24.10.1995 - Peygamber Efendimiz (SAS), Toplumsal İlişkilerde Ahlak

24.10.1995 - Peygamber Efendimiz (SAS), Toplumsal İlişkilerde Ahlak
Allah bizi sevdiği kullarıdan eylesin.Peygamber Efendimizin şefâtine nail eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i lâyıkı veçhile, gerçek cephesiyle, her vechesiyle tam anlatabilmek herhalde bir kul için çok zor veya imkânsız bir şey. Çünkü Allah'ın sevdiği, seçtiği ve Hz. Âdem'den kıyamet kopuncaya kadar dünya üzerinde gelmiş geçmiş ve gelip geçecek bütün insanların en üstünü olan bir şahsı anlatmak herhalde kolay bir şey değil.
Şimdi sizi ilgilendiren bir hatırayı, yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum. Kaddafi, propaganda maksadıyla çok çeşitli ülkelerden gazetecileri Libya'ya, Trablus'a çağırmış. Bizim Türkiye'den de tanınmış gazetecileri çağırmış. Libya'da lüks bir otele yerleştirmiş. Otelin lobisinde demiş ki;
''Biliyor musunuz, Fransız filozofu Roger Garaudy müslüman oldu.''
Tabi bizim öteki Türkiyeli gazeteciler ciddiye almamışlar;
''Yahu, siz de artık herkes için ‘müslüman oldu' diyorsunuz; Astronot müslüman oldu, Kaptan Kousto müslüman oldu, şu müslüman oldu,bu müslüman oldu.O adam büyük filozof, kitapları Moskova'da ders kitabı olarak okunuyor. Roger Garaudy müslüman olmaz.'' demişler.
Allah'ın işine bakın ki ertesi gün Roger Garaudy de davetli olarak oraya gelmiş. Herkes merakta;
''Acaba hakikaten Roger Garaudy müslüman oldu mu?'' Sormuşlar;
''Müslüman mısınız?'' ''Evet, müslümanım, müslüman oldum.''
Bizim gazetecilerden bir tanesi;
''Üstat! Ne diye müslüman oldun?'' demiş.
Onun sitemini, edâsını, kafasındaki sözü anlamış. Çok hoşuma gidiyor da bunu her yerde söylüyorum. Demiş ki;
''Bak evlat! Kapitalizm insanı sermayeye ve patrona esir etti. Vahşi kapitalizm böyle işte; sonunda komünizmi doğurdu.''
Biliyorsunuz kapitalizmin sert uygulamaları reaksiyonlar meydana getirdi, komünizm meydana geldi. Komünizm ise insanı topluma feda etmiştir. Orada da insanın hiç değeri yok. Yani hapse atılır, öldürülür. ''Mühim olan toplumdur.'' denilerek orada da toplum öne geçirilmiş; fert olarak insan, ihmal edilmiş. Kapitalizmde de insan eziliyor, istismar ediliyor, çalıştırılıyor, işçinin emeği sömürülüyor, sermayedarlar gittikçe daha zengin oluyor.
''Emperyalizm, sömürü ve kapitalizm insanı patrona esir etmiştir; komünizm cemiyete feda etmiştir. İnsana insan olma değerini veren İslâm'dır. Onun için müslüman oldum.'' demiş.
Tabi bu, çok kısa bir özet. Ama bu işleri çok iyi bilen bir insan olarak, bütün ekonomik sistemleri gayet güzel bildirmiş oluyor.
Evet, İslâm her konuda çok muhteşem, çok hayret edilecek, hayran kalınacak dengeler kuruyor. Aşırılıkları bertaraf ediyor, dengeli kuruyor. İslâm hem tek şahıs olarak ferde, bireye önem veriyor hem de topluma önem veriyor. Birisini ötekisine ezdirmiyor. İslâm'da fert de çok mutlu, toplum da çok düzenli. Başka sistemlerde bu yok. Onun için İslâm hakkıyla yaşandığı zaman, insan ruhen de mutlu oluyor; çok rahat oluyor, içi huzurlu oluyor, bedenen sıhhatli oluyor. İslâm aklı korumayı da esas almış, aklen de sıhhatli oluyor. Ailevî yönden düzenli oluyor. Çünkü kocaya da hanıma da bazı şeyler emretmiş. Cinsel yönden de düzen koymuş. İçtimaî düzeni ve saadeti de sağlamış. Bunların hepsi İslâm'da bir düzene girmiş oluyor ve İslâm'la tahakkuk ediyor. Onun için şeksiz şüphesiz en güzel nizam Garaudy'nin dediği gibi İslâm'la olmuş oluyor.
Biliyorsunuz, ibadetler bile ferdîdir, netice itibariyle kulla Rabbi arasındadır. Ama onların bile toplumsal olanlarının sevabı çok büyüktür. Mesela insan evde bir namaz kılarsa, bir birim sevap alıyor ama camide kıldığı zaman 27 kat sevap alıyor. Cuma namazı kılınan büyük camide kıldığı zaman 50 kat sevap alıyor.
Namaz bir ibadettir; Allah'ın huzurunda duruyoruz, mânasını bilerek bilmeyerek bir şeyler okuyoruz, rükû ediyoruz, secde ediyoruz. İbadet.
Oruç? Oruç da bir ibadet. Allah için kendini tutuyorsun, sabrediyorsun. Ama İslâm, zekâtı da bir ibadet yapmış. Zekât sonuç itibariyle iktisadî, içtimaî, ahlâkî bir olaydır. Ama ona büyük önem vermiş. Peygamber Efendimiz zamanında çok önemli uygulamalar var. Mesela Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahu anh Efendimiz halife olunca bazıları şöyle demişler:
''Yâ Ebâ Bekir! Tamam, kelime-i şehadet getireceğiz, namaz kılacağız, Ramazan'da oruç tutacağız ama bizden zekâtı isteme!'' Ebû Bekir Efendimiz onlara;
''Resûlullah zamanında verdiğiniz zekâtları ya aynen verirsiniz ya da sizinle savaşırım! Çünkü siz Allah'ın bir emrini yapmayı istemiyorsunuz. Sizinle harp ederim.'' demiş.
Halbuki aynı Ebû Bekir, Peygamber Efendimiz vefat ettikten sonra Resûlullah'ın darılıp da zekât almadığı bir kimse zekâtını getirince;
''Resûlullah'ın almadığı bir zekâtı ben senden nasıl alırım? Almam!'' diyor.
O olay da çok enteresan. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e zekât âyeti indiği zaman bu şahsa da tebliğ etmişler;
''Zekât âyeti indi, şu kadarlık koyundan bir tanesini zekât olarak vereceksin, şu kadar deveden şu kadarını zekât olarak vereceksin.''
Kabul etmemiş. Kabul etmeyince Peygamber Efendimiz de;
''Bir daha onun yanına gitmeyin, istemeyin!'' demiş. Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz'e geldiği ve zekâtını vermek istediği zaman;
''Yok!'' diyor, ''Resûlullah senden almadı, ben de almam!''
Maksat açgözlülük değil, para meselesi değil. Resûlullah'ın almadığından almıyor. Resûlullah zamanında verilenin de verilmesini istiyor, verilmediği zaman ''çarpışırım'' diyor.
Ama biz onların hepsini bir tarafa bırakalım; zekât gibi parasal bir olay, içtimaî fonksiyonu olan bir olay, önemli bir farz oluyor ve savaşa sebep olabiliyor. O kadar önemli. ''Basit bir şey canım, işte kendisi kazanmış, ne yaparsa yapsın. Verirse verir, vermezse Allah'a hesabını kendisi versin.'' demiyor. Bunu böyle bir sisteme bağlamış, kat sayısını koymuş. Bu da İslâm'ın ne kadar disiplinli olduğunu gösteriyor.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ahlâkı bahis konusu olduğu zaman, önce ahlâk konusunda bir iki söz söylemek lazım. Ahlâkın felsefesi uzunca yapılmıştır; çok şeyler söylenebilir. Ahlâk toplumsal bir olaydır. Ancak toplumsal ilişkilerde beliriyor, ortaya çıkıyor; insanın kendi kendine olduğu zaman olan bir şey değil. Başkalarıyla olan ilişkilerinde, insanî ilişkilerde ortaya çıkan bir olay. O halde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ahlâkını incelediğimiz zaman, Peygamber Efendimiz'in çevresindeki insanlarla ilişkilerini de görmüş olacağız. Bu da bizim için önemli çünkü; hayatımızdaki hareketlere ışık tutacak, kaynak olacak.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ahlâkını misaller vererek anlatmaya çalışacağım. Çok emsalsizdi. Eşsiz, emsalsiz güzellikte idi. Bununla ilgili Kur'ân-ı Kerîm'de de âyet-i kerîmeler var. Mesela Tevbe sûresinin sonundaki şu âyet-i kerîme Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e inmiştir:
Bismillâhirrahmânirrahîm. Lekad câeküm resûlün min enfüsiküm. ''Size sizin içinizden bir peygamber gelmiştir.'' Enfüsiküm sözünü, enfesiküm okuyan alimler de var. Yani ''Sizin en enfeslerinizden birisi gelmiştir.'' ''Enfes bir insan olarak gelmiş.'' mânasına okuyanlar da var. O da doğrudur. Tabi Peygamber Efendimiz'in enfes bir şahsiyeti vardı ama bizim içimizden, bizim gibi bir beşerdi.
Müşrikler zaman zaman; ''Allah niye bir melek peygamber göndermedi?'' diye sormuşlar. ''Bu niye böyle beşer? İnsanoğlundan, Âdemoğlundan bir peygamber olarak geldi. Niye melekten bir peygamber gelmedi? Gökten kanatlarıyla inseydi, gelseydi.'' demişler.
Tabii ki yeryüzünde insanlar yaşadığı için ve ahkâm insanlara indirilmiş olduğu için. Örnek insan onlardan olacak ki, ötekiler onun hayatına bakarak kendi hayatlarını tanzim etsinler. O bakımdan, Allahu Teâlâ hazretleri beşeren resûlâ ''beşerden bir peygamber'' göndermiştir. Bizim gibi nefsi olan, bizim gibi kaşı gözü olan, bizim gibi kalbi olan, bizim gibi duyguları olan; sevinmesi üzülmesi, yemesi içmesi, uyuması, yorulması olan bir kimse. ''Bu şartlarla Allah'a en güzel kulluk nasıl yapılabilir?'' Onu göstermek için beşerden bir peygamber gelmiştir.
Birçok insan bu “beşeren resûlâyı” anlayamamışlardır. Beşerden peygamber gelmesini anlayamamışlardır; hep olağanüstü şeyler istemişlerdir. Diyorlar ki;
''İki yanında iki melek gezmeli değil miydi? Sihirli bir bahçesi olmalı değil miydi? Oradan çeşit çeşit meyveleri koparıp yemeli değil miydi?''
Yahu Allah size, sizin gibi beşer bir peygamber gönderiyor. Bu beşer peygamberi, yani ''tabiilik içindeki mükemmelliği'' birçok kimse anlayamamıştır. Anlayan anlamıştır, anlamayan anlayamamıştır. Bir insanın kıymeti ne ile anlaşılır?
Mesela bazı insanların ''Allah'a iyi kulluk edeceğim'' derken seçtikleri yollar var. Cemiyeti terk ediyor.
İyi insan olmak; cemiyeti terk etmekle midir, inzivaya çekilmekte midir?
Herkes toplumu terk ederse, toplum düzeni yıkılır; herkes tek başına bütün ihtiyaçlarını kendisi görme durumunda kalır. Beşerin, insanoğlunun gelişmesi sıfıra iner. Doğru değil. Akılları sıra ibadet olarak çeşit çeşit formlar ortaya koymuşlar. Ama onların hiç birisinin bir hikmeti yok. Tabiî yaşamı içinde beşer olarak, Allah'ın kendisine verdiği bütün imkânları kullanarak Allah'ın rızasını kazanmak; mesele budur. Ve birçok kimse bunu anlayamamıştır. Bizim iyice anlamamız lazım.
Min enfüsiküm. ''Sizin içinizden, sizlerden biri olarak bir resul gelmiştir.'' Azîzün. ''İzzetli, kıymetli'' . Burada azîzün deyince bir virgül var, aleyhi mâ anittüm ikinci sıfattır. Aleyhi mâ anittum. ''Sizi üzen şeyler ona ağırlık verir, sizin üzülmenizi istemez.'' Veyahut azîzun aleyhi mâ anittum diye virgül olmadan, duraklama olmadan okunur o zaman hepsi birden aynı mânayı ifade eder. ''Sizi üzen şeyler ona fevkalâde üzücü ve ağır gelir.'' Her iki mânada da Resûlullah'ın sosyal ahlâkının ne kadar yüksek olduğu görülüyor. Yani Resûlullah bencil değil; başkalarının üzüntülerini kendisine yük edinen, başkalarının üzüntülerinden dolayı üzülen bir insan. Bu çok önemli bir vasıf; toplumsal terbiyesinin yüksekliği Allah tarafından methedilmiş.
Harîsun aleyküm. Bu da öyle. ''Size karşı son derece haris.'' Bir annenin çocuğuna hırsı, koruma arzusu gibi, bir tavuğun civcivini koruması gibi size karşı himaye duygularıyla dolu, şefkatle dolu.
Bi'l-mü'minîne raûfün rahîm. ''Mü'minlere karşı çok yumuşak kalpli, çok merhametli.''
Bunların hepsi Resûlullah'ın sosyal medihleridir. Allahu Teâlâ hazretleri bu vasıflarıyla methediyor. Bu raûf ve rahîm kelimeleri Allah'ın sıfatlarıdır; beşere verilmiş, verilebilen sıfatlar olmadığı halde Peygamber Efendimiz'e Allah tarafından veriliyor. Bu da önemli. Raûf sıfatı aslında Allah'ındır. Rahîm sıfatı, bismillâhirrahmânirrahîmde geçtiği gibi Allah'ındır. Onun ne kadar yüksek olduğunu görmemiz için o sıfatları Peygamber Efendimiz'e lütuf olarak veriyor.
Ve inneke le alâ hulukin azîm âyet-i kerîmesi var. ''Ey Resûlüm! Sen çok büyük bir ahlâk üzeresin.''
Lekâd kâne leküm fî resûlillâhi üsvetün hasenetün âyet-i kerîmesi var.
Le-amruke diye ''Resûlullah'ın ömrüne, hayatına yemin etmesi'' var. Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de bazı âyetleri yeminle başlatır. Mesela;
Ve'l-asr. ''Asr'a and olsun ki!''
Ve't-tîni ve'z-zeytûni ve tûr-i sînîn. ''İncire, zeytine ve Tûr-i Sînâ dağına and olsun ki!'' dediği gibi, le-amruke ''senin ömrüne yemin olsun ki'' diyor.
Bütün bunlar Kur'ân-ı Kerîm'de, Peygamber Efendimiz'in Allah tarafından ne kadar sevildiğini gösteren misallerdir.
Fetih sûresi vardır;
İnnâ fetahnâ leke fethan mübînâ. Li-yağfira leke'l-lâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhara. diye başlayan, sonunda;
Muhammedün resûlullah, ve'l-lezîne meahû eşiddâu ale'l-küffâri ruhemâu beynehüm... âyet-i kerîmesiyle biten; hepsi Resûlullah Efendimiz'i metheden âyetlerdir. Ona olan bağlılığın Allah'a yapılmış bağlılık olduğunu bildiren, tescil eden âyetlerdir.
Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
18.12.1994 -
Nefs Terbiyesi, Allahı
18.12.1994 -
İhsan Sahibi Olmak,
