17.11.1995 - Cennette Resulullaha En Yakın Olacak Kişiler Güzel Huylu Kişilerdir

17.11.1995 - Cennette Resulullaha En Yakın Olacak Kişiler Güzel Huylu Kişilerdir
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.
Hazreti Ali Efendimiz'den rivayet edilmiş:
أقربكم مني يوم القيامة احسنكم خلقا.
Akrabüküm minnî yevme’l-kıyâmeti ahsenüküm hulikan.
Hz. Ali Efendimiz’i hepimiz seviyoruz. Bir de ben Hz. Ali Efendimiz’in rivayet ettiği hadîs-i şerîfler gelince hemen Alevî kardeşlerimi hatırlıyorum. Diyorum ki:
“Ah Alevî kardeşlerime Hz. Ali Efendimiz’in rivayet ettiği hadislerden bir kitap derlesem neşretsem de onlar okusalar. Hazreti Ali Efendimiz, Peygamber Efendimiz’den hangi hadisleri rivayet etmiş bilseler de ona göre hareket etseler.” diye temenni ediyorum. Siz bildiğiniz kardeşlere;
“Hz. Ali Efendimiz rivayet etmiş.” diye nakledin:
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
“Kıyamet gününde bana oturma yeri bakımından, meclis bakımından en yakın olanınız ahlâkı en güzel olanınızdır, ahlâkça en güzel olanınızdır.” buyuruyor.
“Allahu Teâlâ hazretleri insanlara yaptığı ibadetlerden sevap verecek.” diye hatırınıza gelebilir. Ne kadar çok ibadet etmişse o kadar çok sevap alacak. Mesela; kırk defa hacca gitmişse otuz defa hacca gitmişten daha yüksek sevabı olur. Şu kadar namaz kılmış, bu kadar tesbih çekmişse ondan az yapandan daha çok sevabı olur. Ama dikkat edersek Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerifte;
“Ahlâkça en güzeliniz bana en yakın olacak.” buyuruyor.
Bir; güzel ahlâklılık meselesinin çok önemli olduğunu, öne geçtiğini anlamış oluyoruz. Evet, doğrudur. Bir insan ibadet ehli olsa bile -dinî ibadetlerini, dinî vazifelerini yapan bir insan olsa bile- ahlâken güzel olmayabiliyor. Umumiyetle bizim müslüman kardeşlerimiz namazlarını kılıyorlar, oruçlarını tutuyorlar. Kandil geceleri camiler doluyor, cuma vakitlerinde cemaat caddelere taşıyor. Namazlar, niyazlar, ibadetler yapılıyor. Tesbihleri çeken çekiyor, zekâtını veren veriyor, elinden geldiğince kardeşlerimiz güzel şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ama bir insan bu ibadetleri yaptığı halde huyu kötü olsa o kötü huyluluğundan dolayı cezalara çarptırılabilir, âhirette zarara uğrayabilir. Çünkü öteki kullar şikâyetçi olur:
“Ya Rabbi! Bu kötü huylu adam bana dünyada çok ezâ, cefâ verdi.” diye davacı olur, ondan hakkını ister. O bakımından kötü huyluluğun cezası var; iyi huyluluğun da mertebesi, makamı, derecesi yüksek ve iyi huylu kimseler, Peygamber Efendimiz’e en yakın yerlerde oturacaklar.
Şöyle bir teşbihle anlatalım:
Çok muazzam, çok kıymetli, çok yüksek şahsiyetlerin geldiği bir toplantı düşünün. O toplantının başkanını düşünün; tabi reis-i cumhur, çok yüksek bir şahsiyet; ona yakın oturan insanlar var, en ön sırada oturan insanlar var, şeref koltuklarında oturanlar var. Şeref mekânlarında, tribünlerinde oturanlar var. Ondan sonra da derece derece, başka başka yerlerde arkalara doğru gerilere doğru yerlerde oturanlar var. Peygamber Efendimiz’e yakın olmak; oturduğu yer, meclis olarak Peygamber Efendimiz’e yakın olmak çok güzel bir şey! Onun için ahlâkımızı güzelleştirmemiz lazım.
Güzel ahlâk nedir?
Hocamız rahmetulllahi aleyh cennet mekan Mehmed Zahid Efendimiz bu husus çok önemli olduğu için üzerinde çok dururdu.
Tasavvufta da çok önemli.
Tasavvuf zaten ne demek?
“Peygamber Efendimiz’in tavsiyelerini uygulatma, öğretme yolu demek, uygulama yolu demek.”
Tasavvufta güzel ahlâk çok önemli.
Yunus deyince aklımıza ne geliyor?
Gözü yaşlı, iyiliksever, herkesi affeden tatlı bir insan akla geliyor. Mevlânâ hazretleri öyle, İbrahim Hakkı hazretleri öyle. Diğer bütün mutasavvıflar dikkat ederseniz insanların sevdiği kimseler; güzel huylu, tatlı dilli, güleç yüzlü, mütevazı, sevimli, sempatik insanlar.
Neden böyle yapıyorlar?
Çünkü ahlâkın güzel olmasını, Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.
Ahlâkın güzel olmadığı, kötü olduğu zaman durum farklılaşıyor.
Bir fıkra ile anlatayım:
Eski zamanda alimin birisi yolda giderken bakmış, karşıdan bir delikanlı geliyor ki fevkalâde yakışıklı, çok güzel bir delikanlı. Gözü takılmış, hoşuna gitmiş; yakışıklı, boylu, poslu. Fidan boylu, levent gibi diyelim, güneş gibi yüzlü, ay parçası gibi biri.
Neyse bir delikanlı. Çok hoşuna gitmiş, selam vermiş. Birkaç şey sorup;
“Bu delikanlı kim?” diye tanışmak istemiş ama o delikanlı yüzünü buruşturarak ve sevimsizce konuşmuş. Herhalde sesinin tonu bakımından kaba saba; belki de kullandığı kelimeler bakımından saygısız. Artık neler söylediyse bakmış ki yüzü güzel ama konuşması, hâli, huyu güzel değil. O zaman yürümüş, gitmiş. Kendi kendine de demiş ki
İnau’z-zehebin ve fîhi hallun.
“Altından yapılma bir kap ama içi sirke dolu.”
Arapça olarak böyle naklediliyor. Dışı güzel, yakışıklı fakat içi sirke dolu, ekşi turşu bir şey. Tabi o zaman kıymeti kalmıyor.
Bir komşu, bir arkadaş düşünün, huyu çok fena! Ne kadar güzel, ne kadar zengin, ne kadar güçlü kuvvetli olursa olsun kıymeti yok.
Ne istiyoruz?
Geçim için insanların bir arada yaşaması için toplumda en önemli, en istenen, en aranan, en başta gelen özellik güzel huydur. Güzel huy zaten toplumun düzeni içindir, toplumun fazilet yönünden düzenlenmesi içindir. O bakımdan çok önemli.
Hz.Ali Efendimiz’in rivayet etmiş olduğu bu hadîs-i şerîften de hepimiz dersimizi çıkaracağız. Güzel huylu olacağız.
Güzel huylar nelerdir?
Hocamız, Mehmed Zahid Kotku rahmetullahi aleyh güzel huyları toplamıştı, üzerinde çok dururdu. Vaazlarında, konuşmalarında, kitaplarında 500 küsur güzel huy ismi tespit ettiğini beyan etmişti, kendisi de Tasavvufî Ahlâk diye güzel kitap yazmıştı. Kaç defa basıldı. Kardeşlerimiz tekrar tekrar okudular, okuyorlar, okuyacaklar. Toplantılarda sohbetin ana kaynağı oldu. Tabi mühim olan şey o söylenenleri uygulamak. İnsanın kendi şahsında onları uygulaması.
Mesela hilm sıfatı. Hilm yani insanın halim olması, halim selim olması; bu bir güzel huydur.
Hilm nedir?
İnsan kendisine karşı bir saygısızlık, bir haksızlık, bir cahillik yapıldığı zaman bunun cezasını verecek imkânı da varken kızmayıp affedici davranıyorsa “Affetmek büyüklüktür.” diye sinirlenmeyip sakin olabiliyorsa işte bu kimse “halim” demek. Bu güzel bir huy! Böyle olması lazım.
“Vay! O bana böyle dedi; ben de ona şöyle yaparım, kafasını kırarım.” derse o zaman halimlik olmuyor.
Halimlik bir güzel huy. Sabır bir güzel huy. Vefa bir güzel huy. Doğru sözlülük bir güzel huy. Herkesin iyiliğini istemek bir güzel huy. Merhamet bir güzel huy.
Kötülerden de misal verelim:
Zalimlik kötü bir huy, kendini beğenmek kötü bir huy, kibirlenmek kötü bir huy, fiyaka satmak, edebiyat yapmak, başkasına tepeden bakmak, kibirlenerek çalımlar atmak bu gibi şeyler kötü! Vefasızlık, sabırsızlık, gayretsizlik, tembellik, beleşçilik, bedavacılık, başkasını sömürmek, alaya almak vesaire... Bunlar da kötü huylar.
Çocuğunuzu karşınıza alıp
“Evladım! Şunları, şunları yap; bunları, bunları yapma, tamam mı?” derseniz olmaz. Öyle birden olmuyor. Bunun bir eğitimi var.
Bu eğitimin yeri de tasavvuftur, tasavvufî meclislerdir. İnsan buralarda edebi, ahlâkı uygulamalı olarak görüyor. Büyüklerinden uygulamalı olarak gördüğü için “çırak usta usulü yetişmek gibi” oluyor. “Laboratuvarda deney yapmak gibi” oluyor. Sadece teorik olarak kalmayıp pratikte yapmak oluyor. O zaman insan gerçekten olgun bir insan oluyor.
Gerçekten olmuş mu?
Evet, tarih boyunca görüyoruz ki tasavvufî terbiye görenler çok güzel huylu, tatlı dilli, kimseyi çekiştirmeyen, herkesin iyiliğini isteyen, çok olumlu insanlar olmuşlardır.
Allahu Teâlâ hazretleri hepimizi böyle güzel ahlâka sahip eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ehl-i ilimden eylesin, Peygamber Efendimiz’in derecesine en yakın derecelere çıkarsın.
Allahu Teâlâ hazretlerinin mârifetine ererek, mârifetullaha sahip, ârif kullar olarak, O’nun ibadetinde, taatinde olmamızı, tevazu içinde O’na ibadetler, secdeler eden kimseler olmakta daim olan kimseler olmamızı nasip eylesin.
Rabbimiz’in bize en yakın olduğu, lütfettiği ve en yakınlaştığı zaman gecenin son bölümü seher vakitleri olduğu için o vakitlerde kalkıp Allah’ı zikreden, namaz kılan, Kur’an okuyan, tesbih çeken kullardan olmayı Allah cümlemize nasip etsin.
Kötü huylarımız varsa onları tasfiye etmek nasip eylesin; iyi huyları alıp kâmil bir müslüman olmaya cümlemizi muvaffak eylesin. Lütfuyle, keremiyle bizi Habîb-i Edîb’inin güzel ahlâkıyla ahlâklandırsın. Efendimiz’in şefaatine erdirsin, cennette ona komşu eylesin.
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
24.07.2000 -
Başkaları İçin Hayır
24.03.1995 -
Müslüman Kardeşin İhtiyacını
