İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

06.05.1994 - Tevbe Etmek, Mescide Gitmenin Fazileti, Allahın Azabından Korunmak

06.05.1994 - Tevbe Etmek, Mescide Gitmenin Fazileti, Allahın Azabından Korunmak
Günün Sohbeti

06.05.1994 - Tevbe Etmek, Mescide Gitmenin Fazileti, Allahın Azabından Korunmak

21.10.2025
15 dk 40 sn

Aziz ve sevgili dinleyiciler!

Allah, bu güzel günün içinde saklı olan mükâfatlardan, ikramlardan cümlenizi istifade ettirsin sevgili Akra dinleyicileri.

İnsan tevbe ve istiğfar edince, Allah'tan af dileyince, Allah affediyor. Hatta bir müjdeli hadîs-i şerîf var:

"Bir kul hatasını anlasa, Allah-u Teâlâ hazretlerine karşı yaptığı işin doğru olmadığını sezse, içine pişmanlık, kalbine bir yanma düşse; ‘ah, ben niye bu işi yaptım? Allah'ın hoşuna gitmeyecek, hatalı olan, günah olan bir işi yaptım...' diye içine pişmanlığın ateşi düştüğü zaman, acısını gönlünde hissetmeye başladığı zaman, daha diline getirip de, affet beni Allah'ım!.. Estağfirullah el-azîm...' diye diliyle söylemeden, Allah onu affeder." buyuruluyor.

Biliyoruz ki Allah-u Teâlâ hazretleri insanların gönüllerine bakıyor. Gönüllerinden geçen duyguları da biliyor ve onlara göre, niyetlere göre insanı değerlendiriyor. Demek ki ilk önce hatalı olup olmadığımızı devamlı kontrol altında tutmalı ve uyanık bir müslüman olmalıyız. Hatamız varsa, derhal dönmeliyiz. Dönmeye Arapça'da tevbe deniliyor. Affımızı, mağfiretimizi istemeliyiz. Ona da istiğfar deniliyor. Ondan sonra kendimizi düzeltip iyi bir kul olmaya gayret etmeliyiz.

Tevbenin ne kadar güzel olduğunu, ne kadar tesirli olduğunu gösteren İmam Beyhakî'nin Enes radıyallâhu anh'ten rivayet etmiş olduğu bir başka hadîs-i şerîf var. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;

İnnallâhe teâlâ yekûlu: "Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor ki: " İnnî le-ehimmü ehli'l-ardı azâben. "Ben yeryüzündeki ahaliye, insanoğluna, yaptıkları kusurlardan dolayı azap etmeye davranıyorum, himmet ediyorum, öyle bir şeyi düşünüyorum.  Fe-izâ nazartü ilâ ummâri büyûtî. "Benim mescitlerimin müdâvimlerini, onları mânevî bakımdan imar eden âbidleri, ibadet ehli halis muhlis müslümanları gördüğüm zaman… " Ve'l-mütehâbbîne fiyye. "Benim için birbirleriyle samimi dostluk kuran mü'minleri, o sıcak kardeşlik duygusu içinde gördüğüm zaman… " Ve'l-müstağfirîne bi'l-eshâr. "Gecenin sonlarında, seher vakitlerinde, herkes uykuda iken uykusunu bölüp kalkıp abdest alıp da ‘aman yâ Rabbi!' deyip gözyaşı döküp, tevbe ve istiğfar edenleri gördüğüm zaman... " Saraftü azâbî anhüm. "O düşündüğüm azabı onlardan kaldırıyorum, onlara azap etmiyorum. Azap etmeyi düşündüğüm halde, bu iyi insanları görünce vazgeçiyorum." buyuruyor.

Gericilik diyorlar, müslümanları bazı şekillerde kötü göstermeye çalışıyorlar, karalıyorlar, aleyhinde yazıyorlar, çiziyorlar ama işin aslında, dünyada insanların azap görmemesi, huzur içinde yaşamasının mânevî sebebi, o mescitlerdeki mübarek ibadet eden insanlar! O samimi birbirlerini seven müslümanlar! O geceleri kalkıp da seccadesinde gözyaşı döküp, tesbih çekip, Allah diyen âşık-ı sâdıklar... Onların yüzü suyu hürmetine sağlık ve âfiyet içinde insanlar yaşıyor da yine de dindarlara kızıyorlar, dine kızıyorlar. Çeşitli ileri geri sözler söyleyenler olabiliyor.

Bu ikinci hadîs-i şerîfe çok dikkatle bir daha eğilelim. Allah-u Teâlâ hazretleri azap edecekken azabını kaldırıyor, yapmıyor. Azap edecekken azap etmiyor, kullarını bağışlıyor.

Kimler hürmetine?

Ummâri büyûtî. "Benim evlerimi imar eden insanlar hürmetine..." diyor Allah-u Teâlâ hazretleri.

Allah'ın "büyûtî" "benim evlerim" dediği [yerler] nerelerdir?

Mescitlerdir! Mescitler Allah'ın evleridir. Ne güzel!.. Biz mescide gittiğimiz zaman, ne güzel bir şey oluyor.

Ne yapmış oluyoruz

Allah-u Teâlâ hazretlerini evinde ziyaret etmiş oluyoruz. Ne kadar hoş bir şey!..

İnsan sevdiği yüksek bir şahsiyetin konağının kapısına, sarayına gitse, kapıdan kabul olsa, huzura alınsa, ne kadar memnun olur. Biz de Allahu Teâlâ hazretlerini, elhamdülillah, istediğimiz zaman ve en aşağı günde beş defa ziyaret ediyoruz. Ezanlar okunup da bir de bize davet oluyor. Hayye ale's-salâh!.. Hayye ale'l-felâh!.. diye minarelerden müezzinlerle, hoparlörlerle Allahu Teâlâ hazretleri bizi evine kendisi davet ediyor. Ne kadar büyük bir şeref.

O davet kaçırılır mı?

Allah kullarını evine davet ediyor: "Gelin bakın benim evime!" diye kapılarını açıyor. Allah-u Teâlâ hazretlerinin evleri ne kadar güzel ki kapılarında bekçiler yok, engellemeler yok, hüviyet kontrolları yok, aramalar taramalar yok, protokol yok... İnsan samimî olarak Allah-u Teâlâ hazretlerinin evine gidiyor. Orada cân u gönülden Allah-u Teâlâ hazretlerine, Rabbine ibadet ediyor.

Hadîs-i şerîfte ibadet edenler demiyor da ummâr diyor, mescitleri imar eden kişiler demiş oluyor. Buradan anlıyoruz ki mescitlerin mâmur, imarlı, şen olması, içinde cemaatin olmasından dolayıdır. Düşünelim ki çok basit yapılmış bir çadır, baraka veya çardak bir mescit... Öyle düşünelim. Köylü çok fakir olduğundan, kendisine çok basit bir çardak yapmış, mescit olarak orayı kullanıyor. Ama içinde cemaati çoksa, o zaman orası mâmur oluyor. Yani bakımlı, imarlı, süslü, ziynetli oluyor.

Neden?

Cemaat var, cemaat onu ziynetlendiriyor, mâmure haline getiriyor. Bu çok önemli bir şey...

Allah'ın mescitlerine gidilmediği zaman da mescitler harap olmuş oluyor. İsterse betondan yapılmış, duvarları nakışlarla, altın yaldızlarla süslenmiş olsun. İyi güzel, kapısı gayet güzel, kıymetli bir ceviz tahtadan oyulmuş, minberi çok kıymetli; ama içinde hiç insan yok. Demek ki bu cami ne kadar mâmur gibi görünse maddeten aslında harabedir.

Neden?

İçinde cemaat yok. O halde, semtimizdeki camileri harabe haline getirmek vebalini de yüklenmeyelim değil mi sevgili dinleyiciler!

Sen evinde namaz kıldığın zaman, camiye gitmediğin zaman, o camiyi âdetâ harap etmiş, yerle bir etmiş oluyorsun. Çünkü içinde namaz kılan insan olmuyor. Sen ona gittiğin zaman, o camiyi imar etmiş, bakımlı hale getirmiş, süslü ziynetli hale getirmiş oluyorsun. Tabi bu, bizim içimizde ibadethâne sevgisi olmasına bağlı. Ve bir insanın gönlünde ibadethâne sevgisi varsa, ibadetini gidip camide yapma aşkı ve şevki varsa, onun hakkında çok müjdeli hadîs-i şerîfler var.

Alla-u Teâlâ hazretleri öyle mescit âşıklarına, ibadet âşıklarına, kıyamet gününde Arş-ı âlâsının gölgesinde nurdan minberler verecek, orada oturtacak, mahşer gününün sıkıntılarına onlar uğramayacaklar. O halde öyle insanlar olmaya gayret edelim. Çevremizdeki mescitleri mâmur tutalım, cemaatsiz bırakmak suretiyle harabe haline getirmeyelim!

Allah'ın sevdiği kimselerin ikincisi kimlermiş ki onların hürmetine azabı çekiyor, kaldırıyor, yapmıyor:

El mütehâbbîne fiyye. "Benim için birbirleriyle muhabbet eden, birbirleriyle arkadaş ve dost olan kişileri gördüğüm zaman, azaptan vazgeçerim." buyuruyor.

Bu nedir?

Bu da o kadar önemli bir şey ki biz müslümanlar, o kadar kolaydan Allah'ın rızasını kazanabiliriz ki o kadar büyük sevapları kolaylıkla alabiliriz ki o kadar yüksek makamlara kolaylıkla çıkabiliriz ki...

Ama ah dinimizin inceliklerini bilsek, İslâm'ı doğru tanısak!

İslâm'ı biz de doğru tanımıyoruz. İslâm'ı biz doğru tanımayınca, çevremizde İslâm'dan uzak yaşayan insanlar da tanımadığından, İslâm'a düşman gözüyle bakıyor, İslâm'ı kötü görüyor.

Aslında Avrupalılar'ın içinde, sadece Avrupalı değil, Amerikalı, Asyalı, Kanadalı, Hintli, Japon, dünyanın her yerindeki gayrimüslim olan, İslâm'la henüz müşerref olmamış insanlar, İslâm'ı inceledikleri zaman İslâm'a hayran kalıyorlar.

Meşhur filozof Voltaire var. O, Peygamber Efendimiz'i, dinimizi nasıl methetmiş. Bir takım kitaplarda Avrupalı filozofların İslâm'ı nasıl methettiğini ve bazılarının da yaşayanlarının dahi nasıl sonunda inceleyip müslüman olduklarını biliyoruz.

Ah şu İslâm'ın güzelliklerini biz de bilsek! Babadan, dededen, ecdattan, böyle soyca hep müslüman olarak gelmiş bir sülalenin evladı olan, şu zamanda yaşayan, şu Müslümanlar... Ah elindeki cevherin kıymetini bilse!.. İslâm'ın ne kadar kıymetli olduğunu, içindeki güzel hükümleri bilse; başkalarına anlatsa da kimse İslâm'a düşman olmasa...

Ben gazetecilere, bazı yazarlara bakıyorum. İslâm'ın bir iki meselesini hemen öne getirip İslâm'ı karalamaya, kötülemeye çalışıyorlar.

Böyle yanlış şeylerle insan, çok güzel şeyleri de kötü gösterebilir. Mesela tıbbı ele alalım. Ben şimdi elime kalemi alsam, güzelim tıbbı kötülemeye kalksam, desem ki;

"Aman efendim, bu doktorlar ne kadar fena insanlar!"

"Niye?"

"İğneleri alıyorlar, insanın eline, butlarına, kollarına hart batırıyorlar, kanlar çıkıyor. Ellerine keskin neşterleri alıyorlar, cart karnını yırtıyorlar. Kesiyorlar uzuvlarını... Aman bu doktorların yanına hiç yanaşmamak lazım! Hele insanlara bir takım haplar veriyorlar, şuruplar veriyorlar. İçiyorsun zehir gibi, ağzın berbat oluyor... Aman bu doktorlar ne fena!" desem, herkes gülmez mi?

Güler.

Niye?

Çünkü, "kardeşim, evet bunlar böyle, ama bunların hepsinin faydası var. Bunlar olmasa, vaziyet daha kötüye gidecek. Onun için tıbbın bu gibi tedbirlerini hoş gör, sen genel yapısıyla tıbba bak!" der.

İşte bunun gibi, insanların da Müslümanlığa böyle bakması lazım.

Bu parantez içindeki konuyu nereden açtık?

İslâm'da Allah, el-mütehâbbîne fiyye buyuruyor. Müslümanların birbirlerini Allah için sevmesi ne kadar kıymetli ki Allah azap edecekken, onlar hürmetine azaptan vazgeçiyor.

Onun için muhterem kardeşlerim! "İslâm sevgi dinidir." diye, bastıra bastıra söyleyebilirsiniz. Ve birbirinizi sevmek için biraz da adım atın lütfen!.. Birbirinize doğru adım atın, kucaklaşın, birbirinizi sevin!

Allah'ın birbirini seven insanlara bu kadar mükâfatları verdiği dinimizde âşikâr iken, birbirimizi sevmek, birbirimizle dost olmak, birbirimize iyilik yapmak varken, bu düşmanlık niye?

Dostluk varken, düşmanlık niye? Saadet varken, mutsuzluk niye? Huzur içinde yaşamak varken, kavga niye? Sıhhatli yaşamak varken, birbirimizi yaralayıp, öldürüp, hapse girmek, kabre girmek niye?

İnsanların bunları anlaması lazım!..

Biraz da ben haklıyım galiba; kendimizi kusurlu görüyorum. Anlatamamışız İslâm'ın bu kadar güzel olduğunu. Siz duyuyorsunuz bunları anlatın! El-mütehâbbîne fiyye. "Benim için birbirlerini sevenler." diye Allah, o insanları da çok sevdiğini bildiriyor.

Hadîs-i şerîfte üçüncü olarak zikredilen:

Ve'l-müstağfirîne bi'l-eshâr. "Seher vakitlerinde istiğfar eden insanlar."

Tevbe ve istiğfâr etmek her zaman olur. Gece de olur, gündüz de olur; ama seher vaktinde istiğfâr etmek diyor bu hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

Muhterem kardeşlerim! Seher vakti, sahur vakti, yani gecenin sonu, henüz daha sabahın vakti girmeden, imsak kesilmeden önceki zaman, kimlerin zamanıdır biliyor musunuz?

Âşık-ı sâdıkların zamanıdır. Çünkü o zaman herkes uykudadır, hiç kimsenin kimseden haberi yoktur. Riyâ, gösteriş yoktur. Şöhret âfetine bulaşmak yoktur. O zaman âşık-ı sâdıklar, Allah'ı seven o muhibb-i sâdıklar...

Muhibb-i sâdık, âşık-ı sâdık olmak İslâm'ın en yüksek mertebesidir. Mutasavvıflar böyle söylüyor. Tasavvufta en yüksek mertebe aşk makamıdır. O âşık-ı sâdıklar uykudan kalkıyorlar, seccadelerine oturuyorlar, tesbihleri ellerine alıyorlar, Kur'ân-ı Kerîm'i okuyorlar, Allah diyorlar, Lâ ilâhe illallâh diyorlar, göz yaşları döküyorlar, yalvarıyorlar, dua ediyorlar. Ne kadar güzel!

Âşık-ı sâdıkların Mevlâsıyla, mahbûb-u hakîkî olan Allahu Teâlâ hazretleriyle baş başa olduğu zaman...

Allahu Teâlâ hazretleri, o mübarek vakitte göğün kapılarını açıyor, kendisi kullarına talip oluyor:

"Ey kullarım! Haydi bakalım, içinizde âşık-ı sâdık varsa, uykusunu terk etsin, kalksın; benim divanıma gelsin, dursun, benden dilesin. İstediğini ben de ona vereyim!" diye, kendisinin talip olduğu zaman…

İşte bunu da hiç unutmayın!

Evet gündüz de ibadet olur. Günde beş vakit ibadetin zamanları var. Ama gecenin ibadetinin hali ve tadı başkadır. Tatmayan bilmez. Tadan da o zevkten dolayı, herhalde bir daha onu bırakmak istemez. Size, gecelerinizi de böyle Allah-u Teâlâ hazretlerini zikrederek ibadet etmeyi tavsiye de ediyor hadîs-i şerîf.

Nakleden bir kimse olarak Efendimiz'in hadîs-i şerîfini, ben de size tavsiye ediyorum ki böyle yapalım!..

Birbirimizi Allah için sevelim! Geceleri Allah-u Teâlâ hazretlerine âşıkâne niyaz edelim, yalvaralım, dualar edelim! Allah'ın evlerini ibadetlerle şenlendirelim, mâmur hale getirelim, camileri dolduralım! Allah'ın yolunda yürüyelim, dinimizi öğrenelim ve hayatımızda yaşayalım ki; Allah bizi belalardan korusun, sıkıntılardan korusun.

"Nereden geldi bu belalar?" diyoruz, bunların kalkması için çareler düşünüyoruz.

İşte bunun mânevî çaresi bu! Sen iyi müslüman olursan, Allah'a güzel ibadet edersen, sen mü'min kardeşlerini seversen, Allah-u Teâlâ hazretleri belaları, azapları kaldıracak. Demek ki; Allah-u Teâlâ hazretleri yeryüzüne güzellikleri hâkim kılacak. O halde Allah-u Teâlâ hazretlerinin yolunda yürümeye gayret edelim.

Allah-u Teâlâ hazretleri, cümlemize tevfîkini refîk eylesin. Hakk'ı hak olarak görüp ona uymayı nasip eylesin. Duyduklarımızdan ibret alıp, anlayıp, dinleyip, onları uygulamayı nasip eylesin.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi hem dünyada bahtiyar, güçlü kuvvetli, mutlu eylesin. Hem de âhirette sevdiği kullar olarak cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin aziz ve sevgili Ak radyo dinleyicileri.

Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA