19.01.2001 - Allah Güzeldir Güzeli Sever, Kibir

19.01.2001 - Allah Güzeldir Güzeli Sever, Kibir
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû aziz ve sevgili dinleyciler!
Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, her türlü ikrâm u ihsânı üzerinize olsun. Cenâb-ı Hak hem dünyada hem âhirette cümlenizi sevindirsin, aziz ve bahtiyar eylesin.
Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;
İnna'llâhe teâlâ cemîlün yuhibbü'l-cemâl ve yuhibbu izâ en'ame alâ abdihî ni'meten en yerâ eserehâ aleyhi ve yubğidü'l-bü'se ve't-tebâüse. Velâkinne'l-kibre en tesfehe'l-hakka ve tubğida'l-halka.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Bu ikinci hadîs-i şerîfte, Peygamber Efendimiz Allahu Teâlâ hazretlerinin cemâl sâhibi olduğunu beyan buyuruyor:
İnna'llâhe teâlâ. "Hiç şüphe yok ki, muhakkak ki Allahu Teâlâ hazretleri..." Cemîlün. "Güzeldir, cemâl sahibidir..."
Hem de sonsuz güzelliklerin sahibidir...
Yuhibbü'l-cemâl. "Güzelliği de sever."
Allahu Teâlâ hazretleri her şeyin güzel olmasını, güzel olanını, güzel yapılanını sever.
O halde biz de nasıl olmalıyız?
Güzelliği işleyen, güzelliği edinen, güzelliğe sahip olan, güzelliği yapan, güzel davranan müslümanlar olmalıyız. Her işimizde güzellik olmalı. İşimizin evsâfının başında ihlâslı olmak, samimi olmak varsa bir vasfı, sıfatı da işimizin güzel olması, güzel yapılması... Sözümüzün güzel olması, amelimizin güzel olması, düşüncemizin güzel olması, huyumuzun güzel olması, çehremizin mütebbessim olması, güzel olması, giyimimizin kuşamımızın, her şeyimizin güzel olması... Çünkü Allah güzelliği sever.
Ve yuhibbu. "Ve yine Allahu Teâlâ hazretleri sever ki..." İzâ en'ame alâ abdihî ni'meten. "Kuluna bir nimet ikram ettiği zaman..." En yerâ eserehâ aleyhi. "Bu nimetinin o kulu üzerinde tezâhür etmesini sever."
Tesirinin, izinin, emâresinin, belirtisinin kulu üzerinde görünmesini sever. Zenginlik vermişse kulda zenginlik olduğunun görülmesini sever.
Ve yubğidü'l-bü'se ve't-tebâüse. "Fakirliğini arz etmeyi, fakir değilken pejmürde, fakir görünüşlü olmayı sevmez."
Demek ki hey'et, görünüm itibariyle derli toplu olmayı sever. Çünkü güzeldir, güzelliği seviyor ve verdiği nimetlerin de tezâhür etmesini, kulları üzerinde görülmesini istiyor.
"Kulum, ben sana şu nimetleri vermiştim, niye görülmüyor ortada? Ortalıkta niye görülmüyor, niye saklıyorsun, niye gizliyorsun? Niye o nimetlere sahip olduğun halde sanki o nimetler yokmuş gibi, mahrummuşsun gibi halka öyle görünüyorsun?" diye, onu sevmez, ona buğz eder.
Nimetinin eseri kulun üzerinde görülmeli.
Demek ki güzel giyinmek, güzel hey'etle, güzel bir görünümle gezinmek, görünümünü düzeltmeye çalışmak; sakalını taramak, saçını taramak, elbisesini düzgün giymek; çamursuz, temiz olması, görünümün hoş olması vesaire... Bunların hepsini Allah sever, güzelliği sever. Öyle pejmürde görünüşlülüğü, fakirmiş gibi, hiçbir şeyi yokmuş gibi perişan görüntülü olmayı sevmez. "Ya sen böyle değilsin ki, nedir bu perişan görünüş?" diye sevmez.
Bunlar, yani giydiğinin güzel olması kibir değildir.
Velâkinne'l-kibre. "Velâkin asıl kibir..."
Nedir?
En tesfehe'l-hakka. "Hakkı bilmezlikten, anlamazlıktan gelmektir; hakkı idrak etmez görünmektir, hakkı teslim etmemektir..."
Kibirli adam; söylüyorsun söylüyorsun, bir türlü hakikati kabul etmiyor, diretiyor, burnu havada... İşte o kibirdir.
Başka?
Ve tübğida'l-halka. "Halka da kızmaktır."
Halkı beğenmiyor, sevmiyor, kızıyor, tepeden bakıyor. Hak söz de söylendiği zaman anlamıyor, bir türlü kabul etmiyor. Cahillikten geliyor, bilmezlikten geliyor, aldırmıyor. İşte kibir budur.
Bu hadîs-i şerîfin Allahu âlem sebeb-i vürûdu, yani Efendimiz'in mübarek fem-i saâdetinden sâdır olmasının, vârid olmasının, söylenmesinin sebebi:
Bir keresinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
"Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete girmeyecek."
Allah kibirliyi, mütekebbiri, büyükleneni, ululananı, koca burunlu olanı sevmiyor.
"Zerre kadar böyle bir şey varsa o cennete girmeyecek!" buyurunca sahâbe-i kirâm çok telaşlandılar. Bir zât-ı muhterem, rıdvânullâhi aleyhim ecmaîn, Peygamber Efendimiz'e sormuş:
"Yâ Resûlallah! İnsan olarak, beşer olarak temiz giyinmeyi, güzel giyinmeyi, güzel şeyler yemeyi seviyoruz; bu da kibir midir?"
Öyleyse giyinmeyecekler, perişan gezecekler. Telaşından;
"Bu da kibir midir?" diye sordu.
O zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz böyle buyurdu:
"Hayır! Allah güzeldir, güzelliği sever. Temiz giyinin, o kibir değildir."
Allah bir nimet verdiyse size, zenginlik verdiyse, varlık verdiyse; tabii o varlığınız giyiminizden, kuşamınızdan, davranışınızdan belli olacak. Size verilen varlıkları belli etmeyecek, tebdîl-i kıyafet gibi perişan kılıklı olmayacaksınız. Bu kibir değildir. Fakirmiş gibi görünmeyi Allah sevmez. Taklit etmeyi veyahut kendi zenginliğini, varlığını saklamayı sevmez.
"Asıl kibir, hakkı kabul etmemektir."
Hak söyleniyor söyleniyor, kabul etmiyor; kibir budur.
"Bir de halka kızmaktır, sevmemektir, buğz etmektir, tepeden bakmaktır." buyuruyor.
Tabii bu hadîs-i şerîften alacağımız çok dersler var. Hak söz söylendiği zaman, kimden söylenirse söylensin hakkı kabul edeceğiz.
"Düşman..."
Düşman söyledi ama doğruyu söyledi. "Tamam, sen haklısın!" diyeceğiz. Böyle yaparsak düşmanlıklar bile erir. "Bu adam insaflı bir kimse" derler, "güzel huylu" derler, "Bak, hak söylenince kabul ediyor." derler. İnsanın düşmanı bile sevmeye başlar.
Hakkı kabul edeceğiz, bir.
Bir de halka kızmayacağız, halkı hoş göreceğiz, tepeden bakmayacağız. Fakirse Allah zenginlik vermemiş. Çirkinse Allah güzel yaratmamış. Hepsi Cenâb-ı Hakk'ın vergisi. Sana vermiş, ona vermemiş. Sen şükret de ona kızma. Sen zenginsin, sen güzelsin diye zengin olmayana, senin gibi alımlı endamlı olmayana kızma. Yani garibanları hor görme, onlara tepeden bakma.
Bu durumda olacağız, mütevâzı olacağız. Hepsini verenin Allah olduğunu bileceğiz. İsterse alabileceğini de bileceğiz. Çünkü bakarsın, arslan gibiyken felç olur, eli ayağı tutmaz olabilir. Güzelken bir hastalık gelir, yüzü gözü gider.
Ne derler?
"Bir konağa, zenginliğe güvenme; bir kıvılcım zenginliği giderir. Güzelliğinle mağrur olma; bir sivilce güzelliği giderir." derler.
Bir sivilce çıkar, bir çıban olur, bir yara olur; herkes iğrenir, insanın yanından kaçar.
Hepsinin Allah'tan geldiğini bilip şükredeceğiz. Bir de birisini senden aşağı durumda olduğunu görünce;
"Yâ Rabbi! Bu kuluna böyle durumlar nasip olmuş, elhamdülillah bende ne nimetler var. Sana hamdolsun, çok şükür yâ Rabbi!" diyeceğiz.
Hasta, sakat veya kötü görünüşlü bir kimse gördüğümüz zaman da diyeceğiz ki;
el-Hamdü lillâhi'llezî âfâni mimme'btelâke bihî.
"Seni mübtelâ ettiği şu kötü duruma beni düşürmeyen Allah'a hamd ü senâ olsun!" diyeceğiz.
Kendi üzerimizdeki nimetleri anlayıp, düşünüp, idrak edip hamd ü senâ edeceğiz.
Ondan sonra da hepimizde bir güzellik duygusu olacak. Her konuda her işimizi güzel yapmaya gayret edeceğiz çünkü;
İnna'llâhe teâlâ cemîlün yuhibbü'l-cemâl. "Allah güzeldir, güzelliği sever."
Bu çok güzel bir şey... Her şeyimiz güzel olunca Allah'ın sevgisini de kazanacağız.
Onun için, güzelliğimize dikkat edelim. Sözümüzün güzel olmasına, huyumuzun güzel olmasına, dindarlığımızın güzel olmasına, imanımızın güzel olmasına, ihlâsımızın güzel olmasına, ibadetlerimizin güzel olmasına; elbisemizin temiz güzel olmasına, saçımızın sakalımızın güzel olmasına, dişimizin fırçalanmış, misvaklanmış, güzel olmasına, tırnaklarımızın kesilmiş, güzel olmasına; güzelliği sağlayacak her şeye dikkat edeceğiz.
İnsan kulübede oturabilir. Ama eline bir teneke ucuz kireç alır, sulandırır, bir fırçayla duvarlara sürer; kulübe pırıl pırıl bembeyaz olur veya renk katar, renkli olur; şirin olur, tatlı olur. Toprak ama tatlı olur. Ahşap ama güzel olur, bir güzel boya vurursanız... Evin önünü toprak bile olsa silip süpürürseniz güzel olur. Çimenlendirirseniz daha güzel olur. Çiçeklendirirseniz daha güzel olur. Çiçeklerin güzellerini, kokulularını koyarsanız daha güzel olur. Daha güzeli var, güzelin güzeli var...
En güzeli yapmaya çalışmalı. Her şeyinde güzellik görülmeli. Mü'minin her şeyi güzel olmalı. Mü'min, güzelliğin timsâli olmalı.
Hepimizi Cenâb-ı Hak en güzel huylara sahip eylesin. Sevdiği kul eylesin. Cennetiyle cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin...
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh aziz ve sevgili dinleyiciler.
18.12.1994 -
Tasavvuf Erbabı İnsanlar,
18.12.1994 -
Nefs Terbiyesi, Allahı
