18.12.1994 - Fıkıh İlmi, Kurban Kesmek, Niyet, Allah İçin Birbirini Sevmek

18.12.1994 - Fıkıh İlmi, Kurban Kesmek, Niyet, Allah İçin Birbirini Sevmek
Bismillahirrahmânirrahîm.
El-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Kemâ yenbağî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.
Ve'sselâtü ve'sselâmü alâ hayri halkıhî sultâni'l-ârifîn Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l-cezâ.
Aziz ve değerli mü'min kardeşlerim!
Fıkıh ilmi var, başımızın tâcıdır. Fıkıh ilmi ile biz haramı, helali biliyoruz. İnsanoğlu bununla mâ lehû vemâ aleyh'i biliyor. Yani yapması gereken, yapmaması gereken, kendisinin lehine olan, aleyhine olan şeyi biliyor. Fıkıh ilmi lazım. Fakat bazı ameller dış şartlarına riayet ettiğin halde kabul olmuyor. Namazı kılıyorsun, kabul olmuyor; haccı yapıyorsun, kabul olmayabiliyor; Kur'an okuyorsun, kabul olmayabiliyor; sadaka veriyorsun, kabul olmayabiliyor.
Ne lazım?
Kabul şartlarını bilmek lazım. Onun için ilmihal kitaplarımızı yeniden yazmamız lazım. Namazın farzlarını, sünnetlerini, âdâbını vesairesini yazıyoruz da bir büyük bahis ayırmıyoruz; "Namazın kabul olması için şunlar lazımdır; şunlar şunlar olmazsa Allah namazı kabul etmez." diye bir bahis olmuyor.
İmâm-ı Gazzâlî yazmış. Esrâr-ı Salah, Esrâr-ı Hac vesaire diye. Mutasavvıflar yazmış. Bunlar yazılmadığı zaman millet şekle bakıyor, özü kaybediyor.
Tasavvuf nedir?
Fıkhu'l-bâtındır. Amel-i kalbîye riayettir. Onun ahkâmını tespittir.
Kenzü'l-ummâl'ın sahibi Alaaddin Ali el-Muttakî el-Burhanporî böyle tarif ediyor.
Biliyorsunuz ki fıkh-ı bâtın önemli.
Ameller ne olursa kabul olur ne olmazsa kabul olmaz?
Mesela âyet-i kerîmeden misalle:
Adem aleyhisselam'ın iki oğlu iki kurban kesmiş.
Karrabâ kurbânen fe-tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel mine'l-âhar.
Birisininkini Allah kabul etmiş, ötekisininkini kabul etmemiş.
Neden?
İnnemâ yetekabbelu'llâhu mine'l-muttakîn. "Allah ancak muttakîlerin ibadetini kabul eder." diyor.
Muttakî olursa kabul eder. Takvâya riayet ederse, takvâ ile yaparsa kabul eder.
Kurban kesme hakkında âyet-i kerîmeyi biliyorsunuz:
Len yenâle'llâhe lühûmuhâ ve lâ dimauhâ... Kestiğiniz kurbanların etleri, kanları Allah'a ulaşmayacak ki! Kanı yere akıyor, etini fukarâ alıyor; yemediklerini kurtlar, kuşlar yiyor.
Len yenâle'llâhe lühûmuhâ ve lâ dimauhâ. "Kanları, etleri Allah'a ulaşmayacak." Velâkin yenâluhu't-takvâ minküm. "Sizin takvânızı Allah değerlendirecek, takvânız Allah'ın indinde makbul olursa olacak." buyuruluyor.
Takvâ önemli.
Takvâyı nereden öğreneceksiniz?
Takvâ tasavvuftan öğrenilir. Tasavvuf takvâyı öğretme yoludur, takvâ yoludur, ihsan yoludur.
Sonra, Allahu Teâlâ hazretleri biliyorsunuz amellerin ancak kendisi için yapılanını kabul ediyor. İhlâs, niyeti halisâne olursa kabul ediyor. Eğer amel güzel bile olsa, o ameli başka maksatla yapıyorsa Allah o ameli kabul etmiyor.
"Ben ortakların en müstağnisiyim. Birisi bana bir işi yaparken bir ortak düşünerek yaparsa, hepsini ortağıma veririm, yani ben kabul etmem." buyuruyor.
"Allah amellerin ancak ihlâslı olanını kabul eder."
Ne demek?
Ancak kendisinin rızası için yapılanını kabul eder.
"Hocam, birazcık Allah'ın rızasını da düşünüyorum ama bir de müessesemizin reklamı olsun diye de düşünüyorum."
Hava alırsın. Müessesenin reklamı olur, Allah'ın rızası olmaz.
"Hocam, birazcık fukarâya hayır olsun diye aklımdan geçiyor ama ‘Ne cömert adam!' desinler diye... Zengin[im], herkes geliyor, ‘hayır yapmıyorsun' diye ayıplayacaklar, ayıplamasınlar diye veriyorum."
Hava alır. Niyet şöhret, niyet halktan korkmak, niyet reklam, niyet gezi...
Hacıların bir kısmı turist defterine yazılırmış. Eski adı "seyyah." Seyyâhîn defterine yazılırmış.
Neden?
"Bakalım dağı, taşı nasılmış? Ovası, denizi güzel miymiş değil miymiş?"
Haa tamam, seni turist defterine yazarlar, hacı defterine yazmazlar.
Kimisi tüccar defterine yazılırmış.
Neden?
"Üç tane halı alayım, şu kadara satayım, oradan beş tane bilmem ne getireyim, haccı bedavaya çıkartayım."
Tamam, ticaretin ticaret olur ama haccın hac olmaz.
Kiminkini kabul eder Allah?
Ancak kendi rızası için olursa, ihlâslı olursa kabul eder.
İhlâs nasıl tahsil ediliyor, riyadan nasıl kurtulunuyor; tasavvufî eğitim onu öğretiyor. Tasavvufun işi bu. Binâenaleyh, Allah insanların suretlerine, haseplerine, neseplerine bakmıyor; gönüllerine bakıyor. O halde gönlün güzelleştirilmesi lazım. Allah'ın baktığı, itibar ettiği, önem verdiği yerin temiz olması lazım.
Onun için bir şairin sözü de hoşuma gider. Hep söyleriz kitaplarımızda, makalelerimizde de var. Bir söz hoşuma gidiyor, diyor ki şair - Kalbini pâk eyle diye birkaç beyit söylüyor da- ;
Padişah konmaz saraya, hâne ma'mûr olmadan.
Mâsivâdan gönlünü, kalbini pâk eyle, temizle ki içeriye Cenâb-ı Mevlâ tecelli etsin. Tâ tecelli ede Hakk. Kalbini pâk eyle ki ta tecelli ede Hak. Padişah konmaz saraya, hâne ma'mûr olmadan. Padişah vîrâneye otağı kurmaz; padişah saraya gelir, beldenin ağasına, beyine gelir, güzel yere gelir. Sen de kalbini güzelleştirirsen Allah tecelli eder. Kalbin pis olursa olmaz. Gönlüne baktığına göre gönlün güzelleştirilmesi lazım. Binâenaleyh, tasavvuf bunu sağlıyor, demek ki gerekli.
Sonra biliyorsunuz, mü'minlerin birbirleri ile umumî kardeşliği var.
İnneme'l-mü'minûne ihvetün. "Bütün mü'minler kardeştir." Ama bir de;
el-Mütehâbbûne fillah diye hadîs-i şerîflerde bir zümreden bahsediliyor.
Evet, herkes müslümandır ama birbirlerini Allah rızası için muhabbet edip sevenlerin methiyesi ile dolu hadîs-i şerîfler var.
Bir hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki;
el-Mütehâbbûne fillâhi alâ menâbire min nûri yevme'l-kıyâmeti. "Mahşer gününde Allah için birbirini sevenler nurdan minberlerde oturacaklar."
Peygamber değiller, şehitler değiller ama yağbituhümü'l-enbiyâu ve'ş-şühedâ "Peygamberler ve şehitler onlara gıpta eder." Öyle...
Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfinde bunlar var. Yani birbirine muhabbet eden insanların makamı öyle yüksek olacak ki Arş-ı Âlâ'nın gölgesinde gölgelenecekler, mahşer halkı onlara gıpta ile bakacaklar. Yüzleri nur, libasları nur, minberleri, oturdukları yerler nur... Cennete girecekler, cennette Allah onlara büyük ikramlarda bulanacak. Cennette köşklerinin balkonlarına çıktıkları zaman, fî zılâlin ve uyûn cennetin gölgelik yerleri aydınlanacak. Onlar balkona çıkınca ortalık bir ışıyacak, aydınlanacak; cennet ehli anlayacaklar ki birbirini Allah için seven o âşık kimseler, muhabbet ehli kimseler balkona çıkmış. Cennet ehli anlayacaklar ve birbirlerine diyeceklermiş ki;
"Gelin, şu -el-mütehâbbûne fillâh- birbirini Allah için seven, kardeş olan kimselerden birisi yine balkona çıkmış, şunu seyrana gidelim."
Yüzlerine bakmak bile hoş olacakmış. Cennetin gölgelikleri aydınlanacakmış. Böyle bir şey, güzel bir şey...
Mü'minin mü'mini sevmesi lazım. İşte kardeşlik bu. Yani "âhiret kardeşliği" diyoruz, "âhretlik" diyoruz. Mü'minin mü'minle candan kardeş olması...
Çoğu bu işi bilmez. “İhvan" diyor ama ihvanlıktan haberi yok. Birbirini aramaz, sormaz, sevmez, çağırmaz, fedakârlık yapmaz...
Bizim Hocamız derdi ki;
"Bir arkadaş bir arkadaşa ‘Kalk, gidelim.' dese, ötekisi de ‘Nereye yahu?' dese arkadaşlığa sığmaz."
"Nereye?" demeyecek. Madem kardeşsin, "Kalk, gidelim." deyince kalk, git.
"Arkadaşlık ‘peki' demekle kâimdir." derdi.
"Peki" diyecek, "peki, olur, hayhay.."
"Ben size bu ‘peki' demeyi öğretinceye kadar hep bunları şöyle yapıyorum, böyle yapıyorum." Derdi, kardeşlik.
"Birbirimizi ziyaretimiz olmasa bizim halimiz nice olur?" derdi [Mehmed Zahid] Hocamız. Ziyarete bu kadar önem verirdi.
Birisi, Maraş olayları oldu, İstanbul'dan bana telefon açtı;
"Git Maraş'a, kardeşlerimize geçmiş olsun de, araştır."
Falanca kimsenin babası, annesi ölmüş. Telefon açıyor bana;
"Git, benim namıma onu taziye eyle."
Muhtaç değil, mecbur değil. Geldiği zaman kapısının eşiğinde oturuyor ama muhabbet ediyor. "Kardeşlerim" derdi, "Aziz kardeşlerim" derdi. "Ben âciz nâçiz kardeşinizim" derdi.
İşte bu kardeşliği sağlıyor tasavvuf.
İslâm'ın dışından mı, İslâm'dan ayrı mı?
İslâm'ın kendisi, İslâm'ın uygulaması.
Allah bizi de yolunda eylesin. Kendisini bilenlerden, bulanlardan eylesin. Allah hepinizden razı olsun. Dünya ve ahiretin bildiğimiz bilmediğimiz her türlü hayırlarına erdirsin. Dünya ve ahiretin her türlü şerlerinden korusun.
Bi hürmeti esrâri sûreti'l fatiha.
18.12.1994 -
İhsan Sahibi Olmak,
