12.09.1997 - Dininizin Haysiyetini Koruyun, Parayı Hayra Kullanın, Hayrı Bizzat Yapın

12.09.1997 - Dininizin Haysiyetini Koruyun, Parayı Hayra Kullanın, Hayrı Bizzat Yapın
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allah cümlenizden razı olsun. Ömrünüz muradınızca, Allah'ın rızasına uygun geçsin. Allahu Teâlâ hazretleri rızasını, sevgisini kazanıp huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varmanızı nasip eylesin.
Hâkim'in Müstedrek'inde rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Meni'stetâa minküm en yübkıye dînehû ve ırdahû bi-mâlihî fe'l-yef'al. "Sizden her kim ki malıyla dinini ve namusunu ibkâ etmek, korumak imkânına sahipse bunu yapsın!"
Bunu biraz açıklayayım:
Meni'stetâa minküm. "Sizden her kimin gücü yeterse..." diyor.
Neye?
En yübkıye dînehû. "Dinini devam ettirmeye, dindarlığını sürdürmeye, dinini korumaya." Ve ırdahû. "Ve şerefini, namusunu, haysiyetini korumaya, devam ettirmeye, bayrağı yere indirtmemeye kimin gücü yeterse..."
Ne ile?
Bi-mâlihî. "Para vererek, masraf yaparak, mal harcayarak bunu yapmaya gücü yeterse." Fe'l-yef'al. "Yapsın!"
"Kesenin ağzını açsın, paraları saçsın, harcasın, âhiretini kazansın, dinini kurtarsın; ırzını, namusunu korusun, kurtarsın!"
Türkçe'de ırz deyince sadece bir çeşit suç akla geliyor, ırza geçmek gibi. Fakat ırz, Arapça'da "namus" demektir.
Mesela bir kimseye hakaret etsen, onun haysiyetine dokunacak bir şey yapsan, o da bir çeşit ırza tecavüz oluyor. Bizde anlaşıldığı mânasından daha değişik bir mâna.
Bir insanın haysiyeti var, şerefi var, kıymeti var. Kişisel hakları ve hürriyetleri var. Toplum içinde itibarı var Birisi buna sözle de sataşsa veyahut fiilen de yakalasa, bunu yok etmeye kalksa; ırzına, şerefine, haysiyetine, malına, mülküne şöhretine, şanına leke sürmeye kalksa; tabii bu fena! Bunun yapılmaması için insanın çalışması lazım.
Bir de dinini korumak için mesela insan oruç tutuyor, namaz kılıyor, dindarlığını devam ettiriyor. Zalim, zorba birileri gelmiş, namazını niyazını engelleyecek, orucunu, ibadetini, haccını engelleyecek; İslâm'ı yaşamasını, öğrenmesini, öğretmesini engelleyecek; zikrini, sevaplı çalışmaları yapmasını engelleyecek... Bunun izale edilmesi lazım! Bu bir engeldir.
Bu engelin izale edilmesi için ne gerekiyor?
Çalışma gerekiyor.
Çalışma neye dayanıyor?
Paraya dayanıyor. Bütün hizmetlerin, bütün çalışmaların bir mâlî yönü vardır. İnsan bir evde oturuyor, mâlî yönü nedir?
Kirası. O evde oturabilmek için kirasını verecek, vergilerini verecek. Elektrikten istifade ediyor, sayacın yazdığı parayı ödeyecek. Sudan istifade ediyor, belediyeye su parasını verecek.
O halde insanın da dinini korumak için haysiyetini, namusunu, şerefini, izzetini, itibarını, alın açıklığını korumak için para vermek gerekiyorsa verilecek.
Basit basit misallerle anlatmaya çalışayım: O devirde bazı mütecâviz şairler olurdu. Hiciv yazar, kötüleyici şiir yazar. İnsanların zaten dedikoduya kulak verme tarafı vardır. O şiirleri okur, ezberler, kulaktan kulağa yayılırdı.
"Al şu parayı, kes sesini, sus!" veyahut "Öyle yazma böyle yaz!" denilebilirdi.
Şimdi ben bu yabancı ülkelerin çalışma tarzlarını okuyorum. Bir ülkede bir şey yaptırmak istedikleri zaman, o ülkenin yazarlarına, itibarlı insanlarına kesenin ağzını açıyorlar, paralarını veriyorlar. Ondan sonra istediklerini yaptırıyorlar. Bu, harp etmekten kolay oluyor.
Harp etse, bir attığı bombanın şu kadar milyar değeri var. Bir uçak düşse şu kadar. Bir asker ölse, -tabi artık bir insanın canının parası ölçülemez, ne kadar büyük zarar- öyle yapmıyor, rüşvet vererek, el altından para göndererek, destek yaparak kendi işini götürüyor. Beşinci kol faaliyetlerini, o milleti içeriden yıkmak veya gelişmesini engellemek için parayla, pulla bir şeyler yapıyor.
Düşmanlar İslâm'ın gelişmesini engellemek için, müslümanın huzurunu rahatını bozmak için paralar harcıyorlarsa ki bunlar belgelerle belirlenmiştir, kitaplarda yazılmıştır. Gazeteler bu belgeleri bazen neşrediyorlar, bazen de yayınevleri mühim kitaplar neşrediyorlar. Oralardan herkes okuyor, herkesin bildiği bir şey.
Onlar İslâm aleyhine bu kadar paralar harcıyorlarsa müslümanlar ne güne duruyor?
Onlar da mallarıyla, keseleriyle, paralarıyla, imkânlarıyla İslâm'ı korumaya çalışacaklar.
Bu; ya o şirrete, "Al şu parayı, sus!" demek şeklinde olur, ya da karşılık verecek müesseseleri tesis etmekle olur, yayın yapmakla olur. Radyo yayını, televizyon yayını, gazete yayını, dergi yayını, okul faaliyetleri, eğitim çalışmaları, konferanslar, çeşit çeşit çalışmalar.
Bunlar ne ile oluyor?
Masrafla oluyor. Her işin mâlî tarafı oluyor.
Onun için İslâmî hizmetlerin mâlî yönlerini herkes düşünmeli, kesesinin ağzını açmalı; kendi namusunu, haysiyetin, dinini korumalı, çiğnetmemeli. Bu iş parasız olmaz.
Peygamber Efendimiz'in zamanında da Ebûbekr-i Sıddîk gibi, Osman-ı Zinnûreyn gibi, Sa'd b. Ebî Vakkas gibi nice nice sahabenin rıdvanulâhi aleyhim ecmaîn, Allah şefaatlerine erdirsin, nice nice mallarını, paralarını Resûlulah'ın gösterdiği istikamette nasıl harcadıkların biliyoruz. Esirlerin nasıl kölelikten kurtarıldığını, hürriyetlerine kavuşturulduğunu, İslâm ordularının nasıl teçhiz edildiğini, müslümanların açlıktan, yoksulluktan nasıl kurtarılmaya çalışıldığını tarih kitaplarında ibretle okuyoruz, aziz ve sevgili kardeşlerim!
"Sizden biriniz dinini korumak, kurtarmak, geliştirmek için; haysiyetini, namusunu, hürriyetlerini korumak, kurtarmak için, eğer malıyla bir çalışma yapma imkânına, iktidarına sahipse, malı mülkü, parası pulu varsa, bunu yapsın!" dediğine göre Peygamber Efendimiz, bileceğiz ki İslâmî çalışmaların bir bölümü de maddîdir.
Herkes maddî yönden de İslâm'a katkıda bulunmaya çalışacak, parasını hak yola harcayacak, İslâmî hizmetleri yapacak.
Veyahut büyük hayırlarsa, bazı kimseler iki üç kişi bir araya gelip yapsınlar.
İslâm'ı korusunlar, imanı öğretecek çalışmalar yapsınlar, sevapları kazansınlar. Resûlullah Efendimiz'in tavsiyesini tutmuş olsunlar, rızasına vasıl olsunlar. Peygamber Efendimiz'in hoşnutluğunu kazansınlar, âhirette komşusu olsunlar.
Kısaca söylemek gerekirse mâlî hayırları yapacaksınız demek istiyorum.
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Allahu Teâlâ hazretleri hepimizin hayatını olumlu ve verimli bir tarzda geçirmeyi hepimize nasip etsin. Hepimizin malımızla, canımızla, dilimizle, gönlümüzle, elimizle her çeşit imkân ve müktesebatımızla İslâm'a güzel hizmetler yapmamızı Allah nasip eylesin.
Böylece ne olacak?
Arkada bıraktığımız eserlerle, biz vefat ettikten sonra da sevap kazanmaya devam edeceğiz. Bir insanın arkada bıraktığı hayrâtı hasenâtı onun ikinci ömrüdür, vefattan sonraki ömrüdür. Kişi ölür, eseri kaldıkça, durdukça sevabı ona gelir. İnsan bir ağaç dikse bile, ağacının altında birisi otursa bile, üstüne bir kuş konsa bile, meyvesini gagalasa bile, odununu birisi alıp evinde, ocakta yaksa, ısınsa bile, o ağacı dikene onun sevabı gelir. Vefat etmiş olsa bile defterine sevaplar yazılır, sevabı artar. Âhirette yüzü güler.
Allah hepimizi hayırların kaynakları eylesin, şerlerden uzak eylesin. Islah-ı nefs edip kâmil müslüman olup İslâm'a güzel hizmetler yapmayı nasip eylesin.
Tabi vaatler çok büyük; ümitsizliğe düşmeyin aziz ve sevgili kardeşlerim.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş:
"İslâm; okyanusları geçecek, her tarafa yayılacak, herkes İslâm'ın güzelliğini anlayacak ve cihana bir zaman İslâm hâkim olacak!"
Allah bize o hususta yardımcı olmak şerefini bahşeylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
19.07.1996 -
Çocuğa Sevgi ile
