıyor, kusuyor, çamurlara düşüyor, üstü başı perişan oluyor, rezil oluyor. Ölebilir, çatlayabilir... Karaciğeri siroz oluyor. Allah ondan yasaklamış. Her şeyin hikmeti var.

İzâ remeyte sehmeke ve ğâbe selâsete eyyâmin ve edrektehû fe-kül mâ lâm yente'l.

Ebî Sa'lebe'den rivayet edilmiş.

Okunu attığın zaman hayvanı çalıların arasında aradın bulamadın... Bazen öyle oluyormuş. Ben hiç avlanmadım ama... Bazen insan avladığı hayvanı, oraya buraya düşüyor, bulamıyor. Vurdu ama bulamadı. Onun için köpek tutuyorlar ya; gidiyor, kokluyor, ağzıyla alıp getiriyor. O da câiz. İslâm'da köpek kullanmak da câiz. Onu salarken bismillâhi Allah-u ekber diyecek. O da yemeyip ağzıyla tutup getirirse, taşıyıcılık yaparsa olur. Parçalarsa olmaz.

O gün bulamadın, daha sonra buldun; ne olacak?

Üç gün içinde bulduğun zaman, kokmamışsa av yenir. Hava soğuktur, kar vardır, kış vardır, kokmamıştır; yenir. Kokmuşsa yenmez. Kokmuş [et de] murdar oluyor. Tabii doktorlar "Tamam, iyi oldu." diyorlar. Çünkü et kokmuş, mikroplanmış artık...

 

Rabbimiz bizi hiç hatalara, günahlara bulaşmadan edebiyle, ahlakıyla halis muhlis, temiz, pak, dürüst insan olarak yaşatsın. Rabbimiz yüzümüzü iki cihanda ak eylesin. 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA