24.03.1995 - Müslüman Kardeşin İhtiyacını Gidermenin Mükafatı, Adaletli Olmak

24.03.1995 - Müslüman Kardeşin İhtiyacını Gidermenin Mükafatı, Adaletli Olmak
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Allah cümlenizden razı olsun. Allah nice cumalara nice güzel günlere; rızasına, rıdvân-ı ekberine eriştirsin; cümlenizi, sevdiklerinizle beraber iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Enes radıyallahu anh’ten rivayet edilen hadîs-i şerîf ile başlıyorum.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hadîs-i şerîfinde buyurmuşlar ki;
مَنْ أَغَاثَ مَلْهُوفًا، كَتَبَ اللهُ لَهُ ثَلَاثًا وَسَبْعِينَ مَغْفِرَةً: مِنْهَا وَاحِدَةٌ فِيهَا صَلَاحُ أَمْرِهِ كُلِّهِ، وَاثْنَتَانِ وَسَبْعُونَ دَرَجَاتٌ لَهُ عِنْدَ اللهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
Men eğâse melhûfen keteballâhu lehû selâsen ve seb’îne mağfireten minhâ vâhideten fî hâ salâhu emrihî küllihî vestetâni ve seb’ûne derecâtin lehû indellâhi yevme’l-kıyâmeh.
Buhârî’de ve diğer kaynaklarda var.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; “Kim bir melhufa yardım ederse…” buyuruyor.
Melhuf; mazlum, mağdur, sıkıntıda olan perişan kimse demek.
İgâse; imdat ve yardım mânasına geliyor.
Kim mü’min bir kimsenin sıkıntılı bir zamanında, mazlum ve mağdur olduğu, ihtiyacı olduğu bir zamanında onun yardımına koşarsa...
Bu yardım çok çeşitli şekillerde olur. Çünkü insanın yardıma ihtiyacı çeşitli şekillerde tezahür edebilir; çamura düşmüş olabilir, yükü ağır olabilir, etrafındakiler kendisine baskı yapıyor olabilir. Dünyada insanın başına sayısız sonsuz olaylar, kendisinin güç yetiremeyeceği olaylar gelebiliyor. "Birisi yardım etse, mağdurum, yardımcı olsa filan" diye sağına soluna bakınıyor. İşte mü’minin, mü’min kardeşine yardımcı olması, imdadına koşması, yetişmesi lazım. Her çeşit ihtiyacı neyse o anda ona göre o ihtiyacını sağlaması lazım.
Peygamber Efendimiz; kim böyle bir mağdur, mazlum, perişan kimsenin yardımına yetişirse, onun ne kadar mükâfat alacağını bildiriyor onu okuyalım. Yardım edenler için müjdeli bir hadîs-i şerîf!
Keteballâhu lehû selâsen ve seb’îne mağfireten. “Allah ona mükâfat olarak yetmiş üç mağfiret yazar!”
'Sen o perişan, mazlum, mağdur insanın imdadına merhamet ettin, acıdın. Kardeşlik duygusuyla imdadına yetiştin, koştun, yardımcı oldun, destek verdin, ihtiyacı anında onun ihtiyacını giderdin.' Allah o yardımcı olan kula yetmiş üç tane mağfiret yazar.
Minhâ vâhidetün fî-hâ salâhu emrihî küllihî. “Yetmiş üç mağfiretten bir tanesi -geride yetmiş iki tanesi kalıyor- yetmiş üçün bir tanesi; yardıma koşan insanın bütün işlerinin hepsinin iyi olmasına, düzelmesine, ıslah olmasına, salahına yeter”
Geriye ne kalıyor?
Vestetâni ve seb’ûne derecâtin lehû indellâhi yevme’l-kıyâmeh. “Geriye kalan yetmiş iki tane mağfiret; kıyamet gününde Allah’ın huzurunda, divanında, yanında, katında onun için derece olur.” buyuruyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş olan bu hadîs-i şerîfte.
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
Müslümanın müslümana yardımcı olması kardeşliğinin gereğidir. Biliyorsunuz; Allahu Teâlâ hazretleri mü’minleri birbirleriyle kardeş eylemiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de;
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ
İnneme’l- mü’minûne ihvetün. buyurulmuştur.
Arapça’da innemâ kelimesine edat-ı tahsis derler. “Bir şey sadece odur başka bir şey değildir…” [mânasına] Arapça’da bir şeye tahsis edildiği zaman bu kelime kullanır.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ
İnneme’l-mü’minûne ihvetün. “Mü’minler sadece ve sadece, yalnızca kardeşlerdir, bu sıfata sahiptirler.”
Aralarındaki münasebet başka bir şekille düşünülemez, uzak olduğu, yabancı olduğu düşünülemez. Onlar birbirleriyle sadece ve sadece kardeşlerdir.
“Annesi ayrı, memleketi, ırkı, dini, dili ayrı…”
Öyle şey yok! Sadece ve sadece kardeşlerdir başka hiçbir şey yakışmaz ve kuvvetli bir kardeşlik bağıdır.
Allahu Teâlâ hazretleri bu kardeşlik bağını mü’minlerin arasına bağlamış, koymuş, birbirlerine mü’minleri rabt etmiştir ve bu bağ Allah indinde riayet edilmesi gereken çok önemli bir bağdır. Lafla, nezaketen söylenmiş zayıf bir bağlantı değildir. Çok önemli bir bağdır. Allahu Teâlâ hazretleri buna çok önem vermiştir. Mü’minin mü’mini gerçek bir kardeş olarak görmesi lazım.
Bir insan, annesi babası bir olan bir kimseyle küçüklüğünden beri beraber büyüyor. Annesinden babasından aldığı terbiye gereği kan kardeşi, can kardeşi aynı yerde, aynı ailede büyümüşler diye bir insan hem annesini hem babasını hem tüm ailesini seviyor. Ailesi onun için en yakın çevresi oluyor. Etrafa karşı ailesini koruyor. Ama bu koruma İslâm’da birtakım şartlara bağlanmıştır. Mesela; Kur’ân-ı Kerîm’de âyet-i kerîmeler vardır. Allahu Teâlâ hazretleri emrediyor, açıkça beyan ediyor. Herkesin parmağını ısıracağı, [herkesi] hayran bırakacak olan muhteşem bir emir. İslâm’ı bilmeyenlerin duyduğu zaman şaşıracakları bir emir. Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;
“Ey mü’minler, adaletten ayrılmayın!”
Ey mü’minler! Adaletle hükmedin, dengeli, ölçülü, hukuka saygılı, karşısındakinin haklarını kabul eden, kimsenin hakkını çiğnemeyen bir şekilde adaletle hareket edin.
Nasıl?
Önemli olan nasıl olduğu!
وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَۚ
Ve lev alâ enfüsiküm evi’l-vâlideyni ve’l-akrabîn. “İsterse kendinizin aleyhine olsun isterse annenizin babanızın aleyhine olsun yine de adaletten ayrılmayın!”
Adalet yaptığın zaman, doğru dürüst hareket ettiğin zaman kendin mağdur olacaksan bile adaletli olacaksın. Adaleti söyleyeceksin, adaleti yerine getirmeye çalışacaksın, adalete uygun hareket edeceksin. Sözün, hareketin, işin, şahitliğin, yaptığın iş adalete uygun olacak; isterse kendin zarara uğra, isterse senin aleyhinde olsun.
Evi’l-valideyni ve’l-akrabîn. “Anne-babanın aleyhine olsa bile, yahut akrabanın aleyhine olsa bile!”
İslâm böyle bir muhteşem adalet kaidesi getirmiş, ortaya koymuştur.
Herkes adalete riayet etmek zorundadır. Hakkaniyete uymak zorundadır. Karşısındakinin hakkını çiğnememek, hakkını vermek zorundadır.
Müslüman; iki kişi karşı karşıya geldiği zaman bunlardan hangisi bana daha yakın, diye düşünmez. İsterse birisi müslüman olsun birisi gayrimüslim olsun, o zaman bile yine adaletle hareket eder. İslâm tarihinde bunun o kadar çok misali var ki…
Adalet misalleri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanından, sahâbe-i kirâm zamanından başlamış, bizim ecdadımızın zamanına kadar gelmiş, günümüze kadar yaklaşmış. Temenni ederiz ki günümüzde de olsun fakat maalesef o tarzda olmadığını görüyoruz bunu da ayrıca söyleyelim.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz zamanında Peygamber Efendimiz’e bir gayrimüslim ile bir müslüman geliyor ve Peygamber Efendimiz ikisinin davasını dinlediği zaman gayrimüslime; “Sen haklısın.” diyor. Müslümana; “Sen haksızsın.” diyor. Peygamber Efendimiz’in bütün hareketleri böyle!
Müslüman da olsa başkası da olsa hakkı, adaleti hükmediyor ve nasıl yapılması gerekiyorsa onu söylüyor.
Adalet her zaman herkesi memnun edecek tarzda olmaz! Birisi haklı olur birisi haksız olur.
O zaman ne olacak?
Hak tutulacak! Haklı olan tutulacak! O desteklenecek!.
"Bu benim yakınım, bu benim kavmim, kabilem, bu benim arkadaşım, hemşehrim, bu benim dostum, bununla selamımız sabahımız var, menfaatim var."
İslâm’da böyle şey yok!
Kendisinin aleyhinde olsa adalet edecek, Ana-babasının, akrabasının aleyhinde olsa onların aleyhinde hüküm verebilecek! Allah adaleti emrediyor bu çok önemli bir husustur.
İslâm’da adaletin zıddına, adaleti yerine getirmemeye zulüm derler. Zulüm de İslâm’da haramdır.
Sevgili Akra dinleyicilerim!
Ben kardeşlerime her zaman hatırlatıyorum.
Bizim millette -daha doğrusu ümmette- bütün insanların tabiatı bu, herkes böyle: Görünen günahlardan titiz bir şekilde kaçınma var. "Aman Allah saklasın tövbe tövbe, estağfirullah." diye kaçınıyorlar.
İçki içer misin?
“Ne biçim söz, içmem hocam!”
Faiz yer misin?
“Yemem hocam!”
Yetim hakkı yer misin?..
“Yemem hocam…”
Tamam, güzel, haramlardan kaçınıyor. Ama Allah’ın yasak kılmış olduğu görünmeyen haramlar var, o da haram; onları yapıyorlar.
Görünmeyen haram nedir?
Mesela gıybet; müslümanın müslümanı, onun olmadığı yerde arkasından çekiştirmek, onun kusurunu söylemek haram! Hacı babalar, müslüman hanımlar, güzel hacı teyzeler yapıyorlar, müslümanlar bu hataya düşüyor!
Neden?
Orada görünen bir şey yok. Bu günah görünmeyen bir şey! Günah göze görünmez oldu mu, dilden, fikirden, davranıştan oldu mu müslümanlar kanıyor, aldanıyor. Yapmamayı beceremiyor, yapıyorlar.
مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ
Mâ zahara minhâ ve mâ batan.
Müslümanın günahın âşikaresinden ve gizlisinden, görüneninden görünmeyeninden kaçınması lazım.
Mesela başka haram nedir?
Fırsatını bulmuşken dinleyicilerime buradan hatırlatayım da herkes kendi kusurunu bilsin.
"Mü’minin mü’mine üç günden ziyade dargın kalması da haram."
Peygamber Efendimiz “Haram!” diyor. Birbirine dargın bir sürü insan var; şu sebepten bu sebepten darılmış, kendisini haklı görüyor. Peygamber Efendimiz;
“Bunların en sevaplısı karşısına dargın olduğu insan geldiği zaman selamı ilk verendir, eli ilk uzatandır.” diyor.
“Hocam, ben bir iki defa barıştım da, selam verdim de elimi uzattım da almadı…”
Tamam, o zaman kusur [selam] almayana gidiyor. Sen dargın değilsin, selam verdin; ötekisi inat etti, kusur ona gidiyor.
İşte bunun gibi haramlardan birisi de zulümdür.
Zulüm ne demek?
Adalet etmemek demek. Adalet olmayan her yerde, her işte zulüm var demektir. İnsan kendisine karşı da, kendi nefsine karşı da adaletli olacak. Onu yapmadığı zaman kendisine karşı zalim olur. Zâlimun li-nefsihî, olur; o da günah. İnsanın kendisine zulmetmesi, adalet etmemesi de günahtır.
Başkasının hakkını çiğnemesi de günahtır. Zalim olmayacak, herkes adil olacak. Adil olmak kaidesi genel bir kâide!
Bu okuduğumu hadîs-i şerîfe bir daha dönelim. Orada da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mü’minin mü’min kardeşinin imdadına yetişmesini söylüyor, emrediyor ve bunun sevabını bildiriyor. Sıkışmış, perişan, ihtiyacı olan bir mü’minin yanında olmak, imdadına yetişmek, onun işini görüvermek; bu da çok önemli bir husustur.
Allah bizi, ömrünü rızası yolunda geçiren kullarından olmaya muvaffak eylesin. Tevfîkini refîk eylesin. Bize yardımcı olsun. Ömrümüzün bir saniyesini bile boşa geçirmeden değerlendirerek yaşayalım. Rabbimizin huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varalım sevgili Akra dinleyicileri.
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
17.11.1995 -
Cennette Resulullaha En
17.11.1995 -
Allaha En Yakın
