24.10.1995 - Peygamber Efendimizin Tavsiyeleri, Hilful Fudul, Akranın Manası

24.10.1995 - Peygamber Efendimizin Tavsiyeleri, Hilful Fudul, Akranın Manası
Allah, bizi sevdiği kullarından eylesin.Peygamber Efendimizin şefâtine nail eylesin.
Çeşitli içtimai münasebetlerde , anne ve babaya hürmeti Hadîs-i şerîflerinde,ısrarla tavsiye etmiştir. Hatta vefatlarından sonra anne ve babaya saygılarının ve dualarının devam etmesini emretmiştir. Bir keresinde minbere çıkarken üç defa ''âmin'' dedi. Bir adım attı, ''âmin''; bir adım daha attı, ''âmin''; bir adım daha attı, ''âmin.'' İnince sordular:
''Yâ Resûlallah! Hutbe okumak için minbere çıkarken ‘âmin' dediniz. Niye?''
''Cebrail; ‘Anne ve babasına veya bunlardan sadece bir tanesine erişip de, sağlığında onunla bir arada bulunmak imkânına kavuşup da cenneti kazanamayanın burnu yerde sürtsün!' dedi ben de ‘âmin' dedim.''
''Bir çocuğun anne babası sağ da, onların duasını alıp cenneti kazanamamışsa; ''yazıklar olsun!'' diyor. Anne babaya bu kadar hürmet. Bir hadîs-i şerifinde;
''Bir evlat, anne babasının kendisine sevgiyle bakmasını sağlayabilirse; annesinin babasının, kendisine bir bakışından dolayı bir köle âzat etmiş kadar sevap kazanır.'' diyor.
''Yâ Resûlallah! Çok bakar, 360 defa bakar.'' diyorlar.
''Allahu Ekber! 360 defa bakarsa, 360 köle âzat etmiş gibi Allah sevap verir!''
Burada çocukların anne babaya hürmet etmesini tavsiye ediyor.
Buna karşılık, anne ve babanın da çocuklarına karşı görevleri olduğunu vurguluyor. ''Çocuklarınıza güzel isim koyun.'' ''Güzel terbiye edin, edeplendirin.'' ''Kur'ân-ı Kerîm terbiyesiyle, Resûlullah sevgisiyle büyütün.'' Allimû evlâdekümü'l-kitâbete ve'r-rimâyete ve's-sibâha. ''Çocuklarınıza yazı yazmayı öğretin, silah kullanmayı öğretin, yüzmeyi öğretin.'' diyor. Böyle tavsiyeleri var.
Eğer anne baba onlara karşı vazifelerini yapmazlarsa çocukların âhirette anne ve babadan davacı olacaklarını bildiriyor. Binaenaleyh ebeveynlere çocuklarına hizmet etmeyi salık veriyor, çocuklara da anne babalarına hürmet ve hizmet etmeyi salık veriyor. Bu karşılıklı münasebetleri düzenliyor.
Hanımın kocasına karşı itaatini emrediyor ve bu itaati mutlak bir itaat olarak tarif ediyor.
Peygamber Efendimiz, sıla-i rahimin insanın ömrünü arttırdığını, beldeleri -mânevî bakımdan- mâmur hale getirdiğini beyan ediyor. Günahları siliyor, insanın ömrünü uzatıyor, beldeleri mâmur ve şen hale getiriyor. Bunu teşvik ediyor.
Kendisi de uzaktan yakından ilişkisi olan her insanla, ömrünün sonuna kadar en tatlı ilişkileri devam ettirmiştir. Hicret ederken yolda birisi kendisine bir şey sunmuş; o kadına her zaman hediye gönderiyor, geldiği zaman iltifat ediyor, ziyaret ediyor. Medine'ye geldiği zaman, Kuba köyünde biraz kalmışlar; her Cumartesi günü Kuba köyüne ziyarete gidermiş. Mekâna ve şahıslara muazzam bir vefası var. Hiç ihmal etmiyor.
Peygamber Efendimiz müslümanların birbirleriyle kardeşliğine çok büyük teşviklerde bulunmuştur, kendisi de aynen öyle davranmıştır. Büyüklerin küçüklere, küçüklerin büyüklere karşı davranışlarını tanzim etmiştir. Kendisi, küçüklere karşı çok şefkatli davranmıştır.
Bir keresinde Hz. Hasan veya Hüseyin, birisi;
''Dede, komşunun devesi var, o bindi. Bizim devemiz yok.'' diyor, biraz sızlanıyor.
''Gel, ben de seni omzuma bindireyim.'' diyor, omzuna alıyor.
''Ama onların devesi şöyle bağırıyordu, böyle bağırıyordu.'' diyor, Peygamber Efendimiz bir o tarafa bağırıyor, bir bu tarafa bağırıyor;
''Oldu mu?'' diyor,indiriyor.Çocuk dışarıya gitmiş,bunları mahallede söylemiş anlatmış herhalde;
Camiye giderken çocuklar yolunu kesiyorlar, diyorlar ki;
''Bizi de omzuna bindir.'' Peygamber Efendimiz yanındaki sahabisine diyor ki;
''Git evden çocukları memnun edecek bir şeyler al gel.''
Gidiyorlar evden bir şeyler alıyorlar, çocuklara onları veriyor, gönüllerini hoş ediyor.Çocuklarla bile davranışı böyle.
Bir çocuk varmış, bir kuş tutmuş, ''o öldü'' diye ağlamış. Onun yanından geçerken; ''Senin kuşçuğun ne oldu bakalım?'' diye halini, hatırını soruyor. Kendisinin davranışı böyle ve tavsiyesi bu tarzda.
Sonra komşuluk âdâbına çok önem veriyor.
''Cebrail bana geldi, komşu hakkı üzerinde o kadar durdu ki; Allah komşuyu komşuya varis kılacak sandım.'' buyuruyor.
Komşuluk üç kademede oluyor:Bir komşuysa ona karşı komşuluk vazifelerinizi yapacaksınız.
''Kendi binanızı komşunuzun binasından, daha yüksek yapıp onun havasını ve rüzgârını engellemeyin.'' buyuruyor. Onu kollayacak ve binalar eşit olacak; birisi yukarıda ötekisi aşağıda olmayacak. Yediğinden, pişirdiğinden, kokusu yayılan şeylerden verecek, ikram edecek. Bir derecesi, komşuluk.
İkincisi ,komşun müslümansa hem komşuluk hakkı var hem de müslüman kardeşliği hakkı var, takviyeli. Bir de akrabaysa, üç kat takviyeli; hem müslüman olduğu için hem komşu olduğu için hem de akraba olduğu için. Artık onların birbirleriyle ne kadar güzel geçinmesi gerektiği ortaya çıkıyor. Efendimiz'in bunlarla ilgili, kendi örnek davranışları ve pek çok tavsiyeleri var.
Sonra ticarî hayatta, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in önemli tavsiyeleri var. Bir kere ticareti teşvik ediyor. Ticareti çok methediyor. ''Doğru sözlü, güvenilir bir tüccarın Arş-ı Âlâ'nın gölgesinde gölgeleneceğini'' söylüyor. Birbirini Allah için dost edinen kimseler gibi. Onun için bizim eski İslâm alimlerimiz, büyüklerimiz özellikle ticarete girmişlerdir. Mesela İmâm-ı Âzam aynı zamanda tüccardı. İmâm-ı Âzam'ın aynı zamanda tüccar olması para aşkından değil, ticaret sevap olduğundan. ''Başka bir yerden, bu beldenin ihtiyacı olan malları getirmek sevaptır.'' diye bildiriyor. Para kazanılıyor ama bir taraftan da bir sosyal görev yerine getirildiği için Peygamber Efendimiz ticareti çok methediyor, teşvik ediyor. Patron ve işçi münasebetlerinde patronu frenliyor, işçiyi öğütlüyor. Genel tavsiyesi de;
''İşçinin alnının teri kurumadan, iş ücretini veriniz.'' ''İşe almadan, çalıştırmaya başlamadan önce ücreti beyan ediniz.'' buyuruyor. Sonradan; ''Ben sana şu kadar veriyorum, git!'' tarzında veya vermemek tarzında değil. Bunları gayet güzel tanzim ediyor.
Ticaretin hangi usullerle olacağına dair tavsiyeleri var. Kendisi bir belediye başkanı gibi,çarşı-pazar yerine girmiştir, oralarda emirlerde bulunmuştur. Bir keresinde bir çuvalın başına geldi, mala elini soktu, ters çevirdi; altı ıslak, üstü kuru, hileli, mostralı, üstü düzenlenmiş, altı kötü. ''Böyle yapmayın!'' dedi.
Men ğaşşenâ fe-leyse minnâ. ''Kim böyle aldatırsa bizden değildir.''
Biliyorsunuz ticaretin, tartının düzgün olmasıyla ilgili sûre bile var. Âyet değil, sûre var: Tatfîf sûresi, Mutaffifîn sûresi.
Veylün li'l-mutaffifîn. Ellezîne ize'ktâlû ale'n-nâsi yestevfûn. Ve izâ kâlûhüm ev vezenûhüm yuhsîrûn. Elâ yezunnu ülâike ennehüm meb'ûsûne li-yevmin azîm.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in içtimaî tavsiyeleri var
Mesela her ev sahibinin evinin önünü temizlemesi, hadîs-i şerîftendir, Efendimiz'in tavsiyesidir. Toplum içindeki zenginlerin, Allah rızası için fakirlere yardım etmesi, İslâm'ın en önemli emirlerinden biridir. Bu bir zekâttır, toplumun görevidir. O fakirlere, dullara, yetimlere, yoksullara yardım etmek yöneticilerin görevidir.
Kendisinin dünyaya değer vermediğine dair örnekleri anlattım. Resûlullah Efendimiz'in ahlâkını söylerken bir hususu açıkça belirtmemiz lazım. Resûlullah Efendimiz öyle kuzu kuzu bir insan değildi. Hep yumuşak bir insan değil. Sertleştiği zamanlar vardı. Mesela savaşlarda en önde gidiyor, düşmandan hiç korkmuyor. Pehlivan bir kimse kendisiyle güreşmiş, küt devirmiş. ''Olmadı, bir daha.'' demiş. Yine güreşmişler, yine Resûlullah yenmiş. Gücü kuvveti yerinde, cesur bir insan. Savaştan korkmayan bir kimse.
Peygamber Efendimiz'den önce Mekke'de ahlâk çok bozuk olduğu için artık Mekke ahalisi de üzülmüşler. İki şahıs kafa kafaya vermiş, bir anlaşma yapmışlar. Demişler ki; ''Mekke'de haksızlık olursa biz nüfuzumuzu kullanarak bu haksızlığı engelleyelim.'' Başkaları da katılmış. Bu bir antlaşma olmuş; Hilfu'l-fudûl anlaşması ve bu antlaşma çalışmış. Haksızlığa uğrayan kimseler buna müracaat etmişler, haklarını almışlar.
Bir keresinde civar kabilelerden birisinden bir bedevî, hanımıyla beraber geliyor; Mekke'de mal satacak. Hanımı güzelmiş. Mekke'nin haylaz, edepsiz eşrafından birisi bir hileyle kadını kapıp evine kaçırıyor. Mekke'de öyle tek başına bir şey yapamaz. Ne yapacağını şaşırıyor. ''Sen en iyisi bu işi Hilfu'l-fudûl sahiplerine söyle.'' diyorlar. Gidiyor, söylüyor. Kılıçları çekip adamın kapısına dayanıyorlar, kapısını açtırıp haksızlığı engelliyorlar. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; ''Ben de yetişseydim, onlara katılırdım.'' diyor. Efendimizin sosyal asayiş vs. bakımından anlayışı bu.
İslam aleminin hudutlarında nöbet tutmanın ne kadar sevaplı olduğuna dair,çok hadisi şerifler var.Buna ‘ribat’ veya ‘murâbata’ diyoruz.Hudutlarda bekçilik yapmak.
Bütün seferlere, seyahatlere birilerini gönderdiği zaman birisini başkan, emir seçiyor.
Bir yerde başkan kim olacak?
''Kur'ân-ı Kerîm'i en iyi bilen insan olacak.'' diye bildiriyor.
Biz de onun için radyo yayın şirketimizin adını ''AKRA'' koyduk, ''Kur'an'ı en iyi bilen'' mânasına. Bir taraftan Ak Radyo'nun kısaltılmışı gibi, ''Ak Radyo, Akra'' bir taraftan da asıl amacımız; ''Kur'ân-ı Kerîm'i en iyi okuyan kimse'' gibi bir mâna düşünerek.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ahlâkına ve bize öğrettiği şeylere bakacak olursak, tepeden bakıp genel hükümler çıkaracak olursak şunu görüyoruz:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz meseleleri bir bütün olarak çok güzel görüyor ve o bütünün her tarafını dengeli bir şekilde tatmin edecek hüküm koyuyor. Hiçbir kimseye haddinden fazla salahiyet vermiyor. Hiçbir kimseyi de ezdirmeyecek şekilde hüküm koyuyor. İnsanî ilişkilerin her çeşidini gayet güzel bir şekilde tanzim ediyor. Kendisi de bunu kendi hayatında, bize bir numune olarak gayet güzel bir tarzda gösteriyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz güzel ahlâkı şöyle anlatıyor:
Güzel ahlak hasbî olacak, karşılıksız olacak.Sırf Allah’dan sevap bekleyerek yapılıyor.Yoksa ‘o adam bana iyilik yaptı da ben de ona iyilik yapıyorum,’ diye değil.Kötülük yapsa bile, insanın iyilik yapması gerekiyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz bir hadisi şerifinde buyuruyor ki;
''Musibetin, insana gelen hastalık veya üzücü bir olayın da Allah'ın bir ikramı olduğunu anlamayan gerçek mü'min değildir.'' diyor.
Peygamber Efendimiz'in olaylara bakışı bizim bakışımız gibi değil. Hastalık gelmiş, Allah'ın bir kaderi; buna sabredince sevap kazanacak. Bir musibet gelmiş, o da Allah'ın bir kaderi; ona tahammül ettiği zaman sevap kazanacak. Yani ''her şey tatlı, her şey güzel olacak'' gibi bir şey telkin etmiyor. Hayatın acı ve tatlı hadiseleri karşısında mütehammil olmayı tavsiye ediyor. Onların Allah'tan geldiğini, binaenaleyh onlara karşı sabırlı olmak gerektiğini anlatıyor.
Yapılan her şeyin; dünya menfaati için veya bir iyiliğin karşılığı olduğu için değil, Allah rızası için yapılması gerektiğini anlatıyor. Böylece son derece şumullü, her detayı düşünülmüş bir ahlâk sistemini, kendisi hayatı boyunca uygulamış ve bize de ''beşerî ilişkilerimizde böyle hareket edelim'' diye onları tavsiye olarak bırakmış oluyor.
Allahu Teâla hazretleri, bizleri de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ahlâkıyla ahlâklanmaya muvaffak eylesin. Hem aile hayatında hem akrabalarımızla münasebetlerimizde hem diğer müslüman kardeşlerimizle ilişkilerimizde, komşularımızla ilişkilerimizde hem ticaretimizde hem içtimaî hayatımızda, iş hayatımızda bu kâidelere uygun hareket etmemizi Allahu Teâla hazretleri bizlere nasip eylesin. Böylece rızasını kazanmayı, hem dünyada mutlu olmayı, mutlu bir düzen kurmayı, mutlu bir toplum meydana getirmeyi hem de âhirette sevap kazanmış olarak varıp Allah'ın rızasına erip cennetiyle cemaliyle müşerref olmayı cümlenize, cümlemize nasip eylesin.
18.12.1994 -
Fıkıh İlmi, Kurban
24.10.1995 -
Peygamber Efendimizin Örnek
