18.10.1996 - Kadın ve Erkekte Kıyafet Ölçüsü, Tesettür

18.10.1996 - Kadın ve Erkekte Kıyafet Ölçüsü, Tesettür
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri ;
Allah sizi dünya ve âhiretin her türlü hayırlarına erdirsin. Ömrünüz gönlünüzce olsun. Allah sizleri âhirette de dileklerinize, taleplerinize, muradlarınıza nâil eylesin.
Size Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden bir demet, o güzelim gül bahçesinden bir buket sunmak istiyorum.
Benim okuyacağım hadîs-i şerîf Taberânî'de ve Ebû Dâvud'da var. Râviyesi -râvi; erkek, râviye; hanım oluyor- Esmâ b. Ebû Bekr, Ebû Bekr es-Sıddîk Efendimiz hazretlerinin mübarek kızı Esma Hanım. Hanım olması dolayısıyla sahabiye demek lazım, o rivayet etmiş.
Hanımlar geçince bir söz söylemeden edemeyeceğim.
Bu hadîs-i şerifi bir hanım rivayet etmiş. Esma b. Ebî Bekr olduğu gibi Ayşe b. Ebî Bekr radıyallahu teâlâ anhümâ da var. Bir kızı da Hz. Âişe validemiz. Hanım ama ashabın en bilgililerinden birisi.
Aziz kardeşlerim!
Bununla şunu demek istiyorum: Hanımlar da, sevgili kızlarımız, evlatlarımız da ilmi öğrenirlerse bilgili, görgülü, kendisine bir şey sorulduğu zaman bilen, dünyayı tanıyan insanlar olurlarsa, Hz. Âişe Efendimiz hanımefendi radıyallahu teâlâ anhâ'nın yolunda olmuş olurlar. Esma b. Ebû Bekr radıyallahu teâlâ anhâ'nın yolunda olmuş olurlar. Bu isim; hanımları, hanım kızlarımızı ilim öğrenmeye teşvik edici bir şey.
Peygamber Efendimiz burada namazla ilgili bir hususu anlatıyor, bir tavsiyede bulunuyor:
Men kâne minkünne tü'minü billâhi ve'l-yevmi'l-âhiri fe-lâ terfa' re'sehâ hattâ yerfa'a'r-ricâlü ru'ûsehüm min dîki siyâbi'r-ricâl.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in mescid-i saadeti, o güzelim mübarek mescidi basitti. Çok süslü ziynetli değildi, altını, gümüşü, saltanatı yoktu. Hurma direklerinden, hurma dallarından gölgelendirilmiş bir kumluk, küçük mescid idi. Şimdiki Mescid-i Nebevî'nin Peygamber Efendimiz'in türbesine yakın kısmıydı.
Ravzatün min riyâdi'l-cenneti. Mânevî bakımdan perdeler kalksa Peygamber Efendimiz'in mübarek mescidinin cennet bahçelerinden bir bahçe olduğu görülebilir.
Namaz kılma şekli nasıldı?
Peygamber Efendimiz öne geçerdi. Arkasında beyler, efendiler, erkekler namaza dururlardı; arkasında çocuklar; en geride, caminin arka tarafında da hanım sahabiler -sahabiyeler diyelim, halkımız da alışsın- namaza dururlardı.
Kâtip, erkek; kâtibe, hanım. Mürebbî, erkek; mürebbiye hanım. Muallim, erkek; muallime, hanım. Râvi, erkek; râviye, hanım…
Biraz Arapça bilgisi gelişmiş oluyor.
Önde erkekler, onların arkasında çocuklar, arka tarafta hanım sahabiyeler namaz kılarlardı. Çocuklar da büyüklere hürmeten biraz geride duruyorlar. En önemli yer de Peygamber Efendimiz'in arkası.
Zaten bütün camilerde en önemli yer imamın hemen arkasıdır! Çünkü imam herhangi bir şekilde rahatsızlanacak olursa o, onun yerine geçecek, namazı tamamlayacak. İmam rahatsızlandı, burnu kanadı diye, bir mazereti çıktı diye namaz bozulmaz, namaz durmaz; o geçer, namazı o devam ettirir. Onun için imamın arkasındaki kısmın alim olması lazım, fıkıh bilmesi lazım. Namaz nasıl devam edecek bilmesi lazım, kıraat bilmesi lazım. İmamın yerine geçebilecek bilgilere sahip olması lazım, orası önemli.
Hem de sevap ilk önce imama gelir, imamdan oraya gelir. Sevap bir sağına bir soluna, bir öteki sağına, bir öteki soluna derece derece azalarak veyahut en yüksek burada olduğuna göre, ötekisi biraz daha az olarak böylece dağılır. Arka sıralar, arka sıralar… geriye doğru gider.
Bir boşluk, ondan sonra da hanımlar namaza dururlardı. Sabah namazına da gelirlerdi, bütün namazlarda gelirlerdi.
Hatta bir keresinde Peygamber Efendimiz namazı, sabah namazını âdeti üzere uzunca kıldırdığı halde mutadının hilafına o sabah namazını hemen, çabuk çabuk kıldırmış… İki küçük sûreyle kıldırmış. Demişler ki;
"Yâ Resûlallah! Bu sabah namazını çabuk kıldırdınız, kısa kestiniz?.."
Buyurmuş ki;
"Arkada bir çocukcağızın ağladığını duydum, annesi huzursuz olmasın diye onun için çabuk kıldırdım."
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri her şeyi düşünüyor.
Hanımlara hitaben buyuruyor ki;
Men kâne minkünne tü'minü billâhi ve'l-yevmi'l-âhiri. "Sizden kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa…"
"İyi inanıyorsa…" demek.
Camide, Peygamber Efendimiz'in karşısında olduğuna göre, hitabına erdiklerine, cemalini gördüklerine göre tabii onlar da müslüman. Ama Peygamber Efendimiz tekid ediyor, tahrik ediyor. "İnanan insanın böyle yapması lazım. Madem siz inanıyorsunuz, benim söyleyeceğim gibi yapın!.." demek.
"Sizden kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa…"
Hepsi inanıyor ama sağlam inanıyorsa, tam, gerçekten inanıyorsa, iyi bir müslüman olmak istiyorsa...
Fe-lâ terfa' re'sehâ hattâ yerfa'a'r-ricâlü ru'ûsehüm. "Adamlar başlarını kaldırmadan daha önceden onlar arkada başlarını kaldırmasınlar.
Hani rükûya varılıyor, biraz eğiliniyor, secdeye varılıyor. Alın, burun, eller, dizler, ayaklar yere konuluyor, secde hâli. İmam Allahu Ekber deyince kalkacaklar, başını kaldıracaklar ama Peygamber Efendimiz diyor ki;
"Erkekler başlarını kaldırmadan, erkekler doğrulmadan siz doğrulmayın, siz daha önceden acele edip doğrulmayın!"
Peygamber Efendimiz sebebini de izah ediyor, bunu ben birtakım şeylere bağlamak istiyorum:
Min dîki siyâbi'r-ricâl. "Adamların elbiselerinin darlığından dolayı, kadınlar başlarını daha önce kaldırmasınlar. Erkekler iyice bir doğrulsunlar, ondan sonra kaldırsınlar." diyor.
Blue jean pantolon mu giyiyorlardı, daracık streç mi giyiyorlardı -belki ben adını yanlış söylüyorum- o dar şeyleri mi giyiyorlardı?
Hayır! Yoksulluktan, kumaş bulamadıklarından, kısalığından, tam örtünemediklerinden, sıkı sıkıya sardıklarından dolayı. Zaruretten, mahrumiyetten, fakirlikten dolayı …Mânevî bakımdan her birisi çok zengin, sultan insanlar ama maddî imkânları çok az. O mübarek insanlar o devirde Efendimiz'in çevresinde günlerce aç kalmışlar, kumaş bulamadıkları için mağara adamları gibi post bürünmüşler. Ama mağara adamları değil mâna adamları...Son derece yüksek insanlar ama giyimleri öyle. İçleri mâmur, kalpleri altın gibi, dış görünüşleri öyle.
O sıkıntılardan dolayı hanımlar başlarını erkeklerden sonra kaldırsınlar. Tabii başını kaldırırken önündekine bakmaması lazım. Aslında secde mahalline bakması lazım ama gözü öndeki erkeklere erişebilir, onların elbiseleri dar olduğundan, arkadan bakınca mahrem yerleri, avret mahallerini örten kısımlar belli olabilir, onun için geç kaldırsınlar. Arkadakiler gözlerini koruyacaklar.
Bu, hanımlara böyle tavsiye edilmiş, herkes için böyledir. Herkes gözünü koruyacak, daha öndekinin herhangi bir örtülmesi gereken uzvunun, darlığından dolayı aklı oraya takılmasın diye mutlaka tedbir alması lazım, önüne bakması lazım ama iki türlü tedbir.
Bir: Öndeki adam mümkünse elbisesini bol yapacak. Bol giyimli olacak ki herhangi bir şekilde bir mahzur olmasın. Bu öndeki namaz kılan adamın tedbiri. Arkadaki de gözüne sahip olacak, bakmayacak. Biraz daha geç kalkacak, hanımlar için geç kalkmalarını söylüyor. Başkaları için de öyle!
Peki, gözü oraya takılırsa, aklı oraya takılırsa?..
O doğru olmaz, namaza uygun olmaz! Arkadakinin namazı bozulabilir. Bakışlarının uygun olmayan şeyler görmesi, aklının takılması durumunda namazı bozulur. Peygamber Efendimiz bunu talep ediyor, tavsiye buyuruyor.
Bu bizim için çok önemli, bu devir için önemli! Örtünmek de rahatlık da, sıhhat de çok önemli.
Doktorlar diyorlar ki;
"Bir elbise vücudu çorap gibi sımsıkı sararsa, sıkarsa kan dolaşımını etkilediği, zorlaştırdığı için sıhhate aykırıdır!"
Bol elbise daha iyi oluyor, onun için elbiselerin bol olması lazım. Hem sıhhate uygun hem rahat kıyafetler üretelim. Avrupa'dan gelen Batılılar'ın yaptığı her şeyi şuursuz taklit etmeyelim. Güzel olanı kendimiz bulalım, kendimiz geliştirelim.
Çünkü bizim inancımıza göre namaz kılmamız lazım. Namazda rahat olmamız, örtülü olmamız lazım. Arkadakinin gözünün korunması, öndekinin de arkadakine zarar vermeyecek güzel bir kılıkla giyinmesi lazım.
İslâm belli bir kıyafeti emretmiş mi? Hanımlara çarşafı emretmiş mi? Beylere ‘ille şu şekilde giyineceksiniz!..' diye belirli bir kıyafet emretmiş mi?"
Hayır! Fıkıh kitaplarında deniliyor ki örtünmek emredilmiş ama örtünmenin belirli bir, tek bir şekilde olması, tek şekil -üniforma diyorlar-
Üniforma ne demek?
Üni: ‘Tek' demek.
Forma: ‘Şekil' demek.
Tek şekilli değil! Her yöreye göre, her iklime göre -soğuk yerlerde başka, sıcak yörelerde başka olabilir- ama örtünmesi lazım gelen yerleri bütün müslümanlar örtünecek. Beyler de örtecek, hanımlar da örtecek.
Gezdiğimiz yerlerde görüyoruz. Beyler çok kısa kıyafet giymiş, göbek meydanda, dizin üstü meydanda hatta çok küçük kıyafetler giyiyorlar -slip mi diyorlar deniz kenarında vs. küçücük, üçgen şeklinde bir şeyler giymiş olabiliyorlar. Nerede olursa olsun hamamda bile olsa müslüman erkeğin de örtünmesi gereken yeri göbeği ile dizinin altı arasıdır! Bu aranın güzelce örtülmesi lazım.
Onun için mesela Bursa'nın eski, Türk hamamlarını düşünün!
Oraların kıyafeti neydi?
Peştemal. Peştemal sofra örtüsü gibi bir kumaşı alıyorsunuz çok güzel örtünürsünüz. Belinize, ayağınızı açarak sardınız mı, belinizi de bir-iki defa kıvırdınız mı kayış bile istemez. İnsan tepeden tırnağa çok güzel örtünmüş olur. Belinden taa dizinin altına kadar güzelce örtünmüş olur. Eskiden hamamlarda bile böyle örtünülürdü. Şimdi galiba buna riayet etmiyorlarmış da mayo ile hamamın havuzuna falan giriyorlarmış veyahut şort diyorlar.
Short; İngilizce'de ‘kısa' demek biliyorsunuz.
Şort da bize göre gerçekten mânası gibi kısadır. Çünkü dizin üstündedir. Bizde dizin altında olması lazım.
Onun için bizim bazı akıllı kardeşlerimiz buluşlarını geliştirmişler. Ortaya kendi zevklerine göre mesela bir deniz kıyafeti koymuşlar.
Allah'ın emrine uygun, örtülmesi gereken yerleri tam örten, bol, rahat, uzun ve çok da güzel…
Erkek de örtünecek!
Bazı kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın İslâm konusundaki bilgileri eksik olabiliyor. Dünyevî tahsili yapıyorlar hatta Avrupa'ya, Amerika'ya gitmiş oluyorlar. Biraz da onların giyimlerini kuşamlarını taklit ediyorlar, onlar tabiî gelmeye başlıyor. Hâlbuki biz kendi kültürü, medeniyeti, örfü, ahlâkı, âdâbı olan yüksek bir milletiz. Japonlar'ın kıyafetinin farklı olduğu gibi bizim kıyafetimizin de kendimize göre farklı olması lazım, öyle yapmıyorlar.
Sanıyorlar ki erkek açılabilir de kadın kapanacak!
Hayır! Erkeğin de kapanması lazım, hanım da kapanması lazım. Hanımın daha çok kapanması lazım! Ben kapanıyorum da diyebilir. Size kapanmakta ölçüleri anlatmak istiyorum:
"Hocam, ben hanım olarak kapanıyorum ama dar giyebilir miyim? Külot-çorap giyebilir miyim?"
Çorap gibi ayağa giyilip, bele kadar çıkan sımsıkı...
Giyemez! Giyerse bile üstünde etek olması lazım. Çünkü vücudunu belli eden bir kıyafet, kıyafet sayılmıyor! Bol olması gerekiyor. Uzvunun, âzâsının, şeklinin belli olmaması lazım.
"Peki hocam, bol olsun ama tülden yaptırayım, tülden kat kat olsun..."
Hayır, altı göründüğü zaman da olmaz! Altı da görünmeyecek. Şeffaf olmayacak, altı görünmeyecek. Sımsıkı olup aşağısını belli etmeyecek ve hanımlar topuklarına kadar, bileklerine kadar ellerinde, boyunlarına kadar başlarında ve bir de yüzleri hariç başlarını, saçlarını örtecekler. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in emri böyle;
Velâ yu'dine ziynetehünne. "Ziynetlerini ortaya çıkartmasınlar, örtsünler!"
Saç ziynettir. Saçı, bir hanımın şahane ziynetidir. Bukle bukle, örgü örgü saçları ziynettir. Şeriat, fıkıh böyle diyor. Onun için bu ziynetini de örtmesi lazım, diye başörtü kullanıyorlar. Dinî inançtan dolayı; Allah'ın emri olduğundan, Peygamber Efendimiz böyle buyurduğundan, fıkıh kitapları böyle yazdığından baş örtülüyor.
Onun için başörtüsüne kimsenin karşı çıkmaması lazım!
Dinî inancı. Dinî inancına göre giyinmek, dininin ahkâmını yerine getirmek herkesin hakkı olduğuna göre... Başkasına zararlı bir şey değil, hatta başkası için daha faydalı.
Demek ki İslâm'da örtünmek hem erkeklere var hem kadınlara var. Örtünmek erkeklere göbeğinden dizine kadar. Tabii daha fazla örtündükçe daha iyi ama mecburî kısım bu kadar. Hanımlara; el, yüz ve ayaklar hariç her tarafını güzel, bol bir kıyafetle örtmesi dinî vazifesi, görevi oluyor. Buna da kimsenin karşı çıkmaması lazım! Ben de diyeyim ki; Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinin başındaki kelimeleri kullanayım.
Sizden kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa, bir müslümanın; bir müslüman hanımın, bir müslüman beyin dinî inancından dolayı giyindiği kıyafete yan bakmasın, karşı çıkmasın, onu üzmesin, onu vazifesini yapmaktan alıkoymasın.
Erkekler de giyinecek, hanımlar da giyinecek; rahat kıyafetler giyecekler. Hem sıhhî olacak, hem rahat olacak hem dinî bakımdan sevaplı olacak. Onun için kardeşlerime dar kıyafetleri giymemelerini tavsiye ediyorum. Dar kıyafet dolayısıyla namazda sıkıntı olur. Bakın bu hadîs-i şerîfte;
Min dîki siyâbi'r-ricâl. "Erkeklerin elbiselerinin darlığından dolayı kadınlar başlarını sonra kaldırsınlar." diyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dar kıyafeti istemiyor.
Gayet rahat kıyafet giyeceğiz. Hani diyelim ki ata binecek olsak özengiye ayağımızı attığımız zaman bir sıçrayışta çevik bir hareketle atın üzerine çıkabilmeliyiz. Bacağımızı attığımız zaman cart diye bir ses çıkıp da pantolonumuz ikiye ayrılmamalı. Namaz kılacağımız zaman diz çökerken cart diye bir ses çıkıp dizimizden veya arkamızdan pantolon yırtılmamalı, patlamamalı. Rahat bir kıyafet olmalı.
Rahat kıyafet kan dolaşımını sağladığı, soğuğu ve sıcağı da engellediği için doktorlar da bunu tavsiye ediyorlar. Hava sıcaksa bol olunca sıcaklık geçmiyor, hava soğuksa bol olunca vücut ile bol kumaş arasındaki ısınmış havadan dolayı vücut yine korunmuş oluyor.
3Ben bir taraftan da hem hanım tesettür giyimi üreten kardeşlerime hem erkek kıyafetleri üreten kardeşlerime bizim İslâmî ahlâkımıza, âdâbımıza, İslâm'ın ahkâmına uygun kıyafetleri üretmesini de hatırlatıyorum, tavsiye ediyorum. Onlar da güzel, kendi zekâlarını kullansınlar, buluş yapsınlar, güzel kıyafetler ortaya koysunlar.
Mesela sevdiğim kıyafetlerden bir tanesi; benim öyle pantolonlarım var üsten kırmalı. Pantolon ama rahat.
Dikkat ederseniz bazı insanlar namaz kılarken, eğilirken, kalkarken, rükûdan sonra secdeye varırken pantolonunu çekmek zorunda kalır.
Neden?
Pantolon bir yerlere takılıyor da eliyle dizinin üzerinden çekme yapıyor, ancak öylece eğilebiliyor.
Lüzum yok! Çok pileli, şalvar tipine doğru bir pantolon çok rahat oluyor.
Gençler de istediği gibi hareket etsin. Bisiklete binsin. Şimdi at yok ama bisiklet var, motosiklet var. Veya delikanlı oyun oynayacak, top oynayacak, hoplayacak, zıplayacak, vuracak. Birden cart diye bir ses çıkıp da beyaz donla halkın karşısında kalmasın! Üretenler de böyle güzel kıyafetler üretsinler, diye temenni ediyorum.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ilim sahibi etsin.
İlim sahibi olun ama ilim sahibi olduğunuz zaman da ilminizi sağa sola söylemeyi unutmayın. Emr-i mâruf yapın, ilim öğretin, talim ve terbiyede bulunun aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh!
Allah hepinizden razı olsun
24.10.1995 -
Peygamber Efendimizin Örnek
24.10.1995 -
Peygamber Efendimizin Mütevazı
