19.08.1994 - Peygamber Efendimiz (SAS)

19.08.1994 - Peygamber Efendimiz (SAS)
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakatüh!
Allah nice mübarek günlere cümlenizi sevdiğiniz çevrenizle beraber, sıhhatle, afiyetle eriştirsin.
Kur'ân-ı Kerîm'de Peygamber sallallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'le ilgili bir âyet-i kerîme var.
Onun üzerinde briaz konuşmak istiyorum. Kuvvetli rivayete göre Peygamber sallallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in doğumu 12 Rebiulevvel idi. Enteresan, hikmetli bir tevafuktur ki Peygamber sallallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in âhirete irtihali, vefatı da Rebiulevvel ayının 12'sinde olmuştur.
Rivayetlere göre Cebrail aleyhisselam, Azrail aleyhisselam'la beraber Peygamber Efendimiz sallallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gelmiş. Azrail aleyhisselam demiş ki:
"Yâ Resûlullah! Allahu Teâlâ hazretleri, seni muhtar eyledi, serbest eyledi. Nasıl istersen öyle olsun. Ben emredersen vazifemi yaparım; istersen yapmam. " tarzında söyleyince Peygamber sallallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Cebrail aleyhisselam'a nazar eylemiş. O da;
"Yâ Resûlullah! Mele-i âlâda senin teşrifini bekliyorlar." deyince;
"Yâ Azrail! Emrolunduğun vazifeyi yap!" buyurmuş diye rivayet ediliyor.
Bizim için hüzünlü bir şey.
Hz. Fâtımatü'z-Zehrâ validemiz; mübarek babası Peygamber Efendimiz'in başucunda rahatsızlığı dolayısıyla beklerken;
Arapça, Vâ ebedâhü. "Yazık babacığıma, ne hal bu, senin başına gelen hastalık babacığım?!" diye vefatına sebep olan rahatsızlığının o hüzünlü tablosu içinde, "yazık babacığıma" deyince; Peygamber sallallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz demiş ki;
"Yâ Fatıma! Üzülme, babana bugünden sonra üzüntü yok."
Elbette Allahu Teâlâ hazretlerinin en sevgili kulu. Makâm-ı Mahmûd'un sahibi, havz-ı kevserin sahibi, âlemlere rahmet, habibullah olan Peygamber sallallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Allahu Teâlâ hazretlerinin davetiyle âhirete irtihal edince artık orada meşakkat kalır mı?
Meşakkat, üzüntü, dâr-ı dünyada, bu hayatımız içinde imtihan olarak geliyor. Peygamber sallallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz İslâm için nice sıkıntılar çekmiş.
Hadîs-i şerîfte de bunu bildiriyor:
Eşeddü'l-belâyâ ale'l-enbiyâ.
"Meşakkatli, sıkıntılı dertlerin, imtihanların, üzüntülerin en şiddetlileri önce peygamberlere gelir, mânevî makamı en yüksek olan şahıslara gelir, sonra evliyâullaha, derece üzere salih kullara, iyi kullara gelir. Onun için Müslümanın, başına gelen sıkıntıların nereden geldiğini bilmesi lazım. Hepsi Allahu Teâlâ hazretlerinin kaza ve kaderinin eseridir. Müslüman meşakkate de sabredecek ve ecir alacak. Dâr-ı dünyânın, hayatın çeşitli cilveleri karşısında metanetini bozmayacak. Burada sıkıntı var. Burası hüzünle neşenin karışık olduğu bir dünya. Hayatı bir başka hayat. Ama âhirette hüzün, üzüntü yok.
Lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn diye Kur'ân-ı Kerîm'de müjdeleniyor. "Onlar hiç korkuya kapılmayacaklar, korkuya düşmeyecekler. Onlar için bir korku bahis konusu değil. Mahzun da olmayacaklar."
Ehl-i cennet için, Allah'ın sevgili kulları için buyuruyor. Elbette Peygamber sallallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Fâtımatü'z-Zehrâ validemize sözü doğrudur. "Bundan sonra senin babana bir acı, bir üzüntü yok sevgili kızım." dediği doğrudur. Âhirete irtihal edince artık dünyanın meşakkatleri bitmiş oluyor.
Onun için mü'min-i kâmillere, işin perde arkasındaki hikmetleri gören kâmil insanlara göre ölüm nedir?
Ölüm meşakkatli hayatın sona ermesi; dostu dosta kavuşma vesilesidir. O bakımdan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri şeb-i arûs demiş. Vefat edeceği günü şiirlerinde, sözlerinde önceden böyle bir isimle anıyor. Şeb-i arûs, gerdek gecesi, düğün gecesi, bayram gecesi, mânasına geliyor.
Niçin bayram?
Çünkü dost dosta kavuşuyor. Kul özlediği n'ola kim görsem cemâlin dediği Mevlâsı'na kavuşuyor.
Elbette bu çok tatlı bir olay. Ölüm bunu sağladığı için o da tatlı. Onun için bizim büyüklerimiz kabre bir gül bahçesine girercesine girmişler. Bu memleketi, bu diyarları bizlere de böyle zihniyette olan şehitliğe can atan mübarek insanlar; cihat ederek kazandıkları bu diyarları bizlere emanet bırakmışlar.
12 Rebiülevvel, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in, aynı zamanda vefat günüdür. Vefatı bizler için bir hüzün… Resûlullah vefat etti diye. Yakınları için hayatında da büyük bir darbe, tasavvur edemeyecekleri kadar muazzam bir üzüntü kaynağı oldu. Bu konudaki âyet-i kerîmede Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'inde buyuruyor ki:
Ve mâ Muhammedün illâ Resûl. Kad halet min kablihi'r-rusul. Efe in mâte ev kutile'n-galebtüm alâ a'kâbiküm ve men yenkalib alâ akıbeyhi feme'y-yedurallâhe şey'en ve se-yeczillâhu'ş-şâkirîn."
Sadakallahü'l-azîm.
Ne demek?
Ve mâ Muhammedün illâ Resûl.
"Muhammed ancak bir elçidir, başka bir şey değil."
Kuldur; melek değildir, ölümsüz değildir. Daha önceki Peygamberler de gelmiş, vazife görmüşler, göçüp gitmişlerdir, âhirete irtihal eylemişlerdir. O da öyle bir elçidir. Kendisinden önce nice peygamberler geçtiği gibi o da vazifesini tamamlayınca âhirete göçecek. Bu tabii bir şey.
Nitekim hayatının sonlarına doğru inen bir âyet-i kerîmede Allahu Teâlâ hazretleri buyurmuş ki;
el-Yevme ekmeltü leküm dîneküm. Ve etmemtü aleyküm ni'metî ve radîtü lekümü'l-İslâme dînâ.
Ne kadar önemli bir âyet-i kerîme.
el-Yevme. "İşte bugün." Ekmeltü leküm dîneküm. "Dininizi size bugün ikmal eyledim, tamamladım; eksiği, kusuru, anlatılmamış bir tarafı kalmadı." Etmemtü aleyküm ni'metî. "Böylece size nimetimi tamamlamış, kemale erdirmiş oldum."
Artık hakkı batılı seçecek elinizde imkân var. Kur'an indi, İslâm anlatıldı. Hak ve batıl ayrıldı, mâlum oldu; Allah'ın nimeti kullarına tamam oldu, ikaz nimeti hidayet vesilesi olan işaretler hepsi gelmiş oldu.
Ve radıytü lekümü'l-İslâme dînâ. "Ve sizler için İslâm dinini din olarak kabul ediyorum. Başka din kabul etmiyorum. Ancak İslâm'a razı olabilirim. Müslüman olarak gelirseniz ne mutlu. Ama müslüman olmazsanız o başka inançları başka yolları kabul etmem." diye bildirdi.
Demek ki Peygamber sallallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz peygamberlik vazifesini yapmış oldu, tamamlamış oldu. Herkes bu âyet-i kerîmede sevindiler. Nimet adı geçiyor. Dinin tamamlandığı ifade ediliyor. Bugün din tamamlandı, Allah'ın nimeti tamam oldu. "Oh! En büyük nimete sahip olduk." diye herkes sevinirken Ebu Bekr-i Sıddîk Efendimiz kenarda mahzun, boynunu büktü, üzüldü, ağladı.
Dediler ki;
"Neden üzülüyorsun?"
Dedi ki;
"Peygamber Efendimiz'in vazifesi neydi? Dini tamamlamak, dini tebliğ etmek. İşte din tamamlandığına göre o zaman görevlinin görevi sona erdirilmiş oluyor, verilen görev tamamlanmış, vazife yapılmış oluyor. Onun arkası nedir? Görevlinin gitmesi, görevinin bitmesi dolayısıyla ayrılmasıdır." diye hüznünü ifade etmişti.
O seziş, Ebu Bekr-i Sıddîk Efendimiz'in imanî sezişi, derin düşüncesi, tefekkürünün bir nişânesi olmuş oluyor. Vazife tamam olduğu için Peygamber sallallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz âhirete göçtü ama;
E fe immâte ev kutile'n-kalebtüm alâ a'kâbiküm diye bu soru tarzına belagatta istifhâm-ı istinkârî derler. Allahu Teâlâ hazretleri "Hiç böyle şey olur mu? Olmaz" manasına soruyor.
E fe immâte. O Peygamber-i Zişân ölünce ev kutile veyahut şehit edilse.
Düşmanlar ordu topluyorlar; Medîne-i Münevvere'ye geliyorlar, muhasaralar oluyor, çeşitli çarpışmalar oluyor.
E fe immâte ev kutile. "Kendi eceliyle vefat ettiği zaman veyahut bir savaşta şehit edildiği zaman" Ev kutile'n-kalebtüm alâ a'kâbiküm. "Ey müslümanlar topuğunuzun üzerinde şöyle 180 derece ters dönüp de gerisin geriye mi gideceksiniz, imanı mı bırakacaksınız? İmanı, İslâm'ı bırakıp da küfre tekrar geri mi döneceksiniz? Tekrar müşrik mi olacaksınız? Allah'ın varlığını, birliğini anlamışken lâ ilahe illallah bayrağı açılmışken Arabistan semalarında tekrar şirke mi düşeceksiniz? Olur mu böyle şey? Olmaz böyle şey." mânasına soru soruyor.
Bu soruyu biz de kendimize çok sormalıyız sevgili dinleyicilerim, sevgili Akra dinleyicileri.
Peygamber-i Zîşânımız şu anda mele-i âlâdadır, cennet-i alâdadır, safâdadır. Ne güzel hallerdedir. Allahu Teâlâ hazretlerinin ihsanına, ikramına mazhar olmuş durumdadır.
Onu seven biz mü'min kullar olarak, onun ümmeti olarak bizim durumumuz nedir? Bizim İslâm'la olan ilişkimizin seviyesi, vasfı nedir?
Bu soruyu işte kendimize sormalıyız.
Âhirette Allah'ın huzuruna sevdiği, razı olduğu bir kul olarak çıkmayı, kadınlar, erkekler, gençler, yaşlılar, çocuklar [olarak] hepimize Allah nasip eylesin. Tevfîkini refîk eylesin.
Cennetiyle cemâliyle cümlenizi, cümlemizi müşerref eylesin. Şen ve esen kalın, Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun sevgili Akra dinleyicilerim.
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakatüh!
19.08.1994 -
Peygamber Efendimizin Vefatı,
12.11.1993 -
Cuma Günü Camiye
