00.00.2000 - Peygamber Efendimizin Mucizeleri 2

00.00.2000 - Peygamber Efendimizin Mucizeleri 2
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Peygamber Efendimiz, daha peygamberlik ile görevlendirilmeden evvel alametleri belirmişti. Akşam ne rüya görürse sabahleyin, “farakı Sübh” gibi, sabah aydınlığı gibi, o rüya aynen çıkardı. Dün gece gördüm ben bunu, aynen çıkartı.
Olağanüstü insan. İnsanların en güzeli. Seyyid-i veledi Âdem; Ademoğullarının Efendisi. Eşref’ül mürselin; peygamberlerin en şereflisi. Olağanüstü insan. Cenâb-ı Hakk sevmiş, yaratmış, övmüş, methetmiş. Peygamber Efendimiz'e Allahu Teâlâ hazretleri salât ü selâm ediyor. Habîbullah seçmiş kendisine. Tabi o zaman ağaçlar "Es-selâmü aleyke ya Resûlullah." diyecek." Taş da, "Es-selâmü aleyke ya Resûlullah." diyecek. Tabi güvercinde gelecek oraya yumurtlayacak. Tabi örümcekte gelecek mağaranın önüne ağ gerecek düşmana Resûlullah’ı göstertmeyecek. Resûlullah dua ettiği zaman tabi çölden aslan gelecek, müşrik herifi, on tane, onbeş tane arkadaşı arasında koklaya koklaya koklaya bu değil bu değil bu değil parçalayacak. Çünkü Resûlullah açmış elini "Sen Müslümanlara zulmettin. Çok eza, cefa ettin, çok edepsizlik eyledin. Allah sana kendisinin canavarlarından birisini musallat eylesin." demiş.
Tamam mı?
Babası diyor ki; "Evladım sen buralardan kaybol."
Müşrik ama Peygamber Efendimizin ciddiyetini biliyor. "Sen buralardan kaybol. O sana böyle dediyse başına bir hâl gelir. Al adamlarından 10-15 kişi." 10-15 kişiyi alıyor Mekke’den ayrılıyor. [Allah'ın aslanlarından sanki başka diyarlar hali imiş gibi, sanki sadece Mekkedeymiş gibi.]
Mekke’den çıkıyor 10-15 kişi çöllere. Taif’e, ne tarafa doğru gidiyorsa, bağlık bahçelik, mülklerinin olduğu yere doğru gidiyordur. Taif uzak bir yer değil. Arafat’tan biraz gidiverdin mi Taife geliyorsun. Orada bağlar var, bahçeler var, üzümler var, narlar var, dünyanın en güze narları, incir çekirdekli ağzında eriyip gidiyor, çekirdek gibi bir şey yok. Güzel bağlık bahçelik bir yer. Oralara bir yerlere doğru gidiyor işte artık hesapladı. Yolda mola veriyorlar. Çünkü ne de olsa hayvan gücü, insan gücü... Mesafeler şimdiki gibi atla uçağa git; Kuala Lumpur’a. Oradan atla uçağa git; Ciddeye. Öyle yağma yok! O kadar kolay değil!
Çölde mola veriyorlar, yatıyorlar. Kendi usüllerine göre yatıyorlar. Geceleyin bir canavar geliyor. Resûlullah dua etti ya, çölden yırtıcı bir aslan geliyor. 15 kişi yatmışlar, örtüleri çekmişler, çölün rutubetinden korunmak, üşümemek için, burunlarını örtmüşler filan. Onu kokluyor onu kokluyor onu kokluyor onu kokluyor... Resûlullahın beddua ettiği herifi parçalıyor. Birşeyde yapamıyorlar. Çünkü kim kıpırdasa ona saldıracak. Biliyorlar vaziyeti "Eyvahh! Yakalandık en iyisi hiç kıpırdamamak. Dur bakalım bu koklayıp koklayıp ne yapacak?" filan diye. Kalksa ilk hareket edene saldıracak. Parçalıyor, gidiyor.
Mesele iyi anlaşılsın diye bir başka şey okuyalım.
لَـمَّا أَذِنَ اللهُ لِـمُوسَى بِالدُّعَآءِ عَلَى فِرْعَوْنَ أَمَّنَتِ الْـمَلَائِكَةُ، فَقَالَ اللهُ: «قَدْ اسْتَجَبْتُ لَكَ، وَدُعَاءَ مَنْ جَاهَدَ فِي سَبِيْلِ اللهِ»، ثُمَّ قَالَ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ: اتَّقُوا اللهَ أَذَى الـْمُجَاهِدِينَ، فَإِنَّ اللهَ يَغْضَبُ لَـهُمْ كَمَا يَغْضَبُ لِلْرُسُلِ، وَيَسْتَجِيبُ لَـهُمْ كَمَا يَسْتَجِيبُ لَـهُمْ دُعَآءَ الرُّسُلِ. أَبُو الْفَتْحِ فِي الصَّحَابَةِ وَأَبُو مُوسَى فَي الذَّيْلِ عَنْ جُمَانَةَ الْبَاهِلِيِّ.
Lemmâ ezinallâhu li-mûsâ bi’d-du’âi ‘alâ fir’avne emmeneti’l-melâiketü fe-kâlallâhü kad istecebtü le-ke ve du’âe câhede fî sebîlillahi sümme kâle aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmü İttekullâhe eze’l-mücâhidîne fe-innallâhe yağdabu le-hüm ke-mâ yağdabu li’r-rusuli ve yestecîbü le-hüm ke-mâ yestecîbü le-hüm du’âe’r-rusüli.
Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfte buyuruyor ki:
Lemmâ ezinallâhu li-mûsâ bi’d-du’âi ‘alâ fir’avne. Lemmâ; o zaman ki manasına. "O zaman ki Allahu Teâlâ hazretleri izin verdi."
Li-mûsâ. "Musa aleyhisselam’a izin verdi." Bi’d-du’âi ‘alâ fir’avne. "Firavunun aleyhine dua etmesine izin verdi." Du’âun lehu; bir kimsenin lehine dua etmek demek.
Üd’u lî. "Benim için dua ediver." Mekke'ye gidiyorsun, hacca gidiyorsun “Üd’u lî” benim için dua ediver. “lî” ile kullanılırsa, lam harfiyle kullanılırsa; lehe dua etmek demek. Güzel dua etmek demek. Aleyhi olunca; alâ fir’avne -alâ ile gelince aleyhine- demek. Yani beddua etmek demek.
Aleyhine dua etmek ne demek?
Beddua etmek demek.
"Gözün çıksın, boynun devrilsin, kafan kırılsın inşallah." filan. İşte bunlar beddua. Şimdi Musa aleyhisselama Allah, firavunun aleyhine dua etmesine müsaade ettiği zaman, o da dua etti. Firavun çünkü çok zalim. Musa aleyhisselam'da celalliymiş. Asabi, celalli bir kimse. Firavunun aleyhine duayı yaptı. Firavun, Mısır’ın hükümdarı.
Ne olacak şimdi?
Musa aleyhisselam'da işte bir mazlum taifenin başındaki bir insan.
Ne olacak vaziyet?
Devletin reisi. Orduları var, sarayları var, altınları var. Ehramların üstü altın kaplıymış ilk yapıldığı zaman. Dile kolay. Nereden buldular bu eski Mısırlılar bu kadar altını ya. Müzeleri altın dolu. Altından yapılmış, firavunlar zamanından kalma eşyalar; büstler, şeyler, her taraf altın, altın, altın...
Nereden buldular?
Mısırın altı altın mıdır?
Neyse...
Emmeneti’l-melâiketü. "Meleklerde âmin dediler." Bir Peygamber dua veya beddua ederse, meleklerde "âmin" derse, devlet reisi filan olmak para etmez.
Firavun hapı yuttu mu şimdi.
Şimdiden hapı yuttu. Daha sonucu sonra çıkacak ortaya ama o bedduayı aldığı zaman, Firavunun orduları filan para etmeyecek artık. Nitekim de para etmedi; boğuldu. Suyun içine kadar Allah, onu dıgıdık dıgıdık Musa aleyhisselamı kovalattırdı. Ortada sular kavuştu birbirine. Suyun içinde başladı debelenmeye, bocalanmaya ordusuyla. O zaman aklı başına geldi. "Bende Musa’nın tanrısına inandım, bende müslümanlardanım." Geçmiş ola! Geçti bak.
O zaman fe-kâlallâhü. Aziz ve celil olan Allahu Teâlâ hazretleri, Musa aleyhisselam dua edipte melekler âmin deyince.
Kad istecebtü le-ke. "Ya Musa ben, senin bedduanı kabul ettim. Firavun aleyhine yaptığın duayı kabul ettim." buyurdu Allahu Teala hazretleri.
Allah bizi cehenneme düşmeden, hesaba uğramadan, hesapsız, kitapsız, sorgusuz, sualsiz, azapsız, doğrudan doğruya cennete girenlerden eylesin.
Bi-hürmeti habîbihi’l Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti’l-Fâtiha.
00.00.2000 -
Peygamber Efendimiz
00.00.2000 -
Peygamber Efendimizin Arkadaş
