12.11.1993 - Cuma Günü Camiye Erken Gitmenin Dereceleri, Cuma Günü Salavat-ı Şerife Getirmek

12.11.1993 - Cuma Günü Camiye Erken Gitmenin Dereceleri, Cuma Günü Salavat-ı Şerife Getirmek
Bismillahirrahmanirrahim
Bize bahşettiği sonsuz nimetlerinden dolayı Allah'a hamd ü senâlar olsun.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi bu güzel dinden, bu nurlu yoldan, bu imandan ayırmasın. Huzuruna mü'min olarak, mü'min-i kâmiller olarak, salih kullar olarak, tam müslümanlar olarak varmamızı nasip eylesin.
Salât ve selâm önderimiz ve rehberimiz, O'nun bize gönderdiği, âlemlere rahmet olan peygamberi Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem üzerine olsun.
Hadîs-i şerîflerde sıralama yapılmış: Melekler cuma günü caminin kapısında, ellerinde defterlerle gelenleri beklerler. İlk gelenlere, Cuma namazının kılınmasından çok önceden camiye gelenlere, sanki bir deve kurban etmiş gibi sevap verileceğini Peygamber Efendimiz bildiriyor.
Deve yedi kurban yerine geçer. Eğer Kurban bayramında kendisine kurban kesmek gerekli, vacip olmuş olan yedi tane insan, tek bir deve alsalar, niyetleri aynı olmak üzere o deveyi kurban etseler, yedi kurban kesmek sevabını almış olurlar. İşte cuma günü de erken giden kimse böylece yedi kurban kesmiş gibi, bir deve kurban etmiş gibi sevap alır.
"Daha sonra gelen, bir koç kurban etmiş gibi sevap alır. Daha sonra gelen bir tavuk kesmiş de bunu fakirlere dağıtmış gibi sevap alır. Daha sonra gelen fakirlere bir yumurta sadaka vermiş gibi sevap alır." diyor Peygamber Efendimiz, sonra da buyuruyor ki hadîs-i şerîfin son cümlesinde;
Fe-izâ harece'l-imâmü hadarati'l-melâiketü yestemi'ûne'z-zikre. "Artık imam minbere çıktığı, hutbe okumaya başlayacağı zaman, melekler o zaman defteri kapatırlar ve o hatibi dinlemek üzere vaziyetlerini değiştirirler."
Demek ki hatip hutbeye çıktıktan sonra artık sevabı kalmıyor. Sahabeden birisi Peygamber Efendimiz'e sormuş:
"Yâ Resûlallah! O zaman, hatip minbere çıktıktan sonra camiye gelen bir kimse, Cuma namazının sevabını hiç almamış mı oluyor?"
"Hayır! Cuma namazını kılmış oluyor ama faziletini kaçırmış oluyor."
Daha önceden gelseydi büyük sevaplar alacaktı. Sevabı kaçırmış oluyor. Görüyoruz ki burada da müslümanın cuma gününde camiye erken gitmesi lazım.
Erken camiye gidildiği zaman ne olabilir?
Eğer bir vaiz dinimizi anlatan bir güzel konuşma yapıyorsa o dinlenir. Eğer vaizden önce gidilmişse Kur'ân-ı Kerîm okunur. Cuma günü geçmişlerimizin ruhları için Yâsîn-i şerîf okuruz. Kehf sûresini okumak on günlük günahın affına sebep olur. Kehf sûresini okuruz, tesbih çekeriz ya da salât ü selâm getiririz.
Salât ü selâm getiririz deyince, bu noktada, hususta da size bir açıklama yapmak istiyorum; Cuma günü salât ü selâm getirmeyi, Peygamber Efendimiz bizlere kendisi tavsiye buyuruyor:
"Cuma gecesi nurlu bir gecedir. Cuma günü nurlu bir gündür. Bu gecede ve bu gündüzde bana salât ü selâmı çok getirin!" diye tavsiye buyuruyor.
Onun için, cuma gününün özelliklerinden birisi de müslümanın Peygamber Efendimiz'e salât ü selâmı çok getirmesidir. Size de tavsiye ediyorum: Fırsatı değerlendirin, cuma gününde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e salât ü selâmı çok söyleyin! Sair günlerde de söylemeniz sevaptır ama cuma gününde özellikle büyük sevabı vardır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bunu tavsiye etmiş.
"Peki ben Peygamber Efendimiz'e: es-Salâtü ve's-selâmü aleyke yâ Resûlallâh dediğim zaman, yahut da Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed dediğim zaman ya da bir başka salât ü selâm ile salavat getirdiğim zaman ne olur?"
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
"Melekler tarafından bana sizin selâm ettiğiniz, salât ü selâm ettiğiniz bildirilir, tebliğ olunur."
Sahabeden birisi sormuş:
"Yâ Resûlallâh! Hayattayken sana bildirileceğini anlıyorum. Sen vefat ettikten sonra, kabrinde toprak olduktan sonra da mı bildirilir." deyince Peygamber Efendimiz o şahsa buyurmuş ki:
"Allahu Teâlâ hazretleri yeryüzüne peygamberlerin vücutlarını toprak etmeyi haram kıldı."
Bir peygamberin mübarek vücudu toprak olmaz, öyle kalır aynen. Bunu bazen sizler de veya içinizdeki büyükler de anlatmışlardır, görmüşsünüzdür, duymuşsunuzdur. Evliyâullahın kabirleri herhangi bir vesileyle açılmışsa görülüyor ki aynen vefat ettiği gibi, bozulmadan duruyor. Evliyânın en büyüğü olan peygamberler de kabirlerinde öylece dururlar.
Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mânevî bir hayat ile berhayattır, hayattadır. Onun için salât ü selâm getirilince, o da salât ü selâmı alıyor. Kendisine salavat getirene, o tebliğ edilen salât ü selâmın karşılığını veriyor.
Burada bir hatıramı size anlatmadan geçemeyeceğim. Çünkü beni çok duygulandırıyor bu hatıra. Gerçek bir olay. Sizi de sanıyorum memnun edecek, duyduğunuz zaman siz de duygulanacaksınız. Bana Almanya'da çalışan bir işçi kardeşim anlatmıştı, kendisinin başından geçen bir olayı, salât ü selâm ile ilgili bir olayı: Bu işçi kardeşimiz Almanya'da bir fabrikada çalışıyor ve çok çalışkan bir kimse. Mesleğinde ilerlemiş, fabrikanın müdürü kendisini seviyor. Para da kazanmış. Para kazanınca bu işçi kardeşimiz, "Benim hacca gitmem lazım!" diye düşünüyor. Hac zamanını tespit ediyor. "Yazın şu aylarda hacca gideceğim!" diye patronu olan Hans'a çıkıyor, diyor ki:
"Ben şu aylarda, bir ay izin almak istiyorum!"
Gideceğim!
"Olmaz!" diyor Hans. "O günlerde çok sıkışık durumdayız. Fabrikamızda mutlaka senin bulunman lazım. Sen de çok önemli bir elemansın. Sana o aylarda müsaade edemem, başka zaman müsaade edeyim, kışın git."
Diyor ki:
"Hayır, Kışın gidemem izne, bu ayda gitmek zorundayım."
"O zaman, sana müsaade etmem!" diyor.
"Müsaade etmezsen, ayrılıp gitmek zorundayım."
"Ayrılırsan işinden olursun, tazminatından olursun, mahrum kalırsın."
"Mahrum kalsam da gitmek zorundayım."
"Peki, bu kadar ısrar etmenin sebebi ne?" diyor.
Söylemek istemiyor. Karşısındaki Hans Alman olduğu, gayrimüslim olduğu için söylemek istemiyor bu arkadaşım, kardeşim. Fakat ötekisi ısrar edince diyor ki:
"Benim dînî görevim var, ben müslümanım. Müslüman olduğum için bu aylarda -belli bir zamandadır hac- hacca gitmem lazım! Onun için izin almak zorundayım."
"Olur. Madem öyle, o halde dînî bir görev olduğundan sana izin vereyim. Artık fabrikanın işlerini de ayarlarız, başka birisini çalıştırırız. Sen git!" diyor.
Bizim işçi kardeşimiz hazırlıkları yapmış kendisinin bana anlattığına göre. Ve vedalaşmak üzere müdürü Hans'ın yanına, patronun yanına girmiş, demiş ki:
"Ben o söylediğim seyahate çıkıyorum, Allah'a ısmarladık!"
"Peki, güle güle. Muhammed'e benden selam söyle!"demiş Hans, Alman. Bizim kardeşimiz Mekke'ye, Medine'ye gidecek. Mekke'de haccını yapacak, Medine-i Münevvere'de de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i ziyaret edecek. "Muhammed'e selam söyle!" deyince afallamış.
Haccı yapmış. Medine-i Münevvere'ye geldiği zaman, Efendimiz'in Türbe-i Saadeti'ni ziyaret ederken, hatırına gelmiş patronu ve selamı. Gözü kapalı, Peygamber Efendimiz'in türbesinin parmaklıkları karşısında hürmetkâr bir şekilde dururken, içinden demiş ki:
"Yâ Resûlallah! Ben Almanya'dan gelirken müdürüm Hans selam söyledi. Gayrimüslimdir ama selam bir emanettir, bu emaneti tebliğ etmem lazım diye düşünüyorum. Bilmiyorum hata mı ediyorum, edebe aykırı mı doğru mu yanlış mı? Yâ Resûlallah Hans'ın sana selamı var!" diyor.
Ziyaretini tamamlıyor, sonra Türkiye'ye geliyor. Türkiye'ye geldiği zaman, daha Almanya'ya gitmeden, -memleketine uğrayacak, akrabasını görecek, ondan sonra Almanya'ya gidecek- Almanya'dan bir telefon geliyor, "Hans müslüman oldu!" diyorlar.
Bu beni çok duygulandırdı, onu da duygulandırmış. Anlatırken o da duygulu olarak anlatmıştı. Ben düşünüyorum, Hans niçin o anda müslüman oldu? Kendi kendime şöyle karar veriyorum ki: Peygamber Efendimiz'e salât ü selâm gönderdiği için Peygamber Efendimiz de mânevî bakımdan onun selamını aldığından, "Sana da selam olsun" diye Hans'a selam edildiğinden Peygamber Efendimiz tarafından, o da selamete eriyor, İslâm'a giriyor, böylece ebedî saadetin yolu kendisine açılmış oluyor.
O bakımdan cuma günü hakkında söylenecek o kadar güzel müjdeler, o kadar güzel sözler var ki… Ama hepsini birden söylemek de mümkün değil.
Kısaca, cuma günü bir bayram günüdür. Kadın dinleyicilerim, erkek dinleyicilerim hepsi cuma gününün önemini hiç unutmasınlar. Cuma gününün feyzinden, bereketinden istifade etsinler. Cuma gününün gündüzünü ve gecesini, perşembe akşamından cuma gününe kadarki geceyi, güzel geçirmeye dikkat etsinler. Kur'ân-ı Kerîm okusunlar, zikirle, salât ü selâmla meşgul olsunlar. Geçmişlerinin ruhlarına Yâsînler okusunlar, Fâtihalar göndersinler.
Erkekler mutlaka en güzel şekilde hazırlanarak, müslümanların çok önemli bir ibadeti olan Cuma namazına gitsinler. Hatta erken gitsinler büyük sevap kazanmak için ve pürdikkat, bütün konsantrasyonlarıyla hatibin sözlerini iyice dinlesinler ve onlardan istifade etsinler.
Cuma namazı bittikten sonra da yeryüzüne dağılıp yine Allah'ı düşünerek, Allah'ı zikrederek hayırlı faaliyetlerine devam edebilirler.
Allah'ın mü'min, sevgili kullarına, iyi ve salih kullarına bahşettiği, vaat ettiği nimetlere, ikramlara, sevaplara hepinizin nâil olmasını dilerim. Dünya ve âhiretiniz mâmur olsun. Allahu Teâlâ hazretleri sizleri iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâh.
19.08.1994 -
Peygamber Efendimiz (SAS)
19.07.1996 -
İslamın Özgürlük Anlayışı
