06.08.1995 - Ölümün Çaresizliği, Dünya Sevgisi

06.08.1995 - Ölümün Çaresizliği, Dünya Sevgisi
Aziz ve muhterem kardeşlerim.
Allah-u Teâla Hazretleri hakkı, hayrı söylemeyi nasip etsin. Doğruluktan ayırmasın. Sevdiği razı olduğu sözleri söylemeyi, işleri yapmayı, sevdiği şekilde ömür geçirmeyi huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varmayı nasip etsin.
İnna'llâhe Teâlâ lem yünzil dâen illâ enzele lehû devâen alimehû men alimehû ve cehilehû men cehilehû ille's-sâme ve hüve'l-mevt.
Bu hadîs-i şerîf, hastalar ve şifaları ile ilgilidir.
Bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz,İbn-i Sünni'nin, Ebû Nuaym'ın, Taberânî'nin, Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinden rivayet ettiğine göre buyurmuşlar ki;
İnna'llâhe Teâlâ. "Hiç şüphe yok ki Allahu Teâlâ hazretleri." Lem yünzil dâen illâ enzele lehû devaen. "Bir hastalık indirmişse mutlaka o hastalığa bir de deva indirmiştir."
"Her hastalığa, bir deva, bir şifa, bir çare indirmiştir. Devasını indirmediği hastalık yoktur. Her hastalık ki var; onun devası da var."
Alimehû men alimehû. "Bu devayı, bu şifayı bilen bildi." Cehilehû men cehilehû. "Bilmeyen bilmedi."
Tabi her kul her hastalın şifasını bilecek değil. Bilen bildi, bilmeyen bilmedi.
İlle's-sâm. "Sâm" hariç.
Sam ne demek?
Ve hüve'l-mevt. "O da ölümdür."
Ölümün çaresi yok.
Ölümden başka herhangi bir hastalık için Allah mutlaka devasını da indirdi. Hastalığı yeryüzüne indirmiş, göndermiş, devasını da göndermiştir. Ölüm hariç her hastalığın şifası, devası var.
Biliyorsunuz Allah-u Teâlâ hazretlerinin en güzel sıfatlarından birisi de Şâfî'dir.
Esmâü'l-hüsnâ ne demek?
"En güzel sıfatlar, Allah'ın en güzel isimleri."
Onlardan bir tanesi de Şâfî'dir. Şifayı veren Allah-u Teâlâ hazretleridir. Hadîs-i şerîfte de Peygamber Efendimiz müjdelemiş ki amansız hastalık yok. Her hastalığın amanı, devası, ilacı, çaresi var.
Demek ki Allah'tan ümit kesmek yok. Buradan hastalara bir ümit beliriyor, doktorlara da bir işaret oluyor ki;
"Araştırın; hastalığın çaresi vardır ama siz bilmiyorsunuz. Araştırın da bulun." demek.
O da öyle bir ümit olarak doktorların hatırında olsun. Araştırsınlar, ümitlerini kesmesinler. Tabi onların elinden şifa olunca birçok kimsenin de duasını almış olurlar.
Altındaki hadîs-i şerîf de Abdullah b. Mesud radıyallahu anh'ten, Beyhâkî ve Hâkim rivayet etmişler. Peygamber Efendimiz orada şöyle buyuruyor:
İnna'llâhe azze ve celle lem yünzil dâen illâ enzele lehû şifâen ille'l-herem fe aleyküm bi-elbâni'l-bakar fe-innehâ terümmü min külli şecer. "Allah-u Teâlâ hazretleri hiçbir hastalık indirmedi ki onun devası olmasın. Her hastalığın şifası, devası vardır."
Burada da deminki hadîs-i şerîf gibi başladı, sonu biraz değişik devam edecek.
İlle'l-herem. "İhtiyarlığın çaresi yok."
Mademki insanlar dünyaya geldiler, yaşıyorlar, yaşıyorlar, yaşıyorlar... Eh, ihtiyarlayacaklar. İhtiyarlığın çaresi yok. Bu vücut yıpranacak, ihtiyarlık gelecek, insanın beli bükülecek, eli titreyecek. Onların her birisi birer işarettir. Ondan sonra da yolculuk olacak. Herkes Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzuruna herkes gidecek. Herkes bu dünyada yaptıklarından orada sorgu suale mâruz olacak, hesap verecek. Sevapları, günahları tartılacak.
Bu kanun! Bundan kaçmak mümkün değil.
Azrail'in pençesinden, elinden nereye kaçacaksın? Allah emrettikten sonra, mutlaka gelir, vazifeyi yapar. Bir yere kaçılmaz bir yere gitmek mümkün değil. Mühim olan ölüme hazırlanmak muhterem kardeşlerim!
Biliyorsunuz ben âcizane kardeşiniz olarak birkaç defa yazdım, söyledim:
Dervişlik ne demek?
Dervişlik, tarikat, tasavvuf ne demek?
"Ölüme hazırlıklı olmak" demek.
Derviş nasıl bir kimse demektir?
"Ölüme daima hazır olan kimse" demektir.
Neden?
Bir kere abdestli geziyor. Ondan sonra her gün dersinden, tesbihinden önce, "rabıta-i mevt" yapıyor, ölümünü düşünüyor, göz önüne getiriyor:
Nasıl yıkayacaklar, nasıl kefenleyecekler, nasıl kabre koyup, bırakıp gidecekler, nasıl kabirde amelleriyle baş başa kalacak?
Kabir, insanın ettiğini gördüğü ilk yer, ilk merhale, âhiretin ilk durağı.
Nasıl melekler gelip soracaklar? Ondan sonra kıyamet nasıl kopacak, mahşer yerinde insanlar nasıl toplanacak? Sevaplar, günahlar nasıl ortaya dökülecek, hesaplar görülecek?
Bunların hepsini düşünüyor.
Niye düşünüyor?
Düşünüp de boş vermek için mi düşünüyor? "Boş ver ya" demek için mi düşünüyor derviş? Rabıta-ı mevti neden yapıyor? Ölüme hazırlanmak için yapıyor. "Peygamber Efendimiz emretti." diye yapıyor.
Peygamber Efendimiz; "Ölümü çok düşünün." buyurmuş.
Ölümü çok düşünen insan, ölüme hazırlık yapar.
Sonra biliyorsunuz tûl-i emel diye, bir kötü huy var.
Tûl-i emel ne demek?
İnsanın ümidinin çoook uzayıp gitmesi, uzun boylu ümit.
Neyin ümidi, tûl-i emel ne?
İnsanın kendisinin çok yaşayacağını sanması; tûl-i emel bu. Emeli, ümidi çok uzun.
Nesi uzun?
Sanıyor ki kendisi herhalde seksen sene yaşar, yüz sene yaşar, yüz elli sene yaşar. Yarın ölmez, öbür gün ölmez, bu sene ölmez, beş sene içinde ölmez, on sene içinde ölmez.
Ölümü sevmiyor ya; "kendisinden uzak olsun." diye, hayalinden de öteye itiyor:
"Ölmem canım, yaşarım canım"
Ama dur bakalım. Yaşayacağın, yaşamayacağın belli değil. Bak etrafına, ibretle gör! Çoluk çocuk gidiyor, bebekler gidiyor, trafik kazası oluyor, olmadık bir yerden bir sebep oluyor, harp oluyor, darp oluyor, bomba patlıyor…
Tepelerinde uçak vızıltısı geçiyorken Hiroşima'dakiler, Nagazaki'dekiler, bir saniye önce, bir dakika önce ne olacağının farkındalar mıydı? Ondan sonra uçak tepelerine atom bombasını salıvermiş. Bir şehir yok oluyor. Bir bombada bir şehir, bir bomba daha öteki şehir yok oluyor, mahvoluyor. Ölüyor, insanların merkezde olanları, yakında olanları yanıyor, eriyor, her şey eriyor. Ötekiler, uzakta olanları, radyasyondan hasta oluyorlar; her şey olabilir.
Şair Yahya Kemal nasıl söylemiş?
Bir bitmeyecek zevk verirken beste.
Bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir.
Tımbır tımbır, bitmeyecek bir zevk verirken beste; tel kopuverir, ahenk bitiverir. "Tel kopuverir de ömrün teranesi, tımbırtısı, zımbırtısı bitiverir." diye söylüyor. Hayatı saz gibi düşünmüş; o da öyle söylemiş. Ama nasıl söylerse söylersin. Bizim büyüklerimiz atasözü olarak şöyle söylemişler:
"Gafil durma misafir gelir, gafil durma ölüm gelir."
Ne demek?
Ev hanımı evde hazırlıklı olacak. Bakarsın zır zır kapı çalınır, tak tak kapı tokmağı vurulur. O, hadi bakalım, buyur işte, misafir geldi. Ev dağınık, ortalık perişan, pis pasaklı…
Olmaz!
Eskiden dünürlüğe gelirlermiş. Eve, dolabın üstüne; "Toz var mı, yok mu?" diye parmaklarını sürerlermiş. "Bakalım yukarısı tozlu mu, ev temiz mi değil mi?" diye yukarıyı yoklarlarmış.
Şimdi artık dünüre münüre aldıran yok tabi. Eski hikâyeler bunlar.
Kız yemek yapmasını bilmez, dikiş dikmesini bilmez, hiçbir şey bilmez.
Değişikmiş ama büyüklerimizin sözü güzel! Hadi onu kabul ettiler, etmediler ama ölüm geliveriyor işte, herkese geliveriyor. İnsan ettiğini buluveriyor.
Bir taraftan Sırplar bizim Zepa'daki, Zenika'daki kardeşlerimizi öldürdüler, öbür taraftan da, karşı taraftan da Karayina'daki Hırvatlar saldırdı. Bu sefer Boşnaklar başladı, Sırplar kaçmaya başladı. İşte bak, "bugün bana, yarın sana" demişler. Kime geleceği, nasıl olacağı belli olmaz. Bunlara ibretle bakan bakar, ibret alan alır, almayan sonra başına ne gelirse gelir.
Dervişlik, aptallık işine hiç razı gelmgela
Bizim Nakşî tarikatının birinci prensibi nedir?
Hûş der dem.
Ne demek?
Hûş der dem. "Her nefes alışta şuurlu olmak."
Bir nefes alıp verinceye kadar bile gafil olmayacak.
Cenneti kazanma yolu, takvâ yolu, Allah'ın rızasını kazanma yolu…
İnsan ya gözünü açar âhiret saadetini kazanır ya da âhiret saadetini kazanamazsa işi biter, mahvolur. Başka mahvolmaya da benzemez. Âhiretini kaybedenin ziyanı, dünyadaki hiçbir ziyanla mukayese edilmez, anlatılamaz. Bitti, mahvoldu!
"Dünyada hükümdar olarak yaşasa, saraylarda yaşasa…"
Yaşasın. Firavunlar, Nemrutlar sarayda yaşamış. Mısır'da gezdik gördük.
Nemrutlar, sarayda yaşamış. Karunların, hazinelerinin anahtarlarını, bir insan taşıyamazmış da kaç tane insan taşırmış. Bak zenginliğe! Anahtarlarını bir kişi taşıyamıyor. Hazinelerinin anahtarlarını, bir tek kişi taşıyamıyor.
Ne olmuş?
Hani Karunlar, Nemrutlar, Firavunlar?
Gitti! Allah onlara dünyada zenginlik vermiş. Dünyanın kıymeti yok. Dünya, âhirete bakınca, bir göz yumup açmaktan daha kısa; âhiretin yanında sıfır.
Onun için bizim büyüklerimiz Kur'ân-ı Kerîm'den, hadîs-i şerîften aldıkları nurla, akılla, fikirle, izanla, irfanla dünyanın sıfır olduğunu, hiç olduğunu, kıymetsiz olduğunu, boş olduğunu anlamışlar, âhirete çalışmışlar. Dünya metaının peşinde koşmamışlar, dünyanın hırsına düşmemişler, âhireti unutmamışlar. Rahat etmek için, eğlenmek için, keyif için, zevk için yaşamayı düşünmemişler. Yaşamayı elleriyle itmişler; "Ben istemem." demişler.
Cennetin yolu meşakkatlidir; keyifli değildir, zevkli değildir, rahat değildir. Cennetin yolu zordur.
Azîz ve celîl olan Allah-u Teâlâ hazretleri hiçbir hastalık indirmedi ki onun şifası olmasın.
İlle'l-herem. "İhtiyarlık müstesna."
Herem, "ihtiyarlık, bunaklık, bunamak" demek. Onun çaresi yok. Kemiklerin eklem yerleri çürüyor, etlerin kabiliyeti azalıyor, uzuvlar çalışamaz oluyor. Her şeyi yıpranıyor.
Fani dünya, boş, bakî olan Allah. İhtiyarlığın çaresi yok, ölümün çaresi yok.
Fe aleyküm bi-elbâni'l-bakar.
Efendimiz tavsiye etmiş:
"Size sığırların sütlerini tavsiye ederim."
Peygamber Efendimiz sütü tavsiye ediyor.
Bakar, "sığır cinsi" demek. İnek vesaire "büyükbaş hayvanlar" deniliyor ya, koyunlar "küçükbaş hayvan" ötekiler "büyükbaş hayvan" deniliyor.
Fe-innehâ terümmü min külli şecer. "Çünkü bunlar her ağaçtan, her ottan yer."
Her ağaçta, her otta bir şifa vardır, o onu yer, vücudunda hazmeder, süt yapar; sen de sütünü içersin, şifa bulursun.
Demek ki sütte büyük şifa var. Bu da bir işaret; Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.
Doktorlar çok daha iyi bilir, belli bir yaştan sonra, insanın kalsiyum ihtiyacı, vitamin ihtiyacı artıyormuş. Onun için sağ, taze taze iç.
Pastörize edilmiş mi, edilmemiş mi? Bilmem şunu mu, bunu mu?
Onun memesinden çıktığı zaman, hiçbir şeyi yok. İşte sağ, kabı iyi yıka. Kabın temiz olsun. Sağ âfiyetle, besmeleyle iç; sünnet, Peygamber Efendimiz'in sevdiği bir şey.
Biliyor musunuz İngilizlerle mücadele edip Hindistan'ı kurtaran Gandi yanında keçiyle gezermiş. Gandi önde, keçisi arkada. Gandi önde, keçi arkada. Gandi uçağa biniyor, arkasından tıkır tıkır keçi biniyor. Arka tarafta keçi, ön tarafta Gandi. Sütü anında, sağar sağar içermiş.
Niye böyle yapıyor? Biz olsak utanırız. Aman ayıp olacak filan.
Neden yapıyor?
Milletine bir mesaj vermek istiyor.
Allah hepimizi iyi müslüman olmaya muvaffak eylesin. Arif müslüman eylesin. İnsan-ı kâmil olmayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği razı olduğu kullar olarak varmayı nasip eylesin.
06.09.1996 -
Nimete Hamd Etmek,
06.05.1994 -
Tevbe Etmek, Mescide
