12.11.1993 - Cuma Günü Gusül Almak, Erken Gitmek ve Hutbeyi Dinlemek

12.11.1993 - Cuma Günü Gusül Almak, Erken Gitmek ve Hutbeyi Dinlemek
Bismillahirrahmanirrahim
Bize bahşettiği sonsuz nimetlerinden dolayı Allah'a hamd ü senâlar olsun.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi bu güzel dinden, bu nurlu yoldan, bu imandan ayırmasın. Huzuruna mü'min olarak, mü'min-i kâmiller olarak, salih kullar olarak, tam müslümanlar olarak varmamızı nasip eylesin.
Salât ve selâm önderimiz ve rehberimiz, O'nun bize gönderdiği, âlemlere rahmet olan peygamberi Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem üzerine olsun.
Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri buyuruyor ki; türbesini bildiğimiz ziyaret ettiğimiz, sevdiğimiz büyüğümüz.
Kâle semi'tü resûlallâhi sallallahu aleyhi ve sellemyekûl: Men'iğteseleyevme'l-cumu'ati ve messemintîbin in kâneindehû ve lebiseminahsenisiyâbihîsümme harece hattâyusalliyekânekeffâretenlimâbeynehâ ve beyne'l-cumu'ati'l-uhrâ.
Mânası şu: "Kim cuma günü yıkanırsa."
Demek ki müslümanlar cuma günü camide dînî bir toplantı yapacakları için Peygamber Efendimiz o müslümanın tepeden tırnağa güzelce yıkanmasını tavsiye buyuruyor. İğtisâl; yukarıdan aşağıya, bir iğne ucu kadar su değmemiş kısım kalmadan güzelce yıkanmak. Türkçe'de buna gusül abdesti almak diyoruz.
"Kim cuma günü gusül abdesti alırsa, hamamda yukarıdan aşağıya tertemiz yıkanırsa."
Kiri, teri, pis kokusu kalmayacak, maddeten pırıl pırıl olacak. Mânevî bakımdan da ruhu temizlenecek. Bir ibadet yapmış olduğu için rûhî bakımdan da pırıl pırıl, tertemiz, nurlu bir kimse olacak.
Ve messemin tîbin in kâne indehû. "Eğer evinde varsa bir de güzel koku sürmek."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bu dünya eşyası içinde sevdiğini bildirdiği şeylerden birisi de güzel kokuydu. Peygamber Efendimiz çok güzel kokular sürerek gezerdi ve gezdiği sokaklarda kokusu kalırdı. Uzaktan, Efendimiz'in oradan geçtiği, geldiği kokusundan anlaşılırdı.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kendisi kokuyu sevdiği gibi, bize de çeşitli vesilelerle o güzel kokuları sürmemizi tavsiye eylemiştir. Cuma gününe giderken de müslümanlar güzel kokuları sürünecekler. Eğer evlerinde güzel koku varsa üzerlerine sürecekler. Hem tertemiz olacaklar hem de başka insanları da mest eden, hoşuna giden güzel kokuları sürmüş olacaklar. Bu da İslâm'ın temizlikle beraber estetiğe, güzelliğe, başkalarını hoşnut ve memnun edecek olan işlere ne kadar değer verdiğini bir bakıma gösteriyor.
Ve lebiseminahsenisiyâbihî. "Cuma gününe giderken en güzel elbisesini de giyecek müslüman."
Çünkü cuma bayram günüdür. Nasıl Ramazan, Kurban bayramında terziye yeni elbise yaptırıyorsak, çarşıdan yeni elbiseler alıyorsak, en güzel tarzda giyiniyorsak cuma günü de öyle giyineceğiz. Demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tavsiye ediyor; cuma günü yıkanacağız, en güzel kokuları süreceğiz, en güzel elbiselerimizi giyeceğiz, tertemiz, camiye gideceğiz. Bizim yanımızda oturan bir kimse memnun olacak. Bizden çirkin koku çıkmıyor, giyimimiz tertemiz, üzerimizde güzel kokular var, saçlarımız tertemiz, tırnaklarımız kesilmiş, her bakımdan güzel bir durum üzereyiz. Kendimiz için rûhî bakımdan bir rahatlık ve çevremizdeki insanlar için de bu güzel durum memnuniyet verici bir hâl.
Sümme harece hattâyusalliye. "Sonra evinden çıkar, namazını kılarsa." diyor Peygamber Efendimiz.
Güzel kokuları süründü, yıkanmış olarak tertemiz giyindi, sonra camiye giderse.
Başka hadîs-i şerîflerden biliyoruz, camiye yaya gitmeyi tavsiye etmiş Peygamber Efendimiz. Uzaktan bineğe, deveye, ata binmesi ve camiye öyle gelmesi mümkün olan kimseye dahi mümkünse yürümesini tavsiye etmiş. Bunun bir sebebi vardır. Çünkü cumaya giden bir erkeğin attığı her adımın kendisine faydası vardır. Her adımda günahı bağışlanır, sevabı artar, derecesi yükselir. Her attığı adımdan dolayı bir sevap kazanır. Onun için yürüyerek gitmesi efdal. Fakat bugün özel şartlar özel hareket etmeye müsaade eder. İnsan yapabilirse yürüyerek, ağır ağır, dualar ederek, zikir yaparak camiye gitmeli. Ama bu imkânı yoksa bir taksi çevirip, o taksiyle de hızlı bir şekilde gitmek istediği camiye gidebilir.
Kâne keffâreten limâ beynehâ ve beyne'l-cumu'ati'l-uhrâ. "Böyle güzel bir hazırlıkla, bir ibadet şuur ve duygusuyla, tatlı hisler içinde, derûnî hazlar içinde bir müslüman Cuma namazına giderse; bu, öteki cuma ile aradaki günahlarının affolunmasına; istemeyerek, hata ederek veya kendisini tutamayarak yaptığı kusurların, dînî bakımdan günah dediğimiz hataların affına sebep oluyor."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize müjdelemiştir: "Bir namaz, günde kıldığımız beş vakit namaz, bir önceki namaz ile aradaki hataların, günahların silinmesine, bağışlanmasına sebeptir. Cuma namazları, bir önceki cuma ile aradaki hataların, günahların Allah tarafından affedilmesine, bağışlanmasına sebeptir. Ramazan, bir önceki Ramazan'la arada yapılmış olan hataların, günahların affedilmesine sebeptir. Hac ve umre de bir önceki hac ve umre ile arada yapılan hataların, günahların affına sebeptir."
Demek ki ibadetler bizi hatalardan, günahlardan temizliyor. Bizi Allah'ın sevdiği bir kul hâline getiriyor. Üzerimizde birikmiş olan kusurların silinerek mânevî lekelerin temizlenmesine sebep oluyor.
Onun için erkek ise ve sorumluluk yaşına gelmişse, dînî vazifeleri yapması kendisine bir mükellefiyet olmuş, büluğa ermiş, âkil ve bâliğ bir müslüman olmuş ise seve seve bu çok kıymetli ibadeti yapmaya gidecek.
Cumada, Cuma namazının kılınmasından önce, yarım saat 45 dakika kadar devam eden bir hutbe var. Din görevlisi, minber dediğimiz yere çıkıyor. Bütün camide toplanmış olan o muazzam kalabalığa bir konuşma îrâd ediyor. Herkesin bunu dinlemesi gerekiyor. Her cuma günü bir konferans demektir bu modern anlayışla. Her cuma günü bir konferans dinleyerek dininin inceliklerini veyahut o anda, o günde, o ayda, o bölgede, o şehirde, o mahallede oradaki müslümanların, cemaatin yapması gereken görevleri hatırlatan, onlara yön veren, onların dînî hayatlarını tanzim eden bir konuşma, konferans dinliyor. Düşünün böyle bir sosyal düzen, sosyal bir tedbir, eğitim çalışması, insanların, toplumun nasıl intizama girmesine sebep olur.
Hutbe okumak için minbere çıkmış olan din görevlisinin, hatibin, konuşmasını müslümanların büyük bir dikkatle dinlemesi tavsiye edilmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadîs-i şerîfinde diyor ki;
"Müslüman Cuma namazına camiye gidecek ama lağv ile meşgul olmayacak."
Lağv etmeyecek. Lağv etmek demek, lüzumsuz, faydasız bir şeylerle meşgul olmak demektir.
Eskiden camilerde halı yoktu. Mesela, Efendimiz'in Cuma namazını emrettiği zamanda belki caminin zemini, oturulan yer kumluktu veya küçük taşlar vardı. Bu taşları eliyle sürtmek, bunlarla meşgul olmak, ileriye geriye itmek veya dizine, eline yapışmıştır, onları silkelemek, onlarla meşgul olmak dahi lağv etmektir. Buna benzer hareketlerin örneği olsun diye Peygamber Efendimiz bildiriyor. Böyle bir hareket dahi olursa cumanın sevabı kaçacak.
Peygamber Efendimiz bizden ne istiyor?
Cuma namazına gitmemizi istiyor. En güzel şekilde giyinerek, kokular sürünerek, temizlenerek gitmemizi ve pürdikkat cuma hutbesini okuyan din görevlisinin sözlerini dinlememizi istiyor. Elimizi toprağa, çakıllara bile sürtmemizi istemiyor. Başka bir şeyle uğraşmamızı istemiyor.
Hatta yanımızdaki birisi, birisiyle konuşsa da biz, "Konuşmayın, susun! Bakın işte cuma hutbesi okunuyor, konuşmak günahtır!" desek, biz bile yine bu lağv denilen işi yapmış oluyoruz, sevap kaçmış oluyor. Demek ki kimse kimse ile meşgul olmayacak, başka bir iş yapmayacak, konsantre olarak pürdikkat konuşmacıyı dinleyecek. Düşünün böyle bir disiplin içinde din görevlisi Allah'ın emirlerini, Peygamber Efendimiz'in tavsiyelerini cemaate anlatıyor. Cemaat de çıt çıkartmadan dinliyor.
Bu anlatım bana bir sahneyi hatırlattı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemEfendimiz'in zamanını hatırlattı. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz konuştuğu zaman, sahâbe-i kirâm rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn… Peygamber Efendimiz'in Asr-ı Saadetinde müslüman olmuş, onu tanımış, onun çevresinde olan, etrafındaki Müslümanlara sahabi diyoruz.
Sahâbe-i kirâm Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i nasıl dinlermiş?
Tasvir, anlatım, tarif şöyle:
"Sanki başlarının üzerine ürkek bir kuş konmuş" gibi. Sanki kıpırdandıkları zaman bu kuş ürküp kaçacakmış gibi. Bu kuş kaçmasın diye, hiç kıpırdamadan, nefesini bile dikkatle alıp vererek Peygamber Efendimiz'i öyle dinlerlerdi.
Anlıyorum, bir sahabi, Peygamber Efendimiz'in ashabından bir mübarek kişi, Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini bize naklediyor. Başka bir kimse de bir başka hadîs-i şerîf naklediyor. Daha başka bir kimse de... Bakıyoruz, kelimeleri dahi aynı. Rivayetler sapasağlam, birbirleriyle uygun, tetabuk ediyor. Birbirlerinden farkı olmuyor.
Neden?
Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz konuşurken tane tane konuşurdu. Ağzından sözler inci gibi dökülürdü, bütün sözleri anlaşılırdı. Peygamber Efendimiz son derece fesahatli konuşurdu. Fesahatli, doğru ve güzel konuşurdu. Telaffuzu da çok güzeldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Arab'ın efsahı idi, en fesahatli konuşan, en güzel, en beliğ konuşan kişisiydi. Sözleri anlaşılırdı. Üstelik Peygamber Efendimiz sözlerinin hatırda kalması için bazen, eğer önemli ise üç defa aynı sözü tekrar ederdi. Böylece dinleyen kimse de başının üstünde sanki bir kuş konmuş, "Aman ürkmesin, kaçmasın!" diye, hiç kıpırdamadan durup dinliyor gibi, konsantre olmuş bir şekilde dinlerdi. Bunun için bakıyoruz sahâbe-i kirâm Peygamber Efendimiz'in birçok hadîs-i şerîfini kelimesi kelimesine, -bizim tabirlerimizle- noktasıyla, virgülüyle bize nakletmiş.
Neden?
Konsantre olarak dinlediği için.
İşte aynı konsantrasyonu, bütün dikkatini toplayarak dinlemeyi Peygamber Efendimiz bu cuma günü hutbesini dinlemede de bize tavsiye ediyor. Günümüzdeki Cuma namazlarında şöyle göz ucuyla, yine konsantrasyonumuzu bozmadan etrafa bakacak olursanız, bazı üzücü veya komik durumlarla da karşılaşabiliyorsunuz. Cuma namazında hatip minberdeyken, hutbe okurken dinleyen şahıs uyuyor. Hatta horladığı için uyansın diye yanındaki dirseğiyle onu dürtmek zorunda kalıyor.
Bu nedendir?
Peygamber Efendimiz bunu da bildiriyor:
"Cuma hutbesi esnasında uyumak şeytandandır."
Demek ki kişi uyumamaya da dikkat edecek. Eğer çok rahat oturmaktan dolayı kendisine bir rehavet geliyorsa, o halde daha dikkatli bir şekilde otursun. Diz çökerek, çok rahat olmayan bir şekilde otursun. Ama kendisine uyku gelmesin ve bu sevabı kaçırmasın. Çünkü lağvettiği, boş bir şeyle meşgul olduğu zaman, cumanın sevabını da kaçırmış oluyor.
Allah'ın mü'min, sevgili kullarına, iyi ve salih kullarına bahşettiği, vaat ettiği nimetlere, ikramlara, sevaplara hepinizin nâil olmasını dilerim. Dünya ve ahretiniz mâmur olsun. Allahu Teâlâ hazretleri sizleri iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.
Es-Selâmualeyküm ve rahmetullâh.
19.09.1997 -
Allaha İman En
19.08.1994 -
Peygamber Efendimizin Vefatı,
