00.02.2000 - Kabir Adabı, Kapı Adabı, Felaketlerin Sebepleri

00.02.2000 - Kabir Adabı, Kapı Adabı, Felaketlerin Sebepleri
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîi. Ve’s-selâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d.
Fe-kâle Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem
لَا بِرَّ أَفْضَلَ مِنْ بِرِّ الْقُبُورِ، وَلَا يَصِلُ أَهْلُ الْقُبُورِ إِلَّا مُؤْمِنٌ. الدَّيْلَمِيُّ عَنْ جَابِرٍ.
Lâ birra efdale min birri’l-kubûri ve lâ yesılü ehle’l kubûri illâ mü’minün.
Sadaka Resûlullah fî-mâ kâl ev kemâ kâl
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
Bu okuduğum hadîs-i şerifi, Deylemî Müsnedü’l-Firdevs kitabında, Câbir radıyallahu anh’tan rivayet etmiş.
Peygamber efendimizi buyuruyor ki;
Lâ birra efdale min birri’l-kubûri. "İyilik yapmaya, "birr" deniliyor. İyi olmaya. Anne babaya iyi evlatlık yapmaya; birr’ül valideyn deniliyor. İyilik yapıp günahlardan sakınmaya da birr’ü takvâ deniliyor.
Lâ birr’e. "Böyle iyilik yapma yoktur."
Efdale min birri’l-kubûri. "Kabir ehline, iyilik yapmaktan daha iyi bir iyilik yapmak yoktur." İnsanın annesine babasına iyi evlatlık yapması güzel ya. Onun gibi kabir ehline, iyilik yapmak kadar güzel bir iyilik yoktur.
Ve lâ yesılü ehle’l kubûri illâ mü’minün. "Kabir ehlini ancak mümin insanlar düşünür, ziyaret eder, onlara dua eder."
Şimdi insan öldüğü zaman sadece bu dünyadan, dünya hayatından bedeni ayrılmış oluyor ama ruhu bâki. Bu ölen insan bir ummanda, denize düşmüş, büyük bir denizde denize düşmüş bir insan gibidir. Nereye tutacağını bilemez. Tahta bulsa tahtaya tutunur, bidon bulsa bidona tutunur, simit atsalar çok memnun olur, kayık indirseler çok memnun olur, kurtarsalar çok sevinir. Ölen insan, öyledir. Onun için, onun o halini bilip, dalgalar arasında çırpınan bir insan gibi olduğunu bilip, ona yardımcı olmak lazım. En iyi iyiliklerden birisi onlara karşı yapılan iyiliktir.
Ve kabir ehline yapılan dualar, onlara fayda verir. Onlar, ondan istifade ederler, sevinirler, faydalanırlar. Onun için kabir ehlini de ziyaret etmek lazım. Dualar edip, Yasinler okuyup, Fâtihalar okuyup, sureler okuyup, Kur’anlar, hatimler okuyup göndermesi. Tabi Allah ulaştırır. Ama kabirde kendisini ziyaretin de çok faydası vardır. Kabiri ancak, mümin-i kâmiller ziyaret eder. Kabre ziyaret etmenin, önemli olduğunu, güzel olduğun bilir ve onlar ziyaret ederler. İmanı çok kuvvetli olmayan insanlar, 'canım ne olacak derler' kabir ehline acımazlar, kabristanları ziyaret etmezler. Ayrıca insanın manevi bakımdan gafletten uyanmasına da ölümü düşünmesine de faydası olduğunu, ziyaret edinin kendisine de faydası olduğunu, ziyaret edilene de faydası olduğunu hadîs-i şerîflerde bildirilmiş.
O halde, kabir ziyaretlerini yapmalı. Kabrin ziyaretinin güzel günlerden birisi, Cuma günüdür. Bir insan cuma günü; hem oruçlu olursa, hem sadaka verirse, hem cenaze namazı kılarsa, hem kabir ziyaret ederse, hem hasta ziyaret ederse cennetlik olacağına dair müjdeler vardır. "Bu iyilikleri, bir günde toplayan cennetlik olur." diye hadîs-i şerîflerde bildirilmiştir.
Cuma gününden başka günler de de kendisinin münasip zamanında da kabri ziyaret eder o kimseye dualar okur.
Kabir ziyaret edildiği zaman, kabrin kıble tarafına doğru gelinir. Çünkü yatan kıbleye doğru, yüzü döndürülüp yatırılmıştır. O bakımdan kıble tarafından doğru gelinir, selâm verilir. On bir ihlâs-ı şerîf -kulhuvallah- okunur. Onun için dua eylenir, salât-ü selâm verilir. "Es-selamü aleyke ya filan." diye. O da o selâmı alır.
Çünkü Peygamber Efendimiz, onların duyduklarını, cevap verdiklerini, yalnız canlıların onların cevaplarını anlayamadıklarını bildiriyor. Ehli hâl olursa, evliyâ olursa anlar da, ötekiler duyamıyorlar, ama o selamı alırlar, istifade ederler.
Demek ki kabir ziyareti yapmalıyız.
Peki burada bizim yapabileceğimiz kabir ziyareti ne var?
Buralarda Türk kabristanı var mı?
Vefat etmiş kardeşlerimiz, yakınlarımız var mı?
Düşünürüz. Mesela Sydney de var ama, burada ben bilmiyorum.
Türk kabristanı var mı?
Bildiğimiz, tanıdığımız bir kimse var mı?
Ulaşamıyorsak, ulaşamadığımız yerden de ruhlarına, yasinler dualar gönderelim.
İkinci hadîs-i şerîf;
لَا تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا، وَلٰكِنْ اِيتُوهَا مِنْ جَوَانِبِهَا فَاسْتَأْذِنُوا، فَإِنْ أُذِنَ لَكُمْ فَادْخُلُوا، وَإِلَّا فَارْجِعُوا. طب عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ بُسْرٍ.
Lâ te’tü’l-büyûte min ebvâbihâ velâkin îtûhâ min cevânibihâ fe’s-te’zinû fe-in üzine le-küm fe’d-hulû ve illâ fe’r-ci’û.
Bir usul öğretiyor, Peygamber Efendimiz. "Evlere, dikine gitmeyiniz. Doğrudan doğruya içerisini görebilecek gibi gitmeyiniz yandan gidiniz." Çıkan bir kimse, açık saçık bile olsa, mesela bir kadın, 'kim o' diye farkına varmadan açık bile çıksa, siz görmeyesiniz diye doğrudan doğruya görecek tarzda gitmeyiniz. Eğer mecburen kapının önüne gitmişseniz o zaman kapıya arkanız veya yanınız dönük olarak, kapıyı çalacaksınız. Kapı açıldığı zaman, o sizi görecek ama siz onu görmeyeceksiniz. "Evlere böyle gidiniz ve izin isteyiniz." Kapıyı çaldınız. Kapıya şöyle yanınızı arkanızı döndünüz, birisi çıktı;
"Buyurun efendim kimi istiyorsunuz?" "Ahmet Bey evde mi? Ali Bey evde mi? Ben ziyaret etmek istemiştim. Acaba müsait mi?"
'Müsait' derse, izin verirse gireceksiniz. İzin vermezse, döneceksiniz. 'Ya ben buraya kadar geldim ne olur çıkıversin' bilmem ne falan... Öyle şey yok! İzin verilirse, girilir. İzin verilmezse dönülür. Fazla ısrar edilmez. Israr etmek uygun olmaz. 'Yok' derse, 'dur bakalım hakikaten var mı yok mu' diye pusuya yatıp, evi gözlemek vesaire gibi şeylere lüzum yok.
Sonuncu hadîs-i şerîf;
Lâ büdde min hasfin ve meshın ve racfin kâle yâ rasûlallâh yâ azîzü ümmeh. Kâle neam İze't-tehazül kaynât Ve'stehallüz-zinâ ve ekerü'r-ribâ Ve'stehallüz sayde fî'l harem ve lübse'l harîr ve'ktere'r-ricâli bi'r-ricâl ve'n-nisâi bi'n-nisâ'.
Bu sonuncu hadîs-i şerîf İbn-i Ömer radıyallahu anh'ten.
"Muhakkak ki bu ümmete Lut kavminin yere batması gibi yere batma olacak.
Mesh. "Suretlerin hayvan suretlerine döndürülmesi." İnsan olmasına rağmen şekillerin hayvana döndürülmesi de olacak ve zelzele de olacak.
Dediler ki;
"Bu müslüman ümmet-i Muhammed'e de olacak mı?
Eski ümmetlere olmuş. Lut kavmine olmuş çünkü lûtilik yapıyorlarmış. Âd kavmine, Semûd kavmine olmuş; Allah onları günahlarından dolayı helak etmiş.
"Bu ümmete de mi olacak?"
"Evet." dedi Peygamber Efendimiz.
Ne zaman?
İze't-tehazül kaynât. Kaynât; şarkıcı kadınlar demek. "Şarkıcı kadınlar edindikleri zaman." Falanca, filanca... Adları meşhur, yıldızlı...
İslam'da kadın şarkıcı var mı?
Yok.
Dinlemek de yok. Bir kadının sesini dinlettirmesi de, şarkı söylemesi de yok. Söylenen bir yer varsa, İslâm'da oraya gitmesi de yok. Yasak!
Hâ! Bunu edindikleri zaman;
Ve'stehallüz-zinâ. "Zinayı da olabilir diye gördükleri zaman, aldırmadıkları zaman."
Ve ekelü'r-ribâ. "Faizi de yedikleri zaman."
Ve'stehallüz sayde fî'l harem. "Harem-i Şerif'de avlanmaya da mahzur görmedikleri zaman." Hâlbuki Allah, yasak kılmış. Mekke-i Mükerreme'nin hareminde otlar kopartılmaz, av avlanmaz. Usûlü var. Orası kutsal bölge.
Lübse'l harîr. "Erkeklerin ipekli giymeye de mahzur görmedikleri zaman." Hâlbuki İslâm'da erkekler saf ipek giymezler; o haramdır. Altın yüzük süs eşyası kullanamaz, hâlis ipek giyemez.
Onları helal saydıkları zaman...
Yani dine aldırmıyorlar. Harem-i Şerif'te avlanmaktan korkmuyorlar. Harem-i Şerîf; Mekke ve mıntıkası demek. Kutsal mıntıka demek.
İpekli giymekten çekinmiyorlar, faiz yemekten çekinmiyorlar. Bunlar büyük günahlar! Zinadan kaçınmıyorlar, şarkıcı kadınlar ediniyorlar. Tutuyorlar veya onların şarkı yerlerine gidip dinliyorlar.
Ve'ktefe'r-ricâl bi'r-ricâl ve'n-nisâ bi'n-nisâ. "Erkekler, erkeklerle; kadınlar, kadınlarla cinsel ilişki kurdukları zaman felaketler olacak." diye bildiriyor Peygamber Efendimiz taa o asırdan.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi, Allah’ın emirlerine saygı gösteren, emirlerini tutan, yasaklarından kaçan, itaatli, halîs mümin olanlardan eylesin. Günahlardan uzak eylesin. Rızasına vasıl eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
El-Fatiha.
17.06.1998 -
Müttaki Müslüman Olmak,
17.06.1998 -
Her Yolun Bir
