17.06.1998 - Her Yolun Bir Teşvikçisi Vardır, Doğru Yolu Bulmak

17.06.1998 - Her Yolun Bir Teşvikçisi Vardır, Doğru Yolu Bulmak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîne hakka hamdihî ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîne't-tayyibîne't-tâhirîn.
Emma ba'd:
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Allahu Teâlâ hazretleri insanoğluna bir hürriyet vermiş; "Ey kulum, ben seni yarattım, hürsün, nasıl istersen öyle yap." demiş.
İstediğini yapıyor, istediği yolu tutturuyor. Hidayet yolunu tutturabilir, küfür yolunu tutturabilir. Kimisi hidayet yolunu tutturuyor kimisi küfür yolunu tutturuyor. Çünkü iki yol da var. Küfür yolunun da teşvikçileri, mürevviçleri, oraya revaç vermeye, onu savunmaya, oraya insanları çekmeye çalışan sahipleri var. Küfrün de sahibi var, dalâletin de sahibi var. Onun da reklamı var, onun da çalışması var.
Barlar, pavyonlar, kumarhaneler biliyoruz ki zararlı ama nasıl ışıkları var, nasıl reklamları var? Hatta devletin, ailelerin çocuklarını korumak istediği nice muzur yerler -bir taraftan yuvalar yıkılırken- nasıl harıl harıl çalışıyor. Her yolun bir teşvikçisi var, herkes bir yolda çalışıyor.
Polis uyuşturucu kullanılmasını engellemeye çalışıyor ama bir taraftan da bazıları var gücüyle uyuşturucu getirip dağıtmak için çalışıyor. Şebeke var, teşkilat var; var güçleriyle uğraşıyorlar.
Şu dünya hayatı bir garip sahne. Herkes bir şey yapıyor. Kimisi o tarafta kimisi bu tarafta. İbret almak lazım. Ama ibret almaktan öteye doğruyu bulup doğru yolda da gitmek lazım.
Mü'minlik, Allah'a iman etmek, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğine, öldükten sonra dirilmeye inanmak. Çok güzel toplamışlar bizim alimlerimiz.
İnanmak nedir?
Bunu Kur'ân-ı Kerîm'i okuyarak, tekrar tekrar inceleyerek, bir âyetin üzerinde günlerce tefekkür eyleyerek çok büyük, çok yetenekli, çok bilgili alimler öyle ortaya koymuş. Bir kelimesini yerinden oynatamazsın, her şey yerli yerinde; sapasağlam tarif edilmiş.
İslâm dini çok sağlam bir bina. Bir sağlam makine gibi...
"Canım, bu makinenin içinde şu parçanın eğri olmasına ne lüzum var?"
"Dur, onu bir mühendis yaptı. Onun eğri olmasının sebebi vardır!"
"Canım, şu metal çubuk dümdüz olsaydı ya; niye dümdüz olmamış?"
Dümdüz olsa olmaz; onun bir sebebi vardır. Onun kıvrımının sebebi vardır, köşesinin sebebi vardır, yassılığının sebebi vardır, inceliğinin sebebi vardır.
İnsan vücudu da öyle.
"Canım, bu kemikler niye böyle?"
Hiç dümdüz bir kemik görmüyoruz. Hepsi yuvarlak, hepsi girintili çıkıntılı, delikli.
Ben hayret ediyorum; insan bir kemiğe baktığı zaman Allah'ın varlığını anlar. Kemiğin başı kalın, ortası ince, içinde ilik var, bir yerlerinde delikler var, oralardan sinirler geçiyor, buralardan ilik geçiyor, şuralara kaslar bağlanıyor…
Nizama bak, sisteme bak, düzene bak Allahu ekber! Bunların hepsinin yapılışta yeri belli.
Bir evin yapılışına bakıyorum, adam nasıl kazıyor, tuğlayı nasıl koyuyor, nereyi boş bırakıyor.
Neden?
Çünkü önceden onun ne olacağı belli olduğundan orası kapı olduğundan oraya tuğla koymuyor, burası pencere olacak. Her şey düşünülmüş. İnsan kemiğinin de öyle; her girintisinin çıkıntısının sebebi var; doktorlar bu kemiklerin adını bilir. Kafatasının girintisini, çıkıntısını, nerelerden kenetlendiğini, hepsini ezbere bilirler. Kestiği zaman karşısına kaç tabaka çıkacak, nerede ne olacak? Çünkü çok güzel bir sistem.
İşte bu kâinattaki, bu vücuttaki, bu çevredeki, bu olaylardaki düzenin yaratanı Allah. Buna inanmak lazım, bunu bulmak lazım. Bunu bulamayan bir insan ne sebepten bulamıyorsa çok yazık oluyor. Tabi bazı sebepler var.
Küfre kayan insanların küfre kayış sebebi ne?
Aile terbiyesi görmemiş, anne şefkati tatmamış, mahrumiyetler içinde büyümüş; topluma düşman olmuş mesela. Adam buradan gangster oluyor. Hayatındaki acı olaylardan yanlış bir yol tutturuyor. Veyahut çalışmak ağır geliyor, ustasından hocasından azar işitiyor, tahsili çalışmayı bırakıyor; bedavadan kazanmanın yollarını arıyor. Veyahut muntazam çalışırken aldığı haftalık para iki yüz elli dolar da yamuk çalıştığı zaman iki bin beş yüz dolar. İki bin beş yüz dolarlık haftalığa kayıyor. Tehlikeli, polis yakalarsa hapse girecek ama iki yüz elli dolarla iki bin beş yüz dolar veya yirmi beş bin dolar aynı değil. Bu işi yaparsan çok büyük para var. Kayıyor. İnsanların bu yanlış yollara gidiş sebepleri var.
Bizim ve bütün insanların bunları serinkanlılıkla düşünüp doğruyu bulması lazım. Allah'ın varlığında şek şüphe yok. Masonlar bile "kâinatın ulu mimarı" diyor, herkes kabul ediyor. Kabul etmeyen de var. "Ateist" diyoruz. Teo "tanrı" demek, ateist; "tanrı tanımazlık." Tanrıyı kabul etmiyor.
Peki, kabul etmiyorsun da bu düzen nasıl olmuş?
Onlar da onun cevabını veremiyorlar.
Tamam, Allah'ın varlığını büyük ekseriyet kabul ediyor fakat büyük bir ekseriyet de Allah'ın varlığını kabul ettikten sonraki noktalarda, her adımda sapır sapır dökülen dökülüyor. Bu tehlikeli bir yol, ince bir yol, yüksek bir yol. Bu yüksek yolda yürürken yamulanlar, sendeleyenler aşağıya gidiyor.
Yol ince olduğundan, girintisi çıkıntısı olduğundan, hassasiyeti olduğundan, bir takım şeyleri insanların iyi bilmesi gerekiyor.
Sen dağ yolunda dümdüz gider misin? Şehirde dümdüz bir yol yapmışlar. Bir ucundan öbür tarafa 10km düz bir yol. Hadi bakalım dağda dümdüz git! Gidemez… Neden?
Hocam burası uçurum. Burada dağ var. Burada nehir var. Onun için şöyle turlayacaksın, şöyle gideceksin. Usulünce şöyle geçeceksin.
İşte hayatın da, dinin de, imanın da böyle incelikleri, böyle kıvrıntıları var.
O incelikleri bilemeyen, virajda dümdüz gitmeye kalktı mı uçurumdan yuvarlanıyor.
Boğaziçi’nde dümdüz gitti mi Emirgan’ın sularının içinde arabasıyla beraber kaybolup gidiyor.
Bunların hepsini filozofların sözlerini çok okuduk sevgili kardeşlerim. Decartes’i, Aristo’yu, Kant’ı, Eflatun’u, Neoplatonizmi, Konfiçyus’u vs. hepsini okuduk. Dinler hakkında dinler tarihi dersleri var. Dinleri inceledik. Kültürleri, medebiyetleri, milletleri inceledik. Bunların sonucu ve işin doğrusu var.
Kur’an-ı Kerimde : “Allah oğul edinmedi” buyuruyor. “Hepsi Allah’ın kulu” buyuruyor. “Meryem sıddıka, saliha bir hatundur” diye buyruluyor. “Hz. İsa mübarek bir kuldur” diye buyruluyor.
Seviyoruz. Biz Hristiyanlara iyilik yapıyoruz. Hristiyanları doğru yola çağırıyoruz. Çünkü Allah emrediyor.
“Ey Hristiyanlar! Evvelce Hz. İsa zamanında size anlatılan gerçek dine gelin. Aramızdaki müşterek inanca dönün. Aykırı gitmeyin” diyor Kur’an-ı Kerim. Biz onu söylüyoruz. İçinizde de bunları bilen İlahiyat fakültesinde okumuş kaç tane kardeşimiz var.
Kaç çeşit ders gördük, bu kitapları yazan adamlar bu konuları inceleyen profesörler. Bunların okuduğu kitapları, makaleleri yazanlar.
Bilgisiz, kendi içine kapalı, dış fikirleri, medeniyetleri, yaşamları, düşünceleri bilmeyen insanlar değiliz. Her şeyi biliyoruz.
Kerîm'in dediğini söylüyorum. Benim kendi özel fikrim de değil. Benim din hocalığım sırasında aldığım bir karar var, bir kaide var, kural var. Uyduğum, uymayı kararlaştırdığım bir kural var:
"Kendim bir söz söylersem belki hata ederim; ya Kur'an ayeti okuyayım izah edeyim ya da Peygamber Efendimiz'in hadisini okuyayım, onu izah edeyim diyorum."
Başka bir şey demiyorum; dersem rahatsız oluyorum. Bilimsel olarak benim incelediğim bir şeyi söyleyebilirim ama nihayet bir kulum. Bilimsel araştırma yapanlar da yanılabiliyor. Köprüyü yapanlar da yanılabiliyor da köprü çökebiliyor. Betonarme hesaplarını yaptılar yaptılar; teknik üniversitenin betonarme profesörü, spor sergi salonları yaptı. Salon çöktü.
Demek ki hesap yanlış. Evet, matematik; evet, ilim ama hesap yanlış olunca profesörün profesörlüğü, hesabı sonuçta bina yıkılınca olmuyor.
"Yanılabilirim." diye ben âyet ve hadisten başka bir şey söylememeye çalışıyorum. Yolumuzun dışındaki başka yolları da bildiğim için, okuduğum için, siz de bildiğiniz, dinlediğiniz ve çevrede gördüğünüz için; çok mantıklı, çok rahat, çok huzurlu, çok açık konuşuyoruz:
"Şu kâinat tesadüfler yığını değildir, bu kâinatı yaratan bir yüce varlık var; bizim Rabbimiz O, biz O'na kulluk ediyoruz." diyoruz.
Ne kadar mantıklı, ne kadar güzel!
Allah-u Teala Hazretleri o ‘Sariu’ emrini anlayıp, rızasını kazanmaya koşturanlardan , süratle koşanlardan eylesin. O Cennetleri kazananlardan eylesin.
Sübhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ente'l-alîmü'l-hakîm.
Sübhâne rabbike rabbi'l-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün ale'l-mürselîn ve'l-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn. el-Fâtiha.
00.02.2000 -
Kabir Adabı, Kapı
00.00.2000 -
Tevbeyi Geciktirmek, Ertelemek
