05.01.2001 - İman, Sabır ve Şükür

05.01.2001 - İman, Sabır ve Şükür
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, her türlü ikrâmı, ihsanı cümlenizin üzerine olsun. Sevdiklerinizle beraber Allah sizi dünyada ve âhirette mesut ve bahtiyar eylesin.
el-Îmânu nısfâni: Nısfun fi's-sabri ve nısfun fi'ş-şükri.
Deylemî, Enes radıyallahu anh'ten rivayet etmiş.
İmanın tezahürü ne olacak?
Bir insan, bir kadın, bir çocuk, bir delikanlı, neyse; "Ben mü'minim" diyor. Bunun sonucu ne olacak, hayatta bu nasıl görünecek?
Deminki hadîs-i şerîflerden:
İmanına göre icraatı olması lazım. Müslümanca yaşantısı olması lazım. Bir kere namazı kılması lazım; namaz dinin direği... Bunları anlıyoruz.
Burada da neyi anlıyoruz?
el-Îmânu nısfâni. "İman iki kısımdır."
Yarı yarıya iki yarımdan meydana gelir, iki yarımdır.
Nısfun fi's-sabri. "Yarısı sabırdadır." Ve nısfun fi'ş-şükri. "Yarısı da şükürdedir."
Bir insanın cennetlik olması için dünyadaki, İslâmî yaşantısındaki olayları iki grupta toplamak mümkündür.Bir kısmı üzücü olaylardır; tahammül edilmesi, diş sıkılması gereken olaylardır, sabrı gerektiren olaylardır. O sabırdan dolayı mü'min sabrederse sevap alır. Misal: İşte oruç; sabır.
Yemedi içmedi. Sabır mesela...
Sonra başka ne sabırdır?
Sen İslâm'ı yaşamak istiyorsun, kâfir de seni ezmek istiyor; kâfirin cevr ü cefâsına sabır. Dünyadaki kaderin cilvelerine sabır. İnsana fakirlik gelir, yorgunluk gelir, hastalık gelir... Sabır sabır sabır...
İşte müslüman bunlardan sevap kazanır.
Demek ki sevap kazanmak için sebeplerin yarısı sabır. Sabırdan sevap kazanır, cennetlik olur.
Yarısı da nereden?
Şükür.
Cenâb-ı Hak nimetler veriyor; yiyecekler, içecekler, sağlık, âfiyet, çoluk çocuk, akraba, eş dost, samimi arkadaşlar veriyor... İnsan yeri gelince her birisiyle ayrı mutlu oluyor.
"Çok şükür yâ Rabbi! Çok şükür yâ Rabbi! Çok şükür yâ Rabbi!"
Bir müslüman şükrettikçe de sevap kazanır, sevap kazanır, sevap kazanır...
Mutlu olaylara şükredince sevap kazanırsınız; sıkıcı, üzücü, baskılı olaylara da tahammül edince, sabredince sevap kazanırsınız. Hem sabırdan sevap hem şükürden sevap vardır.
Onun için, "İman iki bölüktür. Bir bölüğü sabırdadır, bir bölüğü şükürdedir." buyuruyor Peygamber Efendimiz.
O halde müslüman kardeşlerim!
Siz de başınıza gelen olaylara bakın. Sevindirici olaylarsa; "Yâ Rabbi! Çok şükür!" deyin. Çünkü her şeyin, mukadderâtın bütün kararları Cenâb-ı Hak'tan... Onları nasip eden Allah. Sevindirici şeyleri veren Allah. Allah'a şükredin.
Üzücü olaylar; ölüm, hastalık, dert, sıkıntı, heyecan... Onlar da Allah'ın imtihanı. Peygamberlere de gelmiş.
Eyyüb aleyhiselâm'ı duymadık mı?
Ne kadar sabretmiş, kaç yıl rahatsız yatmış, neler çekmiş... Peygamber, Allahu Teâlâ hazretlerinin sevgili kulu, Eyyüb aleyhisselam ne kadar sıkıntı çekmiş.
Sıkıntılardan da insan sevap kazanıyor.
O halde mü'min olarak, başımıza sıkıcı olaylar gelince gevşemeyeceğiz. Bileceğiz ki oradan da sevap kazanılıyor; tahammül edeceğiz, "imtihandır" diyeceğiz. Yine imanımız, zevkimiz, şevkimiz aynen devam edecek.
Hatta ârif kullar, evliyâ, Allah'ın sevgili, mübarek kulları belalardan, musibetlerden sabredince daha çok mükâfat geldiğini bilirler, onlara daha çok sevinirler. Çünkü rahat vakit geçirdiği zaman oradan bir şey yok; ama sıkıntılı vakit geçirip de tahammül ettiği zaman, Allah sabredenlerle beraberdir. Duymadınız mı;
İnna'llâhe mea's-sâbirîn.
"Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir."
İnnemâ yüveffe's-sâbirûne ecrehüm bi-ğayri hisâb. "Allah sabredenlere ecr ü sevaplarını, mükâfatlarını hesaba sığmayacak kadar çok çok verecek.
Onun için, büyük evliyâullah ve Allah'ın mübarek kulları, peygamberler çok sabırlar etmişlerdir. Nuh aleyhisselâm'ın kavmine sabrı... Musa aleyhisselâm'ın Firavun'un zulmüne sabrı... İbrahim aleyhisselâm'ın Nemrud'a karşı, çeşitli zulümlere karşı sabrı... İsa aleyhisselâm'ın ve havârîlerin sabırları... Peygamber Efendimiz'in ve ashâbının çeşitli çeşitli sabırları... Onları göz önüne getireceğiz.
Tabii şükredilecek olaylarla da karşılaşınca bileceğiz ki onları Cenâb-ı Hak gönderdi, nasip etti; "Çok şükür bu nimetlere yâ Rabbi!" diye içten, cân u gönülden şükran duygusuyla dolacağız. Rabbimiz'e karşı sevgimiz artacak.
Diğer bir hadîs-i şerîf:
el-Îmânu afîfun ani'l-mehârimi afîfun ani'l-metâmi'i.
Hulvânî rivayet etmiş.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"İman..." Afîfun. "İffetlidir, tokgözlüdür..." Ani'l-mehârimi. "Haramlara karşı..."
"Haram olan şeylere karşı iman tokgözlüdür."
Yani aldırmaz, istemez, o tarafa meyletmez. Şurada tatlı tatlı haramlar, zevkler, eğlenceler, keyifler var; mü'min o tarafa meyletmez.
Neden?
"Onlar günah, haram" diye onlara karşı iffetli davranır, yaklaşmaz.
Afîfun ani'l-metâmi'i. "İman tamahlardan da afiftir."
Mü'min tamahkârlıklara da düşmez, süflî tamahlara da tenezzül eylemez. İmanlı olan bir insanın davranışı asaletlidir. İmanlı insan müstağnî tavırlıdır. Karşısına haram şeyler geldiği zaman kale gibi sağlam durur.
"Buyur kardeşim..."
"Yok, teşekkür ederim. Bunu bana teklif etme; ben mü'minim, ben böyle haramlara bulaşmam!"
"Yahu ye işte! Rüşveti aldık, beş arkadaş, dairede bir tanesi de sensin; al bunun da beşte biri senin!"
"Yok! Ben öyle rüşvet müşvet, haram maram yemem." [diyor,] kale gibi gayet sağlam duruyor.
Sonra tamahkârlıklara da, ummalara da, heveslenmelere de, gönlün süflî meyillerine karşı da iffetlidir, onlara da tenezzül etmez. Herkes tamah eder, olmadık şeyi yapar. "Falanca adam bana biraz menfaat sağlayacak, filanca adam belki şunu verecek..." diye, tamahkârlığından dolayı çok yanlış işleri yapar. Mü'min öyle yapmaz, tamah etmez.
"Ya bunu böyle yaparsan kardeşim eline çok şeyler geçecek..."
"Hayır, istemem! Ben haramdan kazanç istemem, haramdan menfaat istemem."
"Yahu sana deniz kenarında bir yalı alacağız!
"İstemem!"
Haram olduktan sonra, Allah'ın sevmediği yol olduktan sonra...
Mü'min iffetlidir.
İşte bu da, cazibeli günahlara, tamahkârlıklara, menfaatlere karşı direnebilmek de imandandır. İman bu demektir.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
O halde, şeytan bazı şeyleri karşımıza süsleyerek çıkartırsa, "Ye bunu! İç bunu! Yap bunu! Gel buraya, işle şunu!" diye; imanlıysak, "Hayır, ben yapmam!" diyebileceğiz, diyebilmeliyiz. İmanın gereği budur, mü'min böyle yapar; "İstemiyorum!" der.
"Ne biçim adamsın sen ya! Yirmibirinci yüzyılda böyle adam olur mu? Ne kadar safsın! Herkes balıklama atlıyor böyle şeye..."
"Herkes balıklama atlayabilir; ben mü'minim, ben âhirete inanıyorum. Ben haramlardan uzak durmaya ahdetmişim, Allah'ın buyruğunu tutmaya niyet etmişim. Allah'ın verdiği helaller bana yeter, ben haramlara tenezzül etmem!"
Allah'ın sevdiği işleri yapmaya çalışın ki Allah size sevgisini ihsan etsin. Hakikî dostları arasına sizleri, bizleri, cümlemizi kabul etsin. Hem dünyada hem de âhirette aziz ve bahtiyar olalım.
Allahu Teâlâ hazretleri iki cihan saadetine cümlemizi erdirsin.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
05.02.1992 -
Güzel Ahlakın Önemi
05.01.2001 -
İman ve Namaz
