00.06.1989 - Gençlere Tavsiyeler, Kibir, Akıllı Kimseler

00.06.1989 - Gençlere Tavsiyeler, Kibir, Akıllı Kimseler
Bizi yaratan, yaşatan Allah’a sonsuz hamdu senalar olsun. Onun âlemlere rahmet olarak, insanlara rehberlik etsin diye, en üstün insan, en güzel örnek olarak gönderdiği habibi Muhammedi Mustafa’sına sonsuz salâtu selâm olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi onun mübarek ashâbına,etbaına, ahbabına, kıyamete kadar ona hüsnü ittiba eden cümle müminini müminata da olsun. Allahu Teâlâ hazretleri sizleri ve bizleri, iki cihan hayrına ve saadetine erdirsin.
Çok garip gelecek ama; benim bir takım müşahhas, elle tutulur tanıdığım, gördüğüm, bildiğim misallerden okulların ve sınıfların birinciliği yapılan müsabakalarda en önde gelmek tehlikeli bir şey. Çok tehlikeli bir şey. Ve mektep sıralarından tanıyıp da sonradan hayattaki çalışmalarını takip ettiğimiz insanlardan daha üstün başarı gösterenlerin, hayatta daha iyi intibak edip, başarı gösterenlerin, en çalışkanlar olmadığını, fiili durumun nazari durumdan biraz farklı olduğunu gördüm. Şuna işaret etmek istiyorum ki; başarılar bazen iyi eğitim görmemiş, manevi terbiye almamış kimselerde sezilebilen veya sezilemeyen, dışa vuran veya vurmayan bir takım rahatsızlıklar meydana getirebilir.
Mesela, insanın kendini beğenmesi. Belki batı kültüründe teşvik edilen bir şeydir. İnsanın kendisine güveni olması lazım. Kendini beğenmesi lazım. İddialı olması lazım. Hırslı olması lazım. Başarı için bu şart denilir. Ama bu kendini beğenmek, İslâm’da iyi bir şey değildir. Allahu Teâlâ hazretlerinin sevmediği sıfatlardan birisidir. Mümin kendisindeki olağanüstü farklılıkları; zekada, davranışlarda, başarılarda,olağanüstü diğerlerinden farklı olan başarıları iyi değerlendirmelidir. Bu ona Allah’ın bir ikramıdır. Kendisinden olan bir şey değildir. Allahu Teâlâ hazretleri onu sakat yaratsaydı, yapılacak hiçbir şey olamazdı. Zekasında bir noksanlık, ağırlık, kromozomlarından soyundan gelen herhangi bir arıza olsaydı, yapacağı bir şey olmazdı.
Nimetin Allah’dan geldiğini bilmesi ve Allah’ın büyük bir ikramı olduğunu bilmesi, kişinin şükür duygusu içine girmesine, rayına oturmasına sebep olur. Ucubun yani insanın kendini beğenmesinin, insanda meydana getireceği menfi bir takım şeyler böylece engellenir.
Kibir, insanın ben biliyorum diye ben daha üstünüm diye büyüklenmesi. Bu da en sevilmeyen vasıflardan biridir. İmam Hatip Okullarındaki derslerinizden bilirsiniz. Kalbinde zerre kadar kibir olan insan, cennete girmeyecek diye hadîsler okumuşsunuzdur. Kibriya, uluv, azamet, celâl, Allah’ın sıfatlarıdır. Kula yakışan sıfatlar; tevazu, mahviyet ve kulluktur.
Tabi bizim bu söylediğimiz şeyler, yaşadığımız çevreden alınan algılardan oldukça farklı şeylerdir. Ama dinin gerçeğidir, özüdür. Asıl başarının mayasıdır,kaynağıdır.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem, bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;
Akıllı kimse, nefsine hakim olup ahreti için hazırlanandır. Aklı,zekayı,kıyaseti yani keyyis, zeki olan kimseyi böyle tarif ediyor, PeygamberEfendimiz ki sallallahu aleyhi vessellem.Hiç şüphe etmiyoruz ki en doğru tariftir. Çünkü insan madem zekidir, madem akıllıdır, kendisini ebedi saadete eriştirecek, bir hareket tarzı takip edebilmeli. 80 yıl veya 90 yıl veya 60 yıl veya 50 yıl sürecek olan bir hayatta bir takım geçici parlayışlar gösterip de sonsuz olan ahireti kaybeden bir insan, herhalde zeki sayılmaz. Eğer o hadîs-i şerîfi kitaplarda okumamış olsaydık da yine matematiksel ölçüler içinde sanırım aynı sonuca varırdık. Çünkü sonsuzun karşısında bir rakam, ne kadar büyük olursa olsun, küçüktür. Dünya hayatı ne kadar uzun olursa olsun, gerçekten küçük bir hayat devresidir. İnsan 80 yıl yaşar, 100 yıl yaşar. 100’ü geçtiyse herkes kendisine hayretle bakar. 150’yi geçmişse, herhalde dünya çapında bir şöhret kazanır. Ama 150 yıllık bir hayatın hepsinin şuurlu, hepsinin canlı, hepsinin parlak olduğunu düşünsek bile, hepsinin mutlu olduğunu, mutlu geçtiğini, neşeli geçtiğini düşünsek bile 150 yılın, sonsuza oranı nedir?
Yani 150 bölü sonsuz nedir?
Sizler tabi matematik dersinden hatırlayacaksınız. Bir rakamın sonsuza bölünmesi sıfır. Çünkü, sonsuz derecede küçük parçalara bölüyorsunuz. Tabi hiç kıymeti yok manasına geliyor. Bu ülke ve bu millet düşmanları karşısında uzun zaman yenilmez,başarıdan başarıya koşan bir millet durumunu gösterdikten sonra bir takım acılar, başarısızlıklar, hezimetler de sınırlardan, sınır eyaletlerinden gelmeye başladı.
Tarih kitaplarını eksik görüyorum, kusurlu görüyorum. Yorucu görüyorum. Bu başarının sebepleri üzerinde ve başarısızlığın hangi sebeplerden ortaya çıktığı konusunda ciddi çalışmalar yapılıp, gençlere onların sonuçları verilemedi. O sonuçların gereğine göre, gençler yönlendirilemedi diye düşünüyorum. Çevrede gördüğünüz, eskiye uymayan insanı çıldırtıcı terslikler, ahlâksızlıklar, edepsizlikler, kargaşa, bozukluk vesaire bunların hepsi tarihi akışın, normal inkişafın,tabii sonucu olan şeylerin size demiyorum. Çünkü siz, müstesna bir grubu asıl akışa uygunluğu temsil ediyorsunuz. Sizin çağınızdaki gençlere, iyi veremediler. Anlatamadılar, öğretemediler.
Başarının en büyük şartının; gönülden geçtiğini, kalpten geçtiğini, ahlâk yapısından geçtiğini, iradeden geçtiğini,sevgiden, saygıdan, kardeşlikten, bağlılıktan geçtiğini, anlatamadılar. Yeni nesile, eskiden beri memleketin kurtulması için çareler, hep maddi materyalist çareler olarak alındı, uygulandı. O öğretildi. Son derece yanlış.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin, ashâbının açlığını tarif etsem, hepinizin gözleri yaşla dolar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem ve ashâbının kendi çektikleri açlıkları anlatsam gözleriniz yaşarır. Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi vessellem, hanesinde yemek bulunmadığı için, uyku tutmadığı için evinden çıktı. Yolda yürürken bir karaltıya rastladı. Kim olduğunu sordu. Ebû Bekri Sıddık radıyallahu anh. Neden çıktığını sordu. Ya Resûlallah, evde yiyecek bir şey olmadığı için, uyku tutmadı ondan çıktım dedi. Ebû Bekri Sıddık 70 bin veya 60 bin veya 90 bin altın ile Resûlullah Efendimizin hizmetine girmiş ilk müslümanlardan. Açlıktan, evinde uyku tutmadığından dışarıya çıkıyor. Biraz sonra biraz daha yürüdüler. Hz. Ömerü’l Faruk bir karaltı halinde karşılarına geldi. Sordular, o da açlıktan dışarıya çıkmış.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretlerinin, karnına açlıktan taş bağladığını bilirsiniz. Ebû Hüreyre radıyallahu anhın açlıktan gözü kararınca, Ebû Bekri Sıddık’ın yanına gittiğini bilirsiniz.
Diyor ki;
Ya Ebû Bekir. Bir Kur’an okuyayım acaba yanlışım var mı sen düzelt diyor. Okuyor yanlışın yok diyor çıkıyor, dışarıya. Maksadı, Kur’an okunduğu esnada yanına gitmek için bir vesile bu. O esnada bir ikram olur da açlığım biraz geçer diye düşündüğü için.
Sonra Ömerül Faruk’un yanına gittim diyor. Ya Ömer Kur’an okuyayım, yanlışım varsa düzelt dedim diyor. Dinledi, peki dedi diyor. Okudum doğru dedi çıktım diyor. Halbuki, benim ondan daha iyi Kur’an bildiğimi düşünmesi lazımdı diyor. Sonra yığılmış yolun kenarına da Peygamber sallallahu aleyhi vessellem geçerken, ayak seslerinden ve mübarek kokusundan bir gayrete gelip ayağa kalkmış. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz şöyle göz ucuyla kendisine bakıp, gel arkamdan diye işaret edince, eve gelmiş. Peygamber Efendimiz, hane-i saadetine soruyor. Yiyecek bir şeyler, içecek bir şeyler var mı?
Diyorlar ki bir miktar süt var ya Resûlallah. Peki gönderin diyor. Tasın içinde sütü gönderiyorlar. Ebû Hüreyre radıyallahu anha tas veriliyor. Ebû Hüreyre radıyallahu anh tası içiyor içiyor içiyor içiyor içiyor, tasın büyüklüğünü bilmiyoruz ne kadar olduğunu ama, herhalde bereketten dolayı içmekle bitmiyor süt. İçiyor içiyor içiyor ve o kadar içiyor ki, karnı düz hale geliyor. Yani karnı sırtına yapışmışken açlıktan, konveks mi konkav mı, konkav içe doğru iç bükey, Türkçesi yeni Türkçesi, karnı iç bükeyken, o kadar çok süt içmiş ki, mübarek Ebû Hüreyre karnı düzleşmiş. Ne kadar çok içmişte karnı düzleşmiş.
Bugünkü insanın durumunu ölçmek için, midelere bakmak yeter. Karınlara bakmak yeter yani. Konveks midir, konkav mıdır, içbükey midir, dışbükey midir? Evde buzdolabında sadece süt mü vardır,hurma mı vardır?
Bir hurmayı, sahâbe-i kirâm birisi emiyor ötekisine veriyor. O bir miktar emiyor, ötekisine veriyor, açlıklarını böyle izale ediyorlar. İnsanların isyanı ve feryadı açlıktan değildir. Kafaların açlığındandır, gönüllerin açlığındandır, şuursuzluktandır,idealsizliktendir. Bir insan açlıktan ölür, harama elini uzatmaz. Bir insan açlıktan ölür, Allah yolunda cihattan geri durmaz. Ama gırtlağına kadar doldursan, en büyük tehlike mide doyduktan sonra başlar. O zaman kişi, nefsini tatmin edecek başka eğlenceler, keyifler, zevkler, safalar aramaya başlar. Hiç bir şey aramasa, yatacak düz rahat bir yatak arar. O kadar yedim ki, gözlerim mahmurlaştı, uykum geldi, şöyle kenara yatacak bir şey olsa der.
Yıllar yılı, hatta 10 yıllar diyelim, bekli de birkaç yüzyıl diyebiliriz ama bir buçuk yüzyıl rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Belki iki yüzyıl, belki bir buçuk yüzyıl. Tedbirler, daima maddi sahada alınmıştır. Aman orduyu ıslah edelim. Aman fabrika yapalım. Aman şu olsun. Aman yeni teknoloji. Aman mühendis. Aman teknik eleman, denmiştir. Ama o teknik elemanların gönül yapıları, kafa yapıları, ruh yapıları düşünülmemiştir. Modern insanın ruh yapısı düşünülmemiştir.
Daima maddi tedbirlerle gidilmiştir. Halbuki, mühendislik; ilim olarak ,hitap ettiği saha olarak, dar bir sahaya hitap eder. İhtisas ilmidir. En geniş ilimler, sosyal ilimlerdir. Din ilmidir mesela. Çok geniş, her şeyle alakalıdır. Sosyal ilimler, çok geniştir. Hukuk, çok daha geniştir. İçtimai ilimler, sosyoloji vesaire. Bunlar geniştir. Ama mühendislik, çok dardır. Mühendisliğin içinde de daha darlaşan sahalarda yetişir insanlar. Ben barajcıyım der. Ben bilmem şu mühendisim, bu mühendisim der. İlimlere topyekün bakmayan,hayata ve hayatın problemlerine kuş bakışı bir bakışla bakmayan görüşler, insanoğlunu tatmin edecek, verimli çalışmalar meydana getiremez.
Onun için din ilmi, onun için sizin yürüdüğünüz yol, en önemli yol. Siz ilgi olarak memleketin kalkınmasıyla ilgilenirsiniz. Kişinin ruhi dengesiyle, ilgilenirsiniz. İnançlarıyla ilgilenirsiniz. Moraliyle ilgilenirsiniz. Ailenin, sağlam temele dayanmasıyla ilgilenirsiniz. Çoluk çocuğun, ana babasına hocasına büyüğüne hürmetiyle ilgilenirsiniz. Kadının kocasına itaatiyle, saygısıyla, sevgisiyle ilgilenirsiniz.
Tüccarın, alışverişinin dürüst olmasıyla ilgilenirsiniz, tartısının doğru olmasıyla ilgilenirsiniz. Demek ki, biz her şeyle ilgileniyoruz. Yani sizler, her şeyle ilgileniyorsunuz. Saha geniş. En geniş saha, sizin iştigal ettiğiniz sahadır. Bu sahaya devletimiz, devletin yöneticileri, devleti düştüğü vartalardan kurtaracak, düşman karşısındaki gerilemesinde, başarısızlıklarında, ona takviye olacak, çareler arayan insanlar hiç görememişlerdir. Bu zamana kadar asla görememişlerdir. O sahada tedbir alınamamıştır. Ve Türkiye, ileriye de gitmemiştir. Dünyanın başka geri kalmış ülkelerine giderseniz, bizdeki kadar fabrika onlarda da vardır. Bizdeki kadar demiryolu onlarda da vardır. Onlarına uçak şirketleri vardır, gemileri vardır. Parça parça dökülüyoruz.
Neden?
Sadece maddeye yönelik, tedbirlerle memleketin kalkınacağı ilerleyeceği yükseleceği sanıldığı için. İnsanların kafalarının boşaltıldığı, gönülleri doldurulmadığı için böyle olmuştur.
Onun için, sizin bilgi dalınız, girdiğiniz saha en asil sahadır. Memlekete en faydalı olacak sahadır. Böyle olduğu içinde, dıştan içten bir sürü hasmınız düşmanınız vardır.
AllahuTeâlâ hazretleri cümlemize, hem ilmi zahiri, hem ilmi batını nasip eylesin. Sevdiği razı olduğu kul olarak yaşamayı, sevdiği razı olduğu amelleri işlemeyi, son nefeste iman ile göçüp Rabbimizin huzuruna sevdiği razı olduğu kullar olarak varmayı, nasip eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
El Fâtiha.
00.06.2000 -
Borç Almak, Allah
00.06.1989 -
Gençlere Tavsiyeler, İlmin
