18.10.1996 - İlmin Önemi, Hastalara Allahın Rahmeti, İlmin Sadakası

18.10.1996 - İlmin Önemi, Hastalara Allahın Rahmeti, İlmin Sadakası
Allah sizi dünya ve âhiretin her türlü hayırlarına erdirsin. Ömrünüz gönlünüzce olsun. Allah sizleri âhirette de dileklerinize, taleplerinize, muradlarınıza nâil eylesin.
Size Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden bir demet, o güzelim gül bahçesinden bir buket sunmak istiyorum.
İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan bir hadîs-i şerif.
Men kâne fi talebi'l-ilm kâneti'l-cennetü fi talebihî. Ve men kâne fi talebi'l-ma'siyeti, kâneti'n-nâru fî talebihî.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ne kadar güzel ifade buyuruyor!
"Kim ilim isteğinde bulunursa, ilim talebinde bulunursa, bir ilim öğreneyim de, yani ilmin peşine düşerse cennet de onun talebinde bulunur, onun peşine düşer."
"Gel bana, gel sen cennetlik ol." der.
Demek ki ilme çalışan, cennetlik olacak ama cennet onun peşine düşüyor. Ne kadar güzel bir şey! Sen ilmin peşine düştüğün zaman, "İlim öğreneyim; Kur'an öğreneyim, hadis, tefsir öğreneyim, itikadı öğreneyim, âdab, ahlâk öğreneyim, güzel güzel huylar öğreneyim, yapayım uygulayayım. Kötü huyları öğreneyim ve onları yapmayayım…" diye ilim peşine bu sefer sen durduğun yerde dursan bile cennet seni istemeye başlıyor, senin peşine düşüyor, cennet seni istiyor.
Cennet kimden ister?
Herhalde Allahu Teâlâ hazretlerinden ister. "Yâ Rabbi bu kulun ilmi istiyor, onu cennetine sok, ben onu istiyorum." der.
Burada öyle denmiyor, ifade kısa:
"Kim ilim isteğinde, ilim talebinde bulunursa cennet de onun talebinde bulunur. İlmi isteyeni cennet ister. İlme çalışan sonunda cennetlik olur." mânasında bir söz, güzel.
Buradan ilim öğrenmenin ne kadar sevaplı olduğunu, insanı sonunda cennete götüreceğini anlamış olduk.
O halde ne yapacağız?
Demek ki kız da olsa erkek de olsa, büyük de olsa küçük de olsa, ev hanımı da olsa iş güç sahibi de, bir evin reisi, beyefendi de olsa, yaşlı da olsa, işi çok da olsa… ilim öğrenmeye çalışacak. İlim öğrenmek insanın cennetlik olmasına sebep oluyor.
Peygamber Efendimiz buyuruyor;
Ve men kâne fî talebi'l-ma'siyeti, kâneti'n-nâru fî talebihî. "Kim de günah talebinde bulunursa; günahın peşine düşerse, bir günahı işlemek için onu isteyerek, onun tahakkuku için gayretlerini yoğunlaştırır, günahın peşine düşerse, günah yapmak isteğinde, gayretinde ve eyleminde olursa; o zaman cehennem de onun talebinde olur."
Cehennem de onu ister.
"Yâ Rabbi! Şu kulun bu günahı işliyor, senin haram kıldığın günahları yapıyor; zulüm yapıyor, haksızlık yapıyor, hırsızlık yapıyor, rüşvet alıyor, gadrediyor veya yalan söylüyor…"
Mâsiyet; günah demek, aslında isyan demek.
Mâsiyet, mastar-ı mîmî. İsyân'dan, asâ kökünden. Buna mastar-ı mîmî derler; isyan demek.
İsyan: Allah bir şeyi emretmiş, yapmıyor. İsyan bayrağını açmış, "Yapmayacağım!" diyor. Allah bir şeyi "Yapmayın!" demiş, "Yapacağım!" diyor. "Yapın!" demiş, "Yapmayacağım!" diyor. Yani Allah'a isyan ediyor.
"Kim isyanın isteğinde, isyanın peşinde olursa cehennem de onun peşinde olur, cehennem de onu ister."
İsyan eden cehenneme gider, demek.
O halde bizim İslâm hakkındaki bilgimiz ne kadar az olursa olsun gayet kolay! Demek ki ilim öğrenmek istersek cennetlik olacağız, günah işlersek cehennemlik olacağız.
İlim öğrenelim, dinimizi öğrenelim günahın peşine düşmeyelim. Günahlı işlerden kaçalım.
Şimdi ben size bir şey teklif ediyorum:
Bazı evlere gittiğim zaman mutfakta bir duvarda koparılabilen kâğıt, yanında çiviye iple asılmış bir kalem oluyor. Hoşuma gidiyor.
İstiyorum ki mutfakta bir kâğıt bir kalem olduğu gibi evimizin görünen güzel bir yerinde -hanım görsün, çocuklar, bey görsün; herkesin görebileceği bir yerde- "Günahlar!" diye bir liste…
"Yalan söylemek günah! Hırsızlık yapmak günah! Zulüm etmek günah! Gönül yıkmak, insan üzmek günah!" vs.
Aşağıya doğru 10, 20, 30, 40, 50… bir liste yapılsa…
"Bakın çocuklar! Bunlar günahlar; bunları küçük yaşta öğrenin, yapmayın."
Çocuk ilkokulda bile olsa öğrensin.
Yalan söylemeyecek. Öğretmenine yalan söylemeyecek.
"Öğretmenim; hastaydım, okula ondan gelmedim."
Yalan! Annesiyle gezmeye gitti. Annesi dedi ki;
"Hadi ben seni de götüreyim, öğretmenine böyle söylersin…"
Yalana alıştırıyor.
"Öğretmenim, çok hastaydım da doktor geldi…"
Yalan! Üç günlüğüne gezmeye gittiler, geldiler…
Yalan söylenmeyecek. Günahları yazın, duvarda olsun!
Bir de sevaplı işleri yazın:
"Cuma namazına gitmek sevap! Cuma günü boy abdesti almak, tertemiz yıkanmak, güzel kokular sürünmek sevap! Temiz elbiseler giymek sevap! Camiye erken gitmek sevap! Birisine iyilik yapmak sevap! Sadaka vermek sevap! Geçmişlerimizin kabirlerini ziyaret etmek, onlara okumak sevap! Gönül almak, insan sevindirmek sevap!.."
Bunları da yazmalı, bunları da küçük büyük herkes bilmeli. Çocuklarımız böyle yetişmeli.
Bir liste halinde iyi huyları da kötü huyları da yazmalıyız.
Bunları öğrenmek peşinde olduğu zaman cennet onun peşine düşüyor. Belki Allah'tan; "Bunu cennetlik et!" diye istiyor ve insan sonunda cennetlik oluyor. Ama isyanın, günahların peşinde koşarsa o zaman da cehennem insanın peşine düşüyor. Eyvah! Arkadan alevleriyle, ateşleriyle, türlü türlü azaplarıyla, zebanileriyle cehennem onun peşinde!
Düşünün: Siz çok tenha bir yolda giderken çok kötü insanlar; hırsızlar, haydutlar, yol kesiciler, haramiler arkadan gelmeye başlasalar… Etrafa bakınıyorsunuz, yardım edecek bir kimse yoksa nasıl korkarsınız! Yol ıssız, karanlık bastırmış. Onun gibi, cehennem insanın peşine düşerse korkmak lazım.
O halde sevaplı şeylerin, ilmin peşine düşelim de cennet bizim peşimize düşsün. Günahlardan vazgeçelim ki cehennem peşimize takılıp da bizi yutmaya kalkmasın!
Sözüm uzamış bile olsa üçüncü bir hadis okuyacağım.
Bu da hastanelerdeki kardeşlerime, herhangi bir hasta kardeşime hediye olsun.
Taberânî, Ebû Musa el-Eş'ârî radıyallahu anh'ten rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Men kâne lehû amelun ya'lemehû, min hayrin fe-şağalehû anhû maradun ev seferün fe-innehû yuktebu lehû sâlihu mâ kâne ya'melu ve hüve sahîhu mukîm.
Sadaka Resûlullah.
Efendimiz buyuruyor ki;
Men kâne lehû amelun ya'lemehû. "Bir kimsenin âdeti, işlemekte olduğu bir iş, bir âdeti varsa…" fe-şağalehû anhu maradun ev seferün. "Bu işlediği güzel şeyi hasta olduğu için yapamamış, hastalığı onu meşgul etmiş de yapamamışsa veyahut yolculuğu mâni olmuş da yapamamışsa…
Trende gidiyor, yapamıyor veyahut otobüste yapamadı. Güzel bir ibadetti; bir namazdı, bir güzel bir âdetti…
"Kim güzel bir iş yapıyorken, hastalık veya yolculuk onu yapmaktan engellemişse…"
Fe-innehû yuktebu lehû sâlihu mâ kâne ya'melu ve hüve sahîhu mukîm. "O adam seferde değilken, sıhhatliyken yaptığı bu güzel şeyleri sefer çıktı diye veya hastalandı diye yapamıyor ya, evvelce âdeti üzere yaptığı iyi şeyleri yapmış gibi Allah sevap yazar."
Burada bir noktaya da dikkatinizi çekmek istiyorum:
Fe-innehû yuktebu lehû sâlihu mâ kâne ya'melu. "Allah, evvelce işlediği güzel işlerin, amellerin sevabını yapılmış gibi yazıyor."
Bundan ne anlıyorsunuz, ne anlıyoruz?
Bir insanın kötü huyları da varsa;
Diyelim ki Allah saklasın, mesela içki içiyordu. Hasta olduğu, yolcu olduğu, yolda otobüste olduğu için içemiyor filan.
O zaman yolculuktan ve hastalıktan dolayı içemedi ama günahı yazılacak mı?
Yazılmıyor! Bak Allah merhametli, lütufkâr. Yaptığı iyilikleri yapmış gibi yazıyor da, ihtiyatı olan kötülükleri yapmış gibi yazmıyor. Bu da rahmetinden, lütfundan, kereminden oluyor. Bunu da anlamak lazım!
Bir de onları yazsa, "Sıhhati olsaydı bu yine o mendebur işleri yapacaktı, yazın ey meleklerim!" dese tabii yazması haklı olurdu. Çünkü seferde olmasaydı, sıhhatli olsaydı hakikaten o adam onu yapacaktı. Hasta olduğu için, doktor yasakladığı için veya otobüste yolcular razı olmadığı için yapamıyor. Ama işte Allah kötülükleri yazmıyor, o da rahmetinden!
Bir tane daha hadîs-i şerif okuyacağım, o da çok kısa.
Men kâne lehû ilmun fe'l-yetesaddak min ilmihî. Ve men kâne lehû mâlun fe'l-yetesaddak min mâlihî.
Abdullah b. Ömer'den, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diyor ki;
"Kimin ilmi varsa ilminin sadakasını versin. Kimin de malı varsa o da malının sadakasını versin!"
Buradan ne anlıyoruz?
Malı olan sadaka verecek. Zengin adam fakire sadakasını, zekâtını versin. Malı olan malından bir miktarı yoksullara verecek ama ilmi olan da ilmini anlatmalı.
Öyle hocalar, değerli hocaefendiler var; köşede sus pus oturuyor. Ders yapmıyor, talebe okutmuyor, camide konuşmuyor, İslâm'a hizmet edici herhangi bir çalışma yapmıyor…
Mübarek, o kadar ilmin var; zengine nasıl malının zekâtını vermek mecburiyetse sen de ilmini anlatacaksın! Hele hele bu devirde! İnsanların İslâmî bilgisi az. İslâmî bilgileri az olduğundan yanlış inançları da var. Onun için doğru inancı bilen alimler doğruyu anlatacaklar. Yanlışları da söyleyecekler. "Bak burası yanlış, bunu yapmayın…" diyecekler.
Bugün bana bir emniyet müdürünü anlattılar. Çok ilginç bir misal:
Bu emniyet müdürü arkadaşımızla konuşmuş. Okumuş, tahsilli, yükselmiş, müdür olmuş bir zât. Allah afiyet versin, Allah gerçekleri göstersin.
Arkadaşımıza demiş ki;
"Ben müslümanım."
Tamam, güzel. Allah Müslümanlığını mübarek etsin.
"Ben inançlı biriyim, müslümanım. İnançlıyım ama öyle o kadar da sofu filan değilim. Babam ölürken anneme vasiyet etti: ‘Sakın başını örtme!' dedi. Bizde vasiyet çok önemlidir, onun için benim annem de başını örtmüyor." demiş.
Çünkü babası ölürken vasiyet etmiş!
Muhterem kardeşlerim!
Bakın ne kadar büyük yanlışlık! Babası Allah'ın emrine aykırı bir vasiyette bulunuyor. Allah, "Ey hanımlar, başınızı örtün!" diyor. Babası ölüp giderken hanımına, "Aman hanım! Benden sonra sakın ha örtünme!" diyor. Allah'ın emrine aykırı, bu, Allah'a âsî olmak; isyan! Bu bir yanlışlık! O ölürken o vasiyeti yapan insanın bir cahilliği. Allah akıl fikir versin, cahillikten kurtarsın.
İkinci cahillik:
Müdür bey diyor ki;
"Bizde vasiyet çok önemlidir. Babamın vasiyetine çok sıkı riayet ediyoruz."
Hayır, yanlış olan vasiyet tutulmaz!
Ona sormak isterdim: Kendisi emniyet müdürü. Mesela babası ona deseydi ki;
"Falanca adama ben çok kızıyordum. Sen de polissin, tabancan var; o adamı öldür, vasiyet ediyorum."
Öldürecek miydi?
Öldürmezdi. Çünkü kanun adamı; kanunu uygulayan insan; öldürmek olmaz. Haksızlık varsa mahkemeye müracaat edilir vs. İhkâk-ı hak, hakkı bizzat kendisi gidip almak yoktur. Çünkü belki kendisi yanılır.
Demek ki vasiyet her zaman tutulmuyor. Yanlış vasiyet tutulur mu?
İnsan yanlış şeye yemin etti, yanlış yemin uygulanır mı?
Yanlış yemin uygulanmaz! Kefaret, yemin kefareti verilir. Yanlış vasiyet tutulmaz, doğrusu yapılır. Çünkü;
Lâ tâ'ate li-mahlûkin fî ma'siyeti'l-hâlık. kaidesi vardır. Fıkhın en mühim kaidelerinden birisi.
"Allah'a isyanı emrediyorsa hiç kimseye itaat olmaz!"
"Babam bana ‘Namaz kılma!' dedi. Kocam bana ‘Namaz kılma!' dedi…"
İtaat olmaz.
Neden?
Allah'a isyanı emreden bir nüfuzu, mevki makam sahibi bir insanın sözü dinlenmez.
Neden?
En yüksek mevki, makam Allah'ındır da ondan! Allah'ın sözü dinlenecek, Allah'ın sözünün karşısına kimse çıkmayacak. Allah "Namaz kılın!" demiş, o "Kılmayın!" diyor. Olmaz böyle şey, diyecek. Kişi ona göre nereye itaat edeceğini bilecek. Allah'a isyan emredildiği zaman tutulmaz.
İslâm'ın kanunları 1400 yıldır ama bugünün insanları mecliste milletvekilleri oturuyorlar, kalkıyorlar, komisyonlardan geçiyor, bir kanun çıkıyor, tasdik ediliyor filan. Resmî Gazete'de neşrediliyor, kanun oluyor.
Ama mesela âmir bir memura kanuna aykırı bir şey emretse memur âmirin sözünü dinlemez, dinlememesi lazım. Dinlerse suçlu olur. Bak bugünkü kanunlar bile doğruyu yapıyor.
Babası yanlış bir şey vasiyet etmiş, dinlemek olur mu?
Annesi yanlış vasiyeti dinledikçe; başını örtmedikçe, o vefat eden kimse kabirde kat kat, tekrar tekrar, yine yine azap görüyor!
Neden?
Sen o vasiyeti ettin de, o kadın senin vasiyetine uygun olarak başını örtmüyor diye. Onu kurtarmanın çaresi, hanımın başını örtmesi.
Bak işte cahillik!
Kültürlü, tahsilli, okumuş insanların da bilgisizlikleri olabiliyor. Çünkü din ayrı bir ilim dalı.
Mesela çiftçi, doktora karışıyor mu? Doktor, kimyacıya karışıyor mu? Kimyacı hukukçuya karışıyor mu?
Ayrı ayrı dallar.
Onun için içinizde alim olanlar ilmini sağa sola anlatsın.
"Hocam ben alim değilim, mütevazı bir müslümanım."
Sen de bildiğin kadarının alimisin! Duyduğunu anlat, okuduğunu anlat. İyi kitapları oku, derin kitapları, doğru, güzel, mükemmel kitapları oku, doğru bilgileri öğren, bildiğin kadarını anlat!
"Ben bugün böyle bir şey okudum kardeşlerim, gelin boş vakit geçirmeyelim, ben size bildiğimi anlatayım…" deyin.
Hem insan bildiğini anlatınca hafızasında daha iyi kalır, kuvvetlenir. Anlata anlata daha iyi yer eder.
Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ilim sahibi etsin, mal sahibi etsin. Zengin de olalım, zengin de olun ama zengin olunca malınızın zekâtını, hayrını hasenâtını yapın. Fakirleri unutmayın, yoksulları, dulları, yetimleri unutmayın; zavallıları unutmayın.
İlim sahibi olun ama ilim sahibi olduğunuz zaman da ilminizi sağa sola söylemeyi unutmayın. Emr-i mâruf yapın, ilim öğretin, talim ve terbiyede bulunun!
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâh!
Allah hepinizden razı olsun.
24.10.1995 -
Peygamber Efendimizin Mütevazı
24.09.1989 -
Rabbena Atina Duasının
