04.12.1998 - Vefat Haberi Alındığında Yapılacak Dualar

04.12.1998 - Vefat Haberi Alındığında Yapılacak Dualar
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!
Aziz ve sevgili Ak-Radyo dinleyicileri; Allah'ın selâmı, rahmeti bereketi, ihsânı, ikrâmı, lütfu üzerinize olsun. Dünyada ve ahirette Allah cc cümlenizi aziz ve bahtiyar eylesin.
Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki:
RE. 130/6 (İnne lil-mevti fezean feizâ beleğa ehadeküm mevtü ahîhi felyekul: İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Allahümme elhıkhü bis-sâlihîn, vahlifhü alâ zürriyetihî fil-gàbirîn, vağfirlenâ ve lehû yevmed-dîn. Allàhümme lâ tahrimnâ ecrahû velâ teftinnâ ba'deh.)
Bu duayı Peygamber Efendimiz bize tavsiye buyuruyor, öğretmiş oluyor. Onu da hadis-i şerif olarak size okumak ve mânâsını vermek istiyorum. Ezberlemenizi, defterinize kaydetmenizi dilerim.
Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz SAS:
İnne lil-mevti fezean "Ölümün bir soğukluğu, korkusu vardır; soğuk, korkutucu bir olaydır. Feizâ beleğa ehadeküm mevtü ahîhi “sizden birinize müslüman kardeşinden bir kardeşinin vefatı haberi ulaştığı zaman şu sözleri söylesin: İnnâ lillâh, ve innâ ileyhi râciûn. “Biz Allah'ın kullarıyız, muhakkak ki biz O’na döneceğiz."
Bu dünya hayatı fânî idi. İşte geldi, geçti, geçiyor. Bazıları gözümüzün önünde ahirete göçüyorlar, biz de göçeceğiz. Cenâb-ı Hakk'ın takdiri böyle; dünya fânî, kullar fânî. İnsanlar burada bir müddet imtihan olup gidecek. Hepimiz Allah'ın kullarıyız, hepimizin yazısı böyle ve hepimiz O’nun huzuruna varacağız. Ne mutlu huzuruna sevdiği kul olarak varanlara! Ne yazık Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna âsî, mücrim, kâfir, müşrik, sevmediği kul olarak varanlara!
Herkes gidecek, ister istemez gidecek. Böyle “İnnâ lillâh, ve innâ ileyhi râciûn” diyoruz. Buna istircâ' derler. Bu sözü söylemek çok sevaptır. Allah büyük mükâfat verir diye başka hadis-i şerifler var.
Duanın ikinci cümlesi: (Allâhümme elhıkhü fis-sâlihîn) "Yâ Rabbi, bu vefat eden kardeşimi sevdiğin salih kullar zümresine ilhak eyle, onların arasına kat, onlardan eyle!"
Salih ne demek?.. İyi demek, salâh sahibi demek; işi iyi olarak yapan, hâli iyi olan, ahlâkı güzel olan demek. Peygamberler bazan bu kelime ile vasfediliyor Kur'an-ı Kerim'de; "O salih bir kul idi." filân diye geçiyor. Önemli bir vasıf bu!
Vahlifhü alâ zürriyyetihî fil-gàbirîn "Ve onun, geride kalan çoluk çocuğu ve zürriyeti üzerine hayırlı bakıcılar, kayırıcılar, onların işleriyle meşgul olan insanlar ihsân eyle. Vefat eden öldükten sonra, geriye kalanları sahipsiz kalmasınlar. Onları çekip çevirecek, gözetecek, işlerini görecek yardımcılar ihsân eyle." diye bir güzel dua. Bu da duanın üçüncü cümlesi...
Vağfirlenâ ve lehû yevmed-dîn. "Mükâfatların, cezaların, kulların amellerinin karşılıklarının verildiği günde, bize ve onu mağfiret eyle yâ Rabbi!"
Sonuncu cümlesi de: Allàhümme lâ tahrimnâ ecrahû "Yâ Rabbi, onun ecrinden bizi mahrum etme!”
Onun ecri ne demek? Mü'minin vefat eden bir kardeşine karşı görevleri vardır. Cenazesini kaldırır, geride kalanlarına bakar, yardımcı olur, göz kulak olur. Hayırla yad eder, ruhunu şad edecek hatimler indirir, dualar gönderir, kurbanlar keser, hayır hasenât yapar...
"Böyle ona dua etiğimizden, onun hizmetlerini gördüğümüzden dolayı ecrimizi, sevabımızı bol bol ver! Velâ teftinnâ ba'dehû. “Ondan sonra da bizi fitnelere, belâlara, musîbetlere uğratma! Artık o vefat etti gitti, bizi arkada sulh ü salâh içinde, huzur ve refah içinde yaşamağa muvaffak eyle; belâlara dûçar eyleme" demiş oluyor.
İnnâ lillâh, ve innâ ileyhi râciûn diyoruz. Çünkü, işte böyle hayatın kuralı bu, işin sonu bu!
Peygamber SAS Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
İnne melekel-mevte leyenzuru fî vücûhül-ibâdi külle yevmin seb'îne nazreten, feizâ dahikel-abdüllezî buise ileyhi yekùlü: Yâ acebâhü buistü ileyhi liakbe darûhahû ve hüve yedhak.) Enes RA rivayet etmiş.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
İnne melekel-mevte “Melekül-mevt, ölüm meleği, Azrâil AS, insanların ruhunu almakla Allah'ın görevlendirdiği melek” le-yenzuru fî vücûhül-ibâdi “kulların yüzlerine bakar” külle yevmin seb'îne nazreten “her gün yetmiş bakışla bakar, yetmiş defa bakar."
Kulların yüzlerine böyle yetmiş defa bakıyor; düşünün! Rakamı kesret ifade etmek için söylemiş olabilir Peygamber SAS Efendimiz. Araplar çok demek gerektiği zaman seb'în kelimesini kullanırlardı. Çok fazla bakar demek; ille yetmiş olacak, altmış dokuzdan sonraki yetmiş mânâsına gelmeyebilir.
Demek ki Azrâil AS bize bakıp duruyor, görüp duruyor. Zâten melekler hep görüyorlar, zâten alemlerin Rabbi her şeyi görmekte... Biz nasıl günah işliyoruz, nasıl gafil duruyoruz, nasıl cahillik yapıyoruz; hayret edilecek bir şey!
Bir gün gelip de ruhumuzu kabzedecek olan melekül-mevt de, günde yetmiş defa bakıyor. Artık bunun vadesi yetti, bunun canını al diye Allah'ın bildirdiği bir kulun, hiç bir şeyden haberi yok! Onun güldüğünü görünce, melekül-mevt der ki: Yâ acebâhü "Allah Allah, ne kadar şaşılacak, amma tuhaf, amma acaib şey! Buistü ileyhi liakbeda rûhahû ve hüve yedhak “Ben şu adamın ruhunu kabzedeyim diye gönderildim, şu adama bak, hiç bir şeyden habersiz hâlâ gülüp duruyor. Biraz sonra canını alacağım." diye şaşırdığını Peygamber Efendimiz bildiriyor.
Biliyorsunuz tasavvufta ölümü unutmamak, ölümü yad etmek, ölümü aklından çıkarmamak vazifesini anlamışlardır mutasavvıf büyüklerimiz. Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi odur. Eksirû zikri hàzimül-lezzât diye hadis-i şerif var. Onu vazife olarak vazifelerin arasına katmışlardır, Peygamber Efendimiz emretti diye...
Dervişler zikre oturdukları zaman, şöyle nasıl öleceğini, Azrâil AS'ın nasıl yanına geleceğini, nasıl göğsüne çökeceğini, nasıl ruhunu kabzedeceğini, nasıl kan ter içinde kalacağını, nasıl o sırada imdâd-ı ilâhî erişip, (Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlühû.) deyip de mü'min-i kâmil olarak can vereceğini temennî yoluyla böyle düşünüp, zikri öyle yapar.
Bu ölümü düşünmek Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi olduğundan, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin sevap verdiği mühim bir iş olduğundan ve faydalı bir iş olduğundan, insanları gaflette kurtardığından, haram günahtan geri tuttuğundan çok önemli bir vazife. Bunu insanların hatırından çıkartmaması lâzım!
Biz bu dünyaya geldik, işte geldik, işte gidiyoruz. Yunus Emre'nin ilâhilerini hatırlayın:
Biz buradan gider olduk,
Kalanlara selâm olsun!
Hasta iken halimizi,
Soranlara selâm olsun! diyor.
Sonra o kabirlerin halini anlatan ilâhileri ne kadar güzeldir. Onları hiç unutmamak lâzım! Bu ölüm birden geliverir. Fânî dünya insanı aldatır, aldatır, oyalar, oyalar; birden boşayıverir, bırakıverir, vefâsızdır çünkü... Fânî dünya vefasızlıkla tanınmıştır. Bu fânî dünyaya dalanlar, sonra bir gün bu dalmalarının acı acı cezasını çekerler. Onun için müslüman ölümü unutmayacak. “E ne olacak Hocam sende... Ölümü düşünelim de gözümüz mü yaşlansın, dünyamız mı kararsın?.
Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor. Senin hoşuna gitse de gitmese de insan ölümü düşündü mü, ölümü düşünmek insanı hizaya getiriyor, güzel işler yapmaya yöneltiyor.
En iyi ıslah vasıtalarından birisi ölümü düşünmektir. Düşündükten sonra da murat nedir? Ölüme hazırlıklı olmaktır. Hemen Azrail AS gelse, "ver bakalım emaneti!" dese, "Pekiyi, buyur al!" diyecek kadar ölüme hazır olmak lâzım!
Çünkü, Yunus Emre çok güzel anlatıyor:
Halkı bostan edinmiştir,
Dilediğin üzer ölüm.
Öyle tarif ediyor. Köyde yaşayanlar bunun anlamını bilirler. Ne kadar tatlı benzetmelerle, ne kadar güzel anlatıyor. Bostan dediğimiz, kavun, karpuz ekilen yerdir. Sonra mevsimi geldiği zaman sahibi gelir tarlaya, bahçeye gider. Hangi karpuz olmuş, hangi kavun olmuş diye şöyle uzaktan bakar. Sapının kenarında şöyle incecik bir yeşil kısmı vardır. Orası kuruduğu zaman olgunlaştığı belli olur. Ona bakar, tık tık vurur, şöyle eliyle tartar, sapından koparır.
Azrâil AS'ı nasıl anlatıyor Yunus Emre:
Halkı bostan edinmiştir,
Dilediğin üzer ölüm.
Üzmek tabii, bugünkü mânâsıyla değil, koparmak mânâsınadır. Bizim anladığımız mânâya, müteessir oldu mânâsına gelmez. İp koptu anlamında, ip üzüldü derler. O zaman bu şiirin mânâsı nasıl olur:
Ölüm halkı bostan tarlası gibi gezer, içinden bir tanesini seçer. Allah'ın emrettiğini, vâdesi geleni alır, koparır, götürür. Bostancının, tarla sahibinin kavunu, karpuzu “ Bu artık olmuş” diye kopardığı gibi alır, götürüverir. Yaşa da bakmaz. Gelinlik kızı alır, güvey olacak yiğidi alır. Askere gider, şehit olur, cenazesi gelir. Dede durur, torunlar ölür. Allah'ın işi bilinmez, akıl sır ermez. Onun için ölüme hazırlanmak lâzım!
Ölüme hazırlanmayan ne olur?. Gafil gider, hazırlıksız gider. Ahirette çok pişman olur, perişan olur ama, bir işe yaramaz.
Onun için aziz ve sevgili kardeşlerim, göçenlerin göçmesinden ibret alıp Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönelim! Hak din, en güzel din olan İslâm'a sımsıkı sarılalım. Tertemiz inanç olan İslâm inancına sımsıkı sarılalım! Cenâb-ı Hakkın rızasını kazanmayı fırsatı ganimet bilelim! Hayatımız elimizde bir fırsattır. İş işten geçmeden, ölüm meleği gelip ver emaneti demeden, yapabildiğimiz kadar hayrât ü hasenât yapalım, günahlardan uzak duralım.
Bu günahlara dalanlar, bu zulümleri yapanlar da utansınlar, korksunlar, titresinler ki, bir gün ölüm onlara da gelecek, onların da boynunu buracak, koparacak.
Allah kötüleri de ıslah eylesin. İyilere de güzel işler yapmayı nasip eylesin.
Hepinize Cenâb-ı Hakk'ın rızası yolunda güzel güzel ömür sürüp, ibadet edip, hayırlı işler yapıp, faideli olup; arkada hayırlı evlâtlar, hayırlı eserler bırakıp, hayır hasenat müesseseleri bırakıp; Allah'ın huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı temenni ederim, dilerim.
Ömrünüz uzun olsun, akıbetiniz hayr olsun. Dünya ve ahiretiniz mâmur olsun. Cenâb-ı Hak cümlenizi cennetiyle, cemâliyle taltif eylesin.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berakâtühû.
05.01.2001 -
İman Gönülde Allah
04.12.1998 -
Dua Ederken Ya
