25.09.1992 - Hanımların İslama Hizmeti, Gazneli Mahmud

25.09.1992 - Hanımların İslama Hizmeti, Gazneli Mahmud
Bizi yaşatan, yaratan, türlü nimetlerine, ihsanlarına, ikramlarına mazhar eden; nimetlerin en büyüğü olan İslâm nimeti ile, iman şerefiyle şerefyâb eyleyen; peygamberlerin en kerîmi, Allah'ın en sevgili kulu olan âhir zaman peygamberi Muhammed-i Mustafâ'ya ümmet eyleyen; ümmetlerin en şereflisine mensup eyleyen; lütfunu, ihsanını her anda üzerimizde dâim eyleyen Rabbimize sonsuz hamd ü senâlar olsun. Onun alemlere rahmet olarak gönderdiği, insanlığa rehber eylediği, elçisi Muhammed-i Mustafâ'sına sonsuz salât ü selâmlarımızı arz ederiz.
Nüfusun -Allah'ın sayısız hikmetlerinden biri olarak- takriben yarısını hanımlar teşkil ediyor. Hanımların en muhteremi, Hz. Âdem atamızın zevce-i tâhiresi Havva vâlidemiz... Bizim yanımızda bundan sonra en kıymetlileri, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in zevcât-ı tahirâtı... Onlardan sonra, sebeb-i hayatımız olan annelerimiz -hayatta olanlara Allah sıhhat âfiyet ihsan eylesin, vefat edenleri rahmetine gark eylesin, yüksek makamlar cümlesine ihsan eylesin- ve çocuklarımızın anneleri, eşlerimiz... Ve gözümüzün bebeği evlâtlarımızın bir kısmı, kızlarımız... Veya kardeşlerimizin evlâtları olan; yakınlarımızın, dindaşlarımızın evlâtları olan bacılar, kardeşler... Bütün bu saydıklarımızın hepsi, bu kimselere ne kadar hürmet etmemiz gerektiğini gösteren hususlar... Kimisi annemiz, kimisi eşimiz, kimisi kardeşimiz ve nüfusun yarısı...
Biz İslâmî çalışma yolunda, bu yarı nüfusun, Allah'ın dinine hizmet etmek isteyen öbür yarı nüfusun yanında aktif olmasını arzu eyledik. Pasif olduğunu görüp üzüldük. Ve bizim erişemeyeceğimiz sahalarda, bizim yapamayacağımız bazı dinî hizmetleri, Allah'ın rızasını kazanmaya yönelik bir takım çalışmaları, ve biz yapamadığımız için boş kalan bir takım sahaları onların doldurabileceğini; hanımlık şerefini muhafaza ederek, hanımlık izzetine gölge düşürmeden hizmetler yapabileceğini düşündük ve kardeşlerimize bu fikirlerimizi açtık... Bu hususta onları teşvik eyledik; onların da çalışmaları gerektiğini, onların da hizmetlerinin Ümmet-i Muhammed'e çok faydalı olacağını hatırlattık...
Ve onlardan müsbet bir yaklaşım gördük, teveccüh gördük, hüsn-ü kabul gördük. Ve bugün Türkiye'de birçok nezih, temiz, pak, asil hizmet yapan kadın dernekleri böylece teşekkül eyledi. Hanımların kurduğu, hanımca hizmetleri götüren, hanımların yapabileceği çalışmaları yapan; çocukların eğitimine, hanımların yetişmesine yönelik hizmetler yapan dernekler meydana geldi.
Biz bu derneklerin her toplulukta; il, ilçe, bucak, belde, köy, mezraa.. her yerde; cami, topluluk ve câmia olan her yerde kurulmasını temenni ederiz. Erkek ve hanım kardeşlerimizden bu çalışmalara katkıda bulunmalarını rica ederiz, temenni ederiz, onları teşvik ederiz. Çünkü hakikaten yapılacak hizmetler çok fazla ve iş bölümü şart... Bir takım hizmetleri bütün güçlerine rağmen erkeklerin yapması mümkün değil; çünkü hanımlarla ilgi ve iletişim, beraber olmak ve onlara hitap edebilmek mümkün değil. O bakımdan bu derneklerin çoğalmasını temenni ediyoruz.
Ve bu derneklerimizin bugüne kadar parmaklarımızı ısırtan, bizi sevindiren, memnun eden güzel İslâmî faaliyetleri oldu. Bu salonlar da o faaliyetleri geçtiğimiz yıllarda gördü. Allah hepsinden razı olsun.
Üniversitedeyken okumuş olduğum Farsça bir menkıbe vardı, onu burada da anlatmayı bu münasebetle uygun görüyorum.
Meşhur Sultan Gazneli Mahmud Hindistan'ı fetheylemiş, iftihar edeceğimiz çalışmalar yapmış, büyük bir devlet kurmuş fakat bugünkü Tahran'ın yakınında bulunan Rey şehri henüz hükmü altında değil. Rey şehrinin hakimi vefat etmiş, yerine bir küçük çocuk tahta oturmuş ama henüz sabâvette, çocukluk çağında olduğu için yönetim annesinin elinde... Okuduğum metin diyor ki, afîfe ü zâhide; yani iffetli, âbid ve zâhid bir yaşlı hanımın elinde. Rey şehrinin yönetimi böyle bir hatunun elinde. Çocuğun annesi, çocuk küçük olduğu için, fiilen yönetime nezaret ediyor.
Sultan Mahmud haber göndermiş, demiş ki: "Sikkeyi, parayı benim adıma bassın, hutbeleri de benim adıma okutsun!.." Bu ikisi hakimiyet alâmeti; para hakim olan sultanın adına basılacak, hutbe de ona dua edilerek onun namına olacak ki, hakimiyetin ifadesi bu... Böyle bir mektup yazmış. Cevap güzel, teşvikkâr olduğu için burada anlatıyorum. "Ya böyle sikkeyi benim namıma basar, hutbeyi benim namıma okutursun; ya da gelirim Rey şehrini alt üst ederim, taş üstünde taş bırakmam, yakarım yıkarım!" diye tehdit eylemiş. Bu hatun cevap veriyor. Cevabında besmele, hamd, salât ü selâm vesaireden sonra diyor ki;
"Ey Sultan Mahmud, böyle bir mektup yazmışsın. Allah şahidim olsun ki, eğer ordunu toplayıp da benimle şavaşmaya gelirsen, ben de seninle çarpışırım, kaçmam senden... Sen bana orduyla gelirsen ben de seninle çarpışırım. İki şey olabilir: Ya senin ordun muhtemelen beni yener; çünkü kuvvetli bir ordun var, büyük bir sultansın. Ama bu sana bir şan kazandırmaz, 'Sultan Mahmud bir ihtiyar acûzeyi yenmiş.' derler; bundan ne olacak?.. Ama ikinci ihtimal, ya ben seni yenersem; o zaman, 'Sultan Mahmud, koca sultan, bir acûzeye yenilmiş!' derler. O zaman mahvolursun, perişan olursun!.." diyor. Sultan Mahmud mektubu okumuş; hoşuna gitmiş, gülmüş ve "Peki, nasıl isterlerse öyle yapsınlar." diye müsaade eylemiş. Yani, "Arslanın erkeği olduğu gibi, dişisi de olur. Gelirsen çarpışırım; ya yenerim, ya da yenilirim ama, öyle kuru gürültüye pabuç bırakmam!" diyor. O hoşuma gitmişti.
Şimdi bu dernekler, kuruldu ve çalışıyor. Fakat, derneklerle beraber, organizasyonlarla beraber gelen bir büyük mesele daha var. O da iletişim, informasyon, irtibat, haberleşme, birbirleriyle koordinasyon, bilgilerin tebâdülü, alışverişi, yardımlaşmanın sağlanması... Organizasyonlar tek tek olursa hizmeti başka türlü, bir arada olursa daha başka türlü olur.
Bu çok modern, çok güzel bir anlayış. Allah çalışmalarında Ümmet-i Muhammed için çok büyük faydalar hâsıl eylesin, başarılı eylesin... Kendileri için, hanımlar arasında İslâm'ın öğrenilmesi, yaşanması için; çocukların müslüman yetişmeleri, toplumun müslüman olması, İslâm toplumu olabilmesi için gayretlerini ziyade eylesin... Himmetlerini, hizmetlerini kabul eylesin... Kendilerine dünyada, âhirette yüzaklığı ihsan eylesin, büyük dereceler bahşeylesin...
Allahu Teâlâ hazretleri hepinizi İslâm'a hizmette üstün gayretli eylesin... Sa'yinizi verimli eylesin, güzel sonuçlar almanızı nasip eylesin... Sa'yinizi meşkûr eylesin... Dünyada ve âhirette dert göstermesin... Zillete uğratmasın... Düşmanların istilâsına mâruz düşürmesin... Kimsenin önünde hor ve zelil eylemesin... İki cihanda aziz olarak izzetli, itibarlı, şerefli yaşamayı, Allah'ın dinine en güzel tarzda hizmet eylemeyi nasip etsin...
Bir şeyi her zaman söylüyorum, gaye edindim; onu birçok kardeşlerimiz de gaye edindiler. Kıyamete kadar bir grup insan hakkı tutacak ve hak için çalışacak; Allah bizi onlardan eylesin... Hakkı tutan, hakkı bilen ve hak için çalışan zümreden eylesin... İzzet ve itibar ile yaşayıp, imân-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ile âhirete göçüp, Rabbimiz'in huzuruna yüzü ak, alnı açık varmayı nasip eylesin... Cennetiyle cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin... Habîb-i Edîbine cümlemizi komşu eylesin... Onun iltifatına ermeyi cümlemize nasip eylesin...
Bi-hürmeti esrâr-ı Sûreti'l-Fâtiha!..
00.00.2000 -
Peygamber Efendimizin Mucizeleri
12.05.1997 -
Sağlam İman
