İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

00.00.2000 - Peygamber Efendimiz

00.00.2000 - Peygamber Efendimiz
Günün Sohbeti

00.00.2000 - Peygamber Efendimiz

15.10.2021
12 dk 58 sn

el-Hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmiddîn.

Emmâ ba’dü;

Fe-kâle Resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem.

شَفَاعَتِي لِأَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِي. حم د ت ن ع حب طب ك هب ض عَنْ أَنَسٍ، ط هـ ت طب ك حل ض هب وَابْنُ خُزَيْمَةَ عَنْ جَابِرٍ، خط عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قط خط عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، طب عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ.

Şefâ’atî li-ehli’l-kebâiri min ümmetî.

Sadaka Resûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem fî mâ kâl, ev kemâ kâl.

Peygamber efendimiz, birçok değerli ve sağlam hadîs kaynağının rivayet ettiğine göre, müjdeleyerek bize buyuruyor ki;

Benim şefaatim. Şefâ’atî. Benim şefaat etmem.  Li-ehli’l-kebâiri. Olacak.

Kimlere?

Büyük günahları bile işlemiş kullara.  Min ümmetî. Benim ümmetimden. Müminlere şefaati olacak Peygamber Efendimizin. Yani günahkâr diye reddetmeyecek kapısından, mahrum bırakmayacak şefaatinden. Büyük günahlara bulaşmış olanlara bile, şefaat edecek Peygamber Efendimiz. Ya Rabbi! Bunlar benim ümmetimdendir. Bunlar Müslüman’dır. Bunlar mümindir.  Bir hata işlediler, affet, bağışla diye nasıl söyleyecek ise, böyle şefaati olacaktır

Ahmed b. Hanbel, büyük âlim. Ebû Da’vud, Tirmizî, Nesâî, İbn Abdulberr [Ebû Ya’lâ], İbn Hibbân, Taberânî, Hâkim, [Beyhakî, Ziyâ el-Makdisî,] Enes radıyallahu anh den; [Ebû Dâvud Tayâlisî,]Tahâvî İbn Mâce, Tirmizî, Taberânî, Hâkim, Hulvani [Ebû Nu’aym, Ziyâ el-Makdisî, Beyhakî], İbn Hüzeyme, Cabir radıyallahu anhden; Hatîb-i Bağdâdî, Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhümadan; Darâkutnî ve Hatîb-i Bağdâdî Ka’b İbn Ucra’dan; Taberânî İbn Abbâs radıyallahu anhuma’dan rivayet etmiş kesin gibi, yani o kadar kitaplar yazmışlar.

Demek ki peygamber efendimizin şefaati olacak. Elhamdûlillah. Ümmetine şefaat edecek ve ümmetinin cehennem azabından kurtulmasını, cennete girmesini sağlayacak Peygamber sallallahu aleyhi vessellem. Hem de Peygamber efendimizi öyle bir şefaatçi ki, şefî şefaatçi,

وَأَنَا أَوَّلُ شَافِعٍ وَمُشَفَّعٍ

el-müşeffa. Şefaati makbul olan bir şefaatçi, nazı geçen, hatırı yüksek, rica ettiği zaman ricası kabul olan Allahın sevgili kulu ve Allahu Teâlâ hazretlerinin yanında makamı, mertebesi rütbesi en yüksek olan kul. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi vessellem efendimize sevgimizi, saygımızı, salât ü selâmımızı çok eyleyelim. Sünnetine sımsıkı sarılalım ki, şefaate yüzümüz olsun. Ve çok salât ü selâm gönderelim ki, melekler nurdan tabaklarda salât u selâmlarımızı Resûlullah’a götürsünler, sunsunlar. Resûlullah efendimiz de bizi bulunduğumuz şehirle, adımızla sanımızla bilsin. Salât u selâmımızdan dolayı. Hatta geçen gün kitapta geçti ki; birisi çok sarhoş geziyormuş, alışmış cahiliye zamanda içki içmeye bırakamamış demek ki. İslam’da da yasaklandı içki. O zaman içme denmiş, içmiş galiba. Cezalandırılmış. Tasir cezası, kırbaçlanacak, sopa vurulacak. Bu şeyden vazgeçsin diye.  Cezalandırıldığı sırada birisi de Allah’ın laneti üzerine olsun senin, günahkâr herif filan gibi sözler söylemiş, kızmış yani. Niye böyle sarhoşluk yapıyorsun diye. Peygamber Efendimiz  burumuş ki;  ona lanet etme,  lanetle konuşma, lanet dileme, beddua etme. Çünkü o Allah’ı ve Resûlullah’ı sever buyurmuş.  Resûlullah’ı seviyormuş. Allah’ı seviyormuş da.

Demek ki, içkiden de belki ondan sonra vazgeçmiştir. O zamana kadar vazgeçmemişte. Meydan dayağını yemiş yani. Ama efendimiz söylüyor ki; O Allah’ı ve Resûlullah’ı sever. Bizim de suçumuz çoktur. Kusurumuz büyüktür. Küçük yaştan beri İslam’ı biliyoruz. Yasakları haramları biliyoruz. İbadetleri, taatleri, sevap kazanacak yerleri, yolları biliyoruz. Ama binbir türlü hatamız var. Yine de ama ümit kesmeyin ki, Resûlullah’ın şefaati olacak.

Resûlullah’a bağlılığınız, sevginiz, saygınız tamam olsun. Aman Resûlullah’ın şefaatine uğramayacak, bir duruma kendinizi düşürmeyin.

Bazı kimseler; Resûlullah Efendimizin havz-ı kevserine doğru gelirken gelirken gelirken, tam Havz-ı Kevseri görüyorlar, Resûlullah Efendimiz’i görüyorlar, önünü keseceklermiş, azap melekleri, zebaniler, onları Havz-ı Kevser’in yanına bırakmayacaklarmış. Alıp götürürlerken Peygamber efendimiz de; bunlar benim ümmetimden, bunlar benim ümmetimden bırakın gelsinler deyince. Ya Resûlullah! Senden sonra onlar neler yaptı bir bilsen? Neler yaptı bir bilsen? Diyeceklermiş. Götüreceklermiş yani.

Allah Teâlâ hazretleri, bizi Resûlullah’ın sevgisinden, şefaatinden, iltifatından mahrum olacak durumlara düşürmesin. Kusurlarımızı affı mağfiret eylesin.

شَفَاعَتِي لِأَهْلِ الذُّنُوبِ مِنْ أُمَّتِي. ... خط عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ.

Şefâ’atî li-ehli’z-zünûbi min ümmetî.

Diye de rivayeti var. Yani günah ehli. Ehli kebairi, büyük günah ehli demek.  Ehli’z-zünûbi. Yani günahkâr, günah ehli demek.

Sonra Şefâ’atî li ümmetî. Şefaat; benim ümmetime, benim şefaatim olacak.

Ama nasıllarına?

شَفَاعَتِي لِأُمَّتِي مَنْ أَحَبَّ أَهْلَ بَيْتِي، وَهُمْ شِيعَتِي. خط عَنْ عَلِيٍّ.

Şefâ’atî li-ümmetî men ehabbe ehli beytî ve hüm şî’atî.

Benim ehlibeytimi sevenlere. Onlar benim takımımdır. Benim ehli beytimi sevenlere. Hanımları, kızları, torunları, damadı, ehli beyti işte. Onları sevenlere. Onları sevmezse o zaman yok demek.

Diğer hadîs-i şerîf.

شُهَدَاءُ اللهِ فِي الْأَرْضِ أُمَنَاءُ اللهِ عَلَى خَلْقِهِ، قُتِلُوا أَوْ مَاتُوا. حم عَنْ رِجَالٍ مِنَ الصَّحَابَةِ.

Şühedâullâhi fi’l-ardı ümenâullâhi ‘alâ halkıhî gutilû ev mâtû.

Ahmed b. Hanbel rivayet etmiş bu hadîsi ki; Allah’ın şehitleri, kulları üzerine tayin etmiş olduğu mübarek kişilerdir. Ümmeti kendilerine emanet ettiği mübarek, salîh kimselerdir. Yani mürşid-i kâmillerdir. İlmi ile amil olan evliyâullahtır. Güvenilir kimselerdir. Allah ümmeti, onlara emanet etmiştir. Onlar da ümmeti korumak için canla başla çalışırlar.

Bunlar işte Allah’ın, yeryüzünde şehitleridirler.

Gutilû. İster savaşta şehit olsunlar. Ev mâtû. İsterse yataklarında ölsünler. Çünkü; itimatlı kimseler, mübarek kimseler, âlim kimseler, salîh kimseler bunlar. Ümmeti de Allah bunlara emanet etmiştir. Siz bunların başında bulunun. Bunları koruyun. Bunlara çobanlık edin. Bu kuzucukları kurtlara kaptırmayın. Bunlar size emanettir, diye ümmetin emanet edildiği kimseleridir.

Allah yardımcımız olsun. Bu vazifeleri güzelce yapmayı nasip eylesin, Allah.

Efendimiz Ebû Bekîr Sıddîk olmalı. Ebû Bekîr radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre sıddîk kelimesi yok ama, o olsa gerek.

Buyurmuş ki;

شَيَّبَتْنِي هُودٌ، وَالْوَاقِعَةُ، وَالْـمُرْسَلَاتُ، وَعَمَّ يَتَسَاءَلُونَ، وَإِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ. ت ك عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، ك عَنْهُ عَنْ أَبِي بَكْرٍ.

Şeyyebetnî hûdün ve’l-vâkı’atü ve’l-mürselâtü ve ‘amme yetesâelüne ve ize’ş-şemsü küvvirat.

Tirmizî, İmam Tirmizî ve Hâkim, İbn Abbâs radıyallahu anhumadan, Hâkim bir de Ebû Bekîr Sıddîk efendimizden rivayet etmiş bu sohbetin son hadis-i şerifini.

Diyor ki, Peygamber efendimiz;

Şeyyebetnî. Benim saçımı, sakalıma ağarttı.

İnsanın saçı, sakalı neden ağarır?

Bazen, duydum ben bunu, tıp kitaplarında da varmış. Bir gecede ağarırmış. Bir gecede. Bir acı haber alırmış, bir telaş, bir sıkıntı, bir üzüntü, bir gecede, sabaha ak oluverirmiş saçıları, sakaları. Misalleri varmış bunun. İnanmıyor insan. İnanası gelmiyor ama tıp kitapları yazıyor. Üzüntü, telaş, korku insanın saçını, sakalını ağartır, ihtiyarlatır, belini büker. Hatta, sekteyi kalpten götürür.

Bizim fakültede bir almanca hocası vardı. Beş vakit namazda, temiz bir insan, ufak tefek, sakin, ağır başlı, gözlüklü, efendi efendi, edepli bir insan, çok iyi. Bir yaz Ege’ye yazlığa gittiler. Yazı geçirmeye, tatile gittiler Ege’ye. Oradan kızı bir hastalık almış, gidilen yerden. Akdeniz humması mıymış, bir hastalık. On altı, on yedi yaşındaki kız çocuğu ölüverdi. Bir üzüntü, bir keder, önce hafızası zayıfladı. Almanca bir kelime soruyorum, bilmiyor. Benim de tam o sırada doçentim, profesörlük imtihanına gireceğim, almanca beraber çalışalım hocam dedi. Beni seviyor. Yükselişten’de tanıyor. Hocam beraber çalışalım. Olur beraber çalışalım. Kitabı alıyoruz. Şu kelime ne? Vallahi bilmem ki, hatırlayamıyor. Halbuki bilmemesi mümkün değil. Yani önce hafızasını kaybetti, üzüntüden. Ondan sonra durgunlaştı durgunlaştı, ondan sonra da birkaç ay sonra öldü, Allah rahmet eylesin. Beş vakit namazlı bir insandı. Nur içinde yatsın. Efendi bir insandı. Çocuğunun üzüntüsüne, dayanamadı. Genç yaşta kızının ölmesine. Hassas bir insandı, öldü.

Şimdi Peygamber Rfendimiz buyurmuş ki; Şeyyebetnî. Benim saçımı, sakalımı ağarttı, ak düşürdü, yani üzdü, korkuttu, telaşlandırdı, heyecanlandırdı, meraklandırdı, tasalandırdı demek yani. Ne?

Hûd. Hûd suresi. Kur’an-ı Kerîm’deki Hûd suresi ihtiyarlattı.

Neden?

Çünkü Hûd süresinin içinde; “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol Ey Resûlüm!” Nasıl emrolunmuşan onu öylece güzelce yap. Dosdoğru ol diye emir var.

Ay nasıl dosdoğru olayım?

Nasıl rabbimin rızasını kazanayım? diye telaştan. Hûd süresi bir.

Başka.

اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ﴿١﴾

İzâ vaka’ati’l-vâkı’a sûresi. [1] Bunun içinde de, Allah’ın yakın kullarının, evliyâ kullarının halleri anlatılıyor. İyi kullarının, orta halli kullarının halleri anlatılıyor. Bir de cehennemliklerin halleri anlatılıyor. Nasıl azap görecekler vs. O da ihtiyarlatmış. Vâkı’a süresinin içindeki âyetlerden, oradan telaşlanmış efendimiz.

وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًاۙ ﴿١﴾

Ve’l-mürselâti. [2]

Mürselât süresi ihtiyarlatmış. Amme’den önceki süre. Ve‘Amme yetesâelûne. Amme süresi. Bunda da hangi âyet var, en mühim olarak?

 وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ تُرَابًا ﴿٤٠﴾

Ve yekûlü’l-kâfiru yâ leytenî küntü türâbâ. [3]

Âhirette hesaba çekilince, kâfir diyecek ki; keşke doğmasaymışım. Anam beni doğurmasaydı. Keşke insan olmasaymışım. Keşke toprak olsaymışım diyecek. O kadar şiddetli. Ondan dolayı bu

عَمَّ يَتَسَٓاءَلُونَۚ ﴿١﴾

‘Amme yetesâelûne. [4]

اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْۙۖ ﴿١﴾

İze’ş-şemsü küvvirat. [5]

Buda kıyametin hallerini anlatıyor. Güneşin nasıl harareti sönecek. Nasıl, dağlar hallaç pamuğu gibi atılacak. O kıyamet sahneleri neler olacak. Onları anlatıyor. İşte bu süreler ve bunlardaki azapları tasvir eden âyetler, şiddetli emirler, beni ihtiyarlattı diyor Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz.

Allah hepinizden razı olsun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

 


[1] 56/Vâkı’a 1.

[2] 77/Mürselât 1.

[3]78/Nebe’ 40

[4] 78/Nebe’ 1.

[5] 81/Tekvîr 1.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA