İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

06.11.1998 - Doğru Arkadaş Edinmek,Sağlam Dostluklar,Sünnete Sarılmak

06.11.1998 - Doğru Arkadaş Edinmek,Sağlam Dostluklar,Sünnete Sarılmak
Günün Sohbeti

06.11.1998 - Doğru Arkadaş Edinmek,Sağlam Dostluklar,Sünnete Sarılmak

04.11.2026
16 dk 18 sn

Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû.

Azîz ve sevgili Akradyo dinleyicileri;

Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den İbn Asâkir ve Tayâlisî Huzeyfe radıyallahu anh'ten rivayet etmişler ki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir mübarek hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlar;

Se-ye'ti aleyküm zemanün lâ yekûnu fî-hi şey'ün e'azzü min-selâsin dirhemün halâlün ev ehun yüste'nesü bi-hî ev sünnetün yu'melü bi-hâ.

Sadaka Resûlullah fî-mâ-kâl ev ke-mâ-kâl.

Bu hadîs-i şerîfi izahla başlayalım sohbetimize.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

Se-ye'tî aleyküm. "Sizin üzerinize gelecek", zemânün, "bir zaman."

Yani asırlar, çağlar geçecek, zaman ilerleyecek, böyle bir devre, böyle şeylerin olduğu bir zamana ulaşacaksınız. Peygamber Efendimiz, olacak şeyi, kendi zamanından ileriyi anlatıyor.

Diyor ki; o zamanda, lâ yekûnu fî-hi şey'ün e'azzü min-selasin. "Şu üç şeyden daha kıymetli, daha izzetli, daha değerli bir şey olmayacak."

E'azzü izzetli demek, kıymetli mânasına gelir ama bir de Arapça'da azze'l-meta'u fi's-sûki, derler. Yani pazarda meta azaldı, nadirleşti, bulunmuyor, arıyorsun, arıyorsun yok. O mâna burada daha bariz olarak görülüyor. Şu üç şeyden daha nadir, daha az bulunur ve kıymetli şey olmaz; o zamanda azalacak, bunlar kolay kolay bulunmayacak.

Bir, dirhemün halâlün. Bu azalan kolay bulunmayan şeylerden birincisi, Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfinde söylediği "helâl dirhem". Dinar ve dirhem o zamanın parasının ismi, o devrin parasının ismi ama mânayı umumî olarak anlamamız lazım. Türkiye için para birimi liradır, Amerika için dolardır. Dirhemün helâlün demek, helâl para, dirhem. Demek ki zaman geçince insanlar helâl para kazanma yollarından uzaklaşacaklar ve helâl para kazanan, parası helâl olan insan azalacak. Bu bir üzücü durum! Çünkü İslâm geldiği zaman toplumda büyük bir değişiklik meydana geldi. Herkes çok büyük bir heyecana yükseldi, çok büyük aşkla, şevk ile Allah'ın Kitabı'nı baş tâcı etti, Peygamber Efendimiz'in sünnetini rehber eyledi, toplum değişti, güzel bir ahlâk geldi. Ceziretü'l-Arab'dan şirk ve küfür sürüldü, çıkartıldı.

insanlar helâl lokma yemeye, dürüst insan olmaya, edepli, ahlâklı, zarif, kâmil, Allah'tan korkan, müttakî, salih insanlar olmaya döndüler ve kazançlarından zekât, sadaka verdiler, hayırlar yaptılar, hükümdarlardan para kabul etmediler, gelen paraları anında fakirlere dağıttılar. İslâm tarihinde böyle şahane olaylar, şahane ahlâk davranışları, yüksek fazilet âbidesi olacak çok göz kamaştırıcı güzel olaylar meydana geldi. Dağdaki çoban da haram yemiyordu, sürünün kuzusunu satmıyordu, satıp koyup da "kurt yedi" demiyordu, şehirdeki tüccar da dürüst davranıyordu. Herkes İslâmî ahlâka göre hareket ediyordu, bu yaygın idi.

"Sonradan bunlar değişecek" diye Peygamber Efendimiz bildiriyor. Bir zaman gelecek helâl lokma kolay bulunmaz, çok nadir bulunur, çok ender ele geçer bir meta hâline gelecek demiş oluyor bu hadîs-i şerîfte. Helal kazanç zor bulunacak.

Hâlbuki zor mu helâlinden kazanmak?

Zor değil! Zor değil ama mesela; Ahmed-i Yesevî Efendimiz -Pîr-i Türkistan mübarek evliyâullah büyüğümüz- ne yaparmış? Kaşık yontarmış, kendisi de çarşıya pazara gitmezmiş, merkebinin sepetine, küfesine yaptığı kaşıkları koyarmış, merkebini dehlermiş, çarşıda kaşıkları alanlar, bakanlar, beğenenler, parasını sepetine koyarlarmış. Merkep geri döndüğünde kaşıkların parasını alır, yani helâlinden kendisi elinin emeğini yermiş. Bir de fukarâya, dervişlere, tekkesindeki misafirlere, yoksullara onunla hayır hasenât yaparmış, yedirirmiş.

Peki, haram kazanç nasıl oluyor?

Haram kazanç aldatmakla oluyor, vazifeyi iyi yapmamakla oluyor, gayrimeşru yollarla kazanmakla oluyor, rüşvetle oluyor, hırsızlıkla oluyor, eksik tartmakla oluyor vesaire yollarla oluyor. Kötüler cezalandırılmadığı için, onlar yükselip mersedeslerle gezdiğinden, sahillerde, villalarda yaşadığından, dürüst insan da borcunun taksitini ödeyemediğinden, enflasyona ezildiğinden, tüccar bütün sene çalışıp da sermayesini bile koruyamaz duruma geldiğinden o zaman başka yollara sapıyorlar. İşte repo denilen korkunç faiz, aldatmaca, hile, gasp gibi çeşitli gayrimeşru yollarla paralar helâlliğini kaybediyor. Veyahut insanların gayriahlâkî davranışlarıyla ticaret bile yapsa, imalatını hileli yaptığından veyahut Allah'ın "çalışmayın" dediği zamanda çalışıp "yapın" dediği ibadetleri ihmal ettiğinden haramlaşıyor. O zaman dirhem-i helâl, aziz bir meta oluyor, yani helâl lokma azalıyor.

Biz bu ihtardan, bu ikazdan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bu zarif hadîs-i şerîfinden kendimize hangi dersi çıkartacağız?

Birincisi; acaba ben kazancımı nerden sağlıyorum? Nasıl geçiniyorum? Boğazımdan yediğim lokma Allah'ın rızasına uygun, helâl bir lokma mı? İşim helâl bir iş mi? Allah'ın sevdiği bir iş mi yoksa Allah'ın yasakladığı haram maddeler mi satıyorum? Haram işler mi yapıyorum? Allah'ın istemediği yollardan kazanıyorum." diye ilk önce kazancının şeklini, kârının menşeini düşünmesi lazım, bu bir. İlk düşüneceğimiz şey bu! Eğer hatalı durum varsa, derhal helâl kazancın yollarına dönmesi lazım. Çünkü bir insan haram lokma yedi mi, haram lokma ile vücudunda mutlaka bir şey meydana gelir, "vücuduna fayda verir bir et biter." diyor rivayetlerde. Ona da cehennem ateşi yakışır yani cehenneme mutlaka girer demek.

İkinci az bulunan şey; böyle zamanın bozulduğu ilerdeki devreleri anlatıyor Peygamber Efendimiz. O zaman az bulunan ikinci şey;

Ev ehun yüste'nesü bi-hî. "Kendisiyle oturup kalkılacak, ünsiyet edilecek bir dost çok az olacak."

Bakın bu da çok önemli. İslâm, müslümanlar arasında samimi bir kardeşlik meydana getiriyor, din kardeşliği meydana getiriyor. Birbirini seviyorlar, birbirlerini evlerine davet ediyorlar, sahâbe-i kirâmın hayatını görüyoruz. Peygamber Efendimiz onları ayrıca kardeş etmiş muhacirle, ensarı. Birbirlerinin evlerine ziyarete gidiyorlar, birbirlerine fedakârlıkta bulunuyorlar, hadîs-i şerîfler var. Allah için bir âhiret kardeşi edinen ne kadar büyük sevaplar kazanır.

Bunları biz böyle uzun uzun geçtiğimiz sohbetlerde vurguluyoruz, anlatıyoruz.

Tasavvuf neden kıymetli?

Çünkü insanlar âhiret kardeşi oluyor. Dünyevî menfaat üzerine değil, âhiret sevabı üzerine samimi, hasbî Allah rızasına dayalı bir kardeşlik meydana geliyor, ihvan oluyor, kardeş oluyor, fedakârlık yapıyor.

Ne büyük bir nimettir insanın içine katıldığı bir muhabbetli arkadaş topluluğu olması... Hatta bir tane bile oturup kalkıp konuşabileceği, samimi, derdini açabileceği, dertleşeceği bir kardeşinin olması çok önemlidir, hem dünyevî bakımdan hem uhrevî bakımdan önemlidir, hem ruh sağlığı bakımından önemlidir. İnsan arkadaşsız olursa, toplumda kendisine arkadaş bulamazsa, yalnızlıktan bunalıma düşer.

Ruh sağlığı bakımından da önemlidir, maddî bakımdan da önemlidir. İnsanın arkadaşı hasta olduğu zaman yardımına koşar, yapamadığı işlerde destek olur, zor işlerde yanına gelir. Elle gelen düğün bayram dedikleri gibi o zaman hoş, güzel şeyler yapılır. Himmetli, samimi, dindar, aldatmayan, iyiliksever, Allah'tan korkan, salih bir arkadaş çok kıymetlidir. Ağırlığı kadar altındır, mücevherdir, son derece kıymetlidir.

Böyle arkadaşları olanlara ne mutlu! Olmayanlara da Allah böyle arkadaşlar nasip etsin. Peki, o devir öyle ama ilerideki devir gelince, böyle arkadaşlar niye azalacak?

Çünkü ahlâk bozulacak. Arkadaşlık ahlâkı bozulacak, toplumun ahlâkı da bozulacak, herkes menfaatperest olacak, demek ki kötüleşecek. O zaman böyle gidip de konuşulacak kimse kalmayacak. Ahlâkın düşkünlüğünden oluyor böyle bir durum. Bu yokluk, bu azlık, bu nadirlik... Ahlâk bozuluyor, insanlar bozuluyor, dost kalmıyor, dostluk kalmıyor, mertlik kalmıyor, güzel ahlâk kalmıyor. O zaman örgü ören dediği gibi zor bir durum meydana geliyor.

Bundan ne gibi bir ders çıkartacağız?

Eğer bizim böyle samimi, candan kardeşlerimiz varsa kıymetini bilelim. Arkadaşlık bizim bu örfümüzde var. Bunun azalması, ahlâkın düşmesinden, bozulmasından oluyor.

Ahlâk niye bozulmuş?

Din gevşeyince, ahlâk bozulmuş. Ahlâkın temeli, dayandığı temel, beton tenel, sağlam temel taş temel nedir? Dindir!  O olmadığı zaman çamur üstüne bir bina yaparsın, hemen batar, eğilir, yamulur, çatlar, gider. Çürük araziye yapılan bina payidar olmaz, devam etmez, yıkılır, gider. Din gittiği için -dinin önemi çok büyük- o gittiği zaman arkadaşlık da gidiyor.

Demek ki zaman bozulduğu zaman, helâl lokma kalmayacak. Zaman bozulduğu zaman arkadaşlık yapılmayacak. Bir samimi, muhlis, tatlı dost da bulunmayacak.

Ev sünnetün yu'melü bi-hâ. Az olacak şeylerden birisi de "kendisi icra olunan bir sünnet de kalmayacak."

Dinin temeli nedir?

Her zaman söylüyorum, hep hadisleri okuyoruz, hadislere alıştırmaya çalışıyoruz kardeşlerimizi, radyoyla, televizyonla, dergilerimizle, gazetelerimizle, kitaplarımızla...”Aman, dini doğru öğrenmek istiyorsanız sünnet-i seniyyeye sarılacaksınız."

Herkes bir laf söylüyor, bazıları da dini saptırmaya çalışıyor. Saptırmaya çalışanların karşısında dinin ne olduğunu, doğruyu, Allah'ın rızasını, Peygamber Efendimiz'in yolunu öğrenmenin çaresi, sünnet-i seniyyeye sarılmak, her şeyi sünnete uygun yapmak. Peygamber Efendimiz ‘in hadîs-i şerîfleridir, sünnetini seniyyesidir.

Demek ki o kötü zamanın bir belirtisi de ne olacak?

Sünnet yok, uygulanan sünnet yok. Herkes bir başka yolda, herkes sünnete aykırı bir çizgide. Dinin asıl merkezinden uzakta demek, yanlış yolda demek.

Onun için bundan çıkan sonuç nedir aziz ve muhterem kardeşlerim.

Dinimizin iki temeli var.

Bir; Kur'ân-ı Kerîm, Allah'ın kelamı. Âmenna ve saddaknâ ve Cebrail aleyhisselam'ın, Peygamber Efendimiz'e indirdiği mukaddes kitabımız, Allah'ın en son hitabı, insanlığa gönderdiği en son mukaddes kitabı... Öteki kitapların da eksikliklerini, yanlışlarını, unutulmuşlarını, tahrifata uğrayan kısımlarını düzelten, insanlığın kurtarıcısı, Allah'ın sağlam ipi Kur'ân-ı Kerîm. Kur’ân-ı Kerîm öğrenerek, okuduğumuz Kur'an'ın anlamını bilerek ve Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini okuyarak doğruyu öğrenmek. Önce teslim olacak. İslâm teslim olmak demek. "Kur'an ne diyorsa, Peygamber Efendimiz ne diyorsa kabul edeceğim." diyecek, ondan sonra kendisini ona göre ayarlayacak.

Dinimizi öğreneceğiz. Dinimizi öğrenmek için Arapça çalışmak lazım, Kur'an'ı öğrenmek lazım, hadîs-i şerîfi öğrenmek lazım. Ondan sonra Kur'an ve hadis yolunda yürüyen hakîkî alimleri dinlemek lazım. Alim taslaklarının ortaya çıkıp da yalancı pehlivan gibi peşkeş çekenleri anlamak lazım.

Nasıl anlar?

Hakkı bilirse anlar. Hz. Ali Efendimiz buyurmuş ki;

"Adamlara bakarak hakkı anlamaya çalışma!"

"Şu adam şunu diyor, galiba bu haklı…" deme! Adamlara bakarak hakkı öğrenmeye çalışma.

"Hakkı ilk önce öğren, kimin hak ehli olduğunu o zaman daha iyi anlarsın."

Çok çok yüksek bir söz. Hz. Ali radıyallahu anh ve kerremallahu vecheh çok güzel söylemiş.

Önce hakkı hakikati öğrenecek. O zaman kimin palavracı, kimin gerçekçi olduğu, kimin gerçek alim, kimin yalancı olduğu, kimin memleketini sevdiğini, kimin memleketine düşmanlık ettiğini, kuyusunu kazdığını, kimin kendi temellerini tahrip ettiğini, kimin kendi bindiği dalı kestiğini daha iyi anlayacak.

Allah hepimizi sevdiği kul eylesin. Kur'ân-ı Kerîm'e sımsıkı sarılmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz'in sünnetine sarılmayı nasip etsin.

O kötü günler geldi mi nedir bilmiyorum. İnşaallah biz iyi olmaya çalışalım, helâlinden kazanmaya çalışalım, arkadaşlığımızı güzel yapmaya çalışalım. Güzel arkadaşlarımız varsa kıymetini bilelim, ihvanlığın kadrini kıymetini bilelim. Bir de en son konu, sünnet-i seniyyeye sımsıkı sarılalım. Allah bize tevfîkini refîk eylesin, bizi Peygamber-i zîşânımız'ın mübarek yolundan, nurlu yolundan ayırmasın sünnetine aşinâ eylesin, yolunda dâim eylesin, âhirette ona komşu eylesin.

Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû aziz ve sevgili dinleyiciler.

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA