17.10.1997 - İslamın Şahsi ve Toplumsal Faydaları, Doğru İnanç, Kelime-i Tevhidin Önemi, Temizlik

17.10.1997 - İslamın Şahsi ve Toplumsal Faydaları, Doğru İnanç, Kelime-i Tevhidin Önemi, Temizlik
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allahu Teâlâ hazretleri dünya ve âhiretin her türlü hayırlarına cümlenizi erdirsin.
Hayatımızda uğraştığımız çeşit çeşit konular vardır. Bunların bir kısmı diğerinden daha önemlidir. Ama en önemli konu hangisidir? Yani bizim hayatımızda zihnimizi işgal eden, kalbimizi, aklımızı, fikrimizi meşgul eden en önemli konu hangisidir?
Din konusudur. İnanç konusudur. İman konusudur.
Niçin en önemlidir?
Çünkü din, insana hem dünyada hem âhirette lazım. Dünyada din, insana ahlâk öğretiyor, fazilet öğretiyor. Yardımı öğretiyor, sevmeyi öğretiyor, başkalarına acımayı öğretiyor. Düşkünü tutup kaldırmayı, yoksulu korumayı öğretiyor, zengine cömertliği öğretiyor. Kişisel, ruhî, ailevî, içtimaî sayısız faydaları var. Topluma ve kişiye, insanların mutluluğuna çok çok faydaları var. Onun için dünyada da önemli âhirette de önemli. En önemli konu din konusu.
Din konusunun en önemli konu olduğunu Amerika'da insan çok daha iyi hissediyor. Çok kesin olarak söylüyorum… Dinlerine bağlı, kiliselerine bağlı, din adamlarına saygılı, başkalarının dinî inançlarına karşı da saygılı. Yani bu kesin; dindarlığı kesin.
Ama burada bir önemli nokta var. Türkiye'deki vatandaşlarımız da, biz de dindarız. Araplar da dindar. Ama dindarlığın sadece dindarlık olması bir insana yetmiyor. Dünyada yetse bile âhirette yetmiyor. Mühim olan da âhiret. Yani dünyada yanlış bir inanca sahip olsa bir insan, âhirette yanlış olduğundan faydasını görmeyeceği gibi, üstelik pek çok da zararını göreceğinden inancın yanlış olmaması çok önemli.
En önemli şey iman, din, inanç ama onun da en önemli tarafı, inancın doğru olması.
İbadetler İslâm'da hikmetli.
Hatta bir Kanadalı diplomat müslüman oluyor, soruyorlar;
"Niçin müslüman oldun?" diye. Diyor ki;
"İslâm'daki ibadetlerin hikmetli, mantıklı olduğunu gördüğüm için müslüman oldum. Budizm'i tanıdım. Güneydoğu Asya'da bulundum. Çeşitli dinleri gördüm. Ama İslâm'ın inancının güzelliğini görünce hayran kaldım. İbadetlerinin hikmetli, mantıklı olduğunu görünce İslâm'ı seçtim."
Mühim olan inancın doğru olması.
Şimdi bu konudaki hadîs-i şerîflere başlıyorum.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Enes radıyallahu anh'ın rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuşlar: -Mübarek sözlerini de okuyalım. Hadîs-i şerîflerin sözlerini, âyetlerin sözlerini okuyup ondan sonra anlatmak daha uygun. Çünkü dinleyenler daha iyi anlarlar.-
Lâ ilâhe illallahu temneu'l-ibâde min sehatillahi mâ lem yü'sirû safkate dünyâhüm alâ dînihim fe-izâ âserû safkate dünyâhüm alâ dînihim sümme kâlû Lâ ilâhe illallah ve kâle'llâhu: Kezebtüm.
Bu mühim bir husus, biz müslümanları da ilgilendiriyor. Tabi gayrimüslimleri de ilgilendirir ama lâ ilâhe illallah diyen biz müslümanlarız.
"Allah'tan başka tanrı yok. Yeri göğü yaratan, âlemlerin hâlıkı, insanları yaratan, yaşatan, razzâk, kâdir-i mutlak, yaratanımız bir, O'ndan başka ilâh yok." diyoruz. Lâ ilâhe illallah sözüyle bunu ifade ediyoruz. Kelime-i tevhid diyoruz. Ve bu çok önemli bir söz…
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Lâ ilâhe illallah sözü -Allah'tan başka tapılacak mâbud yoktur, ancak ve sadece Allah vardır- temneu'l-ibâde min sehatillahi, kulları Allah'ın kızgınlığına mâruz kalmaktan korur."
Demek ki Allah lâ ilâhe illallah demeyenlere kızıyor. Lâ ilâhe illallah demeyenler gazabına muhatap oluyor, gazabı karşısında kalıyor, Allah'ın kızgınlığını celbediyor. Putlara tapanlar, aya güneşe tapanlar, yıldızlara tapanlar, daha başka şeylere tapanlar demek ki kâinatı yaratan yüce Mevlâ'nın, her şeye gücü yeten, "Ol!" dediği zaman istediği şeyi olduran Allahu Teâlâ hazretlerinin kızdığı bir kul oluyor. Lâ ilâhe illallah demek kulları Allah'ın kızgınlığından, kızgınlığına maruz kalmaktan korur.
Ne kadar korur?
Mâ lem yü'siru safkate dünyâhüm alâ dînihim. Safka; "taraf", "yön", "cihet" demek. "Dünya tarafını dinleri tarafına tercih etmediği müddetçe lâ ilâhe illallah sözü kulları Allah'ın gazabına, hışmına uğramaktan, cezaya, belaya uğramaktan korur." Fe-izâ âseru safkate dünyâhüm alâ dînihim. "Ama böyle yapmazlar da dünyalık tarafını din tarafına tercih ederlerse; menfaati, dünyalığı, parayı, pulu, maddiyâtı, inançsızlığı tercih ederlerse." Sümme kâlû lâ ilâhe illallah. "Yaşamları böyle olur, ticaretleri, hayatları böyle olur da laf olsun diye lâ ilâhe illallah derlerse o zaman makbul olmaz." Ruddet aleyhim. "Bu söz onlara çarpılır, gerisin geri verilir, reddedilir. Kabul olunmaz." Kâle'llâhu: Kezebtüm. "Allahu Teâlâ hazretleri onlara; ‘Yalan söylediniz, siz yalancısınız. Hem lâ ilâhe illallah diyorsunuz hem de Allah'ın sözünü dinlemiyorsunuz. Hem Allah'ın varlığını, birliğini biliyorsunuz hem Allah'a güzel kulluk etmiyorsunuz. Hem mü'min olduğunuzu dilinizle ifade ediyorsunuz hem de imanınızın gereği olan dininiz için çalışmayı yapmıyorsunuz da dini bir kenara atıyorsunuz, dünyaya yöneliyorsunuz. Dünyalığı dine tercih ediyorsunuz. Onun için yalancısınız!' der." diye bildiriyor.
Evet aziz ve muhterem kardeşlerim!
Demek ki bütün müşrikler, kâfirler dünyada-âhirette çok büyük tehlikede... Allah'ın gazabına uğruyorlar. Allah hem dünyada onları cezalara, belara uğratır hem de âhirette cehennemine sokar. Ama müslümanlar da, lâ ilâhe illallah diyenler de lâ ilâhe illallah'ı doğru söylemeleri lazım. Lâ ilâhe illallah dedikleri zaman lâ ilâhe illallah sözünün gereğini yapması lazım. Şu fâni dünyanın fâni lezzetlerini, eğlencelerini, menfaatlerini tercih edip de dinlerinin emirlerine aykırı işler yapmamaları lazım.
Bazı insanlar maalesef "Ben lâ ilâhe illallah diyorum, ben müslümanım." diyor. Bu sözü söylüyorlar. Hakikaten de ben onların samimi olduğunu görüyorum. Kabul ediyorum. Yalancı olduğunu söylemiyorum. Bunu samimi söylüyorlar ama yaşamları lâ ilâhe illallah'a uygun olmuyor. Allah'ın emirlerine, yasaklarına uymuyorlar. O zaman ben demiyorum ama Allahu Teâlâ hazretleri kezebtüm "Siz yalancısınız, yalan söylüyorsunuz!" diyor. Lâ ilâhe illallah sözlerini onlara reddediyor. Lâ ilâhe illallah sözü kabul olmuyor.
Demek ki bir müslüman lâ ilâhe illallah diyecek, imanını kurtaracak, doğru bir dine girmiş olacak ama dünyayı tercih etmeyecek. Dünya menfaatini, keyfini, zevkini, eğlencesini, hırsızlığını, arsızlığını, yüzsüzlüğünü tercih etmeyecek. Dininin emirlerini, yasaklarını, faziletlerini, dininin kendisine gösterdiği hayat tarzını tercih edecek.
Bizim dinimiz bize ne emrediyor, yani hangi hayat tarzını emrediyor?
Temiz olmayı emrediyor. Temizlik dinin yarısı. Ne kadar güzel, ne kadar çağdaş, ne kadar çağlar üstü! Her yönden temiz olmak; bedenen temiz olmak, kalben temiz olmak, niyet olarak temiz olmak, elbisesi temiz olmak, ibadet yeri temiz olmak, evi temiz olmak, evinin önü temiz olmak, ticareti helal, temiz olmak... Temizliğin anlaşılan maddî, mânevî, mecazî, hakikî her çeşidini tavsiye ediyor. Ne kadar güzel! Temizlik dini İslâm… Bu bir.
Ondan sonra, İslâm samimiyet dini... Samimiyetsizliği reddediyor. Allah'a karşı samimi olacak. Resûlullah'a karşı samimi olacak, halis olacak. Kur'an'a karşı samimi olacak. Müslüman kardeşlerine karşı samimi olacak. Müslümanların önderlerine karşı, alimlerine karşı samimi olacak, saygılı olacak, bağlı olacak.
Başka?
İyiliği emrediyor. Merhameti emrediyor. Hiç kimseyi üzmemeyi, ezmemeyi emrediyor. Kurda kuşa, yani insanlardan ayrı yaratıklara da iyilik yapmayı emrediyor. Ne kadar güzel! Merhameti emrediyor, zulmü yasaklıyor. Sonra kimseyi sömürmemeyi, istismar etmemeyi, kimsenin sırtından bedavadan geçinmemeyi, elinin emeği ile yaşamayı, kendisi temiz kazanıp başkalarına da iyilik yapmayı emrediyor.
İşte din bu.
Bunları yapmıyor adam. Ne yapıyor? Pis. Ne yapıyor? Kalbi kötü. Ne yapıyor? İşleri kanunlara göre bile suç. Ne yapıyor? Başkasını sömürüyor, aldatıyor, yalan söylüyor, vs. vs.
Neden yapıyor bunları?
Dünya menfaati için.
Neden yapıyor?
Dinini bir tarafa atıp da bu fâni hayata daldığı için yapıyor.
Bizim inançsızlardan farkımızın imanımızın olması lazım. Dinimizin emirlerine göre haramlardan kendimizi çekip şöyle farklı insan olduğumuzu göstermemiz lazım. Onlar gibi yaşayıp da ondan sonra lâ ilâhe illallah demek, Allah tarafından kabul edilmiyor, reddediliyor. "Sen al bu sözü, başına çalınsın! Senden kabul etmiyorum bu lâ ilâhe illallah sözünü. Sen yalan söyledin!" buyuruyor, diye Peygamber Efendimiz bildiriyor.
Bu önemli bir husus. Bu önemli bir ikaz olduğu için ben sizlere bunu hatırlatmak istiyorum.
Özet olarak anlaşılır bir şekilde, cümlelerle söylemek gerekirse: Sakın âhireti unutmayın. Mahkeme-i kübrâyı unutmayın. Allah'ın emirlerini unutmayın. Kur'an'ı okuyun. Allah'ın emirlerini emir olarak deftere yazın, yasaklarını da "Bunlar da haramlar, yasaklar" diye karşı tarafına, karşı sütuna yazın. Emirlerini tutun, yasaklarından kaçının. Sevapları işleyin, günahları yapmayın. Allah'ın sevdiği kul olmaya çalışın. Lâ ilâhe illallah sözü o zaman insana fayda verir. Aksi takdirde fayda vermez, Allah kabul etmez. İkaz olsun diye söylüyorum.
Allahu Teâlâ hazretleri sizleri sıhhatli, afiyetli, aziz ve bahtiyar eylesin. Hem dünyada mutlu yaşayın hem âhirette sevdiklerinizle beraber cennetlik olun. Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasına vâsıl olun, cemaliyle müşerref olun. Hepimiz olalım, sizler de bizler de... Allahu Teâlâ hazretleri mübarek Cuma hürmetine dualarımızı kabul eylesin. Dünya ve âhirette hepimizi aziz ve bahtiyar eylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi berekâtüh!
Amerika'dan sevgiler, selamlar, dualar.
17.10.1997 -
Lailahe İlallah Sözününün
17.09.1995 -
Adaletli Olmayanın Yanında
