04.12.1986 - Cennete İlk Girecek Kişiler, Mahşerde Peygamberimizden Sonra Bekleyecek Kişiler

04.12.1986 - Cennete İlk Girecek Kişiler, Mahşerde Peygamberimizden Sonra Bekleyecek Kişiler
el-Hamdü lillâhi hakka hamdihî. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ hayrı halkıhî seyyidinâ Muhammedin ve sahbihî ecmaîn ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Ene sâbiku'l-Arabi ile'l-cenneti ve Selmânu sâbiku Fârise ile'l-cenneti ve Suheybun sâbıku'r-Rûmî ile'l-cenneti ve Bilalun sâbiku'l-Habeşeti ile'l-cenneti.
Sadaka Resûlullah.
Taberânî, İbn Ebî Hâtim, İbn Asâkir ve daha başka kaynaklar, Ebû Ümâme radıyallahu anh'ten rivayet eylemiş.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Ene sâbiku'l-Arabi ile'l-cenneti. "Ben Arap kavminin cennete ilk girecek en önde geleniyim."
Tabur, sıra olup da sırayla cennete girecekler. "Araplar'dan ilk girecek olan benim."
Tabii insanlardan da ilk girecek o. Cennetin kapısına geldiği zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, cennetin bekçisi Rıdvan kapıda soracak, -Hadislerden biliyoruz, ileriye ait şeyi başka nasıl bilebilirdik?- diyecek ki;
"Kim o?"
"Ben Muhammed'im." diyecek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
"Buyur yâ Resûlullah." diyecek Rıdvan, "Senden başkasına bu kapıyı açmamak bana emrolundu, onunla emrolundum da ondan soruyorum." diyecek.
Kapı açılacak, Peygamber Efendimiz cennete bi-gayri hisab gireceklerle beraber girecek.
Rabbimiz lütfuyla keremiyle, yüzümüzün karasına amelimizin azlığına bakmadan bizi o Efendimiz'in yanında ilk girenlerle cennete dâhil olanlardan eylesin.
Ve Selmânu sâbiku Fârise ile'l-cenneti. "Selman da İranlılar'ın cennete ilk gireceği..."
İranlılar'ın önderi o, neden?
Efendimiz'e sohbet şerefiyle şerefyâb oldu. Efendimiz'in âl'inden sayıldı, ehl-i beytinden sayıldı. O mübarek zât o şerefe erdiği için ilk defa İranlılar'dan cennete girecek o olacak. Fâris kavminden ilk defa o girecek. Arkasından öteki mü'minler girecekler. Ama en şereflisi bu.
Ve Suheybun sâbıku'r-Rûmî ile'l-cenneti. "Süheyb ilk defa cennete girecek; Anadolu ahâlisi, Romalılar, Bizanslılar'ın arazisinden müslüman olanlar, ondan sonra arkadan gelecekler."
Süheyb, kendisi Rum ırkından değilmiş ama oralara bir şeyle satılmış, gitmiş, ondan sonra da köle olarak tekrar bu diyarına gelmiş. Peygamber Efendimiz'in gözde sahabîlerinden birisi, rıdvanullahi aleyhim ecmaîn. Macerasını biliyorsunuz:
Hicreti Peygamber Efendimiz'den sonra yaptı. Efendimiz gitmişti. Bu köle olarak çalışıyordu, çalışıp kendi parasını ödüyordu. Elinde binbir sanat vardı. Parasını topladı, hazırlığını yaptı. Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere'ye hicret etti diye bir gün o da yola çıktı. Yola çıktı ama arkadaki Mekke'nin azılı müşrikleri Süheyb'in yola çıktığını anladılar, peşine takıldılar. Okları, silahlarını aldılar, arkasından yetiştiler.
Bir gürültü duyunca arkasında, döndü baktı ki Süheyb hazretleri, bir kalabalık... Döndü atından -veya devesinden- indi, siper aldı ve seslendi. Dedi ki;
"Yaklaşmayın, gelmeyin üzerime! Benim nasıl ok attığımı biliyorsunuz. -Attığını vururmuş, hiç şaşmazmış.- Şu benim arkamdaki okluktaki okların hepsi bitmeden size teslim olmam! Ne istiyorsunuz benden?"
O ne derdinde, onlar ne derdinde?..
Dediler ki;
"Yâ Süheyb, sen bizim aramıza geldin köle olarak, sanatınla para kazandın, kölelikten kurtulmaya giriştin, hürriyetini elde ettin, bize böyle bir şeyler yaparak bizim paralarımızı aldın, zengin oldun, para kazandın, şimdi kalkıp gidiyorsun."
"Para mıdır istediğiniz?" dedi.
"Para."
"Alın paraları!" Savurdu yüzlerine alçakların...
Hani birtakım hayvanlara bir şey atarsın da hepsi üşüşürler veya tavukların yeme toplaştığı gibi düşünün.
Onlar o parayla meşgulken yürüdü gitti. Onlar o paraları alınca artık keyifli keyifli geri döndüler. Süheyb de keyifli keyifli, âşık, şevk ile Medine-i Münevvere'ye geldi. Macerasını Resûlullah sallallah aleyhi ve sellem Efendimiz'e anlattığı zaman, dedi ki;
"Süheyb kazandı, Süheyb kazandı, Süheyb kazandı."
Neden?
İmanını kurtardı, hicret etti, Peygamber Efendimiz'in yanına vardı.
Hicret mühim bir hadise!
Maddi her varlığından geçtiler, Efendimiz'in ordusuna katıldılar, arkasına gittiler, peşinden gittiler. Ailesini terk etti, tarlasını terk etti, hurmalığını terk etti, develerini terk etti, çoluk çocuğunu bıraktı, Efendimiz "Hicret edin." buyurduğu için hicret ettiler. Fevkalâde önemli bir hadise, fevkalâde büyük bir fedakârlık! Mekke'nin zengini iken Medine'nin fukarâsı oldular. Resûlullah aşkına, dinimiz aşkına, Allah'ın emri yerine gelsin diye...
Biz ne yapacağız?
Hadîs-i şerîflerden duyduğumuza göre -diyardan diyara hicret yine sönmemiştir, vardır- bu devirde hicret, Allah'ın haramlarından helallerine hicrettir. Yapabiliyorsak onu yapacağız.
Haram ne?
Kadına kıza bakmak; bakmayacağız.
Haram ne?
Haram mal yemek, rüşvet, faiz, hırsızlık, arsızlık; yemeyeceğiz.
Haram ne?
İçki vesaire; içmeyeceğiz.
Haram ne?
Şunu bunu yapmayacağız. Allah'ın helaline kaçacağız, haramından yüz çevireceğiz. Bu da bizim hicretimiz; bu devirde bizim yapabileceğimiz hicret.
Hem cennetlik olduğu müjdeleniyor bu şahısların hem de mertebeleri bildiriliyor. Arkasından da diyâr-ı Rum'un yani Anadolu'nun, yaşadığımız bu beldelerin öteki müslümanları peşinden gidecekler.
ve Bilâlun. "Ve Bilal-i Habeşî..."
Kıvırcık saçlı esmer Hz. Bilal, o da...
Sâbiku'l-Habeşeti ile'l-cenneti. "Habeşiler'in cennete ilk gireni olacak."
Heyya ale's-salâh dermiş, hayya ale's-salâh diyecek. 'Ha' harfi biraz kalın çıkar. Demişler ki;
"Yâ Resûlallah, bu doğru telaffuz edemiyor, heyya ale's-salâh diyor."
"Onun heyya demesi daha iyidir." demiş.
Onun kalbi temiz, pırıl pırıl... Sahabîden bir tanesi biraz kızmış Bilal hazretlerine, ismini biliyorum ama isim verip de gıybet etmiş gibi de olmak istemiyorum. Yine Peygamber Efendimiz'in ashabından. "Seni kara kadının oğlu seni!" demiş, Bilal hazretlerine.
Peygamber Efendimiz'e bu söz gidince, o sözü söyleyene diyor ki;
"Sen onu anasından dolayı ayıpladın mı?"
Boynunu büküyor... Tabii Resûlullah'ın önünde kabahat işledi, suçlu suçlu boynunu büküyor. Diyor ki;
"Sende câhiliyet âdeti kalmış. Sen öyle bir kişisin ki içinde câhiliyetten bir âdet kalmış."
Nedir o câhiliyet âdeti?
İnsanı parasından pulundan, renginden dolayı sevmek veya sevmemek.
Amerika hâlâ cahil, neden?
Zencileri esmer diye hâlâ horladığı için.
Allah indinde en kerîm olan kimdir?
İnne ekremeküm inda'llâhi etkâküm. "Allah indinde sizin en makbulünüz, takvâsı en çok olandır."
Parası en çok olan değil, mevkii en yüksek olan değil, müdür olan değil, bakan olan değil, reisicumhur olan değil, komutan olan değil, şirketlerin sahibi olan değil, milyonların sahibi olan değil...
Kim?
Allah indinde en makbul olan kimse, takvâsı en yüksek kimsedir. Velev yoksul bir kimse olsun, velev boynu bükük bir miskin zayıf kul olsun. Bu dünyanın nice fukarâsı vardır ki onlar âhiretin iktidar sahipleri olacak. Nice köleler vardır ki belki âhirette, onların efendisi onlara "Acaba bana şefaat eder mi?" diye boyun büküp gözlerini açıp şefaat bekleyecekler.
Peygamber Efendimiz sahabesinden birisine;
"Söyle bakalım, şu mescidin içinde sence en kıymetli kimdir?" dedi.
"Filanca şahıs."
"Peki en kıymetsiz kimdir?"
"Falanca şahıs."
Dedi ki Peygamber Efendimiz;
"Senin şu beğenmediğin kimse öyle kıymetlidir ki şu beğendiğin kimseden bin tanesi onun kadar etmez
İnsanın gözü tutmaz ama Allah sever. Allah severse kalbinden dolayı sever, takvâsından dolayı sever.
Allah bize sevdiği sıfatları, huyları versin.
Yoksa burun bir karış havada, göğüs kabarmış, mütekebbir mütekebbir giydiği elbisenin lükslüğünden dolayı, bindiği arabanın şatafatından dolayı, taktığı yüzüğün şatafatından dolayı etrafa caka satmakta bir şey yok.
Allah bize İslâm'a dönüş nasip etsin. Hakiki kıymetlerin neler olduğunu bilmeyi nasip eylesin.
Bunun gibi her beldedeki sahabî, o beldenin reisi olacak, önderi olacak. Şefaatçisi olacak, önde gidecek.
Mesela İstanbul'da biliyoruz, 27-30 kadar sahabî var. Ahlat'ta biliyoruz, bir sahabî var Abdurrahman Gazi. Adapazarı'nda bir tepenin üstünde rivayet ediliyor ki bir sahabî var. Muhtelif şehirlerde böyle [söyleniyor].
Onlar Peygamber Efendimiz'in ashabı olmaları dolayısıyla o beldenin rehberi, önderi olarak en önde gidecekler, arkasından bizler yürüyüp gideceğiz.
Allahu Teâlâ hazretleri o beldemizin medâr-ı iftihârı şahıslara gereken saygıyı, sevgiyi, hürmeti göstermeyi cümlemize nasip eylesin.
Ene vâkıfun beyne yedey rabbî azze ve celle mâşâallahu sümme ahrucu ve kad ğafera'llâhu lî sümme Ebû Bekrin yakifu kemâ vakaftu merrateyni sümme yahrucu ve kad ğafera'llâhu lehû sümme Umeru yakifu kemâ vakafe Ebû Bekrin merrateyni sümme yahrucu ve kad ğafera'llâhu lehû. Kîle: Ve Usmânu? Kâle: Usmânu raculün zû hayâin se'eltü rabbî azze ve celle en lâ yûkifehû li'l-hisâbi fe-şeffeanî.
An Aliyyin kâle: Kultu yâ Resûlallah, men evvelü men yud'â ile'l-hisâbi yevme'l-kıyâmeti? Kâl: fe-zekerehû.
Bu hadîsi şerîf, Hz. Ali Efendimiz'den, radıyallahu anh ve kerremallahu vecheh, Allah şefaatine nâil etsin. Allah'ın arslanı Hz. Ali, buyuruyor ki:
Peygamber Efendimiz'e sormuş:
"Yâ Resûlallah, mahşer halkından ilk defa hesaba kim çağrılacak?"
Sizin şurada toplandığınız bir şey değil, Arafat'ta insanların toplandığı bir şey değil; Arasat'ta toplanacaklar, -mevkufte- evvelîn ve âhirîn, cümle insanlar toplanacaklar, iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık. Buranın sıcaklığı bir şey değil; güneş tepelerine bir mil yaklaştırılacak, beyinleri kaynayacak! Elli bin yıl bekleyecekler! Hesap olsun diye bekletilecekler. Amellerine göre kimisinin ter topuklarına gelecek, kimisinin dizlerine gelecek, kimisinin beline gelecek, kimisinin dudaklarına kulakları hizasına gelecek. Terleyecekler, bunalacaklar. "Ah Rabbimiz hesabı görse de ehl-i cennet cennete gitse, ehl-i cehennem cehenneme gitse de bu bekleyiş bitse..." diye temenni edecekler. Orada hesap başlayacak, mahkeme-i kübrâ kurulacak. Allahu Teâlâ hazretleri, fî zulelin mine'l-ğamâm, melekleriyle gelip mahkeme-i kübrâsını kuracak. Azamet ve celal ile "Susun ey âdemoğulları! Şimdiye kadar ben sizin nasıl amel işleyeceğinizi sınamak için sizi serbest bıraktım, şimdi susun." diyecek.
Fe-lâ tesmeu illâ hemsâ.
Kimseden çıt çıkmayacak; korkudan, dehşetten, hesabın şiddetinden bekleşecekler.
Hz. Ali Efendimiz soruyor:
Kim hesaba kalkacak ilk önce?
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
Ene vâkıfun beyne yedey rabbî azze ve celle mâşâallahu. "Ben Rabbimin huzûr-u âlîsinde, karşısında, Allah'ın dilediği bir müddet bekleyeceğim. Vakfede duracağım, ayakta dikili duracağım."
Sümme ahrucu. "Sonra huzurundan çıkacağım." Ve kad ğafera'llâhu lî. "Allah beni afv u mağfiret eylemiş olarak."
Aslında mahşer halkı; "Yâ Resûlallah, şefaat et de hesap başlasın!" diye Peygamber Efendimiz'e gelecek. Peygamber Efendimiz şefaat talep edecek. Şefaati kabul olunacak. Ve hesap öyle başlayacak. Allahu Teâlâ hazretleri ilk önce kendisini huzura alacak. O'nun huzurunda, nasıl bir şeyse bekleyecek, sonra Allah onu afv u mağfiret eylemiş olarak çıkacak.
"Sonra Ebû Bekir girecek." diyor, Peygamber Efendimiz.
Yakifu kemâ vakaftu. "Benim durduğum gibi o da içeride duracak." Merrateyni. "İki misli."
Yani iki kat daha uzun bir zaman duracak.
Sümme yahrucu ve kad ğafera'llâhu lehû. "Sonra Allah onu afv u mağfiret eylemiş olacak. O hâl ile o dışarı çıkacak."
O da mağfûr olarak huzûr-u Rabbi'l-izzet'ten sevinerek çıkacak.
Sümme Umeru. "Sonra Hz. Ömer radıyallahu anh girecek."
Ebû Bekr'in kaldığından iki misli fazla daha kalarak... O da çıkacak. Yine afv u mağfiret olmuş olarak çıkacak.
Denildi ki kendisine, soruldu ki;
"Osman nasıl olacak?"
Osman hakkında diyor ki Peygamber Efendimiz;
Usmânu raculün zû hayâin. "Osman utangaç, haya sahibi bir iffetli kişidir." Se'eltü rabbî azze ve celle. "Aziz ve Celîl olan Rabbim'den istedim ki:" en lâ yûkifehû li'l-hisâbi. "Onu hesap için ayakta durdurmasın."
Utanır, boynu bükük... Haya sahibi; utanır. "Onu durdurmamasını istedim."
Fe-şeffeanî. "Rabbim benim bu şefaatimi kabul buyurdu."
"O hesapta durmayacak." diye, o hesapla ilgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bilgi verdi.
Allahu Teâlâ hazretleri yetmiş bin kişiyi hesap olmadan, bi-gayri hisâb cennetine sokacak. Peygamber Efendimiz bunu azımsamış, çok az diye düşünmüş; yalvarmış. Allahu Teâlâ hazretleri her yetmiş binden her kişiyi yetmiş bin kişi daha bağışlamış. O da 7 kere 7, 49; önüne 8 tane 0 koyarsanız; 4 milyar 900 milyon.
O kadar insan bi-gayri hisâb cennete girecek.
Başka hadîs-i şerîflerde okudum; "Bir de Rabbimin kabzasından bir kabza kul daha girecek..."
İnsanlar nasıl bir şeye elini daldırır... Diyelim ki altın çuvalı; paralar dolu. Bir avuç al; insan bir avuç daldırır, bir kabza, yani bir tutam... "Rabbimin kabzasıyla bir kabza insan daha..." Yani 4 milyar 900 milyon değil de, Rabbimiz'in kabzası ne kadarsa alışı, o kadar insan daha bi-gayri hisâb girecek.
Şimdi biz bîçâre, yüzü kara, ameli yok, pürgünah kullar, bu yüzümüzün karasına bakmadan diliyoruz ki; Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes hazretleri bizleri bi-gayri hisâb, hiç hesaba uğratmadan cennetine soksun. Çünkü o defterimiz bir açıldı mı yandık! O defter bir açıldı mı hâlimiz harap! Rabbimiz bizi mahşer halkına rezil rüsvâ eylemesin.
Allahu Teâlâ hazretleri bilerek bilmeyerek işlediğimiz cümle günahlarımızı afv u mağfiret eylesin. Bizi bundan sonraki ömrümüzde rızasına uygun yaşayan, ârif, edip, zarif, kâmil, edepli, terbiyeli kullardan eylesin. Hayatımızı, ömrümüzü rızası yolunda istediği amelleri işlemek suretiyle geçirenlerden eylesin. Son nefeste cümlemize imân-ı kâmil ile âhirete göçmeyi nasip eylesin. Ve bizleri huzuruna sevdiği razı olduğu, razı ettiği bir kul olarak varanlardan eylesin.
Fatiha-i şerîfe meal besmele.
04.12.1998 -
Dua Ederken Ya
04.11.1994 -
Sahih Kaynakların Önemi,
