24.10.1995 - Peygamber Efendimizin Örnek Ahlakı

24.10.1995 - Peygamber Efendimizin Örnek Ahlakı
Allah, bizi sevdiği kullarından eylesin.Peygamber Efendimizin şefâtine nail eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i lâyıkı veçhile, gerçek cephesiyle, her vechesiyle tam anlatabilmek, herhalde bir kul için çok zor veya imkânsız bir şey. Çünkü Allah'ın sevdiği, seçtiği ve Hz. Âdem'den kıyamet kopuncaya kadar dünya üzerinde gelmiş geçmiş ve gelip geçecek bütün insanların, en üstünü olan bir şahsı anlatmak herhalde kolay bir şey değil.
Kur'ân-ı Kerîm, Peygamber Efendimiz'in methedicisi; bu çok önemli. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfte buyurmuş ki;
İnnehû sübhânehû eddebenî fe-ahsene te'dîbî. Veyahut eddebenî rabbî fe-ahsene te'dîbî. ''Beni Rabbim terbiye etti.'' Yani onu yetiştiren, ona âdâbı öğreten, veren Allahu Teâla hazretleridir. Çünkü babası öldü, annesi öldü, yetim kaldı. O yetim, Ebû Tâlib'in yanına gitti. Ebû Talib de müslüman olmadı. Yani etrafta aileden kendisine bir edep ahlâk empoze edecek hiç kimse yok. Tabi hepsinde hikmetler var, sebepler var; Allahu Teâla hazretleri onu özellikle etrafından soyutlayarak, onun ahlâkını, terbiyesini hakikaten kendisi verdi.
Önemli olan şu; daha peygamber olmadan, halkının arasında güvenilir bir insan olarak tanındı. Değişik bir tabiatı var, çok değişik bir insan. Ve herkes kendisine hürmet ediyor.Efendimiz, merhametiyle tanınmıştır,peygamber olmadan önce kötü hiç birşeye bulaşmamakla tanınmıştı.Kabe’nin içinde 360 tane put olduğu söylenir,putlara tapınmamasıyla tanınmıştır.Sakin bir insan.Bütün toplum bir şeye tapınıyor, ama bu tapınmıyor.Mazisinde bir gölge yok Peygamber Efendimizin.Sonra kendisine peygamberlik gelince,çeşitli olayları biliyorsunuz.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yüzü ve bedeni de çok güzeldi; ölçülüydü, mütenâsip vücutluydu.
Biliyorsunuz, peygamberler içinde güzelliğiyle tanınmış olan Yusuf aleyhisselam'dır. Ken’an ilinde doğmuş, Yakup aleyhisselam'ın oğlu. Sonra kardeşlerinin birtakım entrikalarıyla esir olarak satılmış, Mısır'a gelmiş. Mısır'da Mısır'ın azizinin evine köle olarak satın alınmış. Ama çok güzel bir insan. O kadar güzel ki; evin sahibesi azizin hanımı Mısır'ın bütün kadınlarını salona çağırıyor, hepsine meyve ikram ediyor; elma veriyor, bıçak veriyor.
Ve kâleti'hruc aleyhinne. Yusuf aleyhisselam'a; ''Gel içeriye, çık şunların önüne.'' diyor. Yusuf aleyhisselam kapıdan girince,
Felemmâ raeynehû ekbernehû ve katta'ne eydiyehünne ve kulne hâşe lillâh dediler ve ellerini kestiler. Ellerinde elma vardı, bıçak vardı, soyacaklardı; şaşkınlıklarından ''Allahu Ekber!'' deyip ellerini kestiler. Katta'ne eydiyehünne. Ellerini kestiler. Kataa ''kesmek'', kattaa ''çok kesmek'' demek. Ellerini parçaladılar.
Bu olay gerçekten olmuştur, çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de böyle bildiriliyor. Buradan Yusuf aleyhisselam'ın ne kadar etkili, çarpıcı ve güzel olduğu görülüyor. Peygamber Efendimiz, Yusuf aleyhisselam'dan daha güzeldi. Bedevîlerden bir tanesi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yüzü hakkında; ''Yüzü kılıç gibi parlıyordu.'' diyor. Kılıç gibi yani metalik bir parlaklık. Bir tanesi itiraz ediyor; ''Ne kılıç gibisi! Ay gibiydi, güneş gibiydi!'' diyor.
Resûlullah'ın nasıl bir insan olduğu; boyu posu, saçları dalgalı mı düz mü, gözünün rengi, sakalı, vesairesi hakkında rivayetler var. ''Resûlullah'ın siması nasıldı?'' diye görmeyenler görenlere sormuştur. Anlatılanlar içinde bir meşhur rivayet var:
Men reâhü bedîheten hâbehu. ''Kim onu ilk defa görürse, ondan korkardı.'' Öyle heybetli bir insandı ki; gören kimse onun heybetinden korkar, titrer ve ezilirdi. Bir keresinde bedevînin birisi Peygamber Efendimiz'in yanına geldi, heyecan ve korkudan eli ayağı titremeye başladı. Böyle bir heybeti vardı. Ve men reâhu bedîheten hâbehû. Ve men hâletehû ma'rifeten. ''Ama kim onunla biraz bir arada bulunursa, onu yakından tanırsa.'' Ehabbehû. ''Âşık olurdu, severdi.'' Yekûlu nâituhû. ''Onu gören başkasına anlatmak için şöyle derdi: Lem era kablehû velâ ba'dehû mislehû. ''Ondan önce de ondan sonra da onun gibisini görmedim.''
Hakikaten emsalsiz bir güzelliği vardı.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'le ilgili çok şiirler yazılmıştır. Peygamber Efendimiz'e âşık olan, onun hayranı olan insanlar, İslâm tarihi boyunca onun için pek çok şâheserler meydana getirmişlerdir. Bir tanesi diyor ki;
Mâ in medahtu Muhammeden bi-makâletî.
Velâkin medahtu makâlatî bi-Muhammedi.
''Ben sözlerimle Muhammed'i övmüyorum; Muhammed'den bahsederek sözlerimi şereflendiriyorum, sözlerimi övmüş oluyorum.''
Yüzüne müştâk durur, ins ü melek.
Arş u ferş u ay u gün hem nüh-felek.
''Resûlullah'ın cemalini görmeye, ins ü melek müştâk idi.''
Hâlâ öyle, her zaman öyle. ''İns'' insanlar. ''Melek'' de melekler. ''Arş'' Allahu Teâlâ hazretlerinin Arş-ı Âzam'ı. ''Ferş'' bu yeryüzü. ''Ay'' kamer. ''Gün'' dediğimiz de güneş. Biz ''gün'' deyince, yirmi dört saatlik zaman dilimini anlıyoruz ama o devirde ''gün'' güneş demek. Nüh Farsça ''dokuz'' demek. Almancası Neun (noyn) nüh ile akrabadır çünkü ikisi akraba diller. Bazısı nüh-felek deyince Nuh aleyhisselam sanıyor. Halbuki, nüh-felek ''dokuz kat gökyüzü'' demek.
Adı güzel kendi güzel Muhammed.
Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel kendi güzel Muhammed.
Gel şefaat eyle kemter kuluna,
Adı güzel kendi güzel Muhammed.
diye Yunus'tan şiirleri biliyorsunuz.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ahlâkından bazı hususları size kısaca anlatmak istiyorum.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, insanların en yükseği idi. Tabi bazı insanlar, bu yüksekliği subjebtif sayabilir. ''Sen yüksek diyorsun ama başkası da başka insanları yüksek sayıyor.'' diyebilirsiniz. Batılı bir filozof diyor ki;
''Bir insanın büyüklüğü yaptığı işte; yaptığı işin başarı derecesi de kullandığı aletlerin azlığına, karşısındaki müşküllerin çokluğuna rağmen sonucun büyüklüğüyle ölçülürse, bu mânada Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en büyüğüdür.''
Çünkü elinde imkânlar yokken, hatta kavmi bile kendisine düşmanken kavmi bile kendisini öldürmek isterken işe başladı. Son derece cahil bir topluma, cahiliyet devresini yaşayan bir topluma peygamber olarak gönderildi. Öyle bir toplum ki kız çocuklarını istemiyorlar, gömüyorlar. Hz. Ömer bile gömmüş. Öyle bir topluma geldi. Çok kısa bir zaman sonra, o insanları çok büyük bir sosyal değişime uğrattı.
Halife, devletin başkanı Hz. Ömer Medine'den Mekke-i Mükerreme'ye gidiyor. Yanında bir kişi var. O zaman ordular, İran'ı fethetmiş durumda. Yani devlet başkanı bir kişiyle gidiyor, öyle muhafızlı olarak değil. Bir yerde durakladılar. Baktılar orada bir çoban ağacın gölgesinde koyunları otlatıyor. Çobanı çağırdı, dedi ki;
''Bize şunlardan bir tane kes.'' Dedi ki;
''Ben sahibi değilim, kesmeye salahiyetim yok.''
''Canım kes, ben sana parayı vereyim. Patrona ‘kurt yedi' dersin, ‘kayboldu' dersin.''
''Hadi patronu aldattık ama Allah'ı aldatabilir miyiz?''
Dağdaki çoban; ''Allah'ı aldatabilir miyiz?'' diyor. Peygamber Efendimiz'in, insanların üzerinde yaptığı büyük değişiklik!
Hz. Ömer geceleyin yolda, sokaklar arasında devriye geziyor. Kadın kızına bağırıyor;
''Kızım, sütün içine biraz su koy.''
''Halife gündüz tellal çağırtmadı mı, ‘sütünüze su katmayın' demedi mi anne?''
''Kızım sen de bırak Allah aşkına, sütün içine su kattığımızı halife nereden bilecek?''
''Halife bilmiyor ama Allah görmüyor mu? Nasıl yaparız bunu?'' diyor kız.
Kız, halifenin emrinin tutulması şuuruna ermiş. Otoriteye itaat edilmesi gerektiğini biliyor, biz buna; ''vatandaşlık şuuru'' diyelim. Evin içinde annesine karşı şuuruna bak! Hz. Ömer o evi belliyor, işaretliyor. Ertesi gün geliyor, o evin kapısını çalıyor; ''Kızınızı oğluma istiyorum.'' diyor. Kızı hiç görmeden. Ve alıyor. İşte onun torunu Emevîler'in en adaletli halifesi oluyor; Ömer b. Abdülaziz.
Toplum şuuru, insanlardaki ahlâkî değişme ve gelişme, Allah inancı ve her şeyi ihlâsla yapmak.
Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
24.10.1995 -
Peygamber Efendimizin Tavsiyeleri,
18.10.1996 -
Kadın ve Erkekte
