05.01.2001 - İman Gönülde Allah Sevgisi Olmasıdır

05.01.2001 - İman Gönülde Allah Sevgisi Olmasıdır
Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili dinleyiciler;
Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, her türlü ikrâmı, ihsanı cümlenizin üzerine olsun. Sevdiklerinizle beraber Allah sizi dünyada ve âhirette mesut ve bahtiyar eylesin.
Deylemî ve İbnü'n-Neccâr rahmetullahi aleyhimâ, Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet etmişler.
Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;
El imânu fî kalbi'r-raculi en yuhibba'llâhe azze ve celle.
"Mü'minin gönlünde iman; aziz ve celil olan -çok izzetli, çok celâlli olan; sonsuz izzet, sonsuz celâl sahibi olan- Allah'ı sevmesidir."
"Adamın kalbinde..."
Adam da tabii, kadın da; hepsi girer. Burada "kişi" demek. Arapça'da racul, "adam" demek; ama kişi makamında kullanılıyor. Erkek olsun kadın olsun...
"Kalbinden..."
Kalp de "gönül" demek.
"İçinden, gönlünden aziz ve celil olan Allah'ı seviyorsa, işte o mü'mindir."
O sevgi uyanmamışsa iyi mü'min değildir.
Şimdi siz kendinizi ölçün.
Şöyle ölçün, aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler.
Neyi seviyorsunuz?
Sevdiğiniz basit şeyleri kâğıda yazın.
"Tarçınlı sütlacı seviyorum."
"Tavuk göğsünü seviyorum."
"Kaymaklı kadayıfı çok seviyorum."
"Sıcak günde, buzdolabında soğumuş karpuzu çok seviyorum."
"Kış gününde sabahleyin sütlü sahlebi çok seviyorum."
Basitinden yükseğine doğru sevdiğiniz şeyleri sıralayın.
"Hanımımı çok seviyorum."
"Annemi daha çok seviyorum, babamı daha çok seviyorum."
İnsanın sevdiği şeylere karşı davranışları bellidir. Sevdiği bir şeyi almak ister. Parası olsa hemen gidip alacak. Hemen sahlebi içecek. Hemen karpuzu alacak. Hemen baklavayı alacak. Yani alıp, elde edip onu yemek ister.
Çocuklar arabayı çok seviyor. Annesine babasına yalvarıyor:
"Büyüdüm artık, ehliyeti aldım; ne olur bana güzel bir araba... BMW olsun, spor olsun, şöyle olsun, böyle olsun..."
"Yapma evlâdım, etme evlâdım, biraz daha [dur!]"
"Yok, çok istiyorum!"
İnsan sevdiği şeyi içinden istiyor.
İnsanın içinde hakikî iman varsa Allahu Teâlâ hazretlerini sever.
Ama ben size toplumu az çok tanıyan, toplumla ilişkileri çok olan bir insan olarak söyleyeyim, siz de kendinizi yoklayın, etrafınızdaki insanları yoklayın.
Bir sütlacı, bir kaymaklı kadayıfı, kâğıdın üzerine yazdığınız bir şeyi sevdiğiniz kadar canlı bir şekilde acaba sevginiz Allahu Teâlâ hazretlerine karşı nasıl?
Onu bir ölçün.
Pek öyle bariz bir şey yoksa;
"Ben bu sevgiye 'yok' demeye utanıyorum ama 'var' da diyecek bir alâmetini görmüyorum."
O zaman utanın! Utanın ki her türlü güzelliğin sahibi olan Allah. Her türlü güzelliği yaratan Allah. Her türlü kemâlâta, güzelliklerin doruğuna, en yüksek noktasında, en fazla miktarda sahip olan âlemlerin Rabbi Allahu Teâlâ hazretlerini sevememişsiniz!
Bu neden oluyor?
Tanımamaktan oluyor. Tanımadığı için, görmediği için, düşünmediği için...
"O konuda hiç düşünmedim hocam!"
Pek çok kimse düşünmediği için sevmiyor.
Tabii laf olarak küçük çocuklara -en küçükten- annesi babası, anneannesi, babaannesi, dedesi öğretiyor:
"Evlâdım, en çok neyi sevmek lazım?"
"Balonu seviyorum, cikleti seviyorum, çikolatayı seviyorum..."
"Yok, yok... En çok Allah'ı sevmek lazım! Neyi sevmek lazım, söyle bakayım?"
"Ben en çok Allah'ı seviyorum!"
"Hah, aferin!" diye öğretiyoruz.
Ama "Hakikaten Allah'ı sevmek insanın kalbine nasıl yerleşecek?" diye, bunun çaresini dede de aramıyor, anne de aramıyor, anneanne de aramıyor. Çokları bu işi bilmiyorlar. Kendilerinin kafalarında birtakım bilgi kırıntıları var. Küçüklüğünden, belli zamanlardaki hayatının olaylarından edindiği birtakım izlenimler var. Onlara göre birtakım zanların içinde. Ama gerçek ilâhî aşkı bulabilmiş değil.
Çünkü ilâhî aşkı bulan insanın hâli belli olur. Aşkın hâli her hâlinden anlaşılır. Oturmasından, kalkmasından, konuşmasından, bakışından, sesinin titremesinden anlaşılır.
Cenâb-ı Hakk'ın sevgisinin hakikîsine, sahtesine değil, lafına değil kendisine hakikaten sahip olmak kolay bir şey değil.
Bunun yolu nedir?
Tasavvuftur, zikrullahtır, mârifetullaha erişmektir.
Mârifetullaha eren -Allah'ın bilgisine Allah'ı yakından tanıma seviyesine yükselen- insan tanıyınca mutlaka sever.
Peygamber Efendimiz'i de tarif ederken sahâbe-i kirâm diyor ki;
"Peygamber Efendimiz'i uzaktan gören, heybeti karşısında 'Resûlullah bu!' diye ürperirdi. Heybetinin altında ezilirdi. Ama birkaç sohbetine devam edip sözünü dinledi mi, mübarek cemâline baktı mı severdi ve artık âşık olurdu."
Güzelliği yakından tanıyınca o zaman seviyor, âşık oluyor; aşkı da çok yüksek noktalara çıkıyor.
Allahu Teâlâ hazretlerini de mârifetullahı nispetinde tanıyınca o zaman aşkı muhabbeti artıyor, o zaman başka türlü bir insan oluyor.
"Nasıl bir insan oluyor hocam? Şöyle bizim bildiğimiz bir misal verebilir misin?"
İşte Yunus Emre buyur! Herkesin bildiği bir misal... Okuyun Yunus Emre'nin şiirlerini... Okuyorsunuz zaten, ilâhilerini biliyorsunuz görün.
"Beni yaksalar, küllerimi havaya savursalar, küllerimin her bir tanesi yine 'Yâ Rabbi! Ben seni istiyorum! Yâ Rabbi! Ben seni istiyorum!' der." diyor.
Sevgiye bak! Yunus'un ilâhilerindeki sözlerin altında yatan mânaya bak! Yunus'un sözlerinin büyüklüğüne bak! Oradan O’nun Allah sevgisini anlarsın.
Bizim mâzimizde, medeniyetimizde, irfan tarihimizde Yunus tek misal değil; milyarlarca misal var. Allah'ın sevgisine ulaşmış mübarek evliyâullah zâtlar... Her işi Allah rızası, Allah sevgisi için yapan büyük evliyâullah...
Hayır yapmışlar, hasenât yapmışlar, iyilikler yapmışlar, mescitler yapmışlar, hastaneler yapmışlar, Allah rızası için çeşmeler yapmışlar, köprüler yapmışlar... İnsanlardan hayır dua almak için, Allah'ın rızasını kazanmak için Allah dostlarının, Allah âşıklarının çok büyük hizmetleri olmuş.
Allah'ı sevmeyen bir insandan da bir hayır gelmiyor. Menfaatperest, hain, dönek, aldatıcı, palavracı, kendini beğenmiş oluyor bir fayda gelmiyor.
Eğer insanlığın, hükümetlerin, eğitim teşkilâtlarının aklı varsa insanlara Allah'ı tanıtmak, sevdirmek yolunda çalışmalı!
Allah'ı seven Allah yolunda güzel işler yapar ve herkese de faydalı olur. Toplumuna, devletine, milletine faydalı olur.
Dedelerimizin Allah yolunda canlarını vermesi, şehit olması, o büyük kahramanlıklar nasıl oldu?
Allah aşkından oldu, Allah rızası için oldu.
"Allah Allah..." diye diye cihat etmediler mi?
İşte o, Allah aşkından oluyor.
Şehit olmadıkları zaman; "Ben niye şehit olamıyorum? Allah bana şehitliği nasip etmeyecek mi?" diye siperlerde ağlamadılar mı?
İşte o, hakikî imandan oluyor.
Demek ki hakikî iman, insanın gönlünde Allah sevgisinin yerleşmesiymiş.
Bunun için ne yapacaksınız?
Çok Kur'an okuyacaksınız. Evliyâullahın hayatlarını ve sözlerini çok okuyacaksınız. Allah'ı çok zikredeceksiniz. Allah'tan isteyeceksiniz. Allah'ın istediği iyi kul olmaya gayret edeceksiniz.
Allah'ın istediği iyi işleri yapınca, iyi kul olunca Allah size sevgisini, aşkını, muhabbetini kendisi ihsan edecek. Herkese vermiyor; mükâfât olarak sevdiği işleri yapanlara veriyor.
Allah'ın sevdiği işleri yapmaya çalışın ki Allah size sevgisini ihsan etsin. Hakikî dostları arasına sizleri, bizleri, cümlemizi kabul etsin. İki cihan saadetine cümlemizi erdirsin.
Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
05.01.2001 -
İman, İnanç ve
04.12.1998 -
Vefat Haberi Alındığında
