24.03.2000 - Hacıların Niyetlerinin Bozulması, İmanın Alınması

24.03.2000 - Hacıların Niyetlerinin Bozulması, İmanın Alınması
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû
Aziz ve sevgili dinleyiciler. Allah‘ın rahmeti bereketi üzerinize olsun.
Ye'tî ale'n-nâsi zemânün yehuccü a'niyâü ümmetî li'n-nüzheti ve evsatuhüm li't-ticâreti ve kurrâühüm li'r-riyâi ve's-süm'ati ve fukarâühüm li'l-mes'eleti.
Sadaka Resûlullâh, fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadîs-i şerîfte de Peygamber Efendimiz, yine zamanın bozulacağını bildiriyor. Ümmetin evsâfı bozulacak, zaman bozulacak, huylar bozulacak, davranışlar bozulacak, toplumun değer hükümleri sarsılacak... Neler olacak, işte onu anlatıyor.
Hac ne zaman yapılır? Niçin yapılır?
Ve lillâhi ale'n-nâsi hıccü'l-beyti menistetâa ileyhi sebîlâ.
Ömründe bir defa Beytullah'ı ziyaret etmek, haccetmek, Allah'ın bir emridir. Sıhhatli, zengin, şartları haiz müslümanın bu ulu vazifeyi, önemli, muazzam vazifeyi yapması lazım. Sırf Allah rızası için Allah için yapması lazım! Ama toplum bozulunca, din unutulunca, ahlâk tefessüh edince, bozulunca, o zaman işler değişiyor, bakın ne oluyor:
"İnsanların başına öyle bir zaman gelir ki…"
Yehuccü ağniyâü ümmetî li'n-nüzheti. "O zaman, ümmetimin zenginleri gezinti için, tenezzüh için, hava almak için, gönül eğlendirmek için haccedecekler."
Halbuki Allah rızası için ibadet olarak yapılacaktı. Hac bir gezinti, bir eğlence durumuna düşürülmüş oluyor. Zenginler bu amaçla, gezinti amacıyla haccediyor. Asıl amaç, Allah'ın rızasını kazanmak unutuluyor.
Ve evsatuhüm li't-ticâreti. "Bir zaman gelecek, orta tabaka da ticaret için haccedecek."
Hakikaten görüyoruz. Buraya birçokları mal getiriyor, sergiliyor, satıyor, parasını kazanıyor, götürüyor. Dünyanın şartları çok zorlaştı, değişti. Mesela Kafkasya'dan, Orta Asya'dan gelen hacı kardeşlerimizi görüyoruz, onlara hükümetleri döviz sağlayamıyor. O zaman onlar oradan çeşitli malları alıyorlar, eski püskü otobüslere binerek, yollarda kumlara bata çıka buralara geliyorlar, haccediyorlar. İşte o getirdikleri baston, dürbün... oralardan alabildikleri, getirebildikleri eşyalar neyse, onları pazarlarda sergiliyorlar, satıyorlar. Kazandıkları paralarla hac ibadetini yapıyorlar. Niyetlerine göre, Allah kabul etsin.
Ama kimisi de Allah rızasını düşünmeden, "hacca çok insan geliyor, milyonlarca insanın burada bir alışverişi var. Şuraya gideyim, ticaret yapayım!" diye ticaret için bazıları haccedecekler. Orta tabaka ticaret için haccedecek.
Ve kurrâühüm li'r-riyâi ve's-süm'ati. "Kurrâları da, Kur'ân-ı Kerîm'i çok iyi okuyan, dini çok iyi bilen ilim erbabı, din bilgini durumunda olan insanlar da, riya, gösteriş ve süm'a (şöhret) için haccedecekler."
Allah rızası için değil de, hacı lakabı ismimizin başına eklensin diye.
"Şimdi hacca gitmeyi benim canım da istemiyor ama gitmezsem ayıp olacak. Halk o zaman bana ne der?" filân diye... İyi niyetle değil de böyle aykırı maksatlarla haccedecek. O da tabii asıl amaç değil.
Sonra, ne kaldı şimdi?
Zenginler gezinti için haccediyor, orta tabaka ticaret için haccediyor, ulemâ kısmı gösteriş için haccediyor...
Hiçbirisinin ortasında Allah rızası yok.
Ve fukarâühüm li'l-mes'eleti.
Mes'ele, burada "dilenmek" demek. Sual hem "soru sormak" mânasına geliyor hem de "dilenmek, bir şey istemek" mânasına geliyor. Arapça'da hem cevap istemek mânasına hem de biraz bahşiş istemek mânasına kullanılıyor.
"Fakirler de dilenmeye gelirler."
Ortada Allah rızası yok, gezme maksadı var, ticaret maksadı var, gösteriş maksadı var, dilenme maksadı var; Allah'ın rızası hiç düşünülmüyor. Allah-u Teâlâ hazretleri her yaptığımız ibadeti, her işi kendi rızası için yapmaya muvaffak eylesin.
Büyüklerimizden, hocalarımızdan öğrenmişiz;
İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî. "Yâ Rabbî, benim maksûdum, gayem sensin! Ben senin rızanı kazanmak istiyorum, art niyetim, kötü maksadım yok. Halis, muhlis, sırf sen emrettin, sen buyurdun diye emirlerini tutuyorum; sen yasakladın diye yasaklarından kaçıyorum. Başka hiçbir hesap, ince hesap, aykırı hesap peşinde değilim." diye bir söz öğretmişler bize, Allah razı olsun.
İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî.
Her işimizi böyle yapmalıyız! Her işini böyle yapan, çok çok sevaplar kazanır.
Bir başka hadîs-i şerîf:
Ye'tî ale'n-nâsi zemânün yüslebü'r-racülü îmânehû ve mâ yeş'uru yüsellü minhü kemâ yüsellü'l-kamîs.
Deylemî bu hadîs-i şerîfi Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ten rivayet eylemiş. Efendimiz buyuruyor ki;
"İnsanların başına bir zaman gelir…"
Âhir zaman bu da yine;
Yüslebü'r-racülü îmânehû veyahut yeslübü'r-racülü imânehû. "Kişinin imanı kendisinden soyulup alınır." Ve mâ yeş'uru. "Adam hiç farkında değil..." Farkında olmadan imanı alınır, içinden çekilir, gider de hiç farkında değil.
Yüsellü minhü. "Onun içinden iman böyle kılıcın kınından sıyrıldığı gibi çekilir…" Kemâ yüsellü'l-kamîs. "Gömlek çıkartılır gibi çıkartılır." İman gitti, adam farkında değil. Bu da, bu devirde benim korktuğum, sizin de belki endişe ettiğiniz hususlardan biridir. İnsan kendisini mü'min sanıyor, farkında değil ama imanı gömlek çıkar gibi çıkıp gidiyor, soyulup gidiyor. İçinden atılıp gidiyor, ayrılıp gidiyor.
Bu neden olur?
Kişinin cahilliğinden, edepsizliğinden, vurdumduymazlığından, aldırmazlığından, dini önemsememesinden olur.
İnsan, devletin bir resmî işi olduğu zaman, okulun ciddi bir imtihanı olduğu zaman veyahut resmî dairede bir mesele olduğu zaman mahkeme olduğu zaman bütün ciddiyetini takınıyor. Dünyevi işlerde bütün ciddiyetini takınıyor. Ama Allah'ın emri, Allah'ın rızası, Allah'ın hükmü konusunda birçok kimse omuz silkiyor, aldırmıyor, düşünmüyor, bakmıyor, farkında değil.
Halbuki bu dünyaya imtihan için gelmiş. Bu dünyada ne yapması gerektiğinin şuurunda değil. Neden yaratıldığını bilmiyor; yaratılmış, ölecek, öldüğünü hatırına getirmiyor. Öldükten sonra, bu dünyadaki bütün faaliyetlerinden sorgu sual olacak; zerre kadar hayır işlediyse karşılığını görecek, zerre kadar şer işlediyse cezasını çekecek. Bunların farkında, şuurunda değil, bir şeylerle oyalanıyor. İmanı da söylediği sözlerden, yaptığı işlerden kendisinden ayrılıp gidiyor da farkında değil. İşte bu toplumun bozulma alametlerinden, yanlış yolda olduğunun alametlerinden birisi.
Şimdi ben burada, hac mevsiminde camilere bakıyorum... Tabi camilerde yabancılar, hac için buraya gelmiş olanlar belli oluyor. Bir de bu ahâliye, yerli ahâliye bakıyorum; onlar da belli oluyor, birçok şeyleri hoşuma gidiyor.
Mesela şöyle;
Camiye erken geliyorlar, Kur'ân-ı Kerîm'i açıyorlar, boyuna Kur'ân-ı Kerîm okuyorlar. Kur'ân-ı Kerîm'den ezberleri fazla... Namazı güzel, sakin sakin kılıyorlar, aceleye getirmiyorlar. Namaz vakitlerinde dükkanlar kapanıyor. Devlet dairelerinde, hava meydanlarında, nerede olursanız olun, bakıyorsunuz, bir salona hepsi toplanmışlar, cemaatle namaz kılıyorlar. Dine önem veriyorlar, Kur'an'a önem veriyorlar, namaza niyaza, ibadete önem veriyorlar... Çok hoşuma gidiyor.
Halbuki bizim memleketimiz, dedeleri İslâm için çalışmış mübarek insanların memleketi... Ezanlar okunuyor, kimse dönüp camiye gelmiyor. Lokantacı, kahveci radyoyu sonuna kadar açmış, kısmıyor. Ramazan oluyor oruç yiyen yiyene vs...
Yakından tanıdığımız iki toplumu mukayese ettiğimiz zaman, yabancı örf, âdet, alışkanlık, kötü huylar, kötü alışkanlıklar, zevkperestlik, şehvetperestlik yayıldıkça halkımızın da bozulduğunu, İslâm'ı unuttuğunu görüyoruz.
İslâm'ı bilmeyince de, hakikaten kendisi iyi niyetli, kendisini müslüman sanıyor ama kendisinin farkında olmadan söylediği sözler, taşıdığı fikirler, sahip olduğu zihniyetten dolayı imanı soyulmuş, kendisinden gitmiş... Ona sorsan, hâlâ "ben müslümanım." diyor. İmânının gittiğinin bile farkında değil... Felç olmuş demek ki kalbi hiçbir şeyi fark edemiyor. Bu gibi durumlara Allah bizi düşürmesin...
İmanımız en büyük cevherimizdir, kıymetimizdir, sermâyemizdir, hazinemizdir. Hazinelerin korunmasına lâyık bir şekilde [imanımızı] korumaya gayret edelim!
Bankanın bir para taşıyan çantasını bile, nasıl zırhlı araçlarla, korumalarla oradan oraya naklediyorlar. İnsanın imanı, âhirette cenneti kazanmasına sebep olacak en büyük cevheridir. İmanın hırsızları da çoktur. Şeytanlar, kâfirler, münâfıklar uğraşırlar. İnsanı raydan çıkarmaya, dinden imandan uzaklaştırmaya gayret edenler çoktur. Biz de dinimize, Allah'ın razı olduğu din olan İslâm'a sımsıkı sarılmalıyız! İslâm'ı evimizde, ailemizde, çoluk çocuğumuzla yaşamalıyız!
Allah hepinizden razı olsun. Kur'ân-ı Kerîm-i öğrenin, hadîs-i şerîfleri öğrenin! Dinin aslını iyi bilen insanların sözlerini dinleyin ki felâh bulasınız, Allah-u Teâlâ hazretlerinin rızasını kazanasınız aziz ve sevgili dinleyiciler.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
25.04.1997 -
Haccın Muhteşemliği, Dünya
24.01.1993 -
Hacda Şeytan Taşlama
