İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

00.06.1989 - Gençlere Tavsiyeler, İlmin Önemi

00.06.1989 - Gençlere Tavsiyeler, İlmin Önemi
Günün Sohbeti

00.06.1989 - Gençlere Tavsiyeler, İlmin Önemi

10.09.2026
20 dk 54 sn

Bizi yaratan, yaşatan Allah’a, sonsuz hamdu senalar olsun. Onun âlemlere rahmet olarak, insanlara rehberlik etsin diye, en üstün insan, en güzel örnek olarak gönderdiği, habibi Muhammedi Mustafa’sına sonsuz salâtu selâm olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi onun mübarek ashâbına,etbaına, ahbabına kıyamete kadar, ona hüsnü ittiba eden cümle müminini müminata da olsun. Allahu Teâlâ hazretleri, sizleri ve bizleri iki cihan hayrına ve saadetine erdirsin.

Kanada’nın bilmem hangi üniversitesinin bilmem hangi enstitüsü, Türkiyede İmam Hatip Okulunun sayısı artıyor diye feryadı, Kanada’dan basıyor. 1960 yılında bizim Ankara İlahiyat Fakültesinde mecmuasında işte hangi sayısındaysa böyle neşredilmiş, makaleyi hatırlayarak söylüyorum. Senin Kanada’dan, Türkiyedeki İmam Hatip Okullarıyla ilgin ne?

Orası neresi, burası neresi. Sen kim buradakiler kimler. Onun için halk, ârif olan halk, gerçekleri feraset yoluyla, mümine Allah’ın verdiği feraset yoluyla sezen ve gören çarıklı Anadolulumuz, Allah razı olsun sizi var gücüyle desteklemiştir. Binalarınızı halk yapmıştır. Desteğini halk sağlamıştır. Ve daima, her türlü menfi şartlara karşı savaşarak bu böyle yürümüştür.

Neden?

Sizin memlekete ve memleketin de dışında, tüm insanlığa fayda sağlamanız muhtemeldir de onun için. Bir takım insanların işi bozulacaktır da onun için. Ben bir yurtdışı seyahatimde bir derginin editörü, genel müdürüyle tanıştım. Beni biraz dinledikten sonra dedi ki; Hocam bize Türkiye’den hoca gönderin. Tayland’a hoca istiyor. Hoca ihraç edeceğiz Tayland’a. Tayland’a gönderilecek, benden hoca istedi. Bende dedim ki; Benim samimi inancım Türkiye’deki Müslümanların, eğitim bakımından istenilen düzeyde olmadığı. Evet sizin İmam Hatip Okullarında bazı dersler okutuluyor ama numune miktarlarda okutuluyor. Yani eşantiyon. Birazcık birazcık okutuluyor. Böyle sağlam bir tarzda, tefsiri sağlam bir tarzda hadîs-i şerîfleri, ilmi akâidi vesaireyi başından sonuna, böyle tam hazmettirerek okutmak lazım. Yarım yetiştirmemek lazım. O yarımlığı, o eksikliği, değil İmam Hatip Okullarında İlahiyat Fakültelerinde hissettik biz. 27 sene hizmet gördüğüm, İlahiyat Fakültesindeki eğitimin eksikliği; yetişen gençlerin, kendilerinin şikayetlerinden bilinen bir şey. Yani din ilmi kolay değil. Ben onun için dedim ki, sonra lisan bilgimiz az, Arapça bilmeyiz, İngilizce bilmeyiz. Yakınınızdaki Pakistan’dan alın, dedim hocayı ordan isteyin dedim. Hem yakınınız hem de orada biraz daha iyi böyle yetişenler var. Yok dedi biz, Türklerden istiyoruz dedi. Ben şahsen Türklerden isterim dedi. Ben de ondan sonra geldim, burada İlahiyat Fakültesinden İmam Hatip Okullarından mezun kimselerin tabi çıkacak bir yerde bir memuriyet yapacak. İmam olacak, müftü olacak, vaiz olacak, öğretmen olacak. Bir maaş alacak. Alacağı maaşı verelim, ne kadar maaş alacaksa, gücümüz yettiğince verelim. Bu kardeşlerimiz okudukları yüksek tahsilden sonra, 4 sene daha okusunlar, kaliteli yetişsinler.

Ondan sonra da onları her yere gönderebiliriz diye bir kuruluş meydana getirmeye çalıştık. Kolay olmuyor tabi. Yeni yeni meyvalar, mezunlar yetişmeye başladı. Demek ki sizi bu okullara sevkedenlerden, Allah razı olsun. Destekleyenlerden, Allah razı olsun. Sizlerden Allah razı olsun. Memleket için en faydalı olan, temeli en geniş olan, en yaygın olan, en fazla müspet malzemeyi ihtiva eden, bir sahada bulunuyorsunuz. Moralinizi sağlam tutun. Yolunuz gayet güzel.

Fakat gelelim işin ikinci perdesine. Birinci sayfasından sonra, ikinci sayfaya gelelim. Acaba Türkiye’de İmam Hatip Okullarında, İlahiyat Fakülteleri’nde yetişen insanların, din ölçüleriyle ölçüldüğü zaman vasfı ve kalitesi ne?

Daha başka bir ifadeyle söyleyeyim. Acaba bu okullardan, bu fakültelerden mezun olmuş insanların Allah indinde, makbuliyetlerinin derecesi ne?

Daha başka bir ifadeyle söyleyeyim. Bu insanların ahiret saadetini elde etmek için, kafa yapıları nasıl müsait mi?

Gönül yapıları müsait mi?

Ben söylemeyeyim, siz kendiniz düşünün. İmam Hatip Okulu var. Arkadaşlarınız var. Onlarla senelerce bir arada bulundunuz. Kendi kendinizi de kusurlarınızla, meziyetlerinizle de bilirsiniz. Allah’ın rızasını kazanmak tavrı, Allah’ın hoşnut olacağı, seveceği, sevgili bir kul olma vasfı yüksek bir vasıf. Yani ona eriştik demek, kolay değil ama insan bazen Estağfirullah ben insanların en aciziyim, en naçiziyim, hiç kadrim kıymetim yoktur filan derde başkaları yok yok derler biz seni biliriz. Maşaallahın var filan başkaları metheder. Fakat öyle de değil.

Ben birkaç misalle anlatayım. Ben doçentlik yaptıktan sonra, askere gittim. O zamana kadar sevkimi tehir ettirdim, bilimsel çalışmalarımı tamamladım. Askere gittim. Tuzla Piyade Okulun’da askerlik yaptık. Yani okul devresi 6 aydı o zaman. Tuzla Piyade Okulunda askerlik yaptık. Bizden önceki devre, oranın çalışkan bir takım asteğmenleri, oraya kubbeli bir caminin temelini atmışlar. Tuzla Piyade Okulu’nun içinde, kubbeli bir cami. Biz hazır bulduk Elhamdülillah. Tamam, sabah namazını kılmak mümkün. Öğleyi kılmak mümkün. Akşamı, yatsıyı kılmak mümkün. Bir tehlike, ikindide kalıyor. İkindi de eğitim alanında çayırda bayırda oluyorsunuz. Orada su bulunmayabiliyor. Bir tehlike orada. Biz onu hemen programı şöyle görür görmez anladık. Bazı arkadaşlar ceplerine katlayıp katlayıp seccade olarak kullanacakları, naylon örtüyü, ceplerine koydular şöyle şu arka taraflarına. Çıkartıyorlardı onu açıp açıp bir seccade. Ona da lüzum yok, çayırda da namaz kılınır çünkü. Umumiyetle abdestli bulunuyorduk. İkindi namazını da orada kılıyorduk. Ve bizim Tuzla Piyade Okulu’ndaki cami almıyordu.

1412 kişiydi bizim devremiz. Umumiyetle münevverleri almışlardı o sene. Yani sevk tehiri yaptırmış, öğretmen olduğu için, sevk tehiri yaptırmış kimseleri almışlardı. Yaşı geçtiği halde, askerliği gecikmiş olduğu halde, işte sevk tehiriyle vaziyeti idare etmiş, yaşlı başlı kimseler gitmişti. Ben de doçentlik tezini vermiş, imtihanlarına hazır bir durumda öyle gitmiştim. Talebelerimle beraber, orada askerlik yaptım yani yedek subay okulunda bulundum. Bizim o camide bir cemaat olurdu, hadi kardeşim bize müsaade ederlerdi, onlar arkadakiler kışalardı.

Onlar dışarı çıkarlardı, bir başkası öne geçerdi, bir cemaat daha olurdu. Onlar çıkarlardı bir cemaat daha olurdu. Güzel bir durumu vardı. 1412 kişinin üçte biri sahura kalkardı. Ramazan olmuştu. Bayağı hepsi namaz kılardı şey yapardı. Dindar müslümanlar vardı. Böyle cami, çok canlı durumdaydı. En dindar insanlar, meslek dışı okullarda okumuş olanlardı. En halis muhlis, en dindar olanlar yani İmam Hatip Okulu İlahiyat dışında okuyanlardı. Fizik mühendisi, atom mühendisi, bilmem kim bilmem kim. Bakıyorsun onlar daha iyi müslümandı. Berikiler biraz bazıları kaytarıcı, bazıları ufak tefek kusurlar şey yapan kimselerdi. Tabi insan, gece gündüz böyle başkalarıyla bir binada kaldı mı ayıbının kusurunun da gizli kalması mümkün olmuyor. Herkesinde zaafını, millet yakalıyor tefe koyuyor. Şimdi bir insanda eğer, gazetelerin müstehcen resimlerine bakma zaafı varsa, ötekiler onu kaçırır mı?

Fırsatı kaçırır mı?

Hadi bakalım falanca, yani bak şu resme bilmemne filan diye derhal alaya alıyorlardı. Hatta benim kendi İlahiyat Fakültesinden mezun bazı talebelerim vardı. Bana hoş geldin hocam diyememişlerdi o şeyde. Çünkü ne namaza geliyordu,ne İslâm’la ilgisi vardı. Hatta içki içtiğini de duyuyorduk. Yani demek ki, muhterem kardeşlerim şey iyi. İmam Hatip yoluna girmek, din ilmini öğrenmeye çalışmak, iyi. Ama o mektepten yetişen herkesin de tam böyle Allah’ın rızasına uygun böyle bir yol tutturmuş olacağını, temenni ederiz ama söylemek mümkün değil.

Nedir insanı, Allah’ın sevgili kulu yapan sıfatlar işler nedir? bu önemli.

Bu düşünülmediği zaman, insanlara sırf bilgi verdiğiniz zaman, ne elde edersiniz?

Hiçbir şey elde etmezsiniz. Onu büyüklerden bir tanesi, böyle nükteli bir tarzda söylemiş. Diyor ki;

Okuma yazma bilmeyen bir millete, bir seferberlik okuma yazma seferberliği, okuma yazma öğretirseniz ne olur?

Okuma yazma bilen, cahil bir millet elde edersiniz. Başka bir şey olmaz. Okuma yazma esas değil. İrfan esas. Yani insanın, arif olması önemli. Ne Ömerü’l Faruk’un tahsili vardı, ne Ebû Bekri Sıddık’ın tahsili vardı. Peygamber Efendimizin en meşhur vasıflarından birisi de Nebiyyi Ümmi olmasıydı. Ümmi Peygamberdi. Sağ eliyle, yazı yazmadığı Kur’an’ı Kerîm’in ayetiyle.

Vela tehudduhu biyeminike izen mevtabel müttilun. Yani Allah tarafından, terbiyesinin yapıldığı ortadaydı. Bilgi vermek, insanlara bilgi kazandırır o kadar. Ahlâk kazandırmaz. Davranış güzelliği, kazandırmaz. İnsaf kazandırmaz. Merhamet kazandırmaz. Sevgi kazandırmaz. Saygı kazandırmaz. Vefa kazandırmaz, bilgi kazandırır. Bilgiyi, sizin aranıza gelmiş olan bir Hıristiyan çocuğu da sizin kadar öğrenebilir ve sizden daha ileriye gidebilir. Okumuşsanız bilirsiniz. İki tane İngiliz çocuğunu getiriyorlar Osmanlı devresinde. Bir tanesini Galatasaray Sultaniyesine kaydediyorlar. Ötekisini de bir Darüssaade ağalarından, sarayda görevli ağalardan birinin, hadımağalarından birinin, terbiyesine veriyorlar. Tabi bu tarafın zihniyetini bildikleri için diyorlar ki; Ağam eti senin kemiği benim. Al bu çocuk senin olsun. Sen bu çocuğu yetiştir. Sen bu çocuğa Kur’an öğret. Sen bu çocuğu, mahalle mektebine gönder. Hocanın önünde diz çöksün. Elif Be’yi öğrensin. Vesaire vesaire. Yalnız ayda bir defa bizim sefarete getir, bunu. Ayda bir defa sefarete getir, diyorlar. O çocuk bizim aramızda İngiliz çocuğu, İngiliz sefaretinin desteklediği çocuk,bizim aramızda, bizim mekteplerimizde Kur’an okuyor. Kur’an öğreniyor. Haylaz, haşarı bir çocuk ama Kur’an öğreniyor. Mahalle mektebinde arkadaşlarıyla itişe kakışa çimdikleşe filan, bizim kültürümüzün şeyini alıyor yani tabi mecrada yetişiyor. Ondan sonra rica ediyorlar, kendisini destekliyorlar.

Dışişleri Bakanlığında, bir Hariciye Sefareti’nde bir katipliğe filan tayin ediyorlar yetiştikten sonra. Kaynak göstererek zikrediyor, İhsan Süreyya. Şunu demek istiyorum, bu bilgileri bir İngiliz’de alır. Bir Avrupalı da alır. Nitekim Avrupalılar içinde, oryantalist veya müşteşrik dediğimiz bir zümre var.

Nedir bunlar? Kimdir?

İslâmi bilgileri inceleyen, araştıran, doğuyu tetkik eden örfünü, âdetini, sosyolojisini vesairesini inceleyen insanlar.

Müslüman olmuş mu?

Aralarında insafa gelip, Müslüman olanlar var ama çoğu papaz. Çoğu sipariş üzerine çalışma yapmış, çoğu garezkâr, çoğu yazılarını kilisenin istediği istikamette yazmış, hakikatleri tahrif etmiş,müslümanları yanıltacak yayınlar yapmış. Bilgi, insana her şeyi sağlamaz. İmâm Gazzâlî diyor ki;

İnsanın Allah’a yetişmesi için, ulaşması, sevgili kul olması için yedi merhale vardır. Birinci merhalesi cahillikten kurtulacak, âlim olacak. Tamam. Elbette cahillikle olmaz. İkinci merhalesi şu. Üçüncü merhalesi. Dördüncü merhalesinde ilim, kendisine engel olur diyor. İlim kendisine, mania olur. İlim kendisine, yol kesici olur.

Neden?

İlmine mağrur olur. Materyalist âlim olur. Maddeci olur, dünya ehli olur. Kesesini doldurmayı düşünür. Başkasını aldatmayı düşünür. Ahireti unutur.

وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا

Ve yeşterûne bihi śemenen kalîlen [1]

Eski ümmetlerde misalleri çok da Kur’an’ı Kerîm’e geçmiş. Allah’ın kitabını, az bir paha ile satmışlar. Dinlerini satmışlar,  dünyalık elde etmişler diye Kur’anı Kerîm’de anlatılıyor. Bilgi her şey demek değildir. Bilginin yanında, daha başka şeyler gerekli. Gerçek müslüman olmak için, Allah’ın sevgili kulu olmak için. Bunun ana çizgisi, birkaç kelimeyle kısaca söylenmesi gerekirse. Kur’an’ın ve hadîs-i şerîflerin ruhuna en uygun tarzda bütünüyle onları uygulamak lazım. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretleri buyuruyor ki.

El ilmu ilmani. İlim iki tanedir. İlmun fillisani. Bir ilim, bir bilgi dildedir sadece. Bu kişi için vebal ve sorumluluk kaynağıdır. Yarın AllahuTeâlâ hazretleri sen biliyordun da niye yapmadın diye şey yapacak. Bilgisi, ona vebal getirecek. Çünkü bildiğiyle amel etmemişti. İkincisi kalpte olan bir bilgidir. Allah’tan korkuyor, ahirete inanıyor, Rabbinin huzuruna çıkacağını biliyor. Bu dünyada yaptıklarından, hesap vereceğini biliyor ve ona göre titiz bir müslümanlık yaşıyor. Ve ayağını denk alıyor. Bastığı adıma, dikkat ediyor. Attığı adıma, dikkat ediyor. Bunu yapamadıktan sonra, bir insanın tefsir kitaplarını yutması,hadîs kitaplarını yutması, fayda sağlamaz.

Yani Allah’ın rızasını düşünmedikten sonra, takvaya sahip olmadıktan sonra, attığı adımı Allah’ın rızasına uygun mu değil mi diye, hesaplamadıktan sonra bir fayda sağlamaz. İnsanlar helâk olacaklar. Âlimler müstesna. Âlimler helâk olacaklar. İlmiyle amel edenler, müstesna. Amel edenler de helâk olacaklar. Amelini ihlâsla yapanlar, müstesna. Kademesi var bu işin. Bilecek,bildiğini uygulayacak. Uygularken, temiz bir kalp ile iyi bir niyetle yapacak. Titiz bir şekilde yapacak. Bunlara sahip olmayan bir insanın, yaptığı hareketler dünyada belki bazı insanları kandırabilir ama Allah indinde kıymeti yoktur. Çünkü Peygamber Efendimizin bir hadîs-i şerîfini bilirsiniz, duymuşsunuzdur.

İnnallahe lâ yenzuru ila sûverikûm ve emvalikûm

Allahu Teâlâ hazretleri sizin yüzlerinize, suratlarınıza, suretlerinize,cisimlerinize, bedenlerinize bakmaz. Ona değer vermez. Yani boyluymuş, 1.85 boyundaymış. Bir eliyle, iki küpü kaldırıyormuş. Bir vurduğu zaman 9 insana 80 takla attırıyormuş. Şu şu meziyeti varmış. Bu şampiyonmuş.

Cisimle bedenle ilgili meziyetlere bakmaz Allah.

Neye bakar?

Velakin yenzuru ila kulûbikûm. Kalplerinize bakar ve amellerinize bakar. Kalbi fesatsa, değeri yok. Kalbi temizse değeri var, kıymeti var. Demek ki, kalbi temizlemek lazım.

Bir başka hadîs-i şerîfi hatırlayacaksınız. PeygamberEfendimiz buyurmuş ki;

Nice oruç tutan insan vardır ki, akşama kârı aç ve susuz kalmaktan ibarettir. Başka bir kârı yok. E bu adam oruç tuttu, teravih namazıda kıldı. Camiye de gitti. Mukabelede dinledi,tesbihte çekti. Aç ve susuz kalmaktan ibaret niye oluyor?

Orucun manevi şartlarına, riayet etmediği için. Nice namaz kılan insan vardır ki, bu kıldığı namaz onu Allaha yaklaştırmaz. Ancak uzaklaştırmaya yarar.

Neden?

Riya ile kılmıştır, gösterişle kılmıştır. Şartlarına riayet etmemiştir. Aklı başka yerdedir havadadır. Nice Kur’an okuyan insan vardır ki, Kur’an’ı Kerîm ona lanet eder.

Niye?

Kur’an’ı Kerîm’i, maddi kazancına vesile etmiştir. Açmıştır eline mendili Euzu Besmeleyi çekmiştir, Süleymaniye Camiinde aşır okuyor. Ne kıymeti var. Para kazanmak için. Veyahut ciddiyetle okumuyor veyahut daha başka kusurlar oluyor.

Onun için din ilminde önemli olan ;kalbin amellerine riayet ve dikkat ve ihtimam ve itina eylemektir.

Kalbinin durumuna, niyetine, temizliğine, dikkat etmeyen bir insanın yaptığı işler, kuru bir yorgunluktan ibaret kalabilir. Nefsini terbiye etmeyen bir insanın, dış görünüşü itibariyle güzel görünen hareketlerinin ardında art niyetler, kötü maksatlar yatar da siz onu beğenirsiniz. Aslan gibi adam, kaplan gibi adam maşallah filan dersiniz de Allah indinde, zerre kadar kıymeti yoktur.

O bakımdan İmam Hatipliler olarak sizlerin, genel olarak bizlerin, tüm müslümanların hem zarfa hem mazrufa, hem zahire hem batına, hem dışa hem içe, hem kafaya hem kalbe dikkat etmemiz gerekiyor. Kafası ağır, dolu ama kalbi boş ve fesat kıymeti yok. Hem kafa, ilimle dolu olacak. Hem gönül, irfanla dolu olacak. Tertemiz olacak. Böyle olduğu zaman, başarı elde edilir. Böyle olduğu zaman, başarı elde edilmiştir. Böyle olduğu zaman, ordular zafer kazanmıştır. Böyle olduğu zaman, İslam milletleri dünyanın en ileri milletleri olmuştur. Böyle olduğu zaman, hem dünya saadetine hem ahret saadetine ermiştir. Böyle olmadığı zaman, insanlar birbirini aldatır, göz boyar başka bir işe yaramaz.

AllahuTeâlâ hazretleri, hepinize hepimize, faydalı ilimler nasip eylesin, bir.

İlmimizi, lafta bırakmayıp hayatına uygulayan, bildiğini yaşayan, inandığına göre yaşayan insanlar olmayı, ilmiyle amil olmayı hepimize nasip eylesin, iki.

Yaptığımız hareketlerimizde, davranışlarımızda, çalışmalarımızda, almamızda, vermemizde, sevmemizde, kızmamızda tek ölçü olarak Allah’ın rızasını düşünerek, temiz niyetle, temiz kalp ile, halis niyetle her işimizi yapmayı nasip eylesin, üç.

Şu dünya hayatı ve şu az çok kitaplardan okuduğunuz müslümanlık, çok kimsenin farkına varmadığı kadar zordur.

Neresidir zor olan?

Bu sayfaları, başarıyla kapatmak.

فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ

Femenzuhziha ‘ani-nnâriveudḣile-lcennetefekadfâz [2]

Kim cehennemden kendisini kurtarabilmişse, cennete dahil olabilmişse kurtulmuş olan odur. Gerisi ahirette eğer kişi, ruzu mahşerde yapılan mahkeme-i kübrada, amellerin tartılmasında, hüsrana uğramışsa, cehenneme düşmüşse, demek ki yaptığı her şey yanlıştır.

Ne yapacağız?

O gün gelmeden, kendimizi tartacağız.  O hesap günü gelmeden, kendimizi hesaba çekeceğiz. O mizanın başına gitmeden, amellerimizi tartacağız.

Hâsibû enfüseküm kable en tühâsebû ve-zinû a'mâleküm kable en tûzenü.Vetezeyyenu lil ardıl ekber.

Hz. Ömer radıyallahuanhın sözüdür. Nefislerinizi; ruzu mahşerde, hesaba çekilmek günü gelmezden önce, siz burada muhasebeye çekin. Amellerinizi; kıyamet gününde, amellerinizin sevapları günahları tartılmazdan önce, siz burada ölçüp tartın biçin. Ve Allahu Teâlâ hazretlerine, kulların amellerinin arzolunacağı gün için, kendinizi ziynetlendirmeye, süslemeye, hazırlamaya gayret edin diyor.

Allahu Teâlâ hazretleri, cümlemize hem ilmi zahiri, hem ilmi batını nasip eylesin. Sevdiği razı olduğu kul olarak yaşamayı, sevdiği razı olduğu amelleri işlemeyi, son nefeste iman ile göçüp Rabbimizin huzuruna sevdiği razı olduğu kullar olarak varmayı nasip eylesin.

Allah hepinizden razı olsun.

El Fâtiha.



[1] (Bakara Suresi 174. Ayet)

[2] (Âl-i İmrân Suresi 185. Ayet)

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA