00.11.2000 - Yolculuk Duası, Hz.Ali

00.11.2000 - Yolculuk Duası, Hz.Ali
El-Hamdulillahi rabbi’l-alemin ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi'ahu bi-ihsânin ilâ yevmiddîn. Emmâ ba'd;
Riyâzüs-sâlihîn hadîs-i şerîflerinden üç hadîs-i şerîfi okumak üzere başlıyoruz.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"An ibni Ömera radıyallahu anh, enne Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: Kâne ize's-tevâ alâ ba'îrihi hâricen ilâ seferin kebbera selâsen summe gâle ‘Subhânellezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ kunna lehû mugrinîn ve innâ ilâ rabbinâ le-mungalibûn. Allâhumme innâ nes'eluke seferinâ hâzâ el-birra ve't-takvâ ve mine'l-ameli mâ terdâ. Allâhumme hevvin aleynâ seferanâ haza vegfu annâ bu'deh. Allâhumme ente's-sâhibu fi's-seferi ve'l-halîfeti fi'l-ehl. Allâhumme inni eûzu bike min va'sâi's-sefer ve keabeti’l-menzar ve sui’l-mungalibu fi’l-mali ve’l-ehli ve’l-veled. İzâ race'a gâle hunne ve zâde fîhinne âyibûne tâibûne âbidûne li-rabbinâ hâmidûn. Ravâhu Müslim rahmetullahi aleyh.
Abdullah b. Ömer radıyallahu anhumâ'dan rivayet edildiğine göre; "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz."
“Kâne ize's-tevâ alâ ba'îrihi” "Bineğinin, devesinin üstüne oturduğu zaman"
“Hâricen ilâ seferin” "Bir yolculuğa niyet edip çıkmak üzereyken"
“Kebbera selâsen” "Üç defa Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber derdi."
“Summe gâle:” "Sonra şu duayı okurdu:"
Demin okuduğum duayı, manasını söyleyelim;
“Subhânellezî sehhara lenâ hâzâ” "Bize bu hayvanı kullanma imkânını bahşeden Allah'a tesbihler olsun, O'nun şânı ne kadar yücedir."
“Ve mâ kunna lehû mugrinîn” "Yoksa biz, Allah bize bu bineği nasip etmeseydi nereden elde edecektik, elde edemezdik." Yani yaklaşamazdık, böyle bir fırsatı yakalayamazdık.
“Ve innâ ilâ rabbinâ le-mungalibûn. "Hiç şüphe yok ki biz Rabbimize muhakkak ki dönüp gideceğiz."
“Allâhumme” "Ey benim Rabbim, Mevlâ'm, Allah'ım!"
“İnnâ nes'eluke” "Biz isteriz."
“Fî-seferinâ hâzâ” "Bu yolculuğumuzda, çıkmak üzere olduğumuz, şu başlamak üzere olduğumuz şu yolculuğumuzda senden isteriz."
“el-birra ve't-tegvâ” "İyiliği ve muttakî olmayı, iyi iş yapmayı ve muttakî olmayı senden dileriz."
Birr, "iyilik yapmak" demek, özellikle anne-babaya iyilik yapmak, ama herkese karşı. Yani genel olarak herkese karşı, bilhassa anne-babaya karşı iyilik yapmaya, iyi davranmaya birr derler.
"Bu seyahatimizde herkese karşı iyilik yapmaya"
“Ve't-tegvâ” "Ve muttakî olmaya, yani haramlardan, günahlardan korunmaya senden tevfikini refik etmeni dileriz."
“Ve mine'l-ameli mâ terdâ” "Ve senden bu yolculuğumuz boyunca yapacağımız işlerden razı olacağın işleri yaptırmanı dileriz. Hoşnut olacağın, razı olacağın işleri yaptırmanı dileriz yâ Rabbi!”
“Allâhumme hevvin aleynâ seferanâ hâzâ” "Yâ Rabbi! Bu çıkmakta olduğumuz yolculuğumuzu bize kolaylaştır, hafifleştir."
“Vegfu annâ bu'deh” "Gideceğimiz uzak mesafeleri bize kısalt." Katla, dür, kısalt, nasıl gittiğimizi bilmeyelim, çarçabuk varıverelim, bitmez tükenmez gibi olmasın.
“Allâhumme ente's-sâhibu fi's-sefer” "Yâ Rabbi! Yolculukta arkadaş sensin, yoldaş sensin, sohbetdaş sensin.."
Sâhip, "bir insana yolda, bir yerde refakat eden, onunla sohbet eden kimse" demek. "Yolculuğumuzda yoldaşımız sensin yâ Rabbi!"
“Ve'l-halîfeti fi'l-ehl” "Çıkıp gidiyoruz, geride bıraktığımız aile efradımız konusunda da vekilimiz sensin." Geride bıraktığımız, onlara bakacak olan da sensin.
Kime bırakıyoruz?
Sana bırakıyoruz yâ Rabbi!
“Allâhumme innî eûzu bike min va'sâi's-sefer” "Yâ Rabbi! Ben yolculuğumuzun sıkıntılarından, felaketlerinden, şiddetinden sana sığınırım."
“Ve ka’beti’l-manzar” “Üzücü bir durumla karşılaşmaktan sana sığınırım yâ Rabbi!”
“V sui’l-mungalibu fi’l-mali ve’l-ehli ve’l-veled” “Malca, aile efradı bakımından ve çocuk bakımından geri döndüğümüz zaman kötü bir durumla karşılaşmaktan, onları kötü bir durumda bulmaktan da sana sığınırım yâ Rabbi! Gidiyorum, döndüğüm zaman onları o konuda böyle kötü bir duruma düşmüş görmekten de sana sığınırım, yani o duruma düşürme diye dua ederdi.
“Ve izâ race'a gâle hunne.” "Döndüğü zaman da bunları söylerdi, bu duayı ederdi."
“Ve zâde fîhinne” "Bir de bu duasına şu sözleri eklerdi:"
“Âyibûne tâibûne âbidûne li-rabbinâ hâmidûn”
“Âyibûn” "Dönücüleriz, dönüyoruz."
“Tâibûn” "Tevbe ediciler olarak." Yani hatalarımız varsa, her ne türlü kusur işlemişsek, onlardan tevbe edici olarak sana dönücü olarak, sana sığınıcı olarak dönüyoruz yâ Rabbi!
“Âbidûne” "Sana ibadet edici olarak, ibadetini dileyerek."
“Li-rabbinâ hâmidûn” "Rabbimiz, Mevlâ'mıza da hamdedici olarak dönüyoruz." derdi.
Yani döndük, dönüyoruz ama nasıl?
Tevbekâr olarak, ibadet edici olarak ve hamdedici, hamdederek dönüyoruz, hamdler olsun demiş oluyor.
Bu sefer duasıdır. Bunu Allah razı olsun sebep olanlardan, Suud Havayolları uçak kalktığı zaman yolcularına resmen okutturur. Okutturur, aferin, yani bir hadîs-i şerîfi okutturuyor, utanmıyor, sıkılmıyor, çekinmiyor. Bizim Brunei Havayolları da aynen okuyor. Bu yalnız dönüşte, Âyibûne tâibûne âbidûne li-rabbinâ hâmidûne. Onu da dönüşte kendimiz unutmayalım yani ekleyelim, ötekisini ezberlemişizdir.
İkinci hadîs-i şerîf;
Ve an Abdillah ibni Sercise radıyallahu anhu gâle: Kâne Rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem izâ sâfera yete'avvezu min va'sâi's-seferi ve keabeti'l-munkalebi ve'l-hûrî ba'de'l-kûri ve da'veti'l mazlûm ve sûi'l-manzari fi'l-ehli ve'l-mâl
Müslim rahmetullahi aleyh'in rivayetine göre ravisi Abdullah b. Sercis radıyallahu anh.
“İzâ sâfera” "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yola çıktığı zaman."
“Yete'avvezu” "Allah'a sığınırdı."
“Min va'sâi's-sefer” "Seferin zorluklarından"
“Ve keabeti'l-munkaleb” "Yürek yakıcı bir geri dönüşten, yani üzücü bir geri dönüşten."
“Ve'l-hûrî ba'de'l-kûr” "Yükseldikten sonra aşağı düşmekten."
“Ve da'veti'l mazlum” "Ve mazlumun bedduasına uğramaktan."
“Ve sûi'l-menzari fi'l-ehli ve'l-mâl” "Aile efradı ve mal konusunda geri döndüğü zaman kötü bir hal görmekten, onları kötü bir halde, bıraktığından daha kötü bir halde görmekten Allah'a sığınırdı." diye bildiriyor, sözlerini söylemiyor. Demin sözlerini söylemişti, nasıl dua ettiğini, burada böyle yapardı diye bildiriyor ve bazı ufak farklar var.
Mesela, burada mazlumun bedduasına uğramaktan, yani zulm edip de o da mazlum olup da karşısındaki bana beddua etmesinden de sığınırım diyormuş demek ki. Sonra yükseldikten sonra alçalmaktan, makbul olduktan sonra merdut olmaktan da sığınırmış, o da yok.
Sonuncu hadîs-i şerîf;
An Aliyy-ibni Rabî'ate gâle; şehidtu Aliy-yebne Ebî Tâlibin radıyallahu anhu utiye bi-dâbbetin li-yerkebehâ fe-lemmâ vada'a riclehû fi'r-rigâbi gâle bismillah, fe-lemme'stevâ alâ zahrihâ gâle elhamdulillahillezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehû mugrinîn ve innâ ilâ rabbinâ le-mungalibûn. Summe gâle elhamdulillah selâse merrât, summe gâle Allah u Ekber selâse merrât, summe gâle subhâneke innî zalemtu nefsî feğfirlî fe-innehû lâ yağfiru'z-zunûbe illâ ent, summe dahıke ve gıyl: Yâ emîra'l-mu'minîn! Min eyyi şey’in dahıkte? Gâle raeytu’n-nebiyye sallallahu aleyhi ve sellem fe-ale kemâ fe-altu summe dahıke fe-gultu ‘Yâ Rasûlallah! Min eyyi şey'in dahikte gâle inne rabbeke subhanehu ya'cebu min abdihî izâ gâle iğfirlî zunûbî ya'lemu ennehû lâ yağfiru'z-zunûbe ğayrî.
Ravâhu Ebû Dâvûde ve't-Tirmiziyyu ve gâle hadîsun hasenun ve fî ba'di'n-nusehı hasenun sahîhun ve hâzâ lafzu Ebî Dâvûd.
Bu hadis-i şerif Ali ibni Rebî'a isimli kişiden rivayet edilmiş, o da demiş ki;
“Şehidtu Aliy-yebne Ebî Tâlibin” "Ebû Talib'i gördüm, Hz. Ali radıyallahu anh ve kerremallahu veche Efendimizi gördüm."
“Utiye bi-dâbbetin li-yerkebehâ” "Binsin diye kendisine bir hayvan, at getirildi."
“Fe-lemmâ vada'a riclehû fi'r-rigâb” "Özengiye ayağını koyduğu zaman”
“Gâle bismillah” “Bismillah dedi."
Fe-lemme'stevâ alâ zahrihâ;” "Hayvanın üstüne yerleşince de;"
“Gale elhamdulillahillezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehû mugrinîn ve innâ ilâ rabbinâ le-mungalibûn” "Bineğin üstüne oturunca da bu âyet-i kerîmeyi okudu."
“Summe gâle elhamdülillah, selâse merrât. Summe gâle Allah u Ekber, selâse merrât. "Sonra üç defa elhamdulillah dedi. Sonra üç defa Allahu Ekber dedi."
“Summe gâle:” "Sonra da dedi ki:"
“Subhâneke” "Yâ Rabbi! Seni tesbih ederim ki sen noksandan münezzehsin."
“İnnî zalemtu nefsî;” "İtiraf ediyorum ki nefsime ben zulmettim."
“Feğfirlî” "Benim günahımı afv u mağfiret eyle."
Yani günah işledim, iyi kulluk yapmadım, böylece kendimi tehlikeye düşürdüm, nefsime kötülük getirecek bir durum yapmış oldum, beni afv u mağfiret eyle.
“İnnehû lâ yeğfiru'z-zunûbe illâ ent” "Hiç şüphe yok ki günahları senden başkası afv u mağfiret edecek değildir, sadece sen afv u mağfiret edeceksin."
“Summe dahıke” "Sonra, bu zâtın gözü önünde ata binip bu sözleri, duaları yapınca Hz. Ali Efendimiz güldü"
Ona denmiş ki; “Yâ emîra'l-mu'minîn! Min eyyi şey’in dahıkte?” "Ne sebepten güldün ey mü'minlerin emiri?"
Demek ki halife olduğu sırada böyle bu duayı yapmış, Ali b. Rebî'a da o zaman duymuş.
"Ey emîra'l-mü'minîn! Ne sebepten güldün?"
“Gâle raeytu’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem fe'ale kemâ fe'altu” "Diyor ki, görmüştüm ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de benim yaptığım gibi yapmıştı."
“Summe dahıke” "Sonra da gülmüştü." Bu sözleri söylemişti, böyle yapmıştı, sonra da gülmüştü.
“Fe-gultu yâ Rasûlallah! Min eyyi şey'in dahıkte?” "Ben de ona demiştim ki, tıpkı sizin bana dediğiniz gibi, ne sebepten güldün yâ Rasûlallah! 'Ey Allah'ın Rasûlü ne sebepten güldün?' demiştim."
“Gâle:” "Buyurmuştu ki:"
“İnne rabbeke subhaneke ye’cebu min abdihî izâ gâle iğfirlî zunûbî” "Ey Ali! Rabbin subhânehû ve Teâlâ hazretleri kulunun Allahummağfirlî zunûbî demesini sever, hoşlanır."
“Ye'lemu ennehû lâ yeğfiru'z-zunûbe ğayrî” "Bu kulum benden başka birisinin günahları affetmeyeceğini biliyor der, ondan güldüm."
Yani Allah u Teâlâ hazretleri “Allahummağfirlî zunûbî” "Yâ Rabbi! Benim günahlarımı afv u mağfiret eyle." deyince kulunu seviyor. Kulum günahları benim affettiğimi, benden başkasının affetmediğini anladı diye kulunu seviyor. O sevgisini Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz bilince gülmüş. Çünkü duasında “Allahummağfirlî zunûbî” dedi, Allah'ın memnun olduğundan dolayı gülmüş, gülmesinin sebebi oymuş.
“Ravahu Ebû Davud ve't-Tirmizî.” "Bu hadîs-i şerîfi Ebû Davud ve Tirmizî rivayet etmişler.”
İki büyük hadis âlimi, üstadı, büyük allâmesi, imamı. Ve Tirmizî hadîsun hasen demiş. Bazı Tirmizî nüshalarında da hadîsun hasenun sahîhun. "Hasen ve sahih hadis." demiş. Ve hâzâ lafzu Ebî Davud. "Bu yukarda okuduğumuz metin Ebû Davud'un rivayeti."
Üç hadîs-i şerîf okuduk.
Allah u Teâlâ hazretleri Efendimiz'in şefaatine erdirsin.
Tabii sefer duasını öğrenmiş olduk. Hz. Ali Efendimiz'in rivayet ettiği hadisten de Allah'ın celle celâluhû ve tebâreke ve teâlâ hazretlerinin Allahummağfirlî zünûbî deyince kulunu sevdiğini de öğrenmiş olduk.
Allah u Teâlâ hazretleri tevfikini cümlemize refik eylesin. Sevdiği, razı olduğu amelleri işlemeğe muvaffak eylesin. Hulesai’l-meal, işin sonunda sevdiği kul olmayı nasib eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasib eylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.
00.12.1999 -
İbadetlere Göre Açılan
00.06.2000 -
Borç Almak, Allah
