24.09.1989 - Pazartesi ve Perşembe Oruç Tutmak

24.09.1989 - Pazartesi ve Perşembe Oruç Tutmak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdü li'l-lâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn seyyidinâ ve senedinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emma ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbu'l-lâh ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sahibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâle.
Kâne ekseru ma yesûmü'l-isneyne ve'l-hamîse fe-kîle lehû fe-kâle'l-a'mâlü tu'radu külle isneyni ve hamîsin fe-yağfiru li-külli müslimin ille'l-mütehâcireyni fe-yekûlü ehhirûhümâ.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Aziz ve muhterem müslüman kardeşlerim!
Ahmed b. Hanbel, Hanbelî mezhebinin imamı, büyük alim ve hadisçi mübarek zât Ebu Hüreyye radıyallahu anh'ten şöyle nakletmiş:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ekseriyetle isneyn ve hamîs yani pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı."
"Pazartesi ve perşembe günleri, oruç tuttuğu zamanların ekseriyetini teşkil ederdi."
Başka zamanlarda da tutardı fakat ekseriyetle pazartesi, perşembe günlerinde oruç tuttuğu tespit olunmuş. Meselenin mahiyetini anlamak için kendisine bu husus sorulmuş;
"Yâ Resûlallah! Niye özellikle bu günleri tercih ediyorsun? Bu günlere dikkat ederek oruçlu olmaya gayret ediyorsun?"
Cevabında şöyle buyurmuş:
el-A'mâlu tu'radu külle isneyni ve hamîsin. "Her pazartesi ve perşembe günleri Kulların amelleri Rabbü'l-âlemîn'in huzuruna arz olunur." Fe yağfiru li-külli müslimin. "Bugünlerde Allah her müslümanı, İslâm üzere olan kimseyi affeder, mağfiret eyler." İlle'l-mütehâcireyni. "Birbirlerine küsüp ayrı duranlar müstesna; onları afv u mağfiret etmez. Müslüman olsalar da, mü'min olsalar da, imanın gereği olan amelleri işlemekte olsalar da onların mağfiret olunmalarını geciktirir ve şöyle buyurur: Ehhirûhümâ ‘Onları tehir edin, şöyle kenara ayırın, geri bırakın' der."
Bu hadîs-i şerîf hasendir, sağlam rivayetli bir hadîs-i şerîftir. Başka hadîs-i şerîflerden biliyoruz; Hattâ yastaliha. "Bu ikisi birbirleriyle anlaşıp, barışıp sulh oluncaya kadar." Birbirine küsmüş sırt çevirmiş, birbiriyle alakayı kesmiş, birbirine gidip gelmeyen, birbirinden ayrı duran bu iki müslüman barışırsa ne âlâ; buluşurlarsa, birbirlerini affederlerse ne âlâ. Olmazsa, "ikisini birden geriye bırakın" der. Her pazartesi, perşembe günleri Allah'ın nice kulları affolunur da birbirine küs olan birbirinden uzak duran bu kişiler affolunmaz.
Bu hadîs-i şerîften çıkan ders nedir?
Peygamber Efendimiz pazartesi ve perşembe günleri çok oruç tutarmış, sebebini de beyan ediyor: Bu günlerde kulların amelleri Allah'ın huzuruna takdim olunuyor; "Yâ Rabbi! Kulların şu günden şu güne şu amelleri işlediler." diye sunuluyor. Kul da kendi ameli dergâh-ı izzete sunulurken oruçlu bulunursa öyle önemli bir günde Allah'ın sevdiği bir durumda olmaya dikkat etmiş olur. Ameli Rabbine arz olunurken;
"Bu ameller kimin?" diye sorulunca;
"Oruçlu filanca mü'min müslüman kulunun." denilmiş olacak.
Burada herkesin bildiği bir hakikati parantez içinde mutlaka belirtmemiz gerekiyor. Allahu Teâlâ hazretleri âyet-i kerîmede;
Ve hüve meaküm eyne mâ küntüm. "Nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir." buyuruyor.
Bizimle olan da, her şeyimizi görür, her hâlimizi bilir, kendimize ait bilmediğimiz şeyleri de bilir. İşlediklerimizi de işleyeceklerimizi de bilir. Düşündüklerimizi de, yaptıklarımızı da, henüz daha düşünmediklerimizi de bilir. Hâli hazırda kalbimizin içinden geçenleri de bilir, ileride kalbimizin içinden ne geçeceğini de, hâlimizin ne olacağını da bilir. Öyle bir Rabbü'l-âlemîn ki her halimize her anımıza, her şeyimize sahip, her şeyimiz O'nun mâlumu. Bilmemesi, rubûbiyetine uygun düşmez. Bilmediği birtakım hadiselerin arkasından sürüklenen diğer mahlûkât, diğer yöneticiler işlere hâkim olamaz.
"Kâinata, yıldızlara, aylara güneşlere, ışıkları milyonlarca milyarlarca senede dünyaya ulaşan gök cisimlerine bak. Hal diliyle; ‘Rabbü'l-âlemîn, Hâlık Teâlâ mahlûkundan daha büyüktür.' diyor."
Büyüklerimizden bir tanesi böyle diyor. Mahlûkundan küçük olsa, gökyüzünün öbür tarafına yetişmese olur mu?
"Hükmü o yıldıza erişemedi!"
Öyle şey olur mu? Hâşâ! Sümme hâşâ! Olacak şey mi?
Elbette Allahu Teâlâ hazretleri bu kâinattan daha azametli, daha ulu, bu kâinatın her tarafına hâkim, her şeyini biliyor. Kullarının da her hâlini biliyor.
Mâ halkuküm ve lâ ba'süküm iza ke-nefsin vâhidetin.
Hiçbir şey Zat-ı Celîli'ne zor gelmez. Bir kişinin yaratılmasıyla kâinatların yaratılması, bir insanın yaratılmasıyla binlerce, milyonlarca insanın yaratılması; bir insanın muradının verilmesiyle milyarlarca insanın dileğinin duasının dinlenip de muradının verilmesi onun için hiç fark etmez, aynı kolaylıktadır.
Elbette her şeyi biliyor da yalnız pazartesi, perşembe günleri yaptığımız ameller resmî işleme giriyor:
"Şu namazı kıldı, şu hayrı yaptı, şu emr-i mârufu nehy-i münkeri işledi, şu cihadı yaptı, Allah rızası için şu masrafı gözden çıkardı, uykusuzluğa razı oldu, ibadet etti, gözyaşı döktü, müslümanların hizmetine koştu."
Aşk olsun, mâşaallah!
Böyle haberler de sunulacak:
"Şu günahı işledi, şu kabahati işledi, şu riyakârlığı yaptı, şu kusuru işledi, şu edepsizliği yaptı, kimsenin görmediğini sandığı yerde şu günahlara bulaştı, Allahu Teâlâ hazretleri kendisini görüp dururken şu yalanı söyledi, bir de yemin etti." diye her hâli biliniyor ve pazartesi, perşembe günleri Allahu Teâlâ hazretlerine arz olunuyor.
Rabbü'l-âlemîn'in huzuruna -tabir caizse- resmî işleme girmeden önce kul tevbe ederse affolunur. Günahlar Rabbü'l-âlemîn'in huzuruna çıkmadan kul tevbe ettiği için ondan kurtulmuş olur. Demek ki elimizde fırsat var. Bir hata işledik mi hemen tevbe edelim.
Ve etbii's-seyyiete'l-hasenete temhuhâ. "Bir kötülük yaptın; şeytana uydun, nefse uydun, tembellendin, zayıflık gösterdin. Bîçâre seni! Kabahat işlemişsin, tamam. Hemen arkasından bir iyilik yap ki o onu silsin." diyor Peygamber Efendimiz.
"Hemen bir hayırlı iş yap, hemen bir sevaplı iş yap, hemen Allah'ın bir başka emrinin peşine düş, onu yap ki o iyilik o kötülüğü silsin, yok etsin." Temhuhâ, mehâ yemhû "Öyle yaparsan siler." Demek ki böyle yapmalıyız.
Bir başka rivayetten bildiğimiz önemli bir husus daha var. Kulların amelleri pazartesi, perşembe günü Rabbü'l-âlemîn'in huzuruna arz olunuyor, cuma günleri de geçmişlerine; peygamberine, ecdadına, analarına babalarına arz olunuyor. Yaptığı iyilikler ve kötülükler cuma günü de dedelere nenelere, babalara annelere; bağlı olduğu hocalara, peygamberlere arz olunuyor. Kendilerine bağlı olan bu kişinin dünyada yapmış olduğu ameller onlara gösterilir. Dünyadaki yakını güzel şeyler, hayırlı sevaplı işler yapmışsa nurları artar, ışıklanırlar, sevinçleri artar; daha bir nurlanır, daha bir şenlenirler.
Çünkü çocuklarının sevaplı iş yaptığı haberi geldi. Nurları artar; kabirleri pürnûr olur, önleri arkaları nurlu olur, sevinçleri artar, şenlenirler.
"Mâşaallah bizim oğlan hacca gitmiş, güzel haccetmiş, haberi geldi."
Oh bir sevinç, bir neşe!
"Mâşaallah! Bizim oğlan hatim indirmiş, ruhumuza da sevabını göndermiş." der, bir neşelenir.
"Bizim oğlan bizim namımıza kurban kesmiş, fukarâyı doyurmuş, cân-ı gönülden dua etmişler, mâşaallah!"
Sevinir.
"Bizim oğlan para sarf etmiş; Allah rızası için çeşme yaptırmış, köprü yaptırmış, cami yaptırmış. Bir talebenin elinden tutmuş, yetiştirmiş, büyütmüş, mâşaallah. Bir de bu geçtiğimiz hafta evlendirmiş, ev bark sahibi etmiş, mâşaallah!"
Neşelenirler, nurları artar, kabirleri pırıl pırıl ışıldar, sevinçleri artar.
Aksine günahlar işlemişse, onlara o haberler gelince zavallılar o zaman çok üzülürler, gamlanırlar, ezâlanırlar, müteezzî olurlar.
Allahu Teala hazretleri İslamın güzelliklerini anlamayı nasip eylesin.
Fatiha-ı Şerîfe mea'l-Besmele.
18.10.1996 -
Dilimiz ve Kültürümüzün
18.09.1998 -
Helal Kazanç
